Kapadokya University Institutional Repository
Not a member yet
2517 research outputs found
Sort by
İslam İşbirliği Teşkilatı ve Türkiye.
1969 yılında Kudüs’ün statüsü ile ilgili
hassasiyetlerin artması sonucu kurulan
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ilk etapta
dini bir misyon üzerine yoğunlaşmış bir
yapı olarak ortaya çıkmıştır. Zamanla,
İslam ülkelerinin artan siyasi ve
ekonomik bağımsızlık ihtiyacı, bu
yapının daha kapsayıcı ve çok boyutlu
bir siyasi organizasyona evrilmesini
sağlamıştır. Bugün 57 üyesiyle
dünyanın en büyük uluslararası
organizasyonlarından biri olarak kabul
edilen İİT, sadece dini meselelerle
sınırlı kalmayıp, siyasi, ekonomik ve
kültürel alanlarda da önemli bir aktör
haline gelmiştir.Teşkilat, İslam dünyasındaki
dayanışmayı arttırma, ülkeler
arasındaki sorunları çözme ve ortak bir
vizyon oluşturma amacı gütmektedir.
Bununla birlikte, tarihi gelişimi
boyunca İİT, üye ülkeler arasındaki
çıkar farklılıkları ve karar alma
mekanizmalarındaki aşırı yavaşlık
nedeniyle eleştirilere de maruz
kalmıştır.İİT, İslam dünyasında ekonomik, siyasi
ve kültürel entegrasyonu destekleyen
bir katalizör rolü oynayabilir. Ancak bu
potansiyelin gerçekleşmesi, üye
ülkelerin daha aktif ve dayanışmacı bir
tutum sergilemesine bağlıdır. Özellikle
ekonomik işbirliği projelerinin hayata
geçirilmesi, teşkilatın İslam
dünyasında daha güzel bir dayanışma
modeli sunmasına yardımcı olabilir.
Bunun yanında, bilim ve teknoloji
alanında yapılacak yatırımlar, İİT’nin
üye ülkelerinin kalkınmasına olan
katkısını arttırabilir
Türk Dış ve Güvenlik Politikalarına Bakış: Fırsatlar ve Meydan Okumalar.
Günümüzde yeni bir dünya düzenine doğru
gidilmektedir. Türk dış politikasında ve
güvenlik politikasında bu durumun nasıl
yorumlandığı son yüz bir yıllık süreç
değerlendirilerek incelenmelidir. Türkiye beka
sorunu olarak adlandırılan varlığını sürdürme
amacını güvenlik yapıları oluşturma
politikasıyla uygulamıştır. Bu politika “Yurtta
Sulh, Cihanda Sulh” ilkesiyle tanımlanan
klasik Türk dış politikasını yansıtmaktadır.
Mümkün olduğunca komşularla iyi geçinmeyi
ve komşuların iç işlerine karışmamayı ifade
eder.
Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’na girmemesi,
büyük yıkımlardan kaçınarak tarafsızlığını
koruması önemli bir başarı olarak
değerlendirilmektedir. Fakat Truman Doktrini
ve Marshall Planı çerçevesinde Türkiye, Batı
Bloku ile entegrasyon sürecine girmiştir.
Jeopolitik konumu nedeniyle vazgeçilmez bir
müttefik olarak görülmüştür. Kore Savaşı’na
asker göndermek Türkiye’nin Kuzey Atlantik
Antlaşması Örgütü (NATO) ittifakına
kabulünde önemli bir rol oynamıştır. Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB)
Türkiye’den üs ve toprak talepleri Soğuk Savaş
dönemindeki gerilimleri artırmıştır. 1980’ler ve
İran-Irak Savaşı, bölgesel gelişmelerin
Türkiye’nin politikalarını şekillendirdiği kritik
dönemlerden biridir. Yine Arap Baharı ve
Türkiye’nin bu süreçte yaptığı stratejik hatalar
dış politika revizyonlarına yol açmıştır.Küresel düzlemdeki son meydan okumalardan
biri de Rusya-Ukrayna Savaşı’dır. Türkiye’nin
bu savaştaki arabuluculuk rolü ve dengeli
duruşu, uluslararası alanda takdir toplamıştır.
