Kapadokya University Institutional Repository
Not a member yet
2517 research outputs found
Sort by
Türkiye’de Kentleşmenin Artmasının Seçmenlerin Oy Tercihlerine Etkisi
Kendisini yönetecek partileri ve yöneticileri, demokratik seçimler yöntemiyle belirleyebilen, denetleyebilen ve görevden alabilen; toplumsal sınırların, rasyonel yasalar ve kurallar tarafından belirlendiği toplumlar hem gelişmişlik hem de şehirlerinin sağladıkları imkanlar açısından diğer toplumların önünde yer alırlar. Bu tarz toplumların, mimari açıdan iyi planlanmış, yeşil alanları yeterli, toplumdaki bütün sınıfların ihtiyaçlarının düşünüldüğü ve mühendislik açısından sağlam inşa edilmiş şehirlere sahip olmaları sürpriz değildir.Demokrasinin çalıştığı ve demokratik seçimlerin özgürce yapıldığı bir toplumda, bilimsel verilerin, bireysel iradenin, eşitlik, özgürlük ve birlikte yaşama kültürünün baskın olduğu varsayılır. Bazı dönemlerde farklı tercihler gösterseler de demokratik bir toplumda, seçmenlerin oy verirlerken rasyonel tercihler yapacakları düşünülür.1946 yılından beri çok partili genel seçimlerin yapıldığı Türkiye’de de kentleşmenin artması ile seçmen tercihlerinin değişimleri arasında bir bağ bulunması gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nde gelişimlerine XX.yüzyılın ikinci yarısında başlayan küçük Anadolu kentlerinde, kentleşmenin artması ile seçmenlerin oy tercihlerindeki değişimler arasındaki bağlantıları anlayabilmek önemlidir.Bu çalışmada, kentleşmenin artmasının, seçmen davranışlarındaki etkisi değerlendirilirken Türk toplumunun, oy verme davranışlarında büyük değişimlere ve kırılımlara sebep olduğu düşünülen, 1980 Askeri Darbesi başlangıç alınmıştır. Askeri darbe sonrası durumu değerlendirebilmek için ülkenin değişik bölgelerinden büyükşehir statüsündeki beş şehir seçilerek, 1977 - 2023 yılları arasında belirlenen altı genel seçimin sonuçları analiz edilmiştir. Böylece Türkiye’de kentleşmenin artmasının seçmenlerin oy verme davranışlarına olan etkileri anlaşılmaya çalışılmıştır
Bireylerde İşitme Sağlığı ve İşitme Kaybı Farkındalığının Araştırılması
Amaç: İşitme kaybı her zaman tedavi edilemeyen ve önlenemeyen bir hastalık değildir. Özellikle erken tanı
ve zamanında müdahale ile çoğu işitme kayıpları önlenebilir niteliğe sahiptir. Bu nedenle toplum sağlığı
açısından bireylerin işitme kaybı ve işitme sağlığı hakkındaki bilgi düzeylerinin istenen seviyede olması
gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı bireylerin işitme sağlığı ve işitme kaybı farkındalık düzeylerini
belirlemektir.Gereç ve Yöntem: Araştırmada nicel araştırma yaklaşımları arasında yer alan tarama modeli tercih edilmiştir.
Ayrıca katılımcıların işitme sağlığı ve işitme kayıpları hakkındaki farkındalık düzeylerini belirlemek ve
niceliksel olarak olgu ve olayların betimleyebilmek adına betimsel tarama modelinden yararlanılmıştır.
Araştırma kapsamında bireylerin işitme sağlığı ve işitme kaybı farkındalık düzeylerini belirlemek için
araştırmacı tarafından literatür taraması yapılarak hazırlanan anket formundan yararlanılmıştır. Araştırma
kapsamında kullanılan anket formunda yer alan sorular katılımcıların cinsiyetleri, yaşları ve eğitim durumları
ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmada Ki-Kare analizi tercih edilmiştir.Bulgular: Araştırmanın amacı doğrultusunda bireylerin işitme sağlığı ve işitme kaybı farkındalık düzeylerini
belirmek için yapılan analizler doğrultusunda katılımcıların cinsiyetleri ve yaşları ile işitme sağlığı ve işitme
kaybı farkındalık düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir.
