Kapadokya University Institutional Repository
Not a member yet
2517 research outputs found
Sort by
Halk Psikolojisi Bağlamında Âşıklık Sanatı Söylemi ve Âşık Veysel’in Söylem Evrelerindeki Yeri
Halk psikolojisi, insanların inanç, istek, hayal, niyet ve duyguları gibi zihin durumlarını anlamlandırma ve gündelik yaşamda diğer insanların zihin durumlarını değerlendirerek onların davranışları hakkında öngörüde bulunabilme becerilerinin tümüdür. Zihin kuramı ve birçok farklı isimle de anılan halk psikolojisi, temelde insan zihninin önce kendi sınırlarını ve zihin durumlarını algılayan ve ardından başkalarının zihin durumlarını algılamayı kapsayan bilişsel bir beceri olmakla birlikte günlük konuşmalarımızın alt bölümlerini ifade eder. İçsel ve dışsal olarak iki durumlu incelenebilen halk psikolojisinde içsel durumlar insan zihninin kendini tanıması, anlamlandırması, “ben” oluşumu ve kendini söze dökebilme gibi kabiliyetleri incelerken, dışsal durumlar insan zihninin çevresini kavraması ve “ben” kavramının “biz” kavramına dönüşmesi; dolayısıyla “halk” oluşumunu irdeler. Tüm bu oluşumların temelinde zihnin algısında oluşanların söze dönüşümü yatmaktadır. İfade biçimlerinin kalıplara bağlı olmak koşulu ile yeni yaratmalara sahne olduğu âşıklık sanatı söylemlerinin halk psikolojisi kavramının hangi noktasında olduğunun altını çizmek amacı taşıyan bu çalışma, halk psikolojisi bağlamında âşıklık sanatı söylemini ele almaktadır. Tüm bu süreç içerisinde alana “halk psikolojisi” kavramının zihinsel bir süreç olduğuna ilişkin tanımı yapılacakken, ses açısından çok benzer olan “halkların psikolojisi” kavramı ile olan ayrıma dikkat çekilecektir. Genelde halk psikolojisinin “ne olduğu” ile “ne olmadığının” kısaca tanımının yapıldığı çalışmada, halk psikolojisinde söylemin üç ana evresinin olduğu belirtilecek; âşıklık sanatının ise bu evrelerden hangisine dahil olduğu sorunsalının yanıtı aranacaktır. Dolayısıyla âşıklık sanatı icrasında var olan söylemlerin başlangıcından bu yana hangi evreye dahil edileceği belirtilerek özelde Âşık Veysel’in söylemlerinin “tekrar eden anlatı” evresine mi “işlenen anlatı” evresine mi dahil olduğuna değinilecektir. Sonuç olarak dört temel hipotezle kendini ifade eden halk psikolojisi kavramında söylemin evrelerini açıklarken son ve temel hipotez olan “anlatı gerçekleştirme” hipotezinin Âşık Veysel söylemlerini sınıflandırırkenki konumuna da yer verilecektir
Açlığın Yeniden Yorumlanması: Anthony Burgess’in The Wanting Seed ve Joseph D’Lacey’nin MEAT Romanlarındaki Ekolojik Kaygılar ve Yamyamlık Kültürü
This thesis delves into the analysis of two dystopian novels from twentieth – and
twenty-first-century English literature: Anthony Burgess’s The Wanting Seed (1962)
and Joseph D’Lacey’s MEAT (2008). The primary focus is on the cannibalism
metaphor employed by the narratives. A notable contrast emerges in their use of the
cannibalism metaphor: The Wanting Seed employs man-eating as a response to acute
circumstances, portraying crude cannibalism in the face of food scarcity,
overpopulation, and ecological degradation. In contrast, MEAT reflects vast ecological
annihilation and presents cannibalism and capitalism as the two complementary facets.
The cannibalism metaphor takes an industrial form, with human bodies being produced
and processed akin to factory farming industries. In the broader context of English
literature, where the cannibalism metaphor has been employed to project various
societal concerns and anxieties, these selected dystopian novels specifically reflect the
ecological anxieties of the twentieth and twenty-first centuries through their use of
cannibalism. Overpopulation and resource scarcity were prominent eco-anxieties in
the twentieth century and continue to be pressing concerns in the twenty-first century;
however, emerging issues such as species extinction, the sense of ecological
annihilation and fear have become more prominent. The gradual increase in ecological
degradation, particularly in the twenty-first century, intensifies contemporary ecoanxieties.