Ancak, nükleer santral projeleri gibi konularda
Rusya’ya bağımlılık tehlikesi bulunmaktadır.
Yine Batı’yla ilişkiler noktasında, Türkiye’nin
İsveç’in NATO üyeliği konusundaki temkinli
yaklaşımı ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın
diplomatik çabaları olumlu olarak
değerlendirilmiştir.
2025 yılına giden süreçte Türkiye’nin güvenlik
politikalarını güçlendirirken ekonomik, askeri
ve teknolojik kapasitesini artırması gerektiği
vurgulanmaktadır. Türkiye’nin demokratik,
şeffaf ve evrensel değerleri benimseyen bir yapı
ile güvenlik üreten bir ülke olması gerektiği öne
çıkarılmaktadır
How does the training given to intensive care nurses affect their attitudes toward preventing pressure ulcers?
Abstract
Objective
The study aimed to determine the effect of training in the prevention/treatment of pressure ulcers on nurses' attitudes.
Material method
The study was conducted experimentally in a pretest-posttest design. Training was given to nurses participating in the study with content prepared by "Wound and Ostomy Incontinence Nurses Association" guide. The study was conducted between August and October with nurses working in Level 3 intensive care units. The study was completed with 79 nurses. Before the training was given, the "Nurse Introduction Form" and " Attitude Towards Pressure Ulcer Prevention Instrument (ATPUPI)" form were applied to those. All nurses were re-administered the ATPUPI scale three months after the training to evaluate their attitudes. Frequency analysis, descriptive statistics, one-way ANOVA, and independent sample tests were used in statistical analyses.
Results
The mean age of the nurses was 29.62 ± 5.74 years, the mean length of service was 71.77 ± 77.19 months, 94.9 % were graduates, and 82.3 % worked in shifts. The mean scores before the training were 44.53 ± 4.13 and 45.12 ± 2.53 after the training. It was determined that there was a significant difference between the nurses who did not receive training on pressure ulcers other than undergraduate education and those who obtained training in terms of the mean score of ATPUPI. Still, after the training, the mean scores reached a similar level, and this difference disappeared. The increase in the mean scores of those who did not receive any education other than undergraduate education was found to be statistically significant.
Conclusion
As a result of our study, intensive care nurses' attitudes toward preventing pressure ulcers were found to be at a high level. It was found that the training given to nurses who had not received training on pressure ulcers other than undergraduate education had a significant positive effect on their attitudes. According to this result, it is recommended that in-service training should be given from the moment they start intensive care and repeated at regular intervals to ensure continuity in knowledge, attitude, and care behavior
Dijital Liderlik ve Değişim
Küreselleşen dünyamızda süregelen değişim ve dönüşümün olması ve
örgütlerin dijitalleşme süreçlerinde ivme kazanması ile faaliyetlerinde ve iş
yapış şekillerinde örgütsel değişimi beraberinde getirmiştir. Örgütlerin bu
dijital dönüşümü, bu dönüşümde bıraktığı etkiler ve bu duruma liderlerin bakış açıları akademi dünyasında çalışma konuları olmuştur. Bu çalışmalardaki
hızlı evrim, değişen dünya gerçeklerini ve teknolojideki ilerlemeleri ortaya
çıkarmaktadır. İçinde bulunduğumuz dijital çağda, örgütlerin yenilik ve yaratıcılık odaklı faaliyetler gerçekleştirerek değişim uygulamalarında bilimin, iletişimin ve fikirlerin yer aldığı dijital ortamda çalışmalarını yürütecek, sorunların tespiti ve çözümünü yapabilecek, iş birlikçi öğrenmeyi gerçekleştirecek,
güven ortamını oluşturacak yeni bir liderlik paradigması ortaya çıkmıştır: Dijital Liderlik.
