Muş Alparslan University Institutional Repository
Not a member yet
    6298 research outputs found

    Grounds of Difference

    No full text
    Bu çalismada Rogers Brubaker'in Farklilik Zeminleri kitabi incelenmistir. Bu kitap Gav Perspektif tarafindan 2020 yilinda basilmistir. Modern toplumda uygulanan güncel farklilik politikalari, küresellesme, dijital dünya esitsizlikleri daha görünür hale getirmistir. Irk ve etnisite biyolojiden ayrilip esitsizlik için nasil bir etkisi oldugu yazar tarafindan ele alinmistir. Esere göre günümüz dünyasinda kültürel farkliliklarin sosyal ve politik olarak farklilastigi en önemli alanlar dil ve dindir. Yazarin dilin ve dinin benzerligini sorgulamasi eserde tartisma çizgisizidir. Ele aldigimiz bu eserin birinci bölümünde yazar Charles Tilly’in esitsizlik teorisinden yola çikarak etnisitenin esitsizligini ele almaktadir. Bu bölümde esitsizligi yaratan unsurlar ele alinip, esitsizligin ne oldugunun kimin neye sahip oldugundan bagimsiz olacagi nedenleri içermektedir. Ikinci bölümde biyolojinin farklilik politikalarindaki belirleyiciligi sorgulanmistir. Üçüncü bölümde dil ve dinin kültürel farklilik noktasindaki yeri, kültürel sermayenin önemi ve Pierre Bourdieu’nun dil anlayisi tartisilmistir. Dördüncü bölümde din ve milliyetçilik arasindaki iliskiyi irdelenmektedir. Bu bölümde yazar, milliyetçiligi özünde seküler görür ve milliyetçiligin düsüsünü dine baglar. Besinci bölüm, diaspora kavrami ve dünyada kültürel farkliligin sosyal örgütlenmesi üzerindeki etkisi ele alinmistir. Altinci bölümde ise sinir-ötesi milliyetçilik biçimleri, ulus devlete üyelik ve aidiyet politikalari açiklanmistir. Son bölüm olan yedinci bölümde ise yazar, etnisite ve milliyetçilik üzerine modern bakis açisina odaklanmaktadir.This study analyzes Rogers Brubaker's book Grounds of Difference. This book was published by Gav Perspective in 2020. The current politics of difference in modern society, globalization and the digital world have made inequalities more visible. The author discusses how race and ethnicity are separated from biology and how they have an impact on inequality. According to the work, the most important areas where cultural differences are socially and politically differentiated in today's world are language and religion. The author's questioning of the similarity of language and religion is a line of discussion in the work. In the first chapter of this work, the author discusses the inequality of ethnicity based on Charles Tilly's theory of inequality. In this section, the elements that create inequality are discussed and the reasons for what inequality is will be independent of who owns what. In the second section, the determinant role of biology in the politics of difference is questioned. The third chapter discusses the place of language and religion in cultural difference, the importance of cultural capital and Pierre Bourdieu's understanding of language. The fourth chapter examines the relationship between religion and nationalism. In this chapter, the author sees nationalism as essentially secular and attributes the decline of nationalism to religion. The fifth chapter deals with the concept of diaspora and its impact on the social organization of cultural difference in the world. In the sixth chapter, cross-border forms of nationalism and the politics of membership and belonging to the nation-state are explained. In the last chapter, chapter seven, the author focuses on the modern perspective on ethnicity and nationalism