The magnitude shift observed in the representation of cannibalism and
industrialised cannibalism parallels the shift in eco-anxieties, offering a radical
response to the escalating ecological degradation and heightened sense of eco-anxiety
Üniversitelerde ar-ge harcamalarının araştırma performansına etkisi
The most significant factor showing that countries are economically developed is the level of technology they produce. Technology, on the other hand, is the application of knowledge produced theoretically through scientific research. In this context, there is a clear connection between the level of economic development and welfare and the point reached in science. The resources that countries allocate to science and research activities are increasing every year, and the effective use of these resources plays a critical role in increasing the welfare level of these countries. This study reveals the effect of the university investment budget, which constitutes an essential part of the financial resources allocated to research and development activities in Turkey, on the research performance of universities. Multiple regression analysis was used to achieve the aim outlined in this thesis. The number of publications per lecturer published in AHCI, SSCI, SCI, and SCI-Expanded indexed journals and the number of Web of Science publications citations were used as dependent variables to represent research performance. The rate of investment budget spent on R&D was used as an independent variable to represent R&D expenditures. In addition, the number of lecturers and the number of YÖK 100/2000 Project doctoral scholars were included in the models as control variables. It was concluded that R&D expenditures affect research performance positively
Determination of Nursing Care Perceptions of Hemodialysis Patients
Purpose: In this study, it is aimed to determine the perceptions of the patients receiving hemodialysis treatment about the nursing care they receive and to investigate the factors affecting this perception. Materials and Methods: This research was planned as a descriptive study by using quantitative research methods. The sample of the study consisted of 50 patients who were diagnosed with chronic renal failure and received hemodialysis treatment in a hospital operating in the province of Kayseri. Results: It was determined that the mean age of the hemodialysis patients included in the study was 60.23±13.60 years and the gender of 54 % was male (n=27). The total mean score of hemodialysis patients from the "Patient's Perception of Nursing Care" scale is 68.31±7.38. Conclusions: As a result of our study, it was determined that the patients' perception of care and thus their care satisfaction were at a high level. Keywords: Care, Hemodialysis patient, Nursing, Perception
İnsanlık ve Gezegen İçin Ortak Ufuk Tasavvuru
مرت البشرية وكوكبنا بأوقات عصيبة. لقد كنا نشهد حربًا على مستوى الدول تضمنت تهديدًا
نوويًا، وهو تطور مثير للقلق يبدو أنه انزلق من وعي العالم. لقد شهدنا حروبا أهلية، على أساس
التنافس الديني أو العرقي، أدت إلى قتل جماعي وهجرة جماعية داخلية ودولية. تصل الأرقام
إلى حوالي 100 مليون نازح في العالم، وهو رقم قياسي عالمي جديد. أعادت الأزمات الاقتصادية
تشكيل الوضع الاقتصادي، مما أدى إلى إعادة توزيع الدخل لصالح الأغنياء والدول الغنية، مع تفاقم
سوء الظروف الاقتصادية لمن هم تحت الحد الأدنى من المقياس. وفقًا لبرنامج الغذاء العالمي
التابع للأمم المتحدة، يواجه 349 مليون شخص في 79 دولة انعدامًا حادًا للأمن الغذائي، بينما
يكافح أكثر من 900 ألف شخص حول العالم للبقاء على قيد الحياة في ظروف شبيهة بالمجاعة.
غيّرت جائحة كوفيد- 19 طريقة الحياة في جميع أنحاء العالم، ومن المتوقع ظهور أوبئة
جديدة. على الرغم من المعايير عالية المستوى في النظم الصحية، فإن السيناريوهات التي تشمل
الموت الجماعي في الأوبئة تظل حقيقة وشيكة. أكدت الأوبئة الحديثة، وخاصة فيروس كورونا
المستجد، كيف أن الجهود المحلية أو الإقليمية ليست كافية للحد من آثار الأوبئة أوالتعامل معها.
ولذلك سعينا إلى تسليط الضوء في مشروعنا هذا كون التعاون العالمي المشترك أمر بالغ الأهمي
A Study of Henrik Ibsen’s The Lady from the Sea from the Perspective of Ecofeminism
Growing out of an academic and activist sensitivity towards the analogous exploitation
of nature and women, ecofeminism has gained widespread recognition and popularity
across disciplines since the last decades of the 20th century. Condemnation of dualistic
constructions, fostering the violation of the rights of women and nature is the central
argument put forward by ecofeminism which is unwaveringly committed to revealing
the anthropocentric and patriarchal ideologies as conjoint systems of oppression
and subjugation. A link to ecofeminism can be found in Henrik Ibsen’s play, The Lady
from the Sea (1888). Accordingly, the sea plays a key role in governing the lives of
individuals like how the central character, Ellida’s social alienation from the people
around her is juxtaposed with her physical and psychological intimacy with the sea.