Son zamanlarda dijital liderliğin önemini artıran konulardan biri, 2020’de ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemi sürecidir. Bu süreçte örgütler teknolojik anlamda değişime uğramıştır (Doborjeh, Hemmington, Doborjeh ve Kasabov, 2022: 1155). Bu dönemde birçok iş alanında, işlerin aksamaması için dijitalleşme sürecine geçilmiştir ve uzaktan çalışmaları başlamıştır (Büyükbeşe ve Doğan, 2022: 174). Bu bağlamda liderlerin dijital yetenekleri çok daha önemli bir boyut hâlini almıştır.
Dijital çağın liderleri; farklı bakış açılarıyla çalışanlarına ışık tutabilmeli, yenilik ve değişim odaklı olarak geleceğe yönelmeli, öğrenmeyi devamlı hâle getirmeli, bağnaz bir düşünce yapısından arınmış olmalı, empati yeteneğiyle çalışanlarına örnek teşkil etmeli, yaratıcı çalışmalarıyla çalışanlarını teşvik etmelidir. Çalışanlarına işin özünü kavrayarak geciktirmeden işin yapılmasını sağlayan yeni çağın liderleri ayrıca çalışanlarının da işlerini ve faaliyetlerini kolaylaştırmalıdır. Doğru ve etkin iş bağlamaları yaparak iş birlikçi hareket etmesiyle çalışanlarını yeni fırsatlarla tanıştırmalıdır. Bu tür çalışmalarla çalışanları için ilham kaynağı olan ve onların motive olmasını sağlayarak performans artışı sağlayan “sessiz bir lider” olarak hareket edebilmelidir (Prentice, 2013: 179-185). Bu özellikler günümüzde sadece liderlerin değil birçok insanın sahip olması gereken özelliklerdir.
Bu çalışmanın amacı, dijital liderlik ve değişim ilişkisine dair teorik bir
çerçeve sunmaktır. Bu çalışmada şu sorulara cevap aranmaktadır: “Dijital liderlik nedir? Liderler dijitalleşme sürecine nasıl evrilmektedir? Dijital bir liderin sahip olması gereken özellikler nelerdir? Değişim nedir? Dijital lider ile değişim ilişkisi nasıldır?” Bu sorulara ek olarak iş dünyasından dijital lider
örnekleri verilerek kavramın daha iyi anlaşılması sağlanmıştır. Bu açıdan düşünüldüğünde çağımızın dijitalleşme sürecinde örgütler faaliyetlerinde sıklıkla dijitalliği kullanmaktadır. Bu menzilde günümüz şartlarında örgüt liderleri de dijitalleşmektedir ve değişim ortaya çıkmaktadır
Dünya Örnekleri Üzerinden Biyofilik Tasarımın İncelenmesi ve Nevşehir Kenti İçin Önerilerin Geliştirilmesi
Sanayi Devrimi’nden sonra sınırsız şekilde artan ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla
önüne geçilemeyen bir büyüme gerçekleşmiş ve buradan hareketle daha plansız kentler
ortaya çıkmaya başlamıştır. Plansız ve bir o kadar da makineleşmiş olan kentlerin önüne
geçilebilmesi adına birçok tasarım teorisi geliştirilmiştir. Bunlardan en güncel olanlardan
biri ise “biyofilik şehircilik” kavramıdır. Günümüzde birçok kent bu tasarım kavramı
çevresinde şekillendirilmeye çalışılmakta, buna yönelik yeni tasarımlar geliştirilmektedir.
