Istanbul Bilgi University

Istanbul Bilgi University Library Open Access
Not a member yet
    9301 research outputs found

    Özel dosya: eleştirel hayvan çalışmaları

    No full text
    [N/A

    Evaluation of food safety awareness in individuals diagnosis with cancer

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Ana Bilim DalıBu araştırma ile kanser tanılı bireylerin gıda güvenliği bilincinin gıda güvenliğine yönelik bilgi, tutum ve uygulamaları ele alınarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Sağlık Bakanlığı-Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Radyasyon Onkolojisi polikliniklerinde takipli kanser tanısı almış ortalama yaşı 58±13,8 yıl olan 200 gönüllünün katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 138 kadın (%69), 62 erkek (%31) katılım sağlamıştır. Katılımcılara uygulanan anket formunda katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin yanı sıra gıda güvenliği kavramını duyma ve hakkında bilgi edinme durumu, maddi durumun beslenme tercihlerini etkileme durumu, yemek hazırlamaya dahil olma durumları ve dışarıda yemek yeme sıklıkları, gıda güvenliği bilgisi, gıda güvenliğine dair tutumları ve uygulamalarını değerlendirmeye yönelik sorular bulunmaktadır. Analizler MedCalc® Statistical Software version 22.009 Programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmada katılımcıların %74'ünün daha önce gıda güvenliğine dair bilgi edinmediği saptanmıştır. Katılımcıların gıda güvenliği uygulamaları ile gıda güvenliği bilgisi arasında orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmuştur (p<0,005). Çapraz bulaşma (p<0,05), sıcaklık kontrolü (p<0,05), gıda güvenliği uygulamaları (p<0,005) ve gıda güvenliği bilgi (p<0,05) skorları cinsiyete göre istatistiksel anlamlı farklılık göstermiştir. Çalışma sonuçları kanser tanılı bireylerin gıda güvenliği uygulamalarına yönelik daha ileri ve detaylı araştırmaların yapılması gerektiğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Anket, Gıda Güvenliği, Gıda Güvenliği Bilgisi, Kanser, Onkoloji HastalarıThis research aims to evaluate the food safety awareness of individuals diagnosed with cancer by considering their knowledge, attitudes and practices towards food safety. The study involved 200 volunteers, with an average age of 58±13.8, who had been diagnosed with cancer and were receiving care at the Medical Oncology and Radiation Oncology outpatient clinics at the Ministry of Health-Marmara University Pendik Training and Research Hospital. Of the participants, 138 were women (69%), and 62 were men (31%). The questionnaire form applied to the participants included questions aimed at assessing the participants' socio-demographic characteristics, as well as their knowledge of the concept of food safety and their knowledge about it, the extent to which financial circumstances affect nutritional preferences, their involvement in meal preparation and frequency of eating out, food safety knowledge, and their attitudes and practices regarding food safety. Data analysis was performed using the MedCalc® Statistical Software version 22.009 Program. The study revealed that 74% of the participants had not received prior education on food safety. A moderate and statistically significant correlation was found between participants' food safety practices and food safety knowledge (p<0.005). Cross-contamination (p<0.05), temperature control (p<0.05), food safety practices (p<0.005) and food safety knowledge (p<0.05) scores showed statistically significant differences according to gender. The study results emphasize the need for further and more detailed research on the food safety practices of individuals diagnosed with cancer. Keywords: Questionnaire, Food Safety, Food Safety Knowledge, Cancer, Oncology Patient