Katılımcıların eğitim durumları ile işitme sağlığı ve işitme kaybı farkındalık düzeyleri arasında istatistiksel
açıdan anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir.Sonuç: Yapılan araştırma kapsamında katılımcıların işitme sağlığı ve işitme kaybı farkındalık düzeylerinin
kabul edilebilir seviyede olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda toplum sağlığı açısından oldukça önemli olan
ve önlenebilir işitme kayıplarının önlenebilmesi açısından bireylerin yeteri düzeyde bilgiye sahip oldukları
söylenebilir
Sağlık Kurumu Yönetilerinin Dijital Okuryazarlık Becerileri İle Örgütsel İnovasyon Performansı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Sanayi devrimiyle başlayan makineleşme ve teknoloji yarışı, günümüzde dijital
sistemlere evrilmiştir. Dijital sistemlerin artan önemi nedeniyle dijital okuryazarlık
düzeyini yüksek tutmak her sektörde gereklilik haline gelmektedir. Sağlıkta dönüşüm
programı kapsamında hastanelerin entegrasyonu ve bilişim sistemlerinin yaygın
kullanılmasıyla, ülkemizde sağlık kurumlarının tamamı dijital sisteme geçiş yapmıştır.
Sağlık kurumlarının, güncel yaklaşımlarla, kaliteli hizmetlerini sürdürebilmeleri için,
sağlık kurumu yöneticilerinin, dijital okuryazarlık düzeylerini yüksek tutmaları
gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı sağlık kurumu yöneticilerinin dijital okuryazarlık
becerileri ile örgütsel inovasyon ve alt boyutları arasındaki ilişkiyi incelemektir.
Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır.
Veriler Adana İli sınırları içerisinde faaliyet gösteren büyük çoğunluğu kamu
hastanelerinde çalışanlardan oluşan 191 sağlık yöneticisinden elde edilmiştir. Verilerin
analiz edilmesinde IBM SPSS Statistics 27 programı kullanılmıştır. Araştırmadan elde
edilen bulgulara göre dijital okuryazarlık ile örgütsel inovasyon arasında pozitif ve
anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Dijital okuryazarlık ile örgütsel inovasyonun alt
boyutları arasındaki ilişki incelendiğinde; dijital okuryazarlık ile örgütsel ürün
inovasyonu, örgütsel pazarlama inovasyonu, örgütsel süreç inovasyonu ve örgütsel
davranış inovasyonu arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunduğu; dijital
okuryazarlık ile alt boyut olan örgütsel stratejik inovasyon arasında anlamlı bir ilişki
bulunmadığı tespit edilmiştir
6-12 Yaş Arasında Kekemeliği Olan Çocuklarda Sosyal Uyum Becerileri ile Kekemelik Şiddeti Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Bu araştırma, 2022-2023 eğitim öğretim yılı birinci döneminde 6-12 yaş aralığındaki
kekemeliği olan çocuklar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya, kekemeliği olan 18
kız, 34 erkek çocuk dahil edilmiştir (Yaş ortalaması:9.03±1.90). Çalışmanın temel amacı,
6-12 yaş arasında kekemeliği olan çocukların sosyal uyum becerileri ile kekemelik şiddeti
arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmada, 6-12 yaş aralığındaki çocukların sosyal
uyum becerilerini ölçmek amacıyla Sosyal Uyum ve Beceri Ölçeği, kekemelik şiddetini
ölçmek için Kekemelik Şiddeti Değerlendirme Aracı kullanılmıştır. Araştırmanın
bulgularına göre, yaş gruplarına göre Kekemelik Şiddeti Ölçeği toplam ve alt boyut
skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmamaktadır (p>0.05). 6-9
veya 10-12 yaş grubundaki çocukların ortalama skorları benzerdir. Yaşa göre sosyal
uyum becerileri incelendiğinde Dikkat ve Hareketlilik alt boyutu açısından istatistiksel
olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0.05). Dikkat ve Hareketlilik alt boyutunda
6-9 yaş grubunda yer alan çocukların ortalama skoru 10-12 yaş grubunda yer alan
çocuklara göre anlamlı derecede yüksektir. Ancak, diğer alt boyutlar açısından anlamlı
farklılık bulunmamaktadır. Cinsiyete göre Kekemelik Şiddeti Ölçeği Toplam ve Alt
Boyut skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmamaktadır
(p>0.05). Kız veya erkek çocukların ortalama skorları benzerdir. Kekemelik Şiddeti
Ölçeği ve Sosyal Uyum ve Beceri Ölçeği toplam ve alt boyutları arasındaki ilişkiler
incelendiğinde; Kekemelik Şiddeti Ölçeği sıklık puanı ile Sosyal Uyum ve Beceri Ölçeği
Engellenme Eşiği alt boyutu arasında pozitif yönlü orta düzey bir ilişki (ρ:0.350), Süre
Puanı ile Sosyal İlişki arasında pozitif yönlü düşük düzey (ρ:0.289) istatistiksel olarak