Dünya üzerinde tarihi, kültürel ve turistik açıdan oldukça önemli olan Nevşehir kenti,
potansiyeli olmasına rağmen bu konuda eksik kalmış durumdadır. Türkiye’nin İç
Anadolu Bölgesi’nde bulunan Nevşehir kentinde birçok turizm faaliyeti bulunmasına
karşın kent içerisinde yeşil alanlar, planlama aracı olarak kullanılması açısından yetersiz
kalmaktadır. Çalışma içerisinde biyofilik tasarımın etkin kullanıldığı dünya örnekleri
incelenmekte ve Nevşehir için çalışma alanı olarak seçilen dört mahalle üzerinde öneriler
verilmektedir. Çalışmada literatür tarama yöntemi kullanılmış olup, yedi farklı alandan
çeşitli ölçeklerde örnekler verilmiştir. Bu örnekler ışığında Nevşehir kenti sınırlarında
bulunan çalışma alanı için, belirlenen kriterler doğrultusunda değerlendirmeler yapılmış
ve bölgedeki eksiklikler belirlenmiştir. Belirlenen eksikliklerin giderilebilmesi amacıyla
alan özelinde çeşitli önerilerde bulunulmuştur
Sustainable Tourism Requires Taking Responsibility: The case of 2023 Kahramanmaraş and Hatay Earthquakes
The aim of this study is to draw attention to the increasing importance of responsible and
sustainable management approaches for tourism recovery after natural disasters by considering
tourism in the context of green economy. After the Kahramanmaraş-Hatay earthquakes on
February 6, 2023, which affected 11 provinces, the research is important in terms of revealing
the current situation of tourism destinations in the region and providing suggestions for
strategies that can be developed within the scope of responsible and sustainable tourism
management in the reconstruction process. In this framework, the role of tourism in recovery
processes after crises such as earthquakes is evaluated from the perspectives of resilience and
sustainabilit
İnsan-Hayvan Sınırında Posthümanist Sınır Aşımları: H.G. Wells’in The Island of Dr. Moreau ve Ann Halam’ın Dr. Franklin’s Island Romanları
This thesis offers a posthumanist reading of two science fiction novels, H.G. Wells’s The
Island of Dr. Moreau (1896) and Ann Halam’s Dr. Franklin’s Island (2001), and
examines human-animal relations through human-animal hybrid characters and their
human creators—scientists. Examining the representations of such hybridity as well as
the responses to them aims to reveal the anthropocentric mindset embedded in the
discourses, ideologies and attitudes observed in the selected novels. The fictional
representations of transgressions of human-animal boundaries observed in the novels also
offer different ethical stances on human-animal hybrids to compare. The reactions of the
characters in the selected novels oscillate between speciesism, which emphasizes the
distinction between human and non-human animal species, and trans-speciesism, which
seeks to erode the categorical distinction between human and non-human animals, thus
inviting people to consider inclusive rather than exclusive ways of seeing and living with
animals. In this context, this thesis will treat both Wells’s and Halam’s novels as remnants
of anthropocentric ideals, though ironically full of examples of posthumanist
potentialities. Thus, this thesis will offer a posthumanist and post-anthropocentric critique
of these humanist and anthropocentric novels
Çağrı Merkezi Operatörlerinde İşitmenin ve Kan Basıncının İncelenmesi
Gürültünün tanımı yapılırken öznellik çerçevesinde hoşa gitmeyen, istenmeyen,
rahatsız edici ses olarak bahsedilmektedir. Fizyolojik olarak mevcut ses bireyler arası,
bireyin çevresiyle ilişkisi veya bireyin kendi içerisindeki homeostasiyi bozuyorsa o ses
artık gürültü olarak tanımlanmaktadır. Çağrı merkezi operatörleri 67-87 dB şiddet
aralığında gürültüye maruz kalmaktadır. 80 dB ve üstü şiddette gürültüye maruz kalmak
işitme kaybına, sistolik ve diyastolik kan basıncında artışa, kalp atış hızında değişikliğe
neden olabilmektedir. Çalışmamızın amacı, çağrı merkezi operatörlerinin kulaklıkla
konuşma ile mesleki gürültünün işitme, kan basıncı ve kalp atış hızıyla ilişkisini
incelemektir. Çalışmada tüm katılımcılara elektronik sfigmomanometre ile sistolik kan
basıncı, diyastolik kan basıncı ve kalp atışı ölçümü; odyometri ile işitme eşiklerinin
ölçümü yapılmıştır. Çalışmaya 32’si kadın 28’i erkek 60 çağrı merkezi operatörü ve
gürültülü ortamda çalışmayan 31’i kadın ve 29’u erkek 60 birey dahil edilmiştir.
