Kapadokya University Institutional Repository
Not a member yet
2517 research outputs found
Sort by
PREMATÜRE BEBEKLERİN PARENTERAL BESLENMESİNDE OMEGA YAĞ ASİTLERİ
Amaç: Normal gebelik süresi, annenin son menstrüasyon tarihinden itibaren 40 haftadır. Dünya Sağlık
Örgütü (DSÖ), 37. gestasyonel haftadan önce olan canlı doğumları “prematüre doğum” olarak
adlandırmaktadır (1). Bebekler için en ideal besin anne sütüdür ve doğumdan sonra mümkün olan en
kısa sürede tüm bebeklere anne sütünün verilmesi amaçlanmalıdır. Besin maddelerini oral ya da enteral
yolla alamayan ve/veya bu yollardan yeterli enerji ve besin öğesi ihtiyacını karşılayamayan prematüre
bebeklere ise ilk saatten itibaren total parenteral beslenme (TPN) başlanmalıdır (2). Yoğun erken
TPN’nin amacı; intrauterin büyüme hızının yakalanması, bilişsel skorların iyileştirilmesi, mortalite
oranının düşürülmesi, ağırlık kaybının azaltılması ve pozitif nitrojen dengesinin sağlanmasıdır (2).
TPN’nin içeriğinde yer alan yağ asitleri, non-protein enerjiyi sağlayarak pozitif nitrojen dengesinin
korunmasında görev alırlar (3). Bu bildiride; “Prematüre bebeklerin parenteral beslenmesinde omega
yağ asitlerinin etkileri ile ilgili genel bilgiler” özetlenmiştir.
Ana Metin:Prematüre bebekler, miadında doğan bebeklere kıyasla daha düşük endojen lipid deposuna
sahiptirler (3). Parenteral lipid emülsiyonları; yüksek enerji, düşük hacim ve esansiyel yağ asidi
içerikleri ile prematüreler için non-protein enerji kaynağıdır (4, 5). İlgili alanda gerçekleştirilen;
“Preterm Bebeklerde Yüksek Erken Parenteral Lipid (HELP)” çalışmasında; çok düşük doğum ağırlıklı
(ÇDDA) bebeklere, yüksek erken dozda parenteral lipid sağlanmasının ağırlık kaybı oranını azalttığı,
büyüme geriliği riskini düşürdüğü gözlemlenmiş ve verilen lipid emülsiyonu miktarı ile büyüme
arasında pozitif ilişki olduğu saptanmıştır (4).
Omega-3 yağ asitleri; postnatal beyin gelişimi ve hücre metabolizmasında görevlidir (7).
Dokosaheksaenoik asit (DHA) birikiminin gebeliğin son trimesterinde gerçekleşmesi sebebiyle
prematüre bebek eksojen bir DHA kaynağına bağımlıdır (6). 222 prematüre bebeğin dâhil edildiği bir
çalışmada, Omega-3 ile zenginleştirilmiş lipid emülsiyonu (SMOFlipid) kullanımının prematüre
bebeklerde ağırlık kaybını azalttığı ve parenteral beslenme sonucu gelişebilecek karaciğer hastalığı
(PNALD) ile ilişkili komplikasyonları geciktirdiği saptanmıştır (3).
Omega-6 yağ asitleri, eikazonoid sentezi sürecinde lökotrien B4 üretimini uyararak proinflamatuvar etki
göstermektedir (6). Bu durum, Omega-6 açısından zengin bir lipid emülsiyonunun proinflamatuar
eikozanoid üretimine neden olarak oksidatif stres ve sistemik inflamasyon artışa yol açacağına dair
endişeleri beraberinde getirmektedir (5). Buna ek olarak; Omega-6 yağ asitlerinin parenteral beslenme
ile ilişkili kolestazda rolü olduğu ve trigliserid transportunu bozduğu bildirilmektedir (2, 7).