anlamlı ilişkiler bulunmaktadır (p<0.01, p<0.001). Kekemelik Şiddeti Ölçeği ve Sosyal
Uyum ve Beceri Ölçeği toplam ve diğer alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı
ilişkiler bulunmamaktadır (p>0.05)
18. Yüzyıl İç Anadolu’sunda bir Osmanlı Köyü: Sinason
Bu çalışma, bir 18. yüzyıl Osmanlı köyü olan Sinason’u (günümüz Ürgüp’e
bağlı Mustafapaşa köyü) ele almakta ve 1696 ile 1782 yılları arasına tarihlenen
on arşiv belgesi üzerinden köyün kendine özgü idari, sosyo-ekonomik ve
hukuki dinamiklerini ortaya koymaktadır. Köy, Niğde, Kayseri ve Gülşehir
arasında idari olarak sıkça el değiştirmiş ve Müslümanlarla gayrimüslimlerden
oluşan karışık nüfusu, önemli bir vergi gelirine kaynaklık etmiştir. Belgeler,
avarız ve nüzul gibi vergi toplama uygulamalarını, askeri ve dini kurumları
destekleyen tımar ve vakıf sistemleriyle köyün bütünleşmesini ele almakta,
ancak bu sistemlerin zaman zaman yerel yöneticiler tarafından suistimal
edildiğini de göstermektedir. Köy sakinleri, adaletsiz vergilendirme gibi
sorunlarla karşılaşmış ancak Osmanlı’nın hukuk mekanizmalarını etkin bir
şekilde kullanarak adalet talep etmiştir; bu da merkezi otoriteye duyulan
güveni yansıtmaktadır. Sinason’un ekonomik katkıları, tarımsal üretim ve
imparatorluk projelerinin finansmanına sağladığı destekle Osmanlı mali
sistemi içindeki önemini ortaya koymaktadır. Bu açımlama, dönemin önemli
jeopolitik ve ekonomik zorlukları bağlamında kırsal yaşam, yönetişim ve adalet
konularına dair bir bakış sunmaktadır
Weighed Down: Informal Recycling as Shaped by Multiple Layers of Heaviness
The proliferation of waste is a global problem. In South Africa, only 10% of all waste materials are recycled. Of those, almost 90% are recycled in the informal sector. This article draws on data collected
through participant observation and 21 qualitative interviews with participants who work in the
informal recycling sector as buyers, sellers, and sorters in the coastal city of Gqeberha in South Africa.
Using the concept of ‘weight’ (as physical, economic, and emotional component in the workspace), I explore the ‘material-discursive’ dimensions that shape the participants’ experiences and examine the
implications for their bodies and livelihoods. I argue that by recognizing the multifaceted nature of
weight and addressing its distinct meanings within the context of informal recycling, it is possible to
develop a more holistic view of environmental justice. This view considers the harsh, lived experiences
of marginalized humans who live closest to, rely most on, or are disproportionally burdened by, wasted
material
Yetişkinlerde Geniş Bant Timpanometri Bulgularının Normalizasyonu
Yetişkinlerde Geniş Bant Timpanometri’nin klinik kullanımını yaygınlaştırarak cinsiyete bağlı
normalizasyon verileri oluşturmak amaçlanmaktadır.
Çalışmaya, 18-49 yaş arası 116 kadın ve 116 erkek olmak üzere toplam 232 birey dahil edilmiştir.
Orta kulak muayene ve fonksiyonları normal olan katılımcılara 226-8000 Hz aralığında Geniş Bant
Timpanometri ile Rezonans Frekansı(RF), Timpanometrik Tepe basıncı(TTB), Eş değer kulak kanalı hacmi
(Vea) ve Maksimum Absorbans Frekans (MAF) ölçümleri yapılmıştır. Çalışma Ondokuz Mayıs
Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı /Odyoloji
Bölümünde Ocak 2023- Nisan 2024 tarihinde yapılmıştır. Geniş Bant Timpanometri ölçümleri her iki
kulakta geniş bant klik stimulus kullanılarak 226-8000 Hz ölçümleri Titan (interaacoustics, Denmark)
geniş band timpanometri cihazı kullanılarak yapılmıştır.Çalışmaya dahil edilen bireylerin insiyetler arası absorbans değerleri karşılaştırılmasında
kadınların absorbans değerleri erkeklere göre 250 Hz, 500 Hz, 8000 Hz frekanslarında düşük, 2000Hz,
4000Hz frekanslarında yüksek bulunmuştur. Cinsiyetler arası immitansmetrik bulgular karşılaştırıldığında
Vea değeri kadınlarda daha düşük, RF ve MAF değerleri daha yüksek bulunmuştur. TTB değerleri arasında
anlamlı fark bulunmamıştır. Timpanogram tepe basıncında farklılık gözlenmemiştir. Bireylerin sağ ve sol
kulak absorbans değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Çalışmaya dahil edilen
bireylerin sağ ve sol kulakları arası Vea, RF, TTB, MAF‘ dan oluşan immitansmetrik bulguları
karşılaştırıldığında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır.
