Kapadokya University Institutional Repository
Not a member yet
2517 research outputs found
Sort by
-
Fixed point theory is a field of mathematics that serves as a highly
influential tool, with widespread applications across various
disciplines, including economics (McLennan, 2018), game theory
(Barron, 2024), computer science (Alghamdi, et al., 2013), physics
(Tycko, et al., 1985), biology (Marrow, et al., 1996), and engineering
(Bauschke, et al., 2011)
ENS._A.015.DOKTORA YETERLİK SINAVI SÜREÇLERİ İŞ AKIŞI
ENS._A.015.DOKTORA YETERLİK SINAVI SÜREÇLERİ İŞ AKIŞ
ENS._A.014.DOKTORA TEZ ÖNERİSİ SAVUNMASI İŞ AKIŞI
ENS._A.014.DOKTORA TEZ ÖNERİSİ SAVUNMASI İŞ AKIŞ
SÜRDÜRÜLEBİLİR BESLENME VE SERA GAZI EMİSYONLARI: DİYET MODELLERİNİN ÇEVRE VE SAĞLIK ÜZERİNE ETKİSİ
Küresel nüfus artışı, sanayileşme ve şehirleşme gibi faktörler çevresel degradasyona neden
olarak ekolojik dengeyi tehdit etmektedir. Gıda sistemleri, sera gazı emisyonları ve doğal
kaynak kullanımı (su - arazi kullanımı) bu süreçte rol oynayan başlıca unsurlardır. Gıda
sistemleri kapsamında; besinlerin üretim, işleme, taşıma ve tüketim aşamalarında meydana
gelen çevresel etkiler sürdürülebilir beslenme kavramının önemine dikkat çekmiştir. Özellikle
hayvansal kaynaklı besinlerin üretimi ve tüketimi yüksek sera gazı emisyonuna yol açarken,
bitkisel bazlı beslenme modelleri çevresel sürdürülebilirliği ve sağlığı desteklemektedir.
Bitkisel bazlı beslenme makro besin içeriği bakımından; kompleks karbonhidratlar, daha
düşük miktarda doymuş yağ ve bitkisel bazlı proteinlerden zenginken aynı zamanda mikro
besinler ve biyoaktif bileşenler için de iyi bir kaynaktır. Bu doğrultuda birçok farklı diyet
modeli geliştirilmiştir.
Özet bildiri çalışmasında, farklı diyet modellerinin sera gazı emisyonları üzerindeki etkileri
ele alınmış, sürdürülebilir beslenmenin çevresel etkileri ve sağlık boyutları incelenmiştir.
Bitkisel bazlı besinler ve düşük çevresel etkileri ile ön plana çıkan Akdeniz diyeti,
kardiyovasküler hastalık ve metabolik sendrom riskini azaltmaktadır. Hipertansiyonu
durdurmak için diyetsel yaklaşımlar (Dietary approaches to stop hypertension-DASH), düşük
sodyum, yüksek potasyum içeriğiyle hipertansiyon ve ilişkili kronik hastalıklarda koruyucu
etki göstermektedir. Yeni Nordik diyeti, yerel ve organik besinlerin tüketimini destekleyerek
olumsuz ekolojik etkiyi azaltmakta, vejetaryen ve vegan diyetler hayvansal ürünlerin
tüketimini sınırlandırarak sera gazı emisyonunu düşürmektedir Flexitarian diyet, hayvansal
gıdaların tüketimini sınırlayarak çevresel sürdürülebilirliği desteklerken, dengeli beslenme
ilkeleri sayesinde sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlamaktadır. Son olarak çift piramit
beslenme modeli, insan ve çevre sağlığı arasındaki ilişkiyi ele alarak sıklıkla tüketimi önerilen
besinlerin daha az çevresel etkiye, daha nadir tüketilmesi önerilen besinlerin ise daha yüksek
çevresel etkiye sahip olduğunu gösteren bir ters orantı modellemesidir.
Araştırmalar, mevcut neslin beslenme alışkanlıklarının gelecek neslin sağlıklı besine
erişiminde belirleyici olduğunu ve sürdürülebilir beslenmenin temelini bitkisel bazlı diyetlerin
oluşturduğunu vurgulamaktadır. Bu alanda daha kapsamlı veri elde edilmesi, gelecekteki
çalışmalar için önemli bir gerekliliktir
ENS._A.010.LİSANSÜSTÜ YENİ ÖĞRENCİ DERS KAYDI İŞ AKIŞI
ENS._A.010.LİSANSÜSTÜ YENİ ÖĞRENCİ DERS KAYDI İŞ AKIŞ
Kapadokya Bölgesinde Kırsal Mimari Mirasın Korunma Sorunları; Ürgüp Karain Köyü Örneği
Günümüzde kentsel ve kusal alanlar, zamanla ekonomik, kültürel, sosyal, yönetsel sebeplerle hizla degisip dönüsnektedir. Bu kapsamda kentsel ve kursal yer-legmeler birbirlerinden farkl süreçler yaçamis ve süreçlerden farkle sekilde etkilen-mislerdir. Kentsel yerlegmeler, kalkunma, ulasum, altyaps çalismalars, núfus artuis gibi nedenlerle dönüsürken kursal yerlesmeler ise geleneksel degerlerin yok olmas, nüfusun azalmasi, bilinçsiz turizm faaliyetleri kapsaminda degisimi yagamaktadir.