    Antik Mısır İnancında Önemli Bir Devrim: Tanrı Aton ve Tek Tanrıcılık İnancı

    Get PDF
    Antik Mısır’ın dini yapısında en radikal değişim, 18. Hanedanlık döneminde Kral Akhenaton’un (M.Ö. 1353-1336) çok tanrılı inanç sistemini terk edip, Aton’u tek tanrı olarak kabul etmesiyle yaşanmıştır. Akhenaton’un bu monoteistik reform girişimi, Atonizm olarak bilinen ve Aton’u üstün tanrı ilan eden bir inanç sistemini devletin resmi dini haline getirmiştir. Bu dini devrimin merkezi olarak inşa edilen Akhataten kenti, Atonizm’in yayılması ve kabulü açısından büyük öneme sahiptir. Ancak Akhenaton’un ölümünü takiben kent terk edilmiş ve zamanla yağmalanmıştır. Bu da reformun toplum üzerindeki kalıcı etkilerini sınırlamış ve çok tanrılı inançlara geri dönüşü hızlandırmıştır. Antik Mısır’daki bu kısmi değişiklik tabana pek inmemiş, Amon rahiplerinin etkisini kırmaya yetmemiştir. Ayrıca ekonomik yapının da buna pek müsaade etmediği anlaşılmaktadır. Çok fazla tanrı arasında güneş ile ilgili olan Aton/Aten’in ön plana çıkarılmasının toplumsal karşılığı da dikkat edilmesi gereken önemli bir husus olduğu görülmüştür. Bu makale, Akhenaton’un tek tanrıcılığa geçiş sürecini, Aton’a dayalı dini reformlarının Mısır toplumundaki yansımalarını ve kalıcılığını ele almaktadır. Çalışma, Atonizm’in Mısır’ın toplumsal ve dini yapısında oluşturduğu derin etkilerini ve uzun vadede sonuçlarını incelemektedir. Akhenaton’un reformlarının hem dini hem de toplumsal düzeyde köklü değişimler yaratmasına rağmen, reformların kalıcı bir dönüşüm sağlamadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu bağlamda, çalışmanın amacı, Akhenaton’un monoteistik girişimlerinin Mısır’ın tarihsel süreçteki rolünü ve etkilerini değerlendirmektir