Geniş Bant Timpanometri ölçümünün cinsiyete bağlı değişimlerden etkilendiği saptanmıştır.
Klinikte kullanılmak üzere yetişkinlerde cinsiyet ve yaşa özgü normatif değerler oluşturulmuştur
Nursing students’ metaphorical perceptions of professional communication and the concept of nursing in their first clinical practice: qualitative research
Background
Nursing education combines theoretical knowledge and clinical practice to prepare nursing students to meet the evolving demands of healthcare services. Understanding nursing students’ metaphorical perceptions of the nursing profession and professional communication during their first clinical experiences can provide valuable insights into their professional identity and communication skills, as well as giving information about necessary improvements in nursing education. This study aimed to reveal the metaphorical perceptions of nursing students regarding the concepts of professional communication and nursing during their first clinical practices.
Methods
The study was conducted using a phenomenological design, a qualitative research method. A “student information form” and a “metaphor form,” developed by the researchers, were used as data collection tools. Participants’ sociodemographic data were analyzed on the Statistical Package for Social Sciences (SPSS). The analysis and evaluation of the metaphors used by nursing students for the concepts of nursing and professional communication were carried out in five stages by following the characteristics outlined in the qualitative data analysis approach called Metaphor Analysis. The Consolidated Criteria for Reporting Qualitative Research (COREQ) checklist was followed in the study.
Results
All 45 participants in the study were first-year nursing students, with 81.0% being female and the average age being 19.88 ± 0.96 years. Of the participants, 66.7% had chosen the nursing department willingly, and 57.1% had preferred it due to job opportunities. Participants generated 35 metaphors for the nursing profession, which were categorized into four groups, and 32 metaphors related to professional communication, which were classified into six groups.
Conclusion
The metaphorical perceptions of nursing students during their first clinical practices provided profound insights into how they experienced professional communication and the nursing profession. These metaphors are of great importance in understanding the challenges, the skills gained, and the emotional responses encountered during the students’ professional development processes
Sosyal Politika ve Sağlık Politikaları Kapsamında Türkiye'de Afet Yönetimi
Politika, hedeflere ulaşmak için kullanılacak araçların belirlendiği bir kararların bütünüdür. Sosyal politika ise toplumun sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik organların tümüdür. Bu, ekonomik güvence, barınma, sağlık hizmetleri ve daha fazlasını içermektedir. Sağlık politikası ise sağlık hizmetlerini ve desteklerini düzenleyicileridir. Afetler, insanlara, hayvanlara ve doğaya zarar veren doğal, teknolojik veya insan kaynaklı olaylardır. Bu olaylar toplumlarda fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara neden olmaktadır. Bu nedenle afetlerle başa çıkabilmek için araştırma yapmak, planlar belirlenmek ve bu planların uygulamaya konulup yaygınlaştırılması önem arz etmektedir. Bu sürece, afet yönetimi adı verilmektedir. Afetlerin ardından sağlanan sosyal yardımlar ve hizmetler, arama kurtarma operasyonları başlar ve daha sonra gıda, barınma, sağlık hizmetleri gibi alanlarda devam eder. Bu yardımlar, hayatlarının normale dönmesine yardımcı olur ve psikolojik destek sağlanır, çünkü insanların duygusal ve zihinsel sağlıkları desteklenmesi gerekmektedir. Ayrıca, afetlerin yol açtığı yerleşim yerlerinin zarar görmesi veya yıkılması, barınma sorununun ortaya çıkması gündeme gelmektedir. Bu sorunun çözümü için geçici ve uzun vadeli çözümler bulunmaktadır. Sağlıklı beslenme, afet sonrasında hayatta kalmak ve korumak için önemlidir. Psikolojik ilk yardım, afetzedelerin stresle başa çıkmalarına yardımcı olmaktadır. Sosyal ve sağlık politikalar kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle afetlere müdahale ve yönetim konusunda etkin ve verimli bir şekilde uygulanmaktadır