Çalışmamızda 1000, 2000, 4000 Hz işitme eşikleri, sistolik kan basıncı, diyastolik kan
basıncı ve kalp atışı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermektedir
(p<0,05). Çağrı merkezi operatörlerinin işitme eşikleri 1000, 2000, 4000 ve 8000 Hz’te
kontrol grubuna kıyasla bilateral daha yüksek bulunmuştur. Gruplar karşılaştırıldığında
sistolik kan basıncı ve diyastolik kan basıncı operatör grubunda bulunan bireylerde daha
yüksekken kalp atış hızı ise kontrol grubunda bulunan bireylerde daha yüksek
görülmüştür. Çalışmamızın sonucunda çağrı merkezi operatörlerinde kontrol grubuna
kıyasla 1000 Hz ve üstü frekanslarda işitme eşikleri daha yüksek, sistolik ve diyastolik
kan basıncı daha yüksek, kalp atış hızı daha düşük gözlenmiştir
Alev Alatlı’yı Anlamak
15-16 Mayıs 2024 tarihlerinde gerçekleştirilen Alev Alatlı'yı Anlamak Sempozyumu'nun amacı; Alev ALATLl'yı yakından tanıyan, onunla birçok alanda iş birliği yapmış, onun fikir yapısını bilen ve aynı tartışma ortamlarında yer almış, farklı bilim dallarında uzmanlaşmış değerli konukları bir araya getirmek ve Alev ALATLI Hocanın eğitim, düşünce dünyası, edebiyat ve bilim ile ilgili çalışmalarına yönelik bilinmeyenleri ortaya koymak, bu konulardaki önemli fikirlerini yeniden gündeme getirmek ve tarihe not düşmekti.Bu amaçlara ulaşabildiğimizi düşündüğümüz sempozyumun çıktısı olarak bu kitapta yer alan sunumların hem Kapadokya Üniversitesi mensuplarına hem de bütün okuyuculara Alev ALATLI hakkında yeniden düşünmek ve onun eserlerini yeniden okumak ihtiyacını hissettireceğini umuyoruz.Prof. Dr. İlhan ÖZTÜRK Prof. Dr. Şafak OĞU
Türkçe Konuşan Normofonik Sese Sahip Yetişkinlerde Praat Yazılımı Kullanılarak Sesin Normatif Akustik Değerlerinin Belirlenmesi
Yetişkinlerde larenks ve sesin akustik özelliklerinde gelişim süreçleri boyunca meydana gelen değişikleri anlamak için yetişkin popülasyona ait norm çalışmalarının gerekliliği öne çıkmaktadır. Çalışmamızda, Türkçe konuşan 18-70 yaş arasındaki yetişkin bireylerde normatif veri oluşturulması ile yaş ve/veya cinsiyete bağlı değişkenlik gösteren zamana ve frekansa dayalı akustik verilerin elde edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza 18-70 yaş arasında normofonik sese sahip 123 yetişkin katılımcı dahil edilmiştir. Grup I; 18-30 yaş (32), Grup II; 31-40 yaş (24), Grup III; 41-50 yaş (24); Grup IV; 51-60; yaş (22) ve Grup V; 61-70 yaş (19) olmak üzere beş grup oluşturulmuştur