    Matriarchal Muslim Society: The Minangkabaus

    No full text
    Endonezya’nin Sumatra Adasi’nda bulunan Minangkabau toplulugu, dünya üzerindeki en büyük anaerkil toplum olarak dikkat çekmektedir. Nüfusu yaklasik 8 milyon olan bu toplulugun büyük bir kismi Müslümandir. Anaerkil bir toplum yapisinin Islam ile bir arada olabilmesi, ilk bakista çeliskili bir durum gibi görünebilir. Ancak Minangkabau toplulugunun tarihini inceledigimizde, bu iki yapinin nasil bir arada var olabilecegini anlamamiza yardimci olacak pek çok ilginç örnek ve gelisme bulabiliriz. Minangkabau halkinin kökeni, 12. yüzyil ortalarina kadar uzanir. Efsaneye göre, Koto Batu Krali 12. yüzyilda vefat ettiginde geriye üç karisi ve üç küçük oglu kalmistir. Kralin ilk esi Puti Indo Jalitu, çocuklarinin bakimini ve kralligin yönetimini üstlenmis ve bu durum, anaerkil bir toplum düzeninin temellerinin atilmasina yol açmistir. Minangkabau halki baslangiçta animist bir inanca sahipken, zamanla Budizm ve Hinduizm gibi farkli dinler ve kültürlerle de tanismislardir. 15. yüzyilin sonlarina dogru ise, Minangkabau toplumu Islam'i kabul etmeye baslamistir. Islam’a geçis süreciyle birlikte, topluluk daha önceki aliskanliklarindan, Islam’a aykiri olan tavuk dövüsleri, kumar, içki gibi aktivitelerden uzak durmaya baslamistir. Minangkabau kültüründeki en önemli dönüsüm, 19. yüzyil ortalarinda gerçeklesmistir. 1837 yilinda, din alimleri, geleneksel liderler ve yerel akil kisiler bir araya gelerek Minangkabau kültürünü Islam hukukuna dayandirma karari almislardir. Bu dönemde, “Adet/örf seriat üzerine kuruludur, seriat Kur'an üzerine kuruludur” ilkesi benimsenmistir. Minangkabau toplumu, böylece kendisini “sosyal düzeni ve hükümeti peygamberlerin zamanindakiyle ayni olan bir Islam ülkesi” olarak tanimlamaya baslamistir. Bu degisim hem toplumsal yapiyi hem de dini anlayisi etkilemis, Minangkabau halkinin hem geleneksel degerlerini korumasina hem de Islam’a uygun bir yasam biçimi gelistirmelerine olanak saglamistir. Minangkabau toplumu, özellikle soy, evlilik ve miras konularinda belirgin bir anaerkil yapiya sahiptir. Ailede soy anneden geçer ve çocuklar annelerinin soyadini alir. Miras, sadece kiz kardesler arasinda paylastirilir ve kadinlar, aile içindeki mülkiyetin kontrolünü ellerinde bulundururlar. Kadinlar toplumsal törenlerde çok önemli bir rol oynar; dügünler, hasat kutlamalari ve kabile lideri seçimi gibi etkinliklerde liderlik, genellikle kadinlarin elindedir. Aslî Minangkabau kültürüne göre evin reisi, ailedeki erkek degil, kadindir. Aile yapisi, genellikle kadinlar, evli ya da bekar kizlar ve kiz torunlardan olusur. Evlilik söz konusu oldugunda, kadinlar baslik parasi öder ve damat, karisinin evine tasinir. Koca, karisinin evinde misafir gibi yasamaktadir. Minangkabau toplumu, pek çok antropolog ve arastirmaci tarafindan son derece ilgi çekici bulunmustur. Hem dünyanin en büyük anaerkil topluluklarindan biri olarak görülmeleri hem de Islam’i benimsemis olmalari onlari benzersiz kilar. Minangkabau halki, kültürel miraslarini Islam ile harmanlayarak kendi toplumsal yapilarinda önemli bir denge olusturmuslardir. Bu çalisma, Minangkabau’nun anaerkil kültürünü ve bu kültürün Islam ile nasil bir arada var oldugunu inceleyerek, toplumlarin geleneksel ve dini yapilarinin nasil birbirini dönüstürdügünü tartismayi amaçlamaktadir.The Minangkabau community, located on the island of Sumatra in Indonesia, is the largest matriarchal society in the world. With a population of around 8 million, most of this community is Muslim. The combination of a matriarchal social structure with Islam may initially appear contradictory. However, when examining the history of the Minangkabau people, we can find many interesting examples and developments that help us understand how these two structures coexist. The origins of the Minangkabau people date back to the mid-12th century. According to legend, when King Koto Batu passed away in the 12th century, he left three wives and three young sons behind. The king’s first wife, Puti Indo Jalitu, was responsible for raising the children and governing the kingdom, laying the foundations for a matriarchal society. Initially animist, the Minangkabau people gradually encountered various other religions and cultures, including Buddhism and Hinduism. By the late 15th century, the Minangkabau society began to embrace Islam. As they converted to Islam, the community distanced itself from practices that conflicted with the religion, such as cockfighting, gambling, and alcohol. The most significant transformation in Minangkabau culture occurred in the mid-19th century. In 1837, religious scholars, traditional leaders, and local wise people came together and decided to base Minangkabau culture on Islamic law. During this period, the principle of “Custom is based on Sharia, and Sharia is based on the Quran” was adopted. Consequently, the Minangkabau community began to define itself as “an Islamic country with a social order and government that is the same as that in the time of the prophets.” This shift influenced both the social structure and the religious understanding, allowing the Minangkabau people to preserve their traditional values while adopting a lifestyle aligned with Islamic principles. The Minangkabau community has a distinct matriarchal structure, particularly regarding lineage, marriage, and inheritance. In Minangkabau society, lineage is passed through the mother, and children take their mother’s surname. Inheritance is distributed only among sisters, and women hold control over property within the family. Women play an important role in societal ceremonies; leadership in events such as weddings, harvest celebrations, and the selection of tribal leaders is typically in the hands of women. According to traditional Minangkabau culture, the head of the household is not the man, but the woman. The family structure typically consists of women, married or unmarried daughters, and granddaughters. In marriage, women pay a dowry, and the husband moves into his wife’s home, where he lives as a guest. The Minangkabau community has drawn significant interest from anthropologists and researchers. Regarded as one of the largest matriarchal communities in the world and a Muslim society, they are unique. By blending their cultural heritage with Islam, the Minangkabau people have created a significant balance in their social structure. This study aims to explore the matriarchal culture of the Minangkabau and discuss how this culture coexists with Islam, examining how traditional and religious structures can mutually transform societies

    Diskalkuli Farkındalığının Geliştirilmesinde Sinemanın Rolü: ‘Amateur’, ‘Night School’ ve ‘Proxima’ Örnekleri

