Kapadokya University Institutional Repository
Not a member yet
2517 research outputs found
Sort by
Sürdürülebilir Yönetim ve Sürdürülebilirlik Yönetim
Günümüz dünyasında modernleşme süreçlerinde organizasyonel yapıların amaç ve hedefleri doğrultusunda etkin olarak yönetilmesi, örgüt içindeki verimliliği ve rekabet gücünü artırarak sürdürülebilir rekabet üstünlüğü sağlamak adına özellikle süreçlerin sürekli geliştirilmesi önem arz etmektedir. Çünkü artık rekabet üretilen mal ve hizmetlerle sınırlı değildir. İşletmeler sürdürülebilir rekabet üstünlüğü sağlayabilmek için performansları ekonomik kriterlere göre değil çevreye ve topluma karşı sorumlulukları ölçüsünde de değerlendirmektedir.
Bir işletmede sürdürülebilirliğin başarılı olarak uygulanabilmesi ve etkin bir şekilde yönetilmesi için liderin kararlı olması, yönlendirmenin net ve doğru olması ve stratejik etki mekanizmalarının bulunması gereklidir. Bu sayılanların sağlam bir yönetim yapısı olmadan gerçekleştirilmesi beklenemez. Follett (1970)’e göre yönetim bireyler yordamıyla işlerin yaptırılması şeklinde tanımlanmaktadır. Drucker (2006)’e göre yönetim insanlarla alakalı bir durumdur ve yöneticinin temel görevi bireyleri ortak hareket ederek performans sergileme yetkinliğine ulaştırmak, bireylerin güçlü yanlarını etkili kılmak ve zayıf yanlarını işe yansıtmamalarını sağlamaktır. Bir başka tanıma göre yönetim, örgütsel hedeflere etkin ve verimli olarak ulaşılmak amacıyla yönetim fonksiyonlarının en iyi şekilde kullanılmasıdır (Turhan ve Taşseven, 2010, 149). Diğer bir tanımda yönetim, örgüt ortamında birey, materyal, mali ve bilgi kaynaklarını içeren planlama, organize etme, liderlik etme, kontrol etme süreçleridir (Holt, 1993, 3). Mintzberg (1975) ise yönetime farklı bir bakış açısıyla bakarak yönetimi, yetenek (beceri), sanat (sezgi) ve bilimin (analiz) bir karışımı olarak ifade etmektedir
Giderek Merkezsizleşen Uluslararası Politikada ve Esnek Güvenlik Yapılanması Döneminde Türk Dış Politikası
Uluslararası sistem üzerinde yapılan
tartışmalar içinde ABD merkezli
görüşlere göre dünya artık tek kutuplu
bir yapıya ulaşmışken, Rusya ve Çin
gibi büyük güçler kendilerinin de dahil
olduğu çok kutuplu bir yapıdan söz
etmeye başlamışlardır.Literatüre göre uluslararası sistem
kutuplu olarak tanımlandığında bir
merkez ve perifer ilişkisinden de söz
etmek gerekmektedir.Oysaki günümüz dünyası artık Soğuk
Savaş yıllarının merkez - perifer
ilişkisinden uzaklaşmıştır ABD- Rusya -
Çin çerçevesinde dile getirilen çok
kutupluluk söylemi bu ülkelerin
kendilerine ait yeniden birer perifer
yaratma arzularını da ortaya
çıkarmaktadır. Fakat uluslararası
alanda devletlerin artık sistemsel
kısıtlamalar yerine diğer devletlerle
serbest ve çoklu ilişkiler geliştirmek
isteğinde ve eğiliminde olduğunu
görmekteyiz. Bu duruma uluslararası
politikada desentralizasyon yani
merkezsizleşme demekteyim.Bu merkezsiz yapıda, eski iki kutuplu
yapılanmanın taşıdığı özelliklerinin
rağmına, orta güçler olarak
tanımlanan ülkelerin de önemli bir
ağırlığa sahip olduğu görülmektedir.