Tekli doymamış yağ asitlerinin (MUFA) çoklu doymamış yağ asitlerinin (PUFA) yerini alması ile
birlikte lipid peroksidasyonu ve inflamasyonun azalacağı düşünülmektedir (8). Yapılan bir çalışmada;
zeytinyağı bazlı lipid emülsiyonunun, soya fasulyesi yağı bazlı lipid emülsiyonu ve karışık lipid
emülsiyonuna karşı anti-inflamatuar etkisinin daha üstün olduğu gözlenmiştir (5). Burada atlanılmaması
gereken nokta, MUFA’ların esansiyel yağ asidi içermemeleridir (9). TPN ile beslenmede esansiyel yağ
asidi eksikliğinden kaçınmak için PUFA’lar muhakkak TPN içerisinde yer almalıdır (10).
Sonuç:Mevcut çalışmalar, omega yağ asitleriyle ilgili çelişkili kanıtlar sunmaktadır. “Türkiye
Neonatoloji Derneği Prematüre Rehberi” özellikle uzun süreli (>21 gün) parenteral beslenmede balık
yağı bazlı lipid emülsiyonların kullanılması önermektedir (2). Parenteral beslenmede omega yağ asidi
kaynaklarının etkilerinin net olarak belirlenebilmesi için alanda gerçekleştirilecek daha çok çalışmaya
ihtiyaç duyulmaktadır. Mevcut durumda klinisyenlerin en doğru bilgi alacağı kanallar, dernekler
tarafından hazırlanan kılavuzlardır
ÇEVRE DOSTU SÜRDÜRÜLEBİLİR FİLM YAPIMI PRODÜKSİYON REHBERİ
Film yapımının her aşamasında çevreye zarar veren etkileri azaltma ve
sektörde ekolojik duyarlılığı artırma çabaları “çevre dostu”,
“sürdürülebilir” veya “yeşil” film yapımı olarak bilinir. Sinema,
televizyon ve dijital platformlar için üretilen film, dizi ve reklam
yapımlarını kapsayan bu yaklaşım sadece doğaya yönelik değil,
toplumsal, kültürel ve ekonomik sürdürülebilirlik hedeflerini de içerir.Sürdürülebilirlik, ekolojik kaygılarla gündeme gelen bir kavram olsa da
adil çalışma koşulları, sosyal ve kültürel kapsayıcılık, finansal
kaynaklara erişim gibi birçok boyutu barındırır. Bu rehber, Türkiye’de
film yapımının çevresel sürdürülebilirlik boyutuna odaklanıyor.
Çevresel sürdürülebilirlikteki ilerlemeler zamanla sosyal, kültürel ve
ekonomik sürdürülebilirlik hedeflerine de katkı sağlayacak ve
birbirleriyle etkileşim içinde gelişecektir. Çevre Dostu, Sürdürülebilir
Prodüksiyon Rehberi, sektörün geleceğine yön verecek temel adımları
atmanıza yardımcı olacak niteliktedir
Kapadokya Üniversitesi Bilişim Sistemi ve Uygulamalarına Dair Kullanıcı ve Yetkilendirme İşlemlerinin Bir Remote Authentication Dial-in User Service (RADIUS) Sunucusu Aracılığıyla Merkezî ve Güvenli Hâle Getirilmesi ile Bunun Üniversite Kullanıcı Yönetim Sürecine Etkilerinin Belirlenmesi
Bu projede, üniversitelerde kullanılan farklı sistemler üzerindeki kullanıcı hesaplarının tek bir sistem üzerinden yönetilebilmesi amacıyla açık kaynak kodlu RADIUS (Remote Authentication Dial-In User Service) sisteminin kurulması amaçlanmıştır. RADIUS, kullanıcı kimlik doğrulama, yetkilendirme ve hesap yönetimi (AAA: Authentication, Authorization, Accounting) işlemlerini merkezi bir yapıda yönetmeyi mümkün kılan bir protokoldür ve Üniversite ortamında çeşitli bilişim sistemleri ve ağ hizmetlerinin artmasıyla birlikte, bu sistemler üzerindeki kullanıcı hesaplarının ve erişim yetkilerinin yönetimi giderek daha karmaşık hale gelmiştir. Bu