    Get PDF
    Matematik öğrenme güçlüğü olarak bilinen diskalkuli üzerine yapılan araştırmalar son yıllarda artış göstermiş olsa da, bu konudaki toplumsal far-kındalık düzeyi hala yeterli değildir. Bu nedenle, diskalkuliye sahip bireylere yönelik toplumsal farkındalığı artırmak ve bu öğrencilerle çalışacak öğret-men ile uzmanların eğitiminde materyal olarak kullanılabilirliği değerlen-dirmek amacıyla \"Amateur\" (2018), \"Night School\" (2018) ve \"Proxima\" (2019) filmleri incelenmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman ince-lemesi kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada, filmlerde diskalkuliye sa-hip bireylerin özellikleri, yaşadıkları sorunlar ve aldıkları eğitimlere ilişkin sahneler analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, toplam 26 sahnede diskalkuli farkındalığını artırabilecek içerikler olduğu tespit edilmiştir. Filmlerde dis-kalkuliye sahip bireylerin sayıları ters görme, saati okuyamama, sayıları an-lamlandırmada ve dört işlem yapmada zorluk yaşama gibi belirgin özellikle-ri yansıtılmıştır. Ayrıca, bu bireylerin kafa karışıklığı, odaklanamama, düşük özyeterlik ve toplumsal uyum sorunları gibi zorluklarla karşılaştıkları belir-lenmiştir. Filmlerde, diskalkuliye sahip bireylere verilen eğitimlerde ebeveyn ve öğretmen desteğinin önemine vurgu yapılmış; görsel ve dokunsal mater-yallerin kullanımı, dikkat dağıtıcı unsurların azaltılması ve özgüveni geliş-tirme çalışmalarının etkili olduğu görülmüştür. Bu bulgular, söz konusu filmlerin diskalkuli farkındalığını artırmada ve eğitim materyali olarak kul-lanılabilirlik açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koy-maktadır

    KADIN AKADEMİSYENLERİN CAM TAVAN SENDROMUNA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ

    Get PDF
    Çalışma hayatında cinsiyet ayrımcılığının bir boyutu olan cam tavan kavramı, kadınların mesleki başarılarına ve yeteneklerine engel olan bir kavram olarak karşımıza çıkmakta ve kadınların aşılması güç olan engellerden biri olarak görülmektedir. Günümüzde de popülerliğini koruyan bu kavram ile ilgili birçok araştırma yapılmaktadır. Bu araştırmada da Spor Bilimleri Fakültesinde iş gören kadın akademisyenlerin akademik kariyer sürecinde cam tavan sendromuna ilişkin görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden tek durum çalışması olarak desenlenmiştir. Amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını sporculuk geçmişi olan 11 kadın akademisyen oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, yarı-yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Görüşme soruları arasında cam tavan sendromunu etkileyen etmenler göz önünde bulundurularak, akademisyen olmaya yönelik düşünceleri, erkek akademisyenlere eşit olanaklara sahip olmalarına yönelik görüşleri, cinsiyetlerinden dolayı yaşantılarına yönelik görüşleri, yöneticilerde erkek sayısının fazla olmasına yönelik görüşleri, kadınların toplumdaki yerine yönelik görüşleri, kadın akademisyenlerin yöneticileri tarafından desteklenmesine yönelik görüşleri ile mevcut ve ideal yöneticinin özelliklerine ilişkin görüşleri yer almaktadır. Toplanan veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, kadın akademisyenlerin akademik kariyer sürecindeki en temel problemi ataerkil toplum yapısından dolayı kadın erkek eşitsizliği sorunudur. Diğer taraftan, erkek egemenliğinin olmasından kaynaklı yönetici pozisyonlarında kadınların az yer aldığı bunun sebebinin de ataerkil bir toplumda kadınların varlığını hissettirememesinden kaynaklandığı görülmüştür. Diğer önemli bulguya göre, kadın akademisyenlerin kariyer ilerlemelerini sınırlayan yapısal ve kültürel engellerin varlığı da bu çalışmayla ortaya konulmuştur ve kadının toplumdaki yerinin değersiz olarak görülmesi bu çalışmanın en önemli bulgularındandır. Bu sonuçlar neticesinde, kadın akademisyenlerin daha üretken olmaları için daha adil ve eşitlikçi bir çalışma ortamı oluşturulması için politika ve uygulamaların gözden geçirilmesi önerilmektedir

    HEMSIRELIK ALANINDA SISTEMATIK DERLEME VE META ANALIZ YÖNTEMININ KULLANILDIGI LISANSÜSTÜ TEZLERIN INCELENMESI: BETIMSEL ANALIZ ÇALISMASI

    Get PDF
    Hemsireler hasta bakim kalitesini ve güvenilirligini artirmak için kanita dayali uygulamalar yapmaktadirlar. Kanit piramidinin tepesinde ise sistematik derleme ve meta analiz çalismalari yer almaktadir. Bu çalismada hemsirelik alaninda sistematik derleme ve meta analiz yöntemi ile tamamlanan lisansüstü tez çalismalarinin betimsel açidan incelenmesi amaçlanmistir. Veri toplamak için YÖKTEZ (Yüksekögretim Kurulu Baskanligi Ulusal Tez Merkezi) veri tabani arandi. Son arama 16.05.2024 tarihinde gerçeklestirildi ve bu tarihten önce yayinlanmis tüm tez çalismalari dahil edildi. Tarama iki farkli sekilde yapildi. Birincisinde tarama kelimesine “hemsirelik” yazildi ve aranacak alan “konu” olarak seçildi. Ikincisinde ise tarama kelimesine “meta analiz” yazildi ve aranacak alan “tez adi” olarak seçildi. “Hemsirelik” konu basligi ile 1411, “meta analiz” tez adi ile 430 teze ulasildi. Bu tezlerden 52’si hemsirelik alaninda yapilmis sistematik derleme ve meta analiz çalismasindan olusmaktaydi. Bu tezlerin 33’ü doktora, 19’u ise yüksek lisans teziydi. Ilk tez 2014 yilinda yayinlanmisti. Tezlerin % 38’sinin 2022 yilinda; en fazla Gazi Üniversitesi (9) ve Bahçesehir Üniversitesi’nde (9); en fazla tez çalismasinin da cerrahi hastaliklar hemsireligi ve hemsirelik anabilim dalinda yapildigi tespit edildi. Yapilan incelemeye göre hemsirelik alaninda sistematik derleme ve meta analiz yönteminin kullanildigi tezlerin sayisinda artis görülmektedir. Bununla birlikte sistematik derleme ve meta analiz çalismalarinin hemsirelik bakimindaki önemi göz önüne alindiginda ve bu yöntem kullanilarak tamamlanmis lisansüstü tez sayisi incelendiginde eksiklik oldugu görülmektedir. Bu nedenle lisansüstü hemsirelik ögrencilerinin sistematik derleme ve meta analiz yöntemi ile tez çalismalari yapmalari için tesvik edilmesi önerilir.[TR] herhangi bir kurumdan destek alinmamistir

    Professional challenges faced in the families of security workers and the reflection of the perception of death on domestic relationships

    Get PDF
    Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Ana Bilim Dalı"Güvenlik Çalışanlarının Ailelerinde Ölüm Algısı Ve Aile İçi İlişkilerine Etkisi" başlığını taşıyan bu tez, Malatya ili özelinde güvenlik çalışanlarının mesleki zorluklarının kendilerine ve ailelerine olan yansımalarını anlamak amacıyla hazırlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda düzenlenen tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ölüm olgusu sosyolojik olarak incelenmiştir. Ölümün geçmişten günümüze değişen anlamı, modern dünyada ölüme bakış, yaşam ve ölüm felsefesi, ölümün sınıfsallığı, şehitlik bağlamında ölüm sosyolojisi yapılmıştır. İkinci bölümde ise, güvenlik güçleri ve çalışma imkânları irdelenmiştir. Güvenliğe, güvenliğin toplumla ilişkisine, tarihsel olarak geçmişine, ülkemizin güvenlik tehdit unsurlarına, kolluk kuvvetleri ve idari teşkilatlanmaya odaklanılmıştır. Üçüncü bölüm ise metodolojik çerçeve ve saha araştırma verilerinden oluşmaktadır. Güvenlik güçlerinden olan polis ve askerlik mesleğine odaklanan bu çalışma nitel bir araştırma olarak planlanmıştır. Bu doğrultuda tez çalışmasının yöntemi nitel araştırma olup teknik ise derinlemesine görüşmedir. Bu bölümde araştırmanın deseni, konusu, amacı, önemi, sınırlılıkları, evren ve örneklemi açıklanmıştır. Daha sonra araştırma verileri detaylı olarak analiz edilmiştir.This thesis, titled "Perception of Death in the Families of Security Workers and Its Effect on Their Domestic Relations", was prepared to understand the reflections of the professional difficulties of security workers on themselves and their families in the province of Malatya. The thesis study organized for this purpose consists of three parts. In the first chapter, the phenomenon of death was examined sociologically. The sociology of death has been made in the context of the changing meaning of death from past to present, the view of death in the modern world, the philosophy of life and death, the class nature of death, and martyrdom. In the second part, security forces and employment opportunities are examined. The focus is on security, its relationship with society, its historical back ground, our country's security threats, law enforcement forces and administrative organization. The third section consists of methodological framework and field research data. This study, focusing on the police and military professions in the security forces, was planned as a qualitative research. In this regard, the method of the thesis study is qualitative research and the technique is in-depth interview. In this section, the design, subject, purpose, importance, limitations, population and sample of the research are explained. Then, the research data were examined in detail