This study is anchored on elucidating Ibsen’s play from an ecofeminist viewpoint by
drawing together Ellida’s patriarchal oppression in her marriage with the brutal
exploitation of nature, squandered by humans whose anthropocentric misconceptions
and consumerist concerns disallow them to perceive nature as a living organism. An
ecofeminist approach to The Lady from the Sea will provide a better insight into the
play’s consolidation of the gender issue with environmental deterioration as two
inextricably linked problems
Kıyı Alanlarında Biyolojik Çeşitlilik: Kapsam, Sorunlar, Tehditler
Sanayi Devrimi ve Aydınlanma ile birlikte ortaya çıkan ve uluslararası çapta
gözlemlenmeye başlayan, insanın doğa üzerinde hakimiyet kurma fikri ve bunun
paralelinde yapılan kaynak paylaşımı mücadelesi; özellikle 20. yüzyıla damgasını
vurmuş ve çevre, tarihsel süreçte daha önce hiç karşılaşmadığı bir baskı altında
kalmıştır. Teoride mekanist dünya görüşünün, pratikte ise doğal kaynakların
paylaşım savaşının kıskacında doğa; geri dönülemeyecek seviyelerde tahribata
uğramış; sahip olduğu özelliklerini ve değerlerini birer birer kaybetmeye
mahkûm edilmiştir. Tahribat ve yok olma durumlarıyla karşılaşan bir doğal değer
de biyolojik çeşitlilik olmuş; birçok tür, genetik zenginlik bu durumdan olumsuz
bir şekilde etkilenmiştir
Dijital Dönüşüm ve Yapay Zekâ: Muhasebenin ve Denetimin Geleceği
Endüstri 4.0 ile hızlanan teknolojik değişimler doğrultusunda muhasebe yazılımlarının gelişimi manuel defter
tutmayı ortadan kaldırmış, birçok işlem otomatik olarak muhasebeleştirilmeye başlanmış ve dijital dönüşümün
etkisiyle Türkiye’de muhasebe alanında e-fatura ve e-defter gibi uygulamalar başlamıştır. Yapay zekâ, görevleri
yerine getirmek için insan zekâsını taklit eden ve topladığı ve yüklenilen bilgilerle kendisini aşamalı olarak
geliştirebilen sistemler veya makinelerdir ve birçok alanda kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, muhasebe ve
denetim mesleklerinin dijitalleşmeden nasıl etkilendiğini ele almak, öğrenen ve karar verebilen bilgisayar
sistemlerinin bu mesleklerin gelecekteki yerini ve durumunu nasıl değiştireceğini belirlemektir. Bu doğrultuda
önce Endüstri 4.0, muhasebe yazılımlarının gelişimi, dijital dönüşüm ve yapay zekâ kavramının tarihçesi ve
muhasebe bilimine yansımalarından bahsedilmiş, ardından muhasebe ve denetim mesleklerine etkileri
irdelenmiştir. Araştırma sonucunda Türkiye’de dijital dönüşüm ve yapay zekâlı sistemlerle birlikte muhasebe ve
denetim mesleklerinin bağımsız serbest meslek olmaktan çıkacağı ve muhasebecilerin işletmelerde mali müşavir
ve bilişim personeli olarak çalışacaklarının kaçınılmaz olduğu ifade edilmiştir. Mali tabloların vergi denetimini
işletmelerin sistemleri ile bütünleşmiş vergi idaresinin sistemi ve uygunluk denetimini ise Kamu Gözetim
Kurumunun ilgili biriminin otomatik olarak yapacağı ve raporlayacağı öngörülmüştür. İşletmelerdeki iç denetimin
yeni sistemle birlikte daha etkin ve verimli şekilde yürütüleceği belirlenmiştir. Bu gelişmeler doğrultusunda
üniversitelerde verilen muhasebe ve denetim eğitimin müfredatının yeniden düzenleme zorunluluğu
vurgulanmıştır
Analyse of the Perspectives of the Families of Children Receiving Speech and Language Therapy on Tele-therapy Services
YÖK TEZ NO: 10538255Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 11 Mart 2020 tarihi itibari ile tüm dünyada pandemi ilan etmiştir. Pandemi ile birlikte birçok sektörde online sistemlere geçiş yapılmıştır. Türkiye’de birçok kurum ve kuruluşlarda bu duruma ve çağa ayak uydurmuştur. Bu durumlardan en çok özel gereksinime ihtiyaç duyan çocuklar etkilenmiştir ancak kurulan bu yeni düzenden aktif bir şekilde yaralanamamışlardır. Bireysel eğitimlerde ise (Özel eğitim, Dil ve konuşma terapisi vb.) özel gereksinimli çocukların yanlarında bir desteğe ihtiyaçları her zaman vardır. Bu noktada ebeveynler aktif bir rol almaktadır. Alanyazında ebeveynlerin tele-terapiye bakış açılarına yönelik kısıtlı çalışma bulunmaktadır. Bu sebeple bu araştırmada Türkiye’ de dil ve konuşma terapisi alan çocukların ebeveynlerinin tele-terapi hizmetine bakış açıları değerlendirilmiştir. Araştırmada; araştırmacı tarafından hazırlanmış olan “Dil ve Konuşma Terapisi Alan Çocukların Ailelerinin Tele-terapi Hizmetine Bakış Açıları Anketi” kullanılmıştır. Araştırmanın asıl amacı ise, Türkiye’ de dil ve konuşma terapisinde tele-terapiye bakış açılarının ebeveynler tarafından değerlendirilmesidir.Çalışmada 102 ebeveyne veri toplama aracı olarak 5 bölümden oluşan 23 soruluk bir anket uygulanmıştır. Araştırmada toplanan veriler IBM SPSS 25.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Aktif olarak dil ve konuşma terapisi alan çocukların ebeveynlerinin aldıkları terapi ve tele-terapi uygulamalarına ilişkin görüşlerini belirttikleri maddeler hem çocuğun hem de ebeveynin demografik özellik ve deneyimleri ile çaprazlanarak analiz edilmiştir. Ele alınan maddeler grup özellikleri bağlamında yüzde ve frekans olarak betimlenmiş ve karşılaştırma analizlerinde ki-kare testleri kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre; ebeveynlerin çoğunluğunun tele-terapi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı ve bu sebeple tele-terapiyi kullanmaya yönelik düşüncelerinin çoğunlukla kararsız olduğu ancak buna rağmen katılımcıların birçoğunun tele-terapiye karşı bakış açılarının olumlu olduğu görülmüştür
Examination of 60-72 Months-Old Preschool Children with and Without Language Disorder in terms of Social Problem Solving and Social Competence and Behavior Status
YÖK TEZ NO: 10539426DSM-5’in tanı ve sınıflandırmasında yer alan, herhangi biyomedikal, nörolojik gibi bir nedene bağlı olmayan, belli bir etiyolojisi olmayan çocuğun yaşına uygun dil becerilerini sergileyememesiyle karakterize olan durum dil bozukluğu olarak nitelendirilmektedir. Çevresinde olanları anlamakta ve ifade etmekte güçlük yaşayan çocukların sosyal becerilerde de sınırlılıklar yaşayabileceği belirtilmektedir. Özellikle çocuğun sosyal yetkinlik düzeyinin yaşına uygun olmaması sosyal problem çözme becerilerindeki yaşanabilecek sorunları beraberinde getirmektedir. Bu araştırma gelişimsel dil bozukluğu olan ve olmayan çocukların sözel dil performanslarının, sosyal yetkinlik ve sosyal problem çözme becerileri üzerindeki yordayıcı etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Bu çalışmada gelişimsel dil bozukluğu olan ve olmayan 60-72 aylık çocukların sözel dil performansları için Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL), sosyal yetkinlik becerileri için Sosyal Yetkinlik ve Davranış Durumları (SYDD-30) Ölçeği ve sosyal problem çözme becerilerini değerlendirebilmek için ise Wally Sosyal Problem Çözme Testi kullanılmıştır. Bu araştırma, 2021-2022 yılında Kocaeli ili Kartepe ve Derince ilçelerinde okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 60-72 aylık çocukları ve onların öğretmenleri ile sınırlıdır. Elde edilen araştırma bulguları sonucunda dil bozukluğu olan ve olmayan çocuklar arasında sosyal problem çözme beceri düzeyleri, sosyal yetkinlik davranış düzeyleri, anksiyete-içedönüklük davranış düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş ve literatürle benzer bulgular elde edilmiştir. Ancak dil bozukluğu olan ve olmayan çocuklar arasında kızgınlık-saldırganlık davranış düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Çalışmadan elde edilen bazı bulgular sonucunda dil bozukluğuna sahip çocukların erken dönemde tanılanması gerektiği ve çocuğun dil bozukluğuna ek olarak diğer sosyal alanlarda da sorunlarında eşlik edebileceğine dikkat çekmektedir