nedenle, tüm bu süreçlerin daha etkin ve güvenli bir şekilde yönetilebilmesi için RADIUS sisteminin kurulması ve değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Proje iki ana başlık altında yürütülmüştür. İlk olarak, RADIUS sisteminin kurulması amacıyla gerekli donanım ve yazılım bileşenleri temin edilerek, Mustafapaşa Kampüsü’ndeki laboratuvarlarda kurulmuştur. Bu aşamada, bir RADIUS sunucusu ile ilgili donanım ve ağ bileşenleri kurulmuş ve gerekli konfigürasyonlar tamamlanmıştır. Bu süreçte donanım ve yazılım bileşenlerinin uyumu ve sistemin stabil çalışması sağlanmıştır. Ayrıca, ağ performansı üzerinde yapılan incelemelerde kullanıcı yetkilendirme süreçlerinde iyileşme gözlemlenmiştir. İkinci aşamada, RADIUS sistemi üniversite bünyesindeki çeşitli sistemlerle entegre edilmiştir. Bu sistemler arasında Active Directory ve Öğrenci İşleri Otomasyonu bulunmaktadır. Her bir sistemle yapılan entegrasyon süreçlerinde, RADIUS sisteminin entegrasyon kabiliyeti, entegrasyon sürecinde harcanan efor ve zorluk derecesi, entegrasyon sonrası kullanıcılara yönelik etkiler ve elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Bu süreçte, merkezi bir yetkilendirme sisteminin üniversite genelinde güvenliği artırdığı ve yönetim süreçlerini kolaylaştırdığı tespit edilmiştir. Merkezi bir RADIUS sistemi sayesinde, kullanıcı yetkilerinin belirlenmesi ve denetlenmesi süreçlerinde standardizasyon sağlanmış ve ağ üzerindeki tüm erişim denemeleri merkezi olarak kayıt altına alınmıştır. Bu durum, olası güvenlik ihlallerinin tespit edilmesini kolaylaştırmış ve üniversite ağındaki güvenlik seviyesini artırmıştır
2019 Yerel Seçimlerinde Yeni Medya Araçlarının Siyasal Propaganda Aracı Olarak Kullanılması: Ankara Büyükşehir Belediyesi Seçimleri Örneği
Bu çalışmayla siyaset ve iletişim disiplinlerinin ortak noktası olarak bilinen siyasal iletişim kavramının ele alınarak günümüz koşullarında siyasal iletişimin en önemli araçları arasında yer alan sosyal medyanın propaganda aracı olarak kullanımına ilişkin bilgilere yer verilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda 2019 yılında gerçekleştirilen yerel seçimlerde Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adaylığını koyan Cumhur İttifakı adayı Mehmet Özhaseki ve Millet İttifakı adayı Mansur Yavaş’ın Twitter üzerinden seçim sürecinde paylaştığı görsellere ve Facebook ve Instagram gibi diğer sosyal medya platformlarında yer alan içeriklere ilişkin genel bilgilere yer verilmiştir. Twitter adlı sosyal medya platformunun genel olarak siyasi amaçlı bir yapıda olması nedeniyle araştırmada her iki adayın paylaşımları farklı propaganda türleri kapsamında incelenmiştir. Yapılan araştırma sonucunda beyaz propaganda faaliyetini Mansur Yavaş’ın daha fazla yaptığı tespit edilmiştir. Adayların ekonomik propaganda faaliyetlerine bakıldığında sosyal medya üzerinden eşit paylaşım yaptıkları tespit edilmiştir. Adayların siyasal propaganda faaliyetlerine bakıldığında sosyal medya üzerinden Mansur Yavaş’ın daha çok paylaşımda bulunduğu tespit edilmiştir. Adayların kültürel propaganda faaliyetlerine bakıldığında sosyal medya üzerinden Mehmet Özhaseki’nin daha çok paylaşımda bulunduğu tespit edilmiştir. Adayların gri propaganda faaliyetlerine bakıldığında sosyal medya üzerinden Mansur Yavaş’ın daha çok paylaşımda bulunduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak her iki adayda sosyal medyayı hem siyasi iletişim aracı hem propaganda aracı hem de seçim kampanyalarının duyurulması için tercih ettikleri söylenebilir
1-6 Yaş Arası Çocuklarda Tüp Takılmadan Hemen Önce ve Hemen Sonra Abr Testi Sonuçlarının Karşılaştırılması
Otitis media çocukluk çağı hastalıkları arasında üst solunum yolu enfeksiyonlarından
sonra en sık görülen ikinci hastalıktır. Otitis mediası olan çocukların problemlerini
önleme veya azaltmada kullanılan yöntemlerden biri de ventilasyon tüpleridir. Takılan
ventilasyon tüpü kulak zarında perforasyona neden olacağı için işitme eşiğini ameliyat
öncesine göre azaltma ihtimali vardır. Çalışmada değerlendirilen çocukların yaşları küçük
olduğundan dolayı işitme eşiği tespiti için odyoloji test bataryasında objektif ve güvenilir
test olan ABR testi kullanılmıştır. Ameliyat öncesi ve hemen sonrası yapılan işitme testi
ile ventilasyon tüpünün işitmeye olan etkisi incelemek amaçlanmıştır.Çalışmaya 1 ila 6 yaş arasında olan cinsiyet ayrımı yapılmadan EOM tanısı almış 30
çocuk katılmış, 54 kulak değerlendirilmiştir. Çocukların EOM tanısının ortak olması
amacıyla timpanometri testi yapılmış, sonucu TipB olan çocuklar çalışmaya dahil
edilmiştir. ABR testi hastalara ventilasyon tüpü takılan seansta genel anestezi altında hem
ameliyat öncesi hem de ameliyat sonrası uygulanmıştır. ABR testinde 70, 40 dB nHL
uyaran şiddet seviyeleri latans ve amplitüd değerleri ile eşik seviyesi ve eşik seviyesi
latans değerleri ele alınmış, ameliyat öncesi/ sonrası karşılaştırma yapılmıştır
Yeni Oluşan Uluslararası Sistem: Nasıl Bir Dünya Düzeni?
Uluslararası sistemin gelişimi, tarih
boyunca farklı dönemler ve güç
dengeleriyle şekillenmiştir. Bu gelişim
üç ana dönem altında ele alınabilir:
“Tek Kutuplu Dönem”, “İki Kutuplu
Dönem” ve “Çok Kutuplu Düzen”e
geçiş. Osmanlı İmparatorluğu, Fransa,
İngiltere gibi büyük güçler bu
dönüşümlerde başat roller
oynamışlardır. 20. yüzyıldan itibaren
ise dünya, “Amerikan Yüzyılı” olarak
adlandırılan bir döneme girmiştir. 1945
yılından sonra Amerika Birleşik
Devletleri (ABD), küresel sistemin
lideri haline gelmiş ve bu gücüyle kendi
çıkarlarına uygun bir uluslararası
düzeni diğer ülkelere empoze etmiştir.
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte,
1991’den itibaren tek kutuplu bir dünya
düzeni yeniden hâkim olmuştur. 2000’li
yıllardan 2017’ye kadar ABD tek
hegemon güç olarak kalmış, ancak bu
dönemde uluslararası sistemi kötüye
kullandığına dair eleştiriler artmıştır.
Çin, bu süreçte kendi stratejik
hamlelerini yaparak çok kutuplu dünya
düzenine katkıda bulunmaya devam
etmiştir. Bugün dünya, çok kutuplu bir
sisteme doğru hızla ilerlemektedir.
Amerika’nın uzun süreli hakimiyetinin
ardından Çin’in yükselişi ve diğer
bölgesel güçlerin artan etkisiyle
birlikte uluslararası sistem yeniden
şekillenmektedir