    Kronik Boyun Ağrısı Olan Bireylerde Ağrı Şiddeti, Servikal Kas Kuvveti, Propriosepsiyon ve Denge Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi

    Get PDF
    Amaç: Çalışmanın amacı, kronik boyun ağrısı (KBA) olan bireylerde ağrı şiddeti, servikal kas kuvveti, propriosepsiyon ve denge arasındaki ilişkileri incelemekti. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 45 KBA’lı birey ve 46 boyun ağrısı olmayan sağlıklı birey dahil edildi. KBA’lı bireylerde istirahat ve aktivite sırasındaki boyun ağrısı şiddetleri görsel analog skala ile, her iki gruptaki bireylerin servikal fleksör ve ekstansör kas kuvveti izometrik dinamometre ile, servikal bölge propriosepsiyon duyusu servikal eklem pozisyon hata testi ile ve statik ve dinamik denge Biodex denge sistemi ile değerlendirildi. Sonuçlar: Sağlıklı bireylerle karşılaştırıldığında KBA’lı bireylerin servikal fleksör ve ekstansör kas kuvvetlerinin daha düşük, servikal bölgepropriosepsiyonunun ve statik ve dinamik dengelerinin daha kötü olduğu bulundu (p<0,05). KBA’lı bireylerde, ağrı şiddeti ile, servikal kas kuvvetleri, servikal bölge propriosepsiyonu ve statik-dinamik denge ilişkiliydi (p<0,05). Ayrıca, KBA’lı bireylerde, servikal bölge propriosepsiyonu, servikal kas kuvvetleri ve statik-dinamik denge ile ilişkiliydi (p<0,05). Tartışma: KBA’da ağrı şiddetinin artmasıyla servikal kas kuvveti, propriosepsiyon ve denge zayıflayabilir, propriosepsiyonun zayıflaması dengeyi olumsuz etkileyebilir

    The Effect of In-Ear and Behind-Ear Transcutaneous Auricular Vagus Nerve Stimulation on Autonomic Function: A Randomized, Single-Blind, Sham-Controlled Study

    Get PDF
    Background/Objectives: Transcutaneous auricular vagus nerve stimulation (TaVNS) is a non-invasive method of electrical stimulation used to autonomic neuromodulation. Position and form of the electrodes are important for the effectiveness of autonomic modulation. This study was aimed to investigate the effect of TaVNS in-ear and behind-ear on autonomic variables. Methods: A total of 76 healthy participants (male: 40, female: 36) were randomized into four groups as in-ear TaVNS, behind-ear TaVNS, in-ear sham, and behind-ear sham. The TaVNS protocol included bilateral auricular stimulation for 20 min, 25 hertz frequency, a pulse width of 250 ?s, and a suprathreshold current (0.13–50 mA). Heart rate (HR), systolic and diastolic blood pressure (SBP and DBP), and heart rate variability (HRV) were measured baseline and after stimulation. The parameters RMSSD (root mean square of consecutive differences between normal heartbeats), LF power (low-frequency), and HF power (high-frequency) were assessed in the HRV analysis. Results: HR decreased in the in-ear TaVNS after intervention (p 0.05). SBP and DBP decreased and RMSSD increased in the in-ear and behind-ear TaVNS groups (p 0.05). There was no significant difference in LF and HF power after TaVNS compared to baseline in all groups (p > 0.05). SBP was lower and RMSSD was higher in-ear TaVNS than behind-ear TaVNS after intervention (p < 0.05). Conclusions: In-ear TaVNS appears to be more effective than behind-ear TaVNS in modulating SBP and RMSSD, but this needs to be studied in larger populations. © 2024 by the authors

    The effect of multi-component physical activity on physical fitness and social skills in adults with intellectual inadequacy: A mixed method case study