Günümüz yasaminda kentlerin egitim, kültür, ekonomik ve sosyal açidan hizli ge-lismesi, ayni zamanda kirsal yerlesmelerde yaçamin getirdigi zorluklar nedeniyle karsaldan kente göç devam etmektedir. Tarihi kentsel dokular konut yapilarinin yaninda ticaret, egitim, yönetim, dini ve sosyal tesisleri ile çok çesitli alanlar sunar.
Kentsel alanlardan daha küçük ölçekli olan kursal yerlesimler de özgün dokuyu yan-sitmalan açisindan çok önemlidir. Kirsal yerlesimlerin en önemli bilegeni olan, o bölgenin kültärünü ve yasama biçimlerini en iyi anlatan yapilar ise sivil mimarlik eserleridir. Bu eserler hem bölgenin yerel mimarisi ve geleneksel yagayy biçimini sergileyen özgün mekänlan hem de farklr kültürler hakkunda bilgi vermektedir.
Kuresellesme, goç, sosyoekonomik degisim ve daha birçok sorun ile kars karsiya kalan günúmüz toplumlarinda, kültürel miras sayilan eserlerimiz tehdit alundadir.
Çalisma alans olarak secilen Kapadokya, tarihsel süreçte farkl uygarliklar tarafindan yerlesilen ve 1985 yilinda Dunya Miras Alani snularna dahil edi. len bir bölgedir. Bölgede kentsel, arkeolojik, dogal sit çesitleri gibi farkh koruma
alanlar bulunmaktadr. Alanda haslayan koruma amaple calusmalar 1960 yallan
itibaryla baslamasia ragmen günümüzde henüz etkin bir koruma anlayisi be-nimsenememistir, Aragurma sumrlar, Nevsehir ili sunrlar içinde kalan, jeolojik olusumlaro ve bu oluçumlarla birlikte biçimlenen fiziksel cevrenin yer aldag-bus merkex olan Urgüp yerlesimi odak noktasi olarak seçilmistir. Bu dogrultuda,kursal mimari mirasin ele alinabilmesi için Urgüp'ün köyleri içerisinden geleneksel özgün dokusunu büyük oranda koruyan Karain köyü çalisma alans olarak seçilmistir. Karain köyü büyük kaya formasyonlarmin içine yerlegen güver-cinlikleri, özgün dokuyu yansitan konut mimarisi ve dogal ortamla bütünlesen fiziki górünúmuyle olaganusta ilgi çekici, önemli bir siluet olusturmaktadir. Ka rain köyünde 1980'li yillarda yapilan çalsmalarda köyin kaya dokusunun içe-
risinde eriyonit maddesinin yüksek oldugu ve hu mineralin insan saglg igin
zararh oldugu tespit edilmistir. Bu kapsamda köy, dogal afet bölgesi ilan edil-mis, köyde yasayan yerel halk için Ürgüp yerlesiminde bir mahalle kurulmus tur. Günumüzde köy balkinn buyuk bir kisme bu mahallede yasamakta olup terk edilen bu köyde geleneksel mimari doku hizla yok olma surecine girmis Ur. Bu dogrultuda henüz hiç arasurilmamus ve belgelenmedigi lakdirde geride 1z kalmadan yok olma tehlikesi ile kars karyya kalacak olan bu yapilarin bir an once belgelenmesi ve korunmast için önerilerde bulunulmas gerekmektedir
Değişen Küresel Jeopolitikte 2025: Nasıl Bir Dünya?
Teknolojik gelişmelerin özellikle Endüstri
4.0’dan 5.0’a geçişle birlikte siyasal dünyayı
büyük ölçüde dönüştüreceği açıktır. Ayrıca son
yıllarda iklim değişikliği hızlanmıştır ve çevresel
felaketlerin artışı küresel düzeyde büyük tehditler
oluşturmaktadır. Küreselleşme, pandeminin
etkisiyle bir dönemece girmiş, uluslararası
işbirlikleri daha zor hale gelmiş ve bazı ülkeler
içe kapanma stratejisi izlemeye başlamıştır.Sağ-popülizm ve otokrasi, son yıllarda artış
göstermiştir. Bu eğilimlerin gelecekte de devam
etmesi, küresel düzeyde demokrasilerin
zayıflaması dikkate alınması gereken bir
olasılıktır. Diğer yandan silah sistemlerinde
önemli gelişmeler yaşanmakta, savaşın aktörleri,
araçları ve yöntemlerinde önemli değişimler
görülmektedir. Küresel jeopolitik bağlamda uzay,
kutuplar ve siber alanlar yeni savaş alanları
olmaktadır.Orta Doğu, 2000’lerden bu yana büyük
değişimlerden geçmektedir. Arap Baharını
takiben, Libya, Yemen ve Suriye’de tanık
olunduğu gibi bölgesel güçlerin mücadelesi
devam etmektedir. Küresel riskler arasında
çevresel duyarsızlık, çevresel felaketler, pandemi
ve gıda krizleri yer almaktadır. Dünyada yeni
çatışmaların ortaya çıkması, G7 ve G20 gibi
küresel birliklerin zayıflaması, uluslararası
normların yok sayılması risklerini artırmaktadır
Putin Dönemi Rus Dış Politikasında Türkiye ve Türk-Rus İlişkilerinin Geleceği.
