9301 research outputs found
Sort by
The Analysis of the School Factor in Industrial Design Competitions: 2015-2020 İMMİB* Competition Student Category Winners
Turkish Steel Exporters’ Association (İMMİB) Industrial Design Competition is important both for professionals and students among Turkish designer community for many reasons. In addition to its nationwide recognition, the winners are awarded with many monetary and non-monetary benefits. Particularly the international scholarship for graduate education is a major motivating factor for students for participating to the competition. The main objective of this study is to reveal school related factors that affect İMMİB Industrial Design Competition student category results. For this reason, data on 2015-2020 İMMİB Industrial Design Competition winners have been analysed. The analysis has been carried out by doing document analysis from secondary sources and applying an on-line survey to the winners. A total of 92 prizes have been distributed between 2015-2020 to 84 students. Out of 84 students, 42 participated to the survey and 40 valid responses were obtained. Results reveal that i) the older the department, the higher the frequency of winners coming from that particular university, ii) for students coming from universities adopting the central examination system, the majority of students have relatively high entrance exam scores, iii) the majority of the projects are done during course hours at school, particularly in the case of privately owned universities. This paper discusses the reasons and the outcomes of working competition projects during course hours particularly design studio courses. Ethics and privacy are revealed as potential problem areas as an outcome of carrying out the competition preparation during course hours
Rüya temalarının karanlık üçlü özellikleri ve kişilik organizasyonu ile ilişkisi
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Klinik Psikoloji Ana Bilim DalıRüya gizemli bir olgu olarak hep merak edilmiş ve psikolojinin de araştırdığı ana konulardan biri olarak süregelmiştir. Bünyesinde farklı bakış açıları bulundursa da genel görüş rüyanın bireyin psikolojisine dair bilgi barındırdığıdır. Rüyanın psikolojik ve klinik alandaki önemine dayanarak bu çalışma, rüya temaları, karanlık üçlü karakteristikleri ve kişilik organizasyonu arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Bu değişkenleri ölçmek için, Rüya Temaları Ölçeği, Kısa Karanlık Üçlü Ölçeği ve Kişilik Organizasyonu Envanteri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkileri ölçmek adına çevrimiçi bir anket düzenlenmiştir. 18 ve 67 yaş aralığında (M = 37.62, SD = 13.36) 349 kişinin katılımıyla çalışmanın verisi toplanmıştır. Çalışmanın sonucunda elde edilen bulguların, literatürü ve çalışma hipotezlerini destekler nitelikte olduğu açığa çıkmıştır. Analiz sonuçları, Rüya Temaları Ölçeğinin tüm alt ölçeklerinde anlamlı bir ilişki olduğunu açığa çıkartmıştır. Regresyon analizleri, narsisizm, ilkel savunmalar ve Makyavelizm'i negatif rüya temalarının yordayıcı faktörleri olarak gösterdi. Kimlik difüzyonu, cinsiyet ve ilkel savunmaların kaygı temalarının yordayıcıları olduğu ortaya çıkmıştır. Yaş, kimlik difüzyonu ve cinsiyetin yaşantıların etkisini yordadığı bulunmuştur. Son olarak engellenme temalarını yordayan faktörlerin kimlik difüzyonu ve yaş olduğu görülmektedir. Çalışma analizi sonucunda elde edilen bulgular, rüya olgusuna dair mevcut literatüre dayanarak tartışılmıştır. Mevcut çalışma sonucunda, klinik çıkarımlar ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur.Dream has always been wondered as a mysterious phenomenon and it has continued as one of the main subjects that psychology has also investigated. Although it contains different perspectives, the general view is that the dream contains information about the psychology of the individual. Based on the psychological and clinical importance of dreams, this study aimed to examine the relationship between dream themes, dark triad characteristics, and personality organization. Dream Themes Scale, Dark Triad Scale, and Inventory of Personality Organization were used to measure these variables. An online survey was conducted to measure the relationships between the variables. The data of the study were collected with the participation of 349 people between the ages of 18 and 67 (M = 37.62, SD = 13.36). As a result of the study, it was revealed that the findings obtained support the literature and the present study hypotheses. The analysis results revealed that there was a significant relationship in all subscales of the Dream Themes Scale. Regression analyzes indicated narcissism, primitive defenses, and Machiavellianism as predictive factors of negative dream themes. It has been revealed that identity diffusion, gender, and primitive defenses are predictors of anxiety themes. Age, identity diffusion and gender were found to predict effects of experience. Finally, identity diffusion and age were obtained as predictors of inhibition themes. The findings obtained as a result of the study analysis are discussed based on the existing literature on the dream phenomenon. As a result of the current study, clinical implications and recommendations for future studies are presented
Study of the effect of orthorexia nervosa conditions on quality of life of individuals working in a private hospital in Antalya
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Ana Bilim Dalı, Beslenme ve Diyetetik Bilim DalıAmaç: Sağlıklı beslenme takıntısı olarak bilinen Ortoreksiya Nervoza zamanla katı kurallara dönüşerek kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu araştırmada, özel bir hastanede sağlık çalışanı olan ve olmayan personellerde Ortoreksiya Nervozanın yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Metot: Bu kesitsel tek merkezli analitik araştırma, Aralık 2019-Ocak 2020 tarihleri arasında Özel Antalya Yaşam Hastanesi'nde sağlık çalışanı olan ve olmayan, toplam 352 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara genel bilgiler, ORTO-11 ölçeği ve Yaşam Kalitesi Ölçeği SF-36 bölümlerinden oluşan bir anket uygulanmıştır. ORTO-11 ölçek puanı ? 26 puan olanlar ortorektik olarak değerlendirilerek skorların yaşam kalitesi skorları ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Veri analizleri NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Sağlık çalışanı olan ve olmayan toplam 352 kişi vardır. Araştırmaya katılan bireylerin %68,5'i sağlık çalışanıdır ve yaş ortalaması 32,78±11,14 yıldır(p>0,05). Araştırmaya katılan bireylerin %31,5'i sağlık çalışanı değildir ve yaş ortalaması 31,77±7,25 yıldır (p>0,05). ORTO-11 ölçeği puanları sağlık çalışanı olan ve olmayanlarda sırasıyla ortalama 26,41±5,20 ve 25,67±5,33 olarak bulunmuştur (p>0,05). Yaşam Kalitesi Ölçeği SF-36'ya göre toplam fiziksel sağlık puanları sırasıyla ortalama 72,07±18,30 ve 70,48±18,38 (p>0,05), toplam mental sağlık puanları sırasıyla ortalama 61,44±19,75 ve 63,25±17,51 (p>0,05) bulunmuştur. Kronik hastalık durumuna göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Tüm katılımcılar arasında ortorektik oranı %53.4 (n=188) olarak bulunmuştur. Sağlık çalışanlarının %50,6'sı, sağlık çalışanı olmayanların %59,5'i ortorektik olduğu bulunmuştur (p>0,05). Gruplara göre ORTO-11 ölçeği puanları, toplam fiziksel Sağlık ve toplam mental sağlık puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Ortoreksiya olmayan sağlık çalışanlarının, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği fiziksel fonksiyon alt boyutundan aldıkları puanlar, ortoreksiya olanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p0,05). Ortoreksiya olan, sağlık çalışanı olmayanların SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam fiziksel sağlık ve alt boyutlarından; toplam mental sağlık ve alt boyutlarından aldıkları puanlar istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Sonuç: Ortoreksiya Nervoza'nın yaşam kalitesini bazı yönlerde (fiziksel sağlık ve mental sağlık gibi) etkileyebileceği düşünülmüş olmakla beraber çalışmamızda ORTO-11 ölçeği puanları ve Yaşam Kalitesi Ölçeği SF-36 puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sağlık çalışanı olmanın ON varlığı üzerine etkisi olmadığı saptanmıştır. Konuyla ilgili daha fazla sayıda katılımcıyla geniş kapsamlı çalışmaların yapılması, literatüre yeni bilgiler katabilir. Anahtar Kelimeler: Ortoreksiya Nervoza, Yaşam Kalitesi, Sağlık Çalışanları, Sağlık Çalışanı Olmayanlar, Yeme BozukluğuObjective: Orthorexia Nervosa, which is known as a healthy eating obsession, can turn into strict rules over time and negatively affect a person's quality of life. In this study, it was aimed to examine the effect of Orthorexia Nervosa on the quality of life of healtcare workers and non-healthcare workers in a private hospital. Methods: This cross-sectional single-center analytical study was carried out with a total of 352 people, both healthcare professionals and non-health workers, at Private Antalya Yaşam Hospital between December 2019 and January 2020. A questionnaire consisting of general information, ORTO-11 scale and Quality of Life Scale SF-36 sections was applied to the participants. Those with an ORTO-11 scale score of ?26 were evaluated as orthorexic, and the relationship between the scores and the quality of life scores was evaluated. Data analyzes were analyzed using the NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 statistical program. Results: There are a total of 352 people with and without health workers. 68.5% of the individuals participating in the research are health workers and the mean age is 32.78±11.14 years (p>0.05). 31.5% of the individuals participating in the study were not healthcare professionals and the mean age was 31.77±7.25 years (p>0.05). The mean scores of the ORTO-11 scale were found to be 26.41±5.20 and 25.67±5.33 in healthcare workers and non-healthcare workers, respectively (p>0.05). According to the Quality of Life Scale SF-36, mean total physical Health scores were 72.07±18.30 and 70.48±18.38, respectively, and total mental Health scores were 61.44±19, respectively. 75 and 63.25±17.51 (p>0.05) were found. There was no statistically significant difference between the groups according to the chronic disease status (p>0.05). The orthorexic rate among all participants was 53.4% (n=188). It was found that 50.6% of the health workers and 59.5% of the non-health workers were orthorexic (p>0.05). There was no significant difference between the ORTO-11 scale scores, total physical health and total mental health scores according to the groups (p>0.05). The scores of health workers without orthorexia in the physical function sub-dimension of the SF-36 Quality of Life Scale were found to be statistically significantly higher than those with orthorexia (p0.05). According to the presence of orthorexia, the SF-36 Quality of Life Scale of non-health workers includes total physical health and its sub-dimensions; The scores they got from total mental health and its sub-dimensions did not show a statistically significant difference (p>0.05). Conclusion: Although it was thought that Orthorexia Nervosa might affect the quality of life in some aspects (such as physical health and mental health), no significant relationship was found between the ORTO-11 scale scores and the SF-36 scores of the Quality of Life Scale in our study. It was determined that being a health worker had no effect on the presence of ON. Conducting extensive studies with more participants on the subject may add new information to the literature. Key Words: Orthorexia Nervosa, Quality of Life, Healthcare Professionals, Non- Healthcare Professionals, Eating Disorde
DİJİTAL ÇAĞDA ETİK DEĞERLERE YATKINLIK VE MUTLULUK ARASINDAKİ İLİŞKİNİN KİŞİLİK ÇERÇEVESİNDE İNCELENMESİ: SİVİL HAVACILIK KABİN HİZMETLERİ ÖĞRENCİLERİYLE BİR ARAŞTIRMA
İnsanoğlunun ilk çağlardan beri üzerinde durduğu mutluluk kavramı psikoloji alanındaki gelişmelerle ters orantılı olarak düşen mutluluk oranı ile birlikte daha fazla önem kazanan bir kavram olmuştur. Bilgi, muhakeme ve bilgelik, yaşamda doğru seçimleri yapmak ve mutluluğa ulaşmak için gerekli bileşenlerdir. Mutlu olmak isteyen insanlar ahlaki bir bakış açısıyla hareket etmelidir. Etik, ahlaki bir yaşam sürmeyi sağlayan, genellikle kişinin eylem ve davranışlarına rehberlik eden bir dizi ilke olarak tanımlanmaktadır. Dijital teknolojiler ile daha izole yaşayan ve daha hızlı isteklerine erişebilen insanlar daha bireyselleşerek mutlu olmak için etik değerlerinden vazgeçmeyi bile göze almaya başlamışlardır. Sivil Havacılık Kabin Hizmetleri öğrencileri dijital çağın temsilcileri olarak mezun olduktan sonra yolcu güvenliği ve emniyeti için kabinde görev alacaklardır. Görevlerini standartlara uygun olarak gerçekleştirirken, yolcularla ilişkilerinde etik değerleri ışığında davranarak önce kendileri mutlu olarak yolcuları mutlu etmek için çaba sarf etmelidirler. Bu bağlamda araştırmanın amacı içinde bulunduğumuz dijital çağda Sivil Havacılık Kabin Hizmetleri öğrencilerinin etik değerlere yatkınlık ve mutluluk seviyeleri arasındaki ilişkinin kişilik çerçevesinde incelenmesidir. Araştırma sonucunda etik değerlere yatkınlık ile mutluluk arasındaki ilişkide kişilik özelliklerinin aracılık etkisi olduğu, kişilik özelliklerinin aracılık etkisi ile etik değerlere yatkınlığın mutluluk üzerindeki pozitif yönlü etkisinin anlamlı düzeyde değişim gösterdiği tespit edilmiştir
Iura novit curia in international arbitration
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Hukuk Ana Bilim DalıMilletlerarası ticarette bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak sıklıkla kullanılan tahkim, devlet yargılamasıyla pek çok benzerlik taşımakla birlikte belirli konularda da devlet yargılamasından ayrılmaktadır. Hem Müşterek hukuk sistemlerinden hem de Kıta Avrupası hukuk sistemlerinden katılımcıların yer aldığı milletlerarası tahkimde her iki sistemin unsurlarını da kapsayan karma uygulamalar ortaya çıkmıştır. Özellikle yargılamaya hâkim olan ilkeler bakımından tahkimin durumu sıklıkla tartışılmaktadır. Zira klasik anlamıyla yargılama, mahkemeler tarafından devletin egemenlik yetkisinin bir parçası olarak kullanılmaktadır. Oysa tahkim yargılamasında hakemlere bu yargılama yetkisini bahşeden irade, doğrudan devletin egemenlik yetkisi değil, uyuşmazlığın taraflarının iradesidir. Diğer yandan, taraf iradesi sınırsız değildir ve tahkim nihayetinde özünde bir yargılama faaliyetidir. Bu bağlamda, tahkim yargılamasında hem tarafların iradesine saygı duymak hem de aynı anda tarafların adil bir şekilde yargılanmasına ilişkin temel haklarını korumak gerekmektedir. Tahkim yargılamasında bu bağlamda en çok tartışılan hususlardan biri, hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması anlamına gelen iura novit curia ilkesinin tahkim yargılamasında geçerli olup olmadığıdır. Bu çalışma kapsamında hakemin hukuku kendiliğinden uygulaması ilkesi, hakemin yetkileri kapsamında ve devlet mahkemelerinde hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması ilkesiyle karşılaştırmalı olarak incelenecektir.Arbitration, which is an alternative dispute resolution method being frequently used in international commerce, shares number of similarities to the state court proceedings while also diverting from it in terms of certain aspects. International arbitration with participants from each side of the common law and civil law divide causes hybrid practices containing elements from both legal systems. It is debated whether the procedural principles applicable to the state court proceeding are also applicable to the arbitration, as the court's judiciary activities are based on the state's sovereignty. Although the source giving judicial authority to the arbitrators is the autonomy of the parties to the dispute and not directly the state's sovereignty, the party autonomy is not boundless and the arbitration is still a judicial process in essence. In this respect, arbitration should find a balance in respecting the party autonomy and protecting the parties' right to a fair trial at the same time. Accordingly, one of the most debated issues in arbitration is whether iura novit curia principle meaning the judge's ex officio application of the law can apply to arbitration. This study will examine iura novit curia in arbitration in the scope of the arbitrator's powers and in comparison with the ex officio application of the law by the state courts
ES performansının hisse senedi getirisi üzerinde bir etkisi var mı? Türkiye örneği
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Uluslararası Finans Ana Bilim Dalı, Uluslararası Finans Bilim DalıBu çalışmada şirketlerin sürdürülebilirlik endeks puanı ile hisse senedi getirisi arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Analiz, 2020 yılında Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan elli sekiz şirketin 2016 -2020 yılları verileri kullanılarak yapılmıştır. Veriler Reuters Eikon veri tabanından elde edilmiştir. Ayrıca, bu çalışmada panel veri analiz yöntemi kullanılmıştır. Panel verilerimize uygun regresyon modelini belirlemek için korelasyonlu rastgele etkiler - Hausman testi uygulanmış ve çıktılara göre sabit etkili regresyon modeli veya rastgele etki regresyon modeli kullanılmıştır. Ayrıca bu analizde, bağımlı değişken olarak yıllık hisse senedi getiri değişim yüzdesi kullanılmış, genel ESG puanı ve her bir kategorinin (çevresel, sosyal ve yönetişim) puanları ile diğer finansal göstergeler olan ROE, ROA, P/E ve MCAP verileri bağımsız değişken olarak, EMR ise kontrol değişkeni olarak kullanılmıştır. Bulgular, hisse senedi getirisi ile ESG puanı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki tespit edilemediğini; ancak, ESG skoru ve muhasebeye dayalı performans ölçüm göstergeleri (ROA ve ROE) kullanarak yaptığımız test, ESG puanı ile hisse senedi getirisi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir.In this study, the relationship between companies' sustainability index score and stock return has been analysed. The analysis has been performed for the years of 2016-2020 on the data of the companies that listed in Borsa İstanbul Sustainability Index in 2020 where include fifty-eight companies. The data has been retrieved from Routers Eikon database. Also, in this paper a panel data analysis has been conducted. In order to determine appropriate regression model for our panel data, the Correlated Random Effects -Hausman Test has been applied and according to the outputs fixed effect regression model or random effect regression model is used. Also, in this analysis yearly stock return change percentage has been used as dependent variable, overall ESG score and each pillar's (environmental, social and governance) scores and also other financial indicators which are ROE, ROA, P/E and MCAP data have been used as independent variables and EMR has been used as control variable. The findings indicate that the relationship between stock return and ESG score is statistically insignificant. However, the test that we conducted by using ESG score and accounting base performance measurements indicators (ROA and ROE) show that there is statistically significant correlation between ESG and stock return
Fırat Yaşa (yay. haz.), İmparatorluğun Öteki Yüzleri: Toplumsal Hiyerarşi ve Düzen Karşısında Sıradan Hayatlar
İmparatorluğun Öteki Yüzleri Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan “sıradan insanlar”ın biyografilerine odaklanan tarihsel çalışmalardan oluşan bir derleme kitap. Derlemenin pandeminin en hararetli olduğu Mart 2020’de yayınlanmış olması rastlantısal olsa da, pandemi sayesinde tecrübe ettiğimiz “istisnai normallik” ya da “normalleşmiş istisnailik” durumu kitabın ana ekseniyle örtüşür nitelikte
The offence of attempting to overthrow the Turkish constitutional order (TCC art. 309)
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Hukuk Ana Bilim DalıBirden fazla tanım, başlık ve sıfata sahip olan Anayasayı ihlal suçu, yasa sözünde cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenlerin işlediği suç olarak düzenlenmiştir. Bir teşebbüs suçu olan Anayasayı ihlal suçunun işlendiğinin kabul edilmesi için, kullanılan cebir ve şiddetin elverişli olması gerekecektir. Farklı sonuçlara teşebbüsün öngörüldüğü bu suça ilişkin değerlendirmeler, çoğu zaman suçun unsurlarının dışına çıkarak yorumlanmış, Anayasayı ihlal suçu farklı ideolojilerin birbirlerini bastırma çabalarında öne sürülen bir joker suç olarak Türkiye hafızasında yer edinmiştir. Anayasayı ihlal suçunun ceza hukukunun morfolojisine uygun biçimde, başta özgürlük ve güvenlik hakkı ve lekelenmeme hakkı olmak üzere, insan haklarına ket vurmadan yorumlanması; Anayasal düzen, siyasal iktidar, elverişli hareket, teşebbüs, cebir ve şiddet kavramlarının ideolojik çarptırmalardan arındırılarak ele alınması ve "Anayasal suç" gibi suç hukukunun içini boşaltan kavramların geçerliliğinin sonlandırılması için öğreti ve uygulamadaki çalışmalar sürmektedir. Bu çalışma, devletin güvenliği ile bireyin özgürlüğünü karşı karşıya getirmeyen bir anayasayı ihlal suçu tahayyülünün mümkün olup olmadığını geçmişten günümüze anayasayı ihlal yargılamalarından örneklerle değerlendirmek üzere hazırlanmıştır.A crime that is forced to wear too many hats, crime of attempting to overthrow constitutional orders is regulated as an attempted crime committed by those who uses force and violence in the word of the law; attempt to abolish the order, stipulated by the Constitution of the Republic of Turkey or to replace this order or to prevent the actual implementation. As an attempted crime, actions regarding this crime must be favorable. In a political extent; evaluations regarding this prerequisite and attempting to different outcomes have often been interpreted beyond the elements of the crime. Interpreting this crime in accordance with the morphology of the criminal law, without compromising human rights, in particular the right to freedom and security and the right not to be tarnished is a tough line to walk. Therefore, studies in doctrine and practice are continuing to deal with the concepts of constitutional order, political power, favorable action, attempt, coercion and violence from this perspective and to terminate the validity of pseudo-concepts such as "constitutional crime". This study has been prepared to reveal the ongoing envisioning of a violation of the Constitution, which does not put the security of the state before the freedom of the individual
Psikolojik sermaye, iş-yaşam dengesi ve bilinçli farkındalığın iş tatmini üzerindeki etkisi: Ticari havayolu pilotlarının psikososyal riskleri
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Psikoloji Ana Bilim DalıHavacılık endüstrisi, küreselleşen dünyada büyüyen sektör nedeniyle 7/24 hizmet vermektedir. Hava ulaşımının yolcular için daha erişilebilir hale getirmek için havayolları uçuş frekanslarını ve ağlarını çoğaltmışlardır. Bu koşullar, ticari havayolu pilotlarının karmaşık ve zorlu uçuş görevlerini yönetirken, yoğun ve değişken uçuş programlarına ayak uydurmalarını gerektirmektedir. Ticari havayolu pilotlarının, havacılık endüstrisinin doğasından kaynaklanan yorgunluk, bozulmuş sirkadiyen ritim, artan stres gibi biyolojik ve psikososyal riskleri, uçuş güvenliği ile doğrudan ilişkisi nedeniyle dikkat çekmektedir. Ancak ticari havayolu pilotlarının psikososyal risk faktörlerinin Endüstriyel/Örgüt Psikolojisi kapsamında araştırılması halen oldukça yeni bir yaklaşımdır. Mevcut çalışma, ticari havayolu pilotlarının iş tatmininin altında yatan mekanizmaları değerlendirerek ve ticari havayolu pilotluğu mesleğinde psikososyal risk faktörleri etrafındaki modelleri bağlamsallaştırarak gelişen alana katkıda bulunmayı amaçlamıştır. Bu amaca ulaşmak için psikolojik sermaye, bilinçli farkındalık, iş-yaşam dengesi ve iş tatmini arasındaki ilişki test edilmiştir. Bu çalışma, Türkiye merkezli ticari havayollarında çalışan pilotların iş tatmini mekanizmalarının altını çizmek için keşfedici bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Veriler 94 ticari havayolu pilotunun katılımı ile elde edilmiştir. Sonuçlar, psikolojik sermaye, bilinçli farkındalık, iş yaşam dengesi ve iş tatmini arasında pozitif bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca bulgular, iş-yaşam dengesinin hem bilinçli farkındalık-iş tatmini hem de psikolojik sermaye-iş tatmini ilişkilerine aracılık ettiğini göstermiştir. Araştırma bulguları bilinçli farkındalık, psikolojik sermaye ve iş-yaşam dengesinin iş tatmini üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerini; artan iş-yaşam dengesi ve güçlü kişisel kaynakların, ticari havayolu pilotlarının psikososyal risk faktörü olarak bağlamsallaştırılan iş tatminini olumlu yönde etkileyebileceğini göstermektedir.The aviation industry provides 7/24 service due to the growing sector in the globalized world. To make air transport more accessible to passengers, airlines have increased their flight frequencies and networks. These conditions require commercial airline pilots to keep up with the crowded and changeable flight schedules while managing their flight duties which are complex and demanding. Biological and psychosocial risks of commercial airline pilots such as fatigue, distorted circadian rhythm, increased stress arising from the nature of the aviation industry have been garnered attention due to its direct relationship with flight safety. However, investigating the psychosocial risk factors of commercial airline pilots within the scope of the Industrial/Organizational Psychology topic is still a considerably novel approach. The current study aimed to contribute to the developing field by assessing underlying mechanisms of job satisfaction of commercial airline pilots and contextualizing the models around psychosocial risk factors in commercial airline pilot occupation. The relationship between psychological capital, mindfulness, work-life balance, and job satisfaction was tested to reach this aim. This study was designed as exploratory research to underline mechanisms of job satisfaction of pilots working in commercial airlines based in Turkey. The data were obtained from 94 commercial airline pilots. Results revealed a positive relationship between psychological capital, mindfulness, work-life balance, and job satisfaction. Additionally, the findings indicated that work-life balance mediates both mindfulness-job satisfaction and psychological capital-job satisfaction relationships. According to the study findings, work-life balance has a significant role in mediating the personal strengths and pilots' satisfaction level with their jobs. Direct and indirect effects of mindfulness, psychological capital, and work-life balance on job satisfaction indicate that increased work-life balance and strength of personal resources can positively affect job satisfaction, contextualized as psychosocial risk factors of commercial airline pilots
SİVİL TOPLUM VE GÖÇ ÇALIŞMALARINDA KÖPRÜLER KURMAK: TÜRKİYE ÖRNEĞİ
Over the last thirty years, globalization-related developments have led to new debates on civil society and international migration. Despite the diverse theoretical approaches in civil society and migration studies, the increasing role of civil society in migration calls for building bridges between these fields of study. Purpose: Drawing on liberal and critical approaches in civil society studies, this article analyzes the impact of civil society on migration processes through three thematic areas – integration, transnational movements, and global governance. In particular, it aims to establish theoretical and empirical bridges between civil society and migration studies through the example of Turkey. Method: The article first employs a systematic literature review to map academic debates on civil society in Turkey’s migration field. Second, a thematic analysis is carried out on the primary documents on civil society. Findings: The paradigm shift in Turkey’s migration policies has triggered civil society's proliferation and diversification. However, the centralization of the state’s power in migration governance and civil society policies channeled civil society into working in a limited area and utilizing short-term strategies. Consequently, academic debates predominantly focus on the role of civil society in service provision. Originality: This article is original in comprehensively analyzing the civil society studies through the paradigm shift in the field of migration in Turkey.Son otuz yılda küreselleşmenin etkisiyle yaşanan dönüşümler, uluslararası göç ve sivil toplum alanlarında yeni tartışmaların gelişmesini beraberinde getirmiştir. Bu iki alana dair akademik çalışmalarda farklı kuramsal yaklaşımlar görülmekle birlikte, sivil toplumun göç süreçlerinde her geçen gün daha önemli bir aktör olarak yer alması iki alan arasında köprüler kurulmasını zaruri hale getirmektedir. Amaç: Bu makale, sivil toplum alanındaki kuramsal tartışmalardan yola çıkarak, liberal ve eleştirel yaklaşımlar üzerinden Türkiye örneğini ele almayı amaçlamaktadır. Makalede Türkiye’de uluslararası göç alanında faaliyet gösteren sivil toplum alanına dair akademik çalışmaların haritalandırılmasından faydalanılarak, üç tematik alan üzerinden –entegrasyon, ulusaşırı hareketler ve küresel yönetişim– sivil toplumun, göç süreçlerine etkisi analiz edilmektedir. Bu bağlamda Türkiye örneği üzerinden sivil toplum ve göç çalışmaları arasında teorik ve ampirik köprüler kurulması hedeflenmektedir. Yöntem: Makalede ilk olarak Türkiye’de göç alanında faaliyet gösteren sivil toplum alanına dair akademik çalışmaları haritalandırabilmek amacıyla sistemli bir literatür taraması yapılmaktadır. İkinci olarak, sivil toplum kuruluşlarının birincil dokümanları üzerinden tematik analiz gerçekleştirilmektedir. Bulgular: Türkiye’nin göç politikalarında yaşanan paradigma değişikliği, bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının sayıca artması ve çeşitlenmesini beraberinde getirmektedir. Ancak devletin hem göç yönetişimi hem de sivil toplum politikalarında merkezi otoritesini güçlendirmesi, sivil toplum kuruluşlarının sınırlı bir alanda ve kısa süreli stratejilere yönelik çalışabilmesine yol açmaktadır. Bu durum alandaki akademik çalışmaların da sivil toplumun hizmet sağlayıcılığı rolüne odaklanmasını beraberinde getirmektedir. Özgünlük: Türkiye’deki göç alanında yaşanan paradigma değişikliği üzerinden sivil toplum alanını kapsamlı olarak analiz etmesi açısından bu makale özgünlük taşımaktadır.