Bu nedenle bir orta güç olarak Türkiye,
hem uluslararası alanda, hem de kendi
bölgesinde ağırlığını ve etkinliğini
artırmak çabası içindedir. Yine bu
nedenle Türk dış politikasında
statükocu geleneğin dışında revizyonist
eğilimler ve çok boyutlu/çok bölgeli
proaktif girişimler gözlemlenmektedir
GSTC Endüstri Kriterlerinin Housekeeping Departmanına Uyarlanması Üzerine İçerik Analizi
Günümüzde sürdürülebilir turizm ve çevresel etkilerine dair konular, turizm endüstrisinde giderek artan bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, Global Sustainable Tourism Council (GSTC) tarafından belirlenen endüstri kriterleri, otel işletmelerinin sürdürülebilirlik performanslarını değerlendirmek için kapsamlı bir çerçeve sunar. Housekeeping departmanı, konaklama tesislerinde temizlik, düzen ve bakım gibi kritik görevleri yerine getiren oldukça stratejik öneme sahip bir departmandır. Sürdürülebilir turizm politikası, bu departman üzerinde çevresel, sosyal ve ekonomik açılardan daha sürdürülebilir bir turizm uygulamasının teşvik edilmesini amaçlar.Bu tez, GSTC Endüstri Kriterlerinin, housekeeping ve çamaşırhane departmanının otellerdeki faaliyet pratiklerine uyarlanmasıyla ilgili bir inceleme sunarak, bu departmanlardaki sürdürülebilirlik uygulamalarının konaklama tesislerindeki iş süreçlerine nasıl uyarlanabileceğine ve geliştirilebileceğine yönelik öneriler sunmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla; Konaklama tesislerindeki housekeeping departmanı ve GSTC kriterleri üzerine yapılmış tüm araştırmalar detaylı olarak taranmış ve elde edilen bilgiler GSTC kriterleri yönergeleri bu şekilde ilişkilendirilmiştir. Araştırmanın, sürdürülebilir turizm politikalarının housekeeping departmanına uyarlanmasıyla elde edilebilecek kazançlara vurgu yapacağı ve bu bileşenlerin çalışmalara nasıl adapte edebileceğini ortaya çıkarması açısından önemlidir. Araştırmanın amacını ortaya çıkarabilmek için GSTC Endüstri Kriterleri ile bu konu başlığını çalışmış yayınlar olmak üzere, ikincil veriler üzerinden içerik analizi gerçekleştirilmiştir.Elde edilen bulgulara göre; GSTC Endüstri kriterlerinin housekeeping departmanına uygulanması sonucunda, yerel ekonomiye daha fazla katkı sağlanabileceği elde edilen en çarpıcı sonuçtur. Bununla birlikte; housekeeping departmanının tüm süreçlerine tüm detayları ile entegre edilmiş GSTC Kriterlerinin olumsuz çevresel etkilerin daha az olacağı elde edilen bir diğer sonuçtur. Son olarak; enerji ve su tasarrufunun daha etkili bir şekilde sağlanabileceği ve geri dönüşüm uygulamalarının hem çevresel hem de sosyal açıdan daha etkin hale getirilebileceği sonucuna ulaşılmıştır
Effect of environmental attitude on environmentally responsible behavior: a comparative analysis among green and non-green hotel guests in Turkiye
Purpose
Environmentally Responsible Behavior (ERB) refers to actions and practices aimed at minimizing negative environmental impact through conservation, waste reduction and sustainable practices driven by concern for environmental well-being. This study aims to explain the effect of environmental attitudes of hotel guests visiting green and non-green hotels on their ERB. In the research, hotels with different concepts were handled separately and a comparative analysis was made between both customer types.
Design/methodology/approach
The study was assessed using two separate models: one for green hotel guests and another for non-green hotel guests. Data were collected from 205 participants from green hotel guests in Turkiye and 206 participants from hotel guests visiting non-green hotels in Turkiye, using a survey form with a convenience sampling method. The hypotheses were analyzed with the structural equation model and multi-group analysis (MGA) in the Smart PLS statistical program.