Rusya’nın dış politikasını, Boris Yeltsin
dönemi ve Vladimir Putin dönemi
olmak üzere temelde iki ana döneme
ayırmak mümkündür. Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB)
dağılması, Rusya Federasyonu’na çok
sayıda ekonomik, politik ve sosyal
sorun miras bırakmıştır. Bu sorunların
bir kısmı halen çözülememiştir ve
gelecekte de Rus dış politikasını
şekillendirmeye devam edecek gibi
görünmektedir.Türk-Rus ilişkileri, Sovyetler
Birliği’nin dağılmasından sonra
“bavul ticareti” ile başlamış ve bu
ticaret, iki ülke arasındaki ilişkilerin
gelişmesine katkıda bulunmuştur. Bu
dönemde, Rusya’da yaşanan ekonomik
belirsizlikler ve tüketim mallarına olan
yüksek talep, Türk girişimciler için yeni
fırsatlar yaratmıştır. 2000’li yılların
başından itibaren her iki ülkenin de
Batı ile yaşadığı sorunlar, Türk-Rus
ilişkilerinin ivme kazanmasına yol
açmıştır. Liderlerin rolü, bu ilişkilerin
gelişmesinde önemli bir faktör
olmuştur. 2016 yılından bu yana, iki
ülke arasındaki sorunlar genellikle
liderler arasında yapılan görüşmelerle
çözülmüştür.İki ülke arasındaki ekonomik işbirliği,
ticaret hacminin artması ve enerji
alanındaki bağımlılık, ilişkilerin
stratejik önemini artırmaktadır. Ancak
zaman zaman yaşanan sorunlar ve
bölgesel rekabet, ilişkilerin
karmaşıklığını artırmaktadır. İki ülke,
rekabet potansiyeli taşıyan bu
alanlardaki çıkarlarını, ikili ilişkilerine
zarar vermeden yönetmeyi başarmıştır.
Türk-Rus ilişkileri, tarihsel ve stratejik
dinamikler çerçevesinde karmaşık bir
yapıya sahiptir. Her iki ülke de bölgesel
ve küresel politikalarını, ikili ilişkileri
güçlendirecek şekilde yönetmeye
çalışmaktadır
Tükürük Kinürenin Yolu Metabolitleri Periodontitiste Psikolojik Stresin Bir Biyobelirteci Olabilir mi?
Amaç: Bu çalışmada, periodontitisli (PD) bireylerin tükürük örneklerinde kortizol seviyeleri ve kinürenin (KYN) metabolizması değişiklikleri ile periodontal parametreler arasındaki ilişki araştırıldı.Yöntem: 20 periodontitis hastasından ve 20 periodontal olarak sağlıklı kontrol bireyinden tükürük örnekleri toplandı. Örnekler kortizol, interferon-gama (IFN-γ), Triptofan (TRP), KYN, kinürenik asit (KYNA) ve kinolinik asit (QA) açısından Elisa kiti ile ölçülerek analiz edildi. İndolamin-pirol 2,3-dioksijenaz (IDO) aktivitesi KYN/TRP oranı kullanılarak hesaplandı. Klinik periodontal parametreler olan (plak indeksi (PI), sondalama cebi derinliği (PPD), dişeti çekilmesi (GR), klinik ataşman kaybı (CAL) ve sondalama sırasında kanama (BOP) kaydedildi.Bulgular: Klinik parametreler periodontitis grubunda anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,001). Tükürük Kortizol, IFN-γ, TRP, KYN, KYNA, QA düzeyleri ve KYN/TRP oranı periodontitis grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,001). PPD, BOP, PI ve CAL tükürük kortizol düzeyleriyle anlamlı derecede pozitif korelasyon gösterdi. Ayrıca tükürük kortizol düzeyleri tükürük KYN/TRP oranıyla anlamlı derecede pozitif korelasyon gösterdi.Sonuç: Bulgularımız stres belirteci kortizolün periodontal inflamasyon ve triptofan-kinürenin metabolizmasında rol oynadığını göstermektedir