Işık University

Işık Üniversitesi Kurumsal Akademik Bellek
Not a member yet
    3792 research outputs found

    2024'ten bende kalan kitaplar

    No full text
    “Ahmet Rasim çok kısa, çok öz yazar. Fakat bir vapurdaki gürültüleri bile yazıyla ifade etmeyi başaran, gerçek bir yazma virtüözüdür. Kıymetini de bugünkü Türkçede ve edebiyatta, muhtemelen ona kısmen de özenen Salâh Birsel’den başka bilen olmamıştır.

    The impact of social media and digital marketing on brand awareness and purchasing behavior of millennials in Istanbul

    No full text
    Purpose- This study aims to investigate the impact of social media and digital marketing on brand awareness and purchasing behavior of millennials residing in Istanbul. The research focuses on how digital platforms, particularly social media, influence consumer perceptions, shape buying decisions, and foster brand loyalty among this key demographic. Methodology- A quantitative research approach was utilized, employing a structured online questionnaire distributed among 403 millennials in Istanbul. Data collection was based on validated scales measuring perceived product quality, product perception, brand recall, brand recognition, and purchasing behavior. The data were analyzed using descriptive statistics, correlation, and multiple regression analysis through SPSS version 21 to determine the relationship between brand awareness measures and purchasing behavior. Findings- The results reveal that perceived product quality, product perception, brand recall, and brand recognition all have a significant positive impact on the purchasing behavior of millennials. The analysis showed no significant differences in purchasing behavior according to gender, age, or education. The findings highlight that millennials are highly influenced by digital marketing strategies and social media campaigns, which enhance brand awareness and drive purchase decisions. Conclusion- The research concludes that social media and digital marketing play a critical role in shaping brand awareness and influencing the purchasing decisions of millennials. Brands that focus on effective digital marketing strategies and active social media engagement are more likely to increase customer loyalty and boost sales among this demographic. The study suggests that digital marketers should develop creative and targeted content, collaborate with influencers, and leverage data analytics to further enhance engagement with millennials.Publisher's Versio

    Türkiye ve Suudi Arabistan’da sağlık sistemlerinin gelişimi ve sağlık politikaları: karşılaştırmalı bir çalışma (1960-2020)

    No full text
    This study sought to compare Saudi Arabia's and Türkiye's health systems from 1960 to 2020. A comparative approach was used, using historical data, such as demographic information, life expectancy, infant mortality rate, urban and rural population, and the number of health professionals and individuals per health professional. The budgets of the Ministry of Health were also reviewed. The state budget, gross domestic product, the number of hospitals and beds, and their distribution between each country's private and public sectors are also analyzed. The study reached several conclusions, including that Türkiye and Saudi Arabia have made major changes in health care to make it better and more accessible over the past 60 years. The way health care is paid for differs, as Türkiye has a universal system, and Saudi Arabia uses public and private insurance. Access to health care services has become easier now in both countries, but there are still problems in obtaining affordable and available treatment. Improving the quality of health care and maintaining patient safety are important focuses in both countries. They are investing in new infrastructure and technology. Health care systems in Türkiye and Saudi Arabia have their unique characteristics.Bu çalışma, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin sağlık sistemlerini 1960'tan 2020'ye kadar karşılaştırmayı amaçlamıştır. Tarihsel veriler kullanılarak karşılaştırmalı bir yaklaşım benimsenmiştir; bu veriler arasında demografik bilgiler, yaşam beklentisi, bebek ölüm oranı, kentsel ve kırsal nüfus, sağlık profesyonellerinin sayısı ve her sağlık profesyoneline düşen birey sayısı yer almaktadır. Sağlık Bakanlıklarının bütçeleri de incelenmiştir. Devlet bütçesi, gayri safi yurtiçi hasıla, hastane ve yatak sayısı ile her iki ülkedeki özel ve kamu sektörleri arasındaki dağılımları da değerlendirilmiştir. Çalışma, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın son 60 yılda sağlık hizmetlerini daha iyi ve daha erişilebilir hale getirmek için önemli değişiklikler yaptığını ortaya koymuştur. Sağlık hizmetlerinin ödeme şekli farklılık göstermektedir; Türkiye evrensel bir sisteme sahipken, Suudi Arabistan kamu ve özel sigorta kullanmaktadır. Her iki ülkede de sağlık hizmetlerine erişim artık daha kolay hale gelmiş olsa da, uygun fiyatlı ve ulaşılabilir tedavi alma konusunda hâlâ sorunlar bulunmaktadır. Sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmak ve hasta güvenliğini sağlamak, her iki ülkede de önemli odak noktalarıdır. Yeni altyapı ve teknolojiye yatırım yapmaktadırlar. Türkiye ve Suudi Arabistan'daki sağlık hizmeti sistemleri kendilerine özgü özelliklere sahiptir. Yüksek kaliteli, uygun fiyatlı sağlık hizmeti sunma konusunda zorluklarla karşılaşmaktadırlar.Publisher's Versio

    The mediating role of emotion regulation skills in the relationship between psychological resilience an appearancerelated social media awareness in young adults

    No full text
    Text in Turkish ; Abstract: Turkish and EnglishIncludes bibliographical references (leaves 86-92)xii, 105 leavesBu araştırmanın amacı, genç yetişkinlerde görünümle ilişkili sosyal medya bilinci ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide duygu düzenleme becerilerinin aracı rolünü incelemektir. Sosyal medya bilinci, bireylerin toplumsal normlar ve güzellik standartları gibi unsurların farkındalığını ve bu temsillerin sosyal medyada nasıl algılandığını kapsamaktadır. Psikolojik sağlamlık ise bireylerin stresli yaşam olaylarıyla başa çıkma ve olumsuz deneyimlere karşı direnç geliştirme kapasitesidir. Regresyon analizleri sonucunda, duygu düzenleme becerilerinin görünümle ilişkili sosyal medya bilincini anlamlı ve pozitif yönde yordadığı görülmüştür (β = -0.276, p < .001). Psikolojik sağlamlık ise doğrudan anlamlı bir etki göstermemiştir (β = -0.098, p = .068). Duygu düzenleme becerileri modele eklendiğinde, psikolojik sağlamlığın etkisi anlamlılığını kaybetmiş (β = 0.057, p = .343), buna karşın duygu düzenleme becerilerinin etkisi devam etmiştir (β = -0.305, p < .001). Modelin toplam açıklayıcılığı %7.9 olup istatistiksel olarak anlamlıdır. Bulgular, psikolojik sağlamlığın sosyal medya bilinci üzerindeki etkisinin duygu düzenleme becerileri aracılığıyla dolaylı olarak gerçekleştiğini göstermektedir. Bireylerin duygu düzenleme becerileri arttıkça sosyal medyada maruz kaldıkları imaj baskısı azalmakta ve bu durumun psikolojik etkisi azalmaktadır. Duygu düzenleme becerileri kişileri koruyucu rol üstlenmektedir. Bu sonuçlar, teknolojik dünyada duygularını etkili bir şekilde düzenleyebilen bireylerin sosyal medyadaki görünüm baskısından daha az etkilendiğini ve psikolojik dayanıklılıklarının bu yolla güçlenebileceğini ortaya koymaktadır.The aim of this study was to examine the mediating role of emotion regulation skills in the relationship between social media awareness and psychological resilience in young adults. Social media awareness refers to individuals' awareness of elements such as social norms and beauty standards and how these are percieved and internalized through social media. Psychological resilience is defined as the individuals' capacity to cope with stressful situations and develop resistance to negative experiences. As a result of the regression analyses, it was seen that emotion regulation skills significantly and positively predicted social media awareness related to appearance (β = 0.276, p < .001). Psychological resilience did not have a direct significant effect on this level of awareness (β = -0.098, p = .068). When emotion regulation skills were included in the model, the direct effect of psychological resilience lost its significance (β = 0.057, p = .343), whereas the effect of emotion regulation skills remained significant (β = -0.305, p < .001). The model explained 7.9% of the variance and was statistically significant. Individuals with stronger emotion regulation skils experience less psychological pressure from appareance ideals on social media, highlighting the protective role of these skilss in coping with apperance-related pressure in digital congests.PSİKOLOJİK SAĞLAMLIKPsikolojik Sağlamlıkta Risk Faktörleri ve Koruyucu FaktörlerGÖRÜNÜMLE İLGİLİ SOSYAL MEDYA BİLİNCİGörünümle İlişkili Sosyal Medya Bilincinin Psikolojik EtkileriDUYGU DÜZENLEME BECERİLERİDuygu Düzenleme Stratejiler

    İki misyonlu CHP desteği

    No full text
    Siyaset bilimci Hasan Bülent Kahraman bugün CHP’yi neden desteklemeli sorusuna; “CHP, de facto siyasal muhalefetin odağıdır. Ama kendisine dönük bir yeniden inşa süreci için de kendisine muhalefet etmesini öğrenmelidir. Çok tartışılan gelecek vizyonunu CHP ancak bu koşulla sağlayabilir. Kısacası, CHP’yi, CHP’ye müdahale etmek için desteklemeli.” cevabını veriyor

    The mediating role of schema coping styles in the effect of early maladaptive schemas on psychotic-like experiences

    No full text
    Text in Turkish ; Abstract: Turkish and EnglishIncludes bibliographical references (leaves 104-119)xv, 135 leavesBu araştırmanın amacı erken dönem uyumsuz şemaların psikoz benzeri yaşantılar ile ilişkisinde şema başa çıkma biçimlerinin aracı rolünü incelemektir. Çalışmanın örneklemini, 18-65 yaş aralığında, okur-yazar ve gönüllü 904 katılımcı oluşturmuştur. Çalışma örnekleminin %71.7’sini kadın katılımcılar oluşturmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması (X = 28.91, SS = 10.95) olarak hesaplanmıştır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3), Toplumda Psişik Yaşantıları Değerlendirme Ölçeği (TPYÖ-A) ve Şema Başa Çıkma Biçimleri Ölçeği (ŞBÇBÖ) uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 paket programı kullanılarak analiz edilmiş ve aracılık analizleri Hayes’in geliştirdiği PROCESS makrosunun Model 4 versiyonu ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan aracılık analizleri sonucunda, şema alanları ile psikoz benzeri yaşantılar arasındaki ilişkide bazı şema başa çıkma stratejilerinin ilişkiyi güçlendirici bir aracı rol oynadığı bulunmuştur. Kopukluk ve reddedilme şema alanının psikoz benzeri yaşantılar üzerindeki etkisi, kaçınma (β = .049, p < .05) ve teslim (β = .089, p < .05) başa çıkma stratejileri aracılığıyla artmaktadır. Zedelenmiş özerklik ve kendini ortaya koyma alanında, yalnızca teslim başa çıkma stratejisi (β = .127, p < .05) aracılık etmektedir. Zedelenmiş sınırlar alanında ise aşırı telafi (β = .077, p < .05) ve teslim (β = .187, p < .05) stratejileri aracılık rolü üstlenmektedir. Başkaları yönelimlilik şema alanında (β = .218, p < .05) ve aşırı uyarılma ve ketlenme şema alanında (β = .154, p < .05) teslim başa çıkma stratejisi bu ilişkiyi artırıcı bir rol oynamaktadır. Bu bulgular, şema başa çıkma stratejilerinin (kaçınma, teslim ve aşırı telafi) şema alanları özelinde psikoz benzeri yaşantılar arasındaki ilişkiyi güçlendirdiğini göstermektedir. Özellikle teslim başa çıkma stratejisinin birçok şema alanında etkili bir aracılık rolü üstlendiği ve psikoz benzeri yaşantılar üzerinde artırıcı bir etki yarattığı anlaşılmaktadır. Bulgularımız geniş örneklemli kohort çalışmaları ile desteklenirse, özellikle teslim başa çıkma stratejisinin, psikoz benzeri yaşantıların gelişiminde önemli bir rol oynayabileceğini ve bu stratejilerin klinik müdahalelerde göz önünde bulundurulması gerektiği söylenebilir.The aim of this study is to examine the mediating role of schema coping styles in the relationship between early maladaptive schemas and psychotic-like experiences. The sample of the study consisted of 904 literate and voluntary participants between the ages of 18 and 65. Of the participants, 71.7% were women. The mean age of the participants was calculated as (X = 28.91, SD = 10.95). Participants were administered a Demographic Information Form, the Young Schema Questionnaire Short Form 3 (YSQ-SF3), the Community Assessment of Psychic Experiences Scale (CAPE-A), and the Schema Coping Styles Scale (SCSS). The data were analyzed using the SPSS 22 software package, and mediation analyses were conducted using Model 4 of the PROCESS macro developed by Hayes. The results of the mediation analyses revealed that certain schema coping strategies played a mediating role in strengthening the relationship between schema domains and psychotic-like experiences. The effect of the disconnection and rejection schema domain on psychotic-like experiences increased through the avoidance (β = .049, p < .05) and surrender (β = .089, p < .05) coping strategies. In the domain of ımpaired autonomy and performance, only the surrender coping strategy (β = .127, p < .05) served as a mediator. In the impaired limits domain, both the overcompensation (β = .077, p < .05) and surrender (β = .187, p < .05) strategies had a mediating role. In the other-directedness domain (β = .218, p < .05) and the overvigilance and inhibition domain (β = .154, p < .05), the surrender strategy played a role in increasing the effect. These findings suggest that schema coping strategies (avoidance, surrender, and overcompensation) strengthen the relationship between schema domains and psychotic-like experiences. It was especially observed that the surrender strategy played a significant mediating role in several schema domains and had a strengthening effect on psychotic-like experiences. If these findings are supported by large-sample cohort studies, it may be suggested that the surrender coping strategy plays an important role in the development of psychotic-like experiences and should be considered in clinical interventions.ERKEN DÖNEM UYUMSUZ ŞEMALARŞEMALARIN TEMELLERİErken Dönem Yaşam DeneyimleriÇekirdek Duygusal İhtiyaçların KarşılanmamasıDuygusal MizaçŞEMA ALANLARI VE ERKEN DÖNEM UYUMSUZ ŞEMALARKopukluk ve Reddedilme Şema AlanıTerk Edilme/ İstikrarsızlıkGüvensizlik/ Kötüye KullanmaDuygusal YoksunlukSosyal İzolasyon/ YabancılaşmaUtanç/ KusurlulukZedelenmiş Özerklik ve Kendini Ortaya Koyma Şema AlanıBağımlılık/ YetersizlikBaşarısızlıkİç içe GeçmeZarar Görme veya Hastalanmaya Karşı DayanıksızlıkZedelenmiş Sınırlar Şema AlanıBüyüklenmecilik/ HaklılıkYetersiz Öz Denetim ve Öz KontrolBaşkaları Yönelimlilik Şema AlanıBoyun EğicilikKendini FedaOnay Arayıcılık/Kabul ArayıcılıkAşırı Uyarılma ve Ketlenme Şema AlanıKötümserlik/ KaramsarlıkDuygusal KetlemeYüksek Standartlar/Aşırı EleştirellikCezalandırıcılıkPSİKOZ BENZERİ YAŞANTILARPsikoz Sürekliliği (Psychosis Continuum)ŞEMA BAŞA ÇIKMA BİÇİMLERİŞema TeslimiŞema KaçınmasıŞemanın Aşırı TelafisiŞEMALAR VE PSİKOZŞEMALAR VE PSİKOZ BENZERİ YAŞANTILARŞEMALAR VE PSİKOZ RİSKİ YÜKSEK GRUPTAKİ PSİKOZ BENZERİ YAŞANTILARERKEN DÖNEM UYUMSUZ ŞEMALAR VE ŞEMA BAŞA ÇIKMA BİÇİMLERİŞEMA BAŞA ÇIKMA BİÇİMLERİ VE PSİKOZ BENZERİ YAŞANTILA

    The impact of sponsorship on contemporary art and art institutions in Turkey from the 1980s to the present

    No full text
    Text in Turkish ; Abstract: Turkish and EnglishIncludes bibliographical references (leaves 491-503)Sanat sponsorluğu, 1980 yılı sonrası Türkiye’de uygulanan neoliberal politikalar çerçevesinde kültür ve sanat alanında köklü bir dönüşüm yaratmıştır. Serbest girişimciliği arttırmayı amaçlayan politik yaklaşım sanat alanında özelleştirilmelerin artmasına neden olmuştur. Özel sektör sponsorlarının artan etkisi, sanatın finansal sürdürülebilirliği açısından önemli olmakla birlikte, sanatsal üretimin bağımsızlığını ve özgünlüğünü tehdit eden unsurlar da barındırmaktadır. Bu çalışmada, sanat sponsorluğunun temel dinamikleri incelenerek, özel sektör destekli sanat projelerinin yönetim süreçleri, ekonomik ve politik güç ilişkileri ile sponsor ve sanat aktörleri arasındaki sanatsal vizyon farklılıkları analiz edilmiştir. Bulgular, sanat sponsorluğunun sadece kültürel değerleri destekleyen bir mekanizma olmaktan çıkıp, ekonomik ve stratejik hedeflere hizmet eden bir araç haline geldiğini göstermektedir. Sponsorluğun yönetim süreçleri incelendiğinde, sanat projelerinin çoğunlukla pazarlama, halkla ilişkiler ve kurumsal iletişim bölümleri tarafından yönlendirildiği görülmektedir. Bu durum, sanatın özgün yapısını ve sanatsal değerlerini korumada eksiklikler yaratmaktadır. Sanat sponsorluğunun, sanatsal içeriğin ticari kaygılar doğrultusunda şekillendirilmesine yol açtığı tespit edilmiştir. Sanat sponsorluğunun güç dengeleriyle olan ilişkisi de önemli bir bulgu olarak öne çıkmaktadır. Sponsorların sanatsal projelere doğrudan veya dolaylı müdahaleleri, sanatçıların özgür üretim süreçlerini kısıtlamakta ve bazı durumlarda sansüre yol açmaktadır. Özellikle büyük şirketlerin sponsor oldukları sanat etkinliklerinde içerik kontrolü sağladıkları ve sanatsal eleştirileri sınırladıkları gözlemlenmiştir. Görüşmeler, sanat ortamındaki ekonomik bağımlılığın, sanatçılar ve sanat kurumları için yaratıcı özgürlüğü kısıtlayan bir unsur olarak öne çıktığını doğrulamaktadır. Sanata yaklaşım benzerliği konusu önemli bir değerlendirme alanı olmuştur. Araştırma, sponsorlar ile sanatçılar arasındaki sanatsal vizyon farklılıklarının göz ardı edildiğini, sponsorların sanatsal değerlerden çok marka imajına ve ticari kazanımlara odaklandığını göstermektedir. Bu durum, sanat sponsorluğunun temel amacının sanatı desteklemekten uzaklaşarak, şirketlerin marka değeri yaratma stratejilerinin bir parçası haline geldiğini ortaya koymaktadır. Sanat sponsorluğunun yalnızca hamilik ve destek sağlama mekanizması olmaktan çıkıp yatırım yaratma amacı taşıdığı tespit edilmiştir. Büyük şirketler, sanat etkinliklerine sponsor olarak hem sanatsal projelere katkı sağlamakta hem de kendi kurumsal prestijlerini artırarak ekonomik avantaj elde etmektedirler. Sanatın piyasalaşmasını hızlandıran bu durum, sanatın bağımsız bir üretim alanı olarak değil, ticari bir strateji unsuru olarak ele alınmasına yol açmaktadır. Araştırma, sanat sponsorluğunun etik, finansal ve yönetişimsel boyutlarında önemli sorunlar barındırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye’de sanatın sürdürülebilirliği için sponsorluğun yalnızca pazarlama bölümleri tarafından yürütülmesi yerine, sanatsal projelere odaklanmış uzman ekipler tarafından yönetilmesi gerekmektedir. Sponsor desteklerinin sanatsal içeriklere müdahale etmeyecek şekilde düzenlenmesi, sanatçıların yaratıcı özgürlüğünü koruyacak etik kuralların oluşturulması ve sanat projelerinin ekonomik kaygılardan arındırılarak uzun vadeli bir vizyonla desteklenmesi, sanat sponsorluğu süreçlerinin sağlıklı bir şekilde işlemesini sağlayacaktır.Art sponsorship has brought about a profound transformation in the field of culture and arts in Turkey within the framework of neoliberal policies implemented after 1980. The political approach aimed at increasing free enterprise has led to a rise in privatization in the field of art. While the increasing influence of private sector sponsors is crucial for the financial sustainability of the arts, it also contains elements that threaten the independence and originality of artistic production. This study examines the fundamental dynamics of art sponsorship by analyzing the management processes of privately sponsored art projects, economic and political power relations, and the differences in artistic vision between sponsors and art actors. The findings of the research indicate that art sponsorship has evolved from merely supporting cultural values to becoming a tool that serves economic and strategic goals. Analyzing the management processes of sponsorship reveals that art projects are predominantly directed by marketing, public relations, and corporate communication departments. This situation creates deficiencies in preserving the unique nature and artistic values of the arts. It has been determined that art sponsorship leads to the shaping of artistic content in line with commercial concerns. The relationship between art sponsorship and power dynamics also emerges as a significant finding. Direct or indirect interventions by sponsors in artistic projects restrict artists’ freedom in the creative process and, in some cases, lead to censorship. It has been observed that in art events sponsored by large corporations, content control is exercised, and artistic criticism is limited. Interviews confirm that economic dependency within the art scene stands out as a factor restricting creative freedom for artists and art institutions. The issue of similarity in approaches to art has also been an important area of evaluation. The research shows that the differences in artistic vision between sponsors and artists are often overlooked, and sponsors prioritize brand image and commercial gains over artistic values. This situation demonstrates that the primary purpose of art sponsorship has shifted away from supporting art and has instead become part of corporate brand value creation strategies. It has also been determined that art sponsorship is no longer merely a mechanism of patronage and support but has transformed into an investmentdriven approach. Large corporations contribute to artistic projects through sponsorships while simultaneously enhancing their corporate prestige and gaining economic advantages. This accelerates the commodification of art, leading to its perception not as an independent field of production but as a commercial strategy component. The research reveals that art sponsorship involves significant ethical, financial, and governance-related issues. For the sustainability of the arts in Turkey, sponsorships should not be managed solely by marketing departments but by specialized teams focused on artistic projects. Ensuring that sponsorship support does not interfere with artistic content, establishing ethical guidelines to protect the creative freedom of artists, and supporting artistic projects with a long-term vision free from economic concerns will facilitate the healthy functioning of art sponsorship processes

    The mediating role of self-object needs and the moderating role of defense mechanisms in the relationship between parentification and vulnerable narcissism.

    No full text
    Text in Turkish ; Abstract: Turkish and EnglishIncludes bibliographical references (leaves 113-134)xv, 151 leavesBu araştırmada ebeveynleşme ile kırılgan narsisizm arasındaki ilişkide kendiliknesnesi ihtiyaçlarına yönelimin aracı etkisi ve savunma mekanizmalarının düzenleyici etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın örneklemi, 18-65 yaş aralığındaki 308 gönüllü katılımcıdan (228 Kadın, 80 Erkek) oluşmaktadır. Araştırmanın amacı doğrultusunda katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Ebeveynleştirilmiş Çocuk Ölçeği – Yetişkin Formu, Patolojik Narsisizm Envanteri, Kendiliknesnesi İhtiyaçları Envanteri, Savunma Biçimleri Testi sunulmuştur. Araştırma verilerini analiz etmek amacıyla Pearson Korelasyon, Bağımsız İki Örneklem T-test, ANOVA analizleri ve Process Makro Model 5 analizleri yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kırılgan narsisizm düzeyinin cinsiyete göre farklılaştığı, kadınların erkeklere göre daha yüksek düzeyde kırılgan narsisizme sahip olduğu bulunmuştur. Kırılgan narsisizm ile yaş arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmış, yaş arttıkça kırılgan narsisizm düzeyinin azaldığı bulunmuştur. Ebeveynleşme düzeyinin cinsiyete göre farklılaştığı, kadınların erkeklere göre daha yüksek genel ve kardeş odaklı ebeveynleşme düzeylerine sahip oldukları bulunmuştur. Process Model 5 analizlerine göre hem genel ebeveynleşme hem de kardeş odaklı ebeveynleşme ile kırılgan narsisizm arasındaki ilişkide aynalanma - idealizasyon - ikizlik ihtiyacına yaklaşma ve idealizasyon - ikizlik ihtiyacından kaçınmanın anlamlı aracılık etki gösterdiği ancak aynalanma ihtiyacından kaçınmanın anlamlı aracılık etki göstermediği saptanmıştır; tüm modellerde savunma mekanizmalarının (matür, nevrotik, immatür) anlamlı düzenleyici etki etmediği görülmüştür. Son bölümde analizler sonucu elde edilen bilgiler literatür ışığında tartışılmıştır, çalışmanın kısıtlılıklarına değinilmiş ve gelecek çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.In this study, the mediating effect of orientation towards selfobject needs and the moderating effect of defense mechanisms in the relationship between parentification and vulnerable narcissism were examined. The sample of this study consists of 308 voluntary participants aged between 18 and 65 (228 women, 80 men). This study used the Sociodemographic Information Form, the Parentified Child Scale-Adult Version, the Pathological Narcissism Inventory, the Self-Object Needs Inventory, and the Defense Style Questionnaire. Pearson Correlation, T-test, ANOVA and Process Macro Model 5 analyses were used to analyze the data. According to the research results, the level of vulnerable narcissism was found to differ by gender; women were found to have higher levels of vulnerable narcissism than men. A negative significant correlation was found between vulnerable narcissism and age; it was found that the level of vulnerable narcissism decreased as age increased. The level of parentification was found to differ by gender; women were found to have higher levels of general and siblingfocused parentification than men. According to Process Model 5 analysis, approach orientation toward mirroring, idealization/twinship, and avoidance orientation from idealization/twinship had a significant mediating effect on the relationship between both general parentification and sibling-focused parentification and vulnerable narcissism. However, avoidance orientation from mirroring did not have a significant mediating effect. Additionally, it was found that defense mechanisms (mature, neurotic, immature) did not have a significant moderating effect in all models. In the last section, the findings are discussed within the scope of the literature

    The impact of brand in furniture design: a study on luxury brands

    No full text
    Text in Turkish ; Abstract: Turkish and EnglishIncludes bibliographical references (leaves 176-196)xiv, 197 leavesMobilya, kullanıcıların barınma, dinlenme, beslenme ve uyuma eylemlerini karşılayan eşyalar olarak nitelendirilmektedir. Gelişen teknoloji, kültürel, toplumsal ve ekonomik durum ile beraber tüketicilerin yaşam biçimlerine yansımış, ihtiyaç ve beklentileri arttırmıştır. Artan beklentiler mobilya pazar alanına da yansımış, aynı oranda değişimler meydana gelmiştir. Bu değişimler, malzeme, üretim şekli ve işçilik ile alakalı çeşitliliğin artmasına sebep olmuş, üreticiler arasında rekabet ortamını doğurmuştur. Bu rekabet, ürününü diğer üretici firmalardan ayırmak için ve tüketicinin kendi ürününün tercih edilmesini sağlamak amacı ile marka kavramını ortaya çıkarmıştır. Buna bağlı olarak, tüketiciler tarafından onaylanan ve tercih edilen markanın güven kazandığı anlaşılmıştır. Markanın adı altında üretici kendi kimliğini, statüsünü ve koruduğu değeri kullanıcıya pazarlamaktadır. Zaman içinde giyim sektöründe kendine yer edinen bazı lüks markalar, sektördeki kimliklerini mobilya sektörüne taşımıştır. Böylelikle mobilya sektöründe gördükleri kabul ile tüketicilerin sadece üzerinde taşıdıkları kıyafet ve aksesuar olmaktan çıkıp, yaşadıkları mekânlarda gördükleri ürün ve simgeleri tasarlayan, tüketicilere yalnızca giyim anlayışı değil, bütünsel bir yaşam anlayışı sunmayı hedefleyen markalar haline geldiği görülmüştür. Bu doğrultuda ‘Mobilya Tasarımında Marka Etkisi: Lüks Markalar Üzerine Araştırma’ başlıklı çalışmada, mobilya sektörüne sonradan dahil olan lüks giyim markalarının; mobilya sektörüne dahil olma sebepleri, sektör içinde yer edindikleri konum, giyim sektöründe yaptıkları işler ile mobilya sektöründeki işler arasında bulunan paralelliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışmada, marka ve tüketim kavramı, lüks marka stratejileri, lüks marka satın alma davranışını etkileyen faktörler açıklanmış, mobilya tasarımının giyim sektörüne etkisi; mobilya tasarımı ve kriterleri, mobilya tasarımında giyim sektörü gibi alt başlıklar halinde irdelenmiştir. Son bölümde ise; lüks giyim markaları arasında Versace, Fendi, Etro ve Roberto Cavalli gibi markaların mobilya tasarımındaki etkileri incelenmiştir. Araştırma kapsamında, fiyat politikası, kullanıcı algısı ile lüks marka olarak adlandırılan ve lüks giyim markası iken mobilya sektörüne dahil olan dört marka tercih edilmiştir. Mobilya sektörüne sonradan dahil olan lüks giyim markalarının giyim ve mobilya tasarımındaki ortak paydaları açıklanmış, markanın kişiye sağladığı imaj, kimlik ve prestij kavramları üzerinden hedef kitlesi saptanmıştır. Sonuç olarak, çalışmada giderek önem kazanan lüks giyim markalarının, mobilya sektöründe tüketiciler tarafından tercih edilme sebepleri ortaya konulmuştur.Furniture is defined as items that meet the needs of users for shelter, rest, nourishment, and sleep. Over time, advancements in technology, as well as cultural, social, and economic changes, have influenced consumer lifestyles, increasing their needs and expectations. These heightened expectations have also impacted the furniture market, leading to significant transformations. These changes have resulted in greater diversity in materials, production methods, and craftsmanship, fostering a competitive environment among manufacturers. This competition has given rise to the concept of branding, as manufacturers aim to differentiate their products from those of competitors and ensure that their products are preferred by consumers. Consequently, it has been observed that brands recognized and preferred by consumers gain trust and credibility. Under a brand name, manufacturers market their identity, status, and values to consumers. Over time, some luxury brands that have established themselves in the fashion industry have extended their identities to the furniture sector. By gaining acceptance in the furniture market, these brands have transitioned from being associated solely with clothing and accessories to becoming entities that design products and symbols found in consumers' living spaces. This evolution signifies a shift toward offering consumers not only a fashion statement but also a comprehensive lifestyle concept. In line with this context, the study titled "The Influence of Branding on Furniture Design: A Study on Luxury Brands" aims to examine the reasons luxury fashion brands later entered the furniture sector, their positioning within this industry, and the parallels between their work in the fashion and furniture sectors. Within this scope, the study explores the concepts of branding and consumption, luxury brand strategies, and factors influencing luxury brand purchasing behavior. The relationship between furniture design and the fashion industry is analyzed under subheadings such as furniture design and its criteria, and the impact of the fashion industry on furniture design. In the final section, the influence of luxury fashion brands such as Versace, Fendi, Etro, and Roberto Cavalli on furniture design is examined. The research focuses on four brands categorized as luxury, selected based on their pricing strategies, user perception, and their transition from being luxury fashion brands to entering the furniture sector. The study highlights the shared principles between fashion and furniture design, identifying the target audience based on the notions of image, identity, and prestige provided by the brand. Ultimately, the research reveals the reasons why luxury fashion brands are increasingly preferred by consumers in the furniture sector

    The mediating role of schema modes in the relationship between parentification and codependency

    No full text
    The aim of this study is to examine the mediating role of schema modes between parentification in different roles and codependency. The sample of the study consists of 599 Turkish women aged between 18 and 64. Firstly, Pearson correlation analysis was conducted, revealing that most of the variables were significantly correlated. Secondly, mediating analysis was performed. The results showed that vulnerable child, angry child, compliant surrender, and demanding parent modes mediated the relationship between parent-focused parentification and codependency. The relationship between sibling-focused parentification and codependency was found to be mediated by the happy child, punitive parent, and demanding parent mode. These findings indicate that parentification in different roles are associated with codependency in women through distinct schema modes, with the exception of the demanding parent mode, which appeared in both paths. Furthermore, the results highlight that disruptions in the hierarchical structure of the early parent-child relationship shapes emotional and cognitive structures in adulthood, potentially contributing to the development of dysfunctional relationship dynamics.Publisher's Versio

    559

    full texts

    3,792

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Işık Üniversitesi Kurumsal Akademik Bellek
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