    No full text
    Sosyal Bilimler Enstitüsü, Beden Eğitimi ve Spor Ana Bilim DalıBu tezin amacı, çok bileşenli fiziksel aktivitenin (ÇOBİFA) entelektüel yetersizliğe (EY) sahip yetişkinlerin fiziksel uygunluk ve sosyal becerilerine etkisini incelemektir. Karma araştırma yöntemlerinden müdahale desenine göre yürütülen bu araştırmanın nicel boyutunda, yarı deneysel desenlerden eşleştirilmiş kontrol gruplu desen, nitel boyutunda ise durum çalışması deseni kullanılmıştır. Araştırmada, deney ve kontrol gruplarını belirlemek amacıyla karma yöntem örnekleme stratejilerinden çok aşamalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın nicel aşamasında deney grubunda 12, kontrol grubunda 12 olmak üzere toplam 24 EY'li yetişkin, nitel aşamasında ise deney grubu ve 10 öğretmeni yer almıştır. Deney grubuna 24 hafta/haftada 2 gün (40 dk.) ÇOBİFA programı uygulanmış, kontrol grubundakiler olağan eğitimlerine devam etmişlerdir. Araştırmanın nicel verileri deney ve kontrol gruplarından fiziksel uygunluk ve sosyal beceri testleri formları, nitel verileri ise deney gurubu ve öğretmenlerinden yarı yapılandırılmış görüşme formu ve fiziksel aktive değerlendirme formu aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde Mann Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar testi, nitel verilerin analizinde ise içerik analizi yöntemi uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulardan, ÇOBİFA müdahalesinin EY'li yetişkinlerin kas kuvveti ve dayanıklılığının, aerobik kapasitelerinin, temel hareket, iletişim ve etkileşim, duyusal işlemleme, duyguları tanıma, anlama ve ifade etme ile duygu ve davranış yönetimi becerilerinin gelişimine olumlu etki ettiği belirlenmiştir. Ancak vücut kompozisyonu, esneklik hız/tepki süresi gibi ani karar vermelerini ve hareket etmelerini gerektiren beceriler ile sosyal problem çözme becerilerine anlamlı derecede olumlu etki etmediği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen nitel bulguların nicel yöntemlerle elde edilen bulguları destekler nitelikte olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, ÇOBİFA'lar ile birlikte daha farklı tamamlayıcı müdahalelerin de sürece dahil edilmesinin, EY'li bireylerin fiziksel uygunluk ve sosyal becerilerinin bütüncül gelişimine daha fazla katkı sağlayacağı söylenebilir.The purpose of this dissertation is to examine the effect of multi-component physical activity on the physical fitness and social skills of adults with intellectual inadequacy. Conducted according to the intervention design in the quantitative dimension of this research, one of the mixed research methods, a paired control group design, one of the quasi-experimental designs, was used, and in the qualitative dimension, the case study design was used. In order to determine the experimental and control groups multi-stage sampling method, one of the mixed method sampling strategies was used. In the quantitative phase of the research, a total of 24 adults with intellectual inadequacy, 12 in the experimental group and 12 in the control group, took part and in the qualitative phase, the experimental group and 10 teachers took part. The multi-component physical activity program was applied to the experimental group for 24 weeks/2 days (40 minutes) per week, and those in the control group continued their normal education. The quantitative data of the study were collected from the experimental and control groups through the physical fitness and social skills tests forms, and the qualitative data were collected from the experimental group and their teachers through the semi-structured interview form and the physical activation evaluation form. The Mann Whitney U and Wilcoxon Marked Sequences test was applied in the analysis of the quantitative data of the research, and the content analysis method was applied in the analysis of the qualitative data. From the findings obtained from the research, it was determined that the multi-component physical activity intervention positively affected the development of the muscle strength and endurance, aerobic capacities, basic movement, communication and interaction, sensory processing, recognition, understanding and expression of emotions, and emotion and behavior management skills of adults with intellectual inadequacy. However, it has been concluded that it does not have a significantly positive effect on skills that require them to make sudden decisions and move, such as body composition, flexibility, speed/response time, and social problem-solving skills. It was determined that the qualitative findings obtained from the research support the findings obtained by quantitative methods. As a result, it can be said that the inclusion of different complementary interventions with multi-component physical activity will contribute more to the holistic development of physical fitness and social skills of individuals with intellectual inadequacy

    1,884

    full texts

    6,298

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Muş Alparslan University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