    Psikoterapide mizah kullanımına dair danışanların tutum ve beklentileri

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Psikoloji Ana Bilim Dalı, Klinik Psikoloji Bilim DalıKomik, eğlendirici hareketler veya ifadeler, güldüren nesneler yani bir kişinin keyif almasına katkıda bulunan her şey mizah olarak tanımlanabilir. Bireyler, sosyal gruplar içinde mizahi olma konusunda güçlü bir istek duyarlar. Mizah sıklıkla kişilerarası iletişimde, sosyal hayatımızda karşımıza çıkar. Buna paralel olarak danışanlar da psikoterapi çalışmalarında mizahı kullanabilirler. Psikanalitik literatürde mizah, çeşitli çatışma ve zorluklar sırasında, psikoterapiste karşı düşmanca ve cinsel duygular bastırıldığı zamanlarda bir savunma mekanizması olarak kullanıldığı düşünülür. Bu teorilerin gerçeklik payı olsa da güncel literatür mizahın danışan ve psikoterapist arasında oluşturulan ilişkisel çerçevede farklı anlamlar kazanabileceği vurgular. Mevcut literatür ışığında ilerleyen bu çalışmanın amacı bireylerin psikoterapistlerinden mizah konusundaki beklenti ve tutumlarını incelemek ve Mentalizasyon düzeyleri ile semptom düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Danışmanlıkta Mizah Beklentileri, psikoterapistlerin mizah Kullanımına ilişkin tutumlar, Mentalizasyon Ölçeği (MentS) ve Semptom Değerlendirme ölçeği (SA – 45) belirtilen kavramları ölçmek için bu araştırmada kullanılan araçlardır. Araştırma analizleri, çevrimiçi anketi dolduran 415 katılımcı ile tamamlanmıştır. Sonuçlar, yüksek Mentalizasyon puanlarının yüksek mizah beklentileri ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Mizah beklentileri ve tutumları farklı bağlamlarda değişiklik göstermektedir ve bu değişiklikler Mentalizasyon ve semptom seviyelerinden azadedir. Bu bulgular, mevcut psikodinamik literatür ile ilişkilendirilerek tartışılmıştır. Makale çalışmanın klinik sonuçları, sınırlılıklar ve gelecek araştırmalar için önerilerle tartışmayı sonlandırmaktadır.Humor can be defined as funny or entertaining actions or expressions, anything that contributes to a person's enjoyment, or an object that induces laughter. The use of humor frequently appears in interpersonal communication. Individuals also have a strong desire to be humorous in social groups. Clients can also utilize humor in psychotherapy sessions. According to psychoanalytic literature, humor is utilized mainly as a defense mechanism during various conflicts and challenges or when hostile or sexual feelings towards a psychotherapist are being repressed. While these theories hold some truth, contemporary literature emphasizes that humor can take on additional meanings within the relational framework created between client and psychotherapist, humor can take on additional meanings. In light of the current literature, the purpose of this study is to examine individuals' expectations and attitudes toward humor from psychotherapists and to explore the relationship between their levels of mentalization and symptom level. Expectations about Humor in Counseling, Attitudes about Humor usage by Psychotherapists, Mentalization Scale (MentS), and Symptom Assessment (SA-45) were used to measure formerly mentioned constructs. Analyses of the study were completed with 415 participants who filled out the online survey. Results indicated that higher mentalization scores are associated with higher humor expectations. Humor expectations and attitudes change according to the context and regardless of mentalization and symptom levels. These findings are discussed in relation to existing psychodynamic literature. The paper concludes with a discussion of the clinical implications and limitations of the study, as well as suggestions for future research

    Posthuman İlkeleri ile Mimarlığı Yeniden Tanımlamak: Sibernetik ile XR Teknolojilerinin Entegrasyonu

    No full text
    The integration of cybernetic principles into architectural discourse has led to a profound transformation in the conceptualization of architectural entities. Cybernetics redefines architecture as a dynamic and responsive entity, capable of communication, interaction, and adaptation. This paradigm shift is exemplified by the Fun Palace project, which envisioned architecture as a living organism dynamically responding to its environment. Marcos Novak's concept of liquid architecture further elucidates this transformative paradigm, emphasizing architecture's fluid adaptability in digital realms. Realizing these transformative qualities requires architecture's integration into digital space. Extended Reality (XR) technologies serve as a conduit for this integration, enabling architects to transcend traditional limitations and reshape spatial environments. Through a rigorous inquiry into the convergence of cybernetic principles and XR technologies, this research redefines architecture in the digital age. Two workshops serve as case studies, demonstrating the transformative potential of this symbiotic relationship. In conclusion, this research sheds light on the symbiotic relationship between cybernetic principles, XR technologies, and architectural design, offering insights into transformative possibilities. By redefining architecture in the digital age, this study paves the way for a new era of architectural innovation, where creativity transcends boundaries, and the built environment becomes a dynamic expression of human imagination.Sibernetiğin mekan üretim pratiklerine entegrasyonu, mimarlığın kavramsallaştırılmasında derin bir dönüşüme yol açmıştır. Sibernetik, mimariyi iletişim kurabilen ve adaptasyon becerisi yüksek, dinamik ve etkileşimli bir yapı olarak yeniden tanımlamamızı sağlar. Bu paradigma değişimi, mekanı çevreye dinamik olarak tepki veren canlı bir organizma olarak ele alan Fun Palace projesi ile görünür hale gelir . Marcos Novak'ın akışkan mimari kavramı, mimarinin dijital alanlardaki akışkan uyarlanabilirliğini vurgulayarak bu dönüştürücü paradigmayı güçlendirmektedir. Bu dönüştürücü nitelikleri ortaya koyabilmek, mekanın dijital ortamda varolmasıyla mümkün olabilir. Genişletilmiş Gerçeklik (XR) teknolojileri bu entegrasyon için bir kanal görevi görerek mimarların geleneksel sınırlamaları aşmasına ve mekansal ortamları yeniden şekillendirmesine olanak tanımaktadır. Sibernetik ilkeler ile XR teknolojilerinin yakınsamasına ilişkin olan bu araştırma, dijital çağda mimariyi yeniden tanımlar. İki çalıştay, bu simbiyotik ilişkinin dönüştürücü potansiyelini gösteren örnek olay çalışmaları olarak hizmet ermektedir. Sonuç olarak bu araştırma, sibernetik ilkeler, XR teknolojileri ve mimari tasarım arasındaki simbiyotik ilişkiye ışık tutarak dönüştürücü olasılıklara dair içgörüler sunmaktadır. Bu çalışma, mimariyi dijital çağda yeniden tanımlayarak, yaratıcılığın sınırları aştığı ve yapılı çevrenin insan hayal gücünün dinamik bir ifadesi haline geldiği yeni bir mimarlık tanımı getirmektedir

    The effect of EMDRb flash technique application on traumatic stress, depression, anxiety symptoms in individuals with earthquake experience and the role of emotional processing: A randomized controlled pilot study

    No full text
    Doğal afete maruz kalmak veya tanık olmak, kaygı, depresyon ve stres belirtilerine neden olabilen ve insanı derinden etkileyen bir deneyimdir. Travmatik olayın ardından bir uyum tepkisi olarak başlayan bu stres belirtileri zamanla azalmadığında ciddi ruh sağlığı sorunları haline gelebilmektedir. Bunu önlemek ve daha etkin tedavi yöntemleri geliştirmek afet sahası için önemlidir. EMDR, travma ile ilişkili bozukluklarda belirtileri azaltmada etkililiği kanıtlanmış ve bazı tedavi kılavuzlarına girmiş bir terapidir. EMDR Flash Teknik uygulaması da bazı çalışmalarda travma ve travma ile ilişkili belirtilerin tedavisinde etkin olduğu gözlemlenmiş ancak deprem travması yaşamış kişilerde daha fazla araştırmanın yapılması gereken bir müdahaledir. Çalışmaya depremi deneyimlemiş 18 yaş üstü yetişkin 51 katılımcı alınmıştır. Katılımcılar rastgele iki gruba bölünmüştü. Çalışma grubuna Flash Teknik uygulaması yapılmıştır kontrol grubuna bir müdahale yöntemi uygulanmamıştır. Katılımcılara sosyo-demografik veri formu, Depresyon-Anksiyete-Stres Ölçeği (DASS-21), Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi (PCL-5) ve Duygusal İşlemleme ölçekleri verilmiştir. Değerlendirmeler müdahaleden önce ve müdahaleden 1 hafta sonra alınmıştır. Ardından 1 ay sonrasında izlem değerlendirme ölçümleri alınmıştır. Araştırma verileri Bağımlı T Testi, Mann Withney U ve Korelasyon Analizi kullanılarak incelenmiştir. Analizler sonucuna göre uygulama grubunun depresyon, kaygı ve stres düzeyleri kontrol grubundaki kişilere oranla anlamlı ve yüksek düzeyde bir iyileşme görülmüştür. Çalışma grubundaki kişilerin semptomlarında azalma ya da iyileşme görülürken kontrol grubunda semptomlar ya aynı şekilde seyretmiş ya da daha da yoğunlaşmıştır. İzlem değerlendirme ölçüm analizleri sonucuna göre çalışma grubunda iyileşme devam etmiştir. Ayrıca depresyon, kaygı ve stres ile duygusal işlemleme arasında anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Kişilerin semptomları azaldıkça duygusal işlemleme yeterlilikleri artmaktadır ya da kişinin semptomları arttıkça duygusal işlemlemedeki yeterlilikleri azalmaktadır. Çalışmamız Flash Tekniğin depresyon, kaygı, stres belirtileri ve duygusal işlemleme üzerine etkili olduğunu göstererek bu alandaki çalışmaların üzerine bir tuğla daha oluşturmuştur. Ayrıca çalışmamız sonucu elde ettiğimiz bu veri ile Flash Tekniğin deprem bölgelerinde travmatize olmuş bireylerde kullanılabilecek bir müdahale aracı olduğu ileri sürülebilir. Bu tekniğin etkinliğini inceleyen daha çok sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Deprem, EMDR, Flash Teknik, Travma, Duygusal İşlemlemeExperiencing or witnessing a natural disaster can deeply affect individuals, leading to symptoms of anxiety, depression, and stress. These stress symptoms, which initially begin as an adaptive response to the traumatic event, can become serious mental health issues if they do not diminish over time. Preventing this and developing more effective treatment methods is crucial for disaster response. EMDR is a therapy that has proven effective in reducing symptoms associated with trauma and has been included in some treatment guidelines. The EMDR Flash Technique has also been shown to be effective in treating trauma and trauma-related symptoms in some studies, but more research is needed on its application for earthquake trauma. In this study, 51 participants aged 18 and older who witnessed an earthquake were included. Participants were randomly divided into two groups. The Flash Technique was applied to the study group, while no intervention was applied to the control group. Participants were given socio-demographic data forms, the Depression-Anxiety-Stress Scale (DASS-21), the PTSD Checklist (PCL-5), and Emotional Processing scales. Assessments were taken before the intervention and one week after the intervention. Follow-up assessments were conducted one month later. The research data were analyzed using Dependent T-Test, Mann-Whitney U, and Correlation Analysis. According to the results of the analyses, the levels of depression, anxiety, and stress in the study group showed significant and higher levels of improvement compared to the control group. While there was a decrease or improvement in symptoms in the study group, symptoms in the control group either remained the same or intensified. Follow-up assessment analysis showed continued improvement in the study group. Additionally, a significant relationship was observed between depression, anxiety, stress, and emotional processing. As individuals' symptoms decreased, their emotional processing capabilities increased, or as their symptoms increased, their emotional processing capabilities decreased. Our study demonstrates the effectiveness of the Flash Technique on depression, anxiety, stress symptoms, and emotional processing, adding a new contribution to the field. Moreover, our results suggest that the Flash Technique can be a useful intervention tool for traumatized individuals in earthquake-affected areas. More studies are needed to further investigate the effectiveness of this technique. Keywords: Earthquake, EMDR, Flash Technique, Trauma, Emotional Processin

    Digital monitoring in labour law

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Özel Hukuk Bilim DalıGünümüz işyerlerinin önemli bir parçasına dönüşen bilişim sistemleri ve işverenlerin çeşitli amaçlarla kullandığı dijital izleme uygulamaları kişisel veri işleyen teknolojiler olduğundan işçilerin özel hayatı ve kişisel verileri üzerindeki hakları ile işverenin mülkiyet hakkı, iş sözleşmesinden doğan yönetim ve ekonomik hakları arasında bir çatışma ortaya çıkarmaktadır. İş ilişkisinde kullanılan dijital izleme uygulamalarından olan kamera gözetlemesi, iletişimi izleyen uygulamalar, konum ve hareket izleme sistemleri, giyilebilir teknolojiler ve biyometrik veri esaslı işyeri giriş ve izleme sistemleri işçilerin kişisel verilerini kişisel zamanı da kapsayacak biçimde işlemeye konu etmekte, büyük veri tabanlarında analize ve paylaşmaya olanak tanımaktadır. Hukuk sistemimizde kişiliğin ve kişisel verilerin korunmasına yönelik yasal düzenlemeler gerçekleştirilmesine rağmen kişisel verileri koruma hukukumuzda dijital izleme, otomatik profil oluşturma ve işçi özelinde bir düzenleme yer almamaktadır. Ayrıca kişisel verileri koruma hukukunda veri koruma mekanizmaları olarak görülen aydınlatma yükümlülüğü ve açık rıza beyanı otorite/bağımlılık ilişkisinin bulunduğu iş ilişkisinde işçinin özgür iradesiyle açık rıza beyanında bulunmasının güç olması ve aydınlatma yükümlülüğünün bir formaliteyi tamamlaya dönüşmesi dikkate alınarak işçi verisini işlemeyi sınırlandıran yeni enstrümanlar üzerinde düşünmeyi gerektirmektedir. Tezde işverenin dijital izleme hakkı ve sınırları incelemeye konu edilerek işyerine ilişkin riskleri üzerinde taşıyan işverenin dijital izleme hakkı ile işçinin kişilik hakkı ve özgürlükleriyle ilgili olan özel hayatı ve kişisel verileri üzerindeki haklarının hangi düzeyde adil dengeye kavuşturulabileceği değerlendirildi. İşverenin dijital izleme uygulamalarını kullanmadan önce veri koruma etki değerlendirmesi yapması, profil çıkarmanın istisnalara bağlanarak yasaklanması, verilerin doğrudan işçiden elde edileceği yöntemlerin önceliklendirilmesi ve işçiye bilişim sistemleriyle bağlantıyı kesme hakkı tanınması gibi çözüm önerileri üzerinde duruldu.Information systems, which have become an important part of today's workplaces, and digital monitoring applications used by employers for various purposes, are technologies that process personal data, they create a conflict between employees' rights over their private life and personal data and the employer's property rights, management and economic rights arising from the employment contract. Camera surveillance, applications that monitor communication, location and movement tracking systems, wearable technologies and biometric data-based workplace entry and monitoring systems, which are among the digital monitoring applications used in employment relationships, process employees' personal data, including personal time, and enable analysis and sharing in big databases. Although legal regulations have been made in our legal system for the protection of personality and personal data, our data protection law does not include digital monitoring, automatic profiling and any employee-specific regulations. In addition, the obligation to inform and explicit consent, which are seen as data protection mechanisms in data protection law, require consideration of new instruments that limit the processing of employee data, taking into account the fact that it is difficult for the employee to declare explicit consent with his free will in an employment relationship where there is an authority/dependence relationship and that the obligation to inform turns into a formality. In the thesis, the employer's right to digital monitoring and its limits were examined and it was evaluated to what extent the digital monitoring right of the employer, who carries the risks related to the workplace, and the employee's rights on their private life and personal data, which are related to their personal rights and freedoms, can be balanced fairly. Solution suggestions such as the employer conducting a data protection impact assessment before using digital monitoring applications, prohibiting profiling with exceptions, prioritizing the methods to obtain data directly from the employee, and granting the employee the right to disconnect from information systems were emphasized

    Rekabet Hukuku çerçevesinde açık bankacılık

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, Hukuk Bilim DalıAçık finansın temel ve birincil uygulamalarından biri olan açık bankacılık, veri taşınabilirliği temel ilkesini benimseyerek finans dünyasını yeniden biçimlendirmektedir. Müşteri verisine erişim serbestine dayalı açık bankacılık altyapısı ile birlikte, "uyumluluk" ve "veri taşınabilirliği" kavramları finansal aktörlerin yeni iş modellerinde gözlemlenen temel prensipler haline gelmiştir. Bu dönüşüm, tüketicilere verileri üzerinde kontrol yetkisi vererek ve verilerin üçüncü taraf sağlayıcılara iletimini kolaylaştırarak bankacılık sektöründe rekabet ve inovasyonu teşvik etme vaadini taşımaktadır. Bu bağlamda, bu çalışma çeşitli hukuk sistemleri çerçevesinde rekabet hukuku politikası ile açık bankacılığın kesişimini analiz etmektedir. Karşılaştırmalı bir analiz yoluyla bu tez, açık bankacılık sistemlerinin sektörde karşılaştığı engelleri araştırarak rekabet otoritelerinin açık bankacılığın entegrasyonuna yönelik yaklaşımını, otoritelerin çeşitli kararlarını inceleyerek vurgulamaktadır. Bu kapsamda iş bu tez, açık bankacılığın entegrasyonuna ilişkin olarak rekabetle ilgili sorunların neler olabileceğini inceleyerek açık bankacılık alanında rekabet hukuku politikalarını incelemeyi amaçlamaktadır.Open banking, one of the key and primary applications of open finance, is reshaping the financial landscape by adopting the fundamental principle of data portability. Open banking infrastructure, which is based on open access to customer data, the concepts of "data interoperability" and "data portability" have become the fundamental principles of the novel business models of financial actors. This shift holds the promise of fostering competition and innovation within the banking sector by empowering consumers with control over their data and facilitating its transmission to third-party providers. In this context, this thesis analyses the intersection of competition law policy and open banking across diverse law systems. Through this analysis, this thesis explores the barriers open banking systems face in the sector and highlights the competition authorities' approach to integrating open banking by examining various authorities' decisions. In this context, this thesis aims to explore competition law policy in the realm of open banking by examining what the competition-related issues may be regarding the integration of open banking

    Assessment of injustice regarding juvenile offenders committing the crime of sexual intercourse with non-consenting minors

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Hukuk Ana Bilim Dalı"Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu" 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104. maddesinde düzenlenmiş, kanun metninde failin yaşına ve cinsiyetine ilişkin bir sınırlama getirilmemiş ve tüm dünyada kabul görmüş ''Rıza Yaşı" kavramı hukukumuzda düzenlenmemiştir. Bu hususlar her iki tarafın da çocuk olması halinde rızaya dayalı cinsel ilişkinin suç teşkil etmesine neden olmuştur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre bir çocuğun 16 yaşında evlenmesi mümkün olabilmekte iken Türk Ceza Kanunu çocuklar arasındaki cinsel ilişkiyi yasaklamakta, bu nedenle de hukuk sisteminde yaratılan çelişki hukuka aykırı sonuçlara yol açmaktadır. Çalışmamızda temel olarak m.104 kapsamındaki hukuki sorunlar tespit edilmiş, kanunilik ilkesi de gözetilerek çocuklar arasındaki rızaya dayalı cinsel ilişkinin cezalandırılması nedeniyle ortaya çıkan çelişkilerin giderilebilmesi için çözüm yolları irdelenmiş ve bu suçtan fail olan suça sürüklenen çocuklar bakımından haksızlık yanılgısının değerlendirilmesi hususu incelenmiştir. Çalışmamızın ilk bölümünde, konuya ilişkin kavramlar açıklanmış, rıza yaşına ilişkin kanuni düzenlemeler ile rızanın araştırılmasına dair değerlendirme yöntemleri bazı ülkelerdeki güncel örnekler de ele alınarak incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde, reşit olmayanla cinsel ilişki suçu kapsamında maddi hukuk incelemesi yapılarak bu suç kapsamında yapılan değişiklikler, Anayasa Mahkemesi iptal kararı ve doktrinde yer alan tartışmalara yer verilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise akran çocuklar arasında rızaya dayalı gerçekleşen cinsel ilişkinin cezalandırılması ile failin de çocuk olabileceğinin kabulü kapsamında ortaya çıkan sorunlar incelenmiş ve birtakım çözüm önerileri sunulmuştur.Article 104 of the Turkish Criminal Code No. 5237 regulates the "Offense of Sexual Relationship with a Minor", the text of the law does not limit the age and gender of the perpetrator and the concept of "Age of Consent", which is accepted all over the world, is not regulated in our law. These issues have led to the criminalization of consensual sexual intercourse when both parties are children. According to the Turkish Civil Code No. 4721, it is possible for a child to marry at the age of 16, whereas the Turkish Criminal Code prohibits sexual intercourse between children, thus the contradiction created in the legal system leads to unjust results. In our study, the legal problems within the scope of Article 104 have been highlighted, solution proposals have been examined in order to eliminate the unjust consequences arising from the punishment of consensual sexual intercourse between children. In so doing, while taking into account the principle of legality, and the concept of mistake of unjustness with respect to juvenile offenders who committed this crime has been examined. In the first part of our study, the concepts related to the subject are explained, the legal regulations regarding the age of consent and the evaluation methods for the investigation of consent are examined by taking into consideration the current examples in some countries. In the second part of our study, the amendments made within the scope of this crime, the annulment decision of the Constitutional Court and the discussions in the doctrine are included by examining the material law within the scope of the crime of sexual intercourse with a minor. In the last part of our study, the problems arising within the scope of the criminalization of consensual sexual intercourse between peer children and the acceptance that the perpetrator may also be a child are examined and some solution suggestions are presented

    İnsan yapımı ile yapay zeka yapımı reklamların yaratıcılık, alaka ve farklılık etkilerinin karşılaştırılması

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Pazarlama Ana Bilim DalıHızla ilerleyen teknolojik gelişmelerin yaşandığı bir çağda, yapay zekanın (YZ) iş uygulamalarına entegrasyonu bir lüksten ziyade bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu tez, YZ tarafından oluşturulan reklamların insan yapımı reklamlara kıyasla yaratıcılık, uygunluk ve tüketici davranışları üzerindeki etkilerini incelemektedir. Çalışma, şirketlerin verimliliği artırmak, maliyetleri düşürmek ve ürün kalitesini iyileştirmek için YZ'yi kullanarak yenilik yapmaları ve uyum sağlamaları gerektiğinin altını çizmektedir. Araştırma, YZ ve insan yapımı olmak üzere iki farklı reklamın oluşturulmasını içermektedir. Veriler, 800 katılımcıya dağıtılan ve 253 geçerli yanıt alınan çevrimiçi bir anketle toplanmıştır. Dikkat, ilgi, anlama, işlem derinliği, merak, reklam farklılığı ve reklam uygunluğu gibi değişkenler 5 puanlık Likert ölçeği kullanılarak ölçülmüştür. Bu araştırma, hem akademi hem de endüstri için önemli sonuçlar doğurmaktadır. YZ odaklı reklamcılık bağlamında reklam yaratıcılığı ve tüketici davranışları konusunda teorik ilerlemelere katkıda bulunur. Pratik olarak, şirketlerin yenilikçi YZ araçlarını insan denetimiyle dengeleyerek tüketici beklentilerine uyum sağlamak için reklam stratejilerini iyileştirmeleri konusunda uygulanabilir içgörüler sunar. Çalışma, dinamik pazar ortamında rekabet avantajını korumak için sürekli adaptasyon ve stratejik YZ kullanımının önemini vurgulamaktadır.In an era marked by rapid technological advancement, integrating artificial intelligence (AI) into business practices has become essential. This thesis explores the impact of AI- generated advertisements versus Human-Made advertisements, focusing on aspects such as creativity, relevance, and their effects on consumer behavior. The study highlights the necessity for companies to innovate and adapt by leveraging AI to enhance efficiency, reduce cost, and improve product quality. The research involved creating two distinct advertisements: AI and Human-Made. Data was collected through an online survey distributed to 800 participants, with 253 valid responses. Variables such as attention, interest, comprehension, depth of processing, curiosity, ad divergence, and ad relevance were measured using a 5-point Likert scale. This research has significant implications for both academia and industry. It contributes to theoretical advancements in advertisement creativity and consumer behavior in the context of AI-Driven advertising. Practically, it offers actionable insights for companies to refine their ad strategies, balancing innovative AI tools with human oversight to align with consumer expectations. The study underscores the importance of continuous adaptation and strategic use of AI to maintain a competitive edge in the dynamic market landscape

    Grevlerin dikey ilişkili firmalar üzerindeki etkileri

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Ekonomi Ana Bilim Dalı, Finansal İktisat Bilim DalıBu çalışmada grevlerin, grevden etkilenen firmaların dikey olarak ilişkili tedarikçileri ve müşterileri üzerindeki geniş ekonomik etkileri araştırılmaktadır. Ayrıca, tedarikçiler ve müşteriler arasındaki ürünlerin özgünlüğündeki farklılıklar analiz edilmekte ve özgün ürünler üreten veya satın alan firmaların grevlerden daha olumsuz etkilenip etkilenmediği test edilmektedir. Hoberg, Fresard ve Phillips'in metin tabanlı dikey ilişkili ölçütü kullanılarak etkilenen varlıklar önceki araştırmalardan daha kapsamlı bir şekilde belirlenebilmektedir. Sonuçlar, özgün ürünlerin tedarikçilerinin ve müşterilerinin Ar-Ge harcamalarının ve çalışan sayısının önemli ölçüde olumsuz etkilendiğini göstermektedir. Tedarikçilerin ve müşterilerin varlık getirisi ise herhangi bir testte grevden olumsuz etkilenmemektedir. Kanıtlar, grevlerin paydaşlar ve inovasyon üzerinde önemli bir etkisi olduğu ve odak firmadaki grev sonrasında pazarın değişikliklere uyum sağlayabildiğini ortaya koymaktadır.This study investigates the broader economic impact of strikes on vertically related suppliers and customers of the struck firms. I also analyze the variation in the uniqueness of products among suppliers and customers, and test whether firms that produce or purchase the unique products are more adversely affected by strikes. I can identify the affected entities more comprehensively than the previous research by using Hoberg, Fresard, and Phillips' text-based vertical relatedness measure. My results show that R&D expenditure and the number of employees of customers of unique products are significantly negatively affected. Return on assets of suppliers and customers are not affected by the strike adversely. The evidence suggests that strikes have a significant impact on stakeholders and innovation, and the market can adapt to the changes after the strike in the focal firm

    4,803

    full texts

    9,301

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Istanbul Bilgi University Library Open Access
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