Findings
The ecocentric attitude positively affects political and community activism but does not impact recycling, educational behavior, green consumerism or overall ERB. The technocentric attitude negatively influences recycling, educational behavior, green consumerism, community activism and ERB but does not negatively affect political activism. The dualcentric attitude positively impacts all ERB sub-dimensions. The multi-group analysis (MGA) revealed that dualcentric attitudes have a stronger influence on green consumerism, political activism and recycling behavior among green hotel guests compared to non-green hotel guests.
Practical implications
These findings directly impact hotel managers, underscoring the strategic significance of adopting and advocating green practices. Implementing environmentally friendly initiatives not only appeals to environmentally conscious consumers but also holds the potential to cultivate ERB among all guests. By integrating sustainability into marketing strategies, hotels can communicate their commitment to environmental stewardship, positively influencing guests’ environmental attitudes and behaviors.
Originality/value
The paper’s key contribution is its comparative analysis of ERB between guests at green and non-green hotels. It reveals how tourists’ environmental attitudes influence their hotel choices and behaviors, offering insights into sustainable tourism. Additionally, it explores the differences between ecocentric, technocentric and dualcentric attitudes, enhancing our understanding of how varying environmental concerns shape tourists’ behaviors and choices and contributing to the broader discussion on environmental psychology in tourism
Yoğun Bakım Ünitesinde Çalışan Hemşirelerin Dil Ve Konuşma Terapistinin Yutma Bozukluğundaki Rolü Hakkındaki Farkındalık Düzeylerinin Belirlenmesi
Amaç: Dil ve konuşma terapistleri yutma bozukluğu olan hastalarla çalışırken, disfajiye farklı disiplinlerin bakış açısından bakabilmek, bozukluğun olası etkilerini kabul etmek için multidisipliner çalışmaya odaklanmaktadır. DKT ile iş birliği yapan hemşireler hakkında yayınlanmış çalışmaların yetersiz kaldığının görülmekte ve yayınlanmış çalışmalarda DKT'nin rolü ve uygulama kapsamına ilişkin bilgi eksikliği ve yetersiz farkındalık düzeyleri olduğuna dair kanıtlara ulaşılmaktadır. Araştırmanın amacı; yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin ülkemizde yeni gelişmekte olan dil ve konuşma terapisi mesleğinin disfajideki rolüne dair farkındalığını belirlemektir
Simülasyona Dayalı Öğretimin Ebelik ve Hemşirelik Öğrencilerinin Memnuniyeti ve Öğrenmede Kendilerine Güvenlerine Etkisi
Ebelik ve hemşirelik bölümlerinin lisans eğitimi boyunca aldıkları akademik eğitim hem teorik hem de uygulamalı eğitimi içermektedir. Hastane ortamında fiziki koşulların yetersiz olması ve tüm dersleri içeren uygulama alanı bulunamaması, öğrencilerin uygulamaları pekiştirmesini olumsuz etkilemekte, hayati önem taşıyan klinik bakım ve uygulamalarda yetersiz kalmalarına sebep olmaktadır. Bu sorunun çözümü olarak sağlık alanında simülasyona dayalı uygulama eğitimleri verilmeye başlanmıştır. Böylece ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin hasta güvenliğini tehlikeye atmadan bilgi, beceri ve tutumlarının geliştirilmesi hedeflenmektedir.
Bu çalışmada her iki meslek grubunda klinik uygulama temeli oluşturmaya yönelik olan “Ebelik Esasları” ve “Hemşirelik Esasları” dersinde kullanılacak olan simülasyona dayalı öğretimin ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin memnuniyeti ve öğrenmede kendilerine güvenlerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Bu çalışma yarı deneysel tasarımda tek grupta yapılmıştır. Ebelik Bölümü 1. Sınıf 42 öğrenci, Hemşirelik Bölümü 1. Sınıf 45 öğrenciden oluşan toplam 87 öğrenci çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanması Ebelik Esasları ve Hemşirelik Esasları dersinde gerçekleşmiş ve demografik bilgi formu ve öğrenci memnuniyeti ve öğrenmede kendine güven ölçeği kullanılmıştır. Dersin uygulaması kapsamında, “IV İlaç Uygulama” klinik senaryosu hazırlanmış ve klinik uygulama ve simülasyon laboratuvarında, tam donanımlı simülatör üzerinde öğrencilere uygulama yaptırılmıştır. Tüm öğrencilerin senaryonun tüm aşamalarını tamamlamasının ardından demografik bilgi formu ve öğrenci memnuniyeti ve öğrenmede kendine güven ölçeğini doldurmaları sağlanmıştır.
Çalışma 76 öğrenci ile tamamlanmıştır. Çalışma sonucunda Ebelik Esasları ve Hemşirelik Esasları dersinde kullanılan simülasyona dayalı öğretimin ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin memnuniyetine ve öğrenmede kendine güvenlerine anlamlı etkisinin olduğu bulunmuştur (p<0.05)
Şeyh Gâlib’in Hayrâbâd Eleştirisine Analitik Bir Yaklaşım
Şeyh Gâlib (öl.1799) Hüsn ü Aşk adlı mesnevisinin “Der beyan-ı sebeb-i te’lif”
bölümünde, bir mecliste Nâbî’nin (öl. 1712) Hayrâbâd’ının abartılı biçimde övüldüğüne
tanık olduğunu belirtmiştir. Şeyh Gâlib’e göre Nâbî’nin son mesnevisi olan Hayrâbâd’a
övgü, mecliste bulunanlarca öyle ileri götürülmüştür ki, onlara göre, söz konusu yapıta
eşdeğer bir mesnevi yazılması asla mümkün olmamıştır. Şeyh Gâlib onların bu
sözlerini, kendisine bir sınanma çağrısı olarak alımlamıştır. Hüsn ü Aşk bir anlamda
mecliste bulunanlara yanıt ve Hayrâbâd yazarıyla da bir hesaplaşma metni olarak
değerlendirilmiştir. Nâbî’nin 1705 yılında tamamladığı Hayrâbâd, Feridüddin Attâr’ın
İlâhînâme adlı yapıtındaki Fahreddîn-i Gorgânî ile Sultanın Kölesi adlı hikâyesinden yola
çıkmıştır. Nâbî yapıtını, Attâr’ın hikâyesine eklemeler yaparak sürdürmüştür ve
kurguladığı olay örgüsüyle farklılaştırmıştır. Anlatısal ve kurgusal açıdan başka bir
bağlama bürünen hikâyenin iletisi Nâbî’nin bakış açısı doğrultusunda değişmiştir.
Nâbî, Attâr’ın kısa tasavvufî içerikli anlatısını mesneviye dönüştürerek türsel açıdan da
değiştirmiştir. Klasik mesnevi geleneğine uygun biçimde düzenlenmiş Hayrâbâd, eylem
planı, karakterleştirme ve ileti bakımından döneminin en yetkin yapıtlarından biri
olarak kabul edilmiştir. Şeyh Gâlib, Hayrâbâd’ın Attâr’ın Fahreddîn-i Gorgânî ile Sultanın
Kölesi adlı eserinin taklidi olduğunu vurgulamıştır ve ardından bir dizi eleştiri
getirmiştir. Şeyh Gâlib’in eleştirisinin temelinde Hayrâbâd’ın özgün olmadığı düşüncesi
vardır. Bununla birlikte Nâbî’nin Attâr’ın hikâyesini dönüştürmesini de hoş
karşılamamıştır. Bu yazı kapsamında, Şeyh Gâlip’in Hayrâbâd’a getirdiği eleştiriler
analitik bir yaklaşımla değerlendirilmiştir
Erkeğin İnkılabı: 100. Yılında Cumhuriyet’i ve Romanı Erkek(lik) Üzerinden Okumak (1923-1938)
Sayak, Bülent. Erkeğin İnkılabı: 100. Yılında Cumhuriyet’i ve Romanı Erkek(lik) Üzerinden
Okumak (1923-1938). İstanbul: Çizgi Kitabevi, 2023.İkinci dalga feminizmin kuramsal bir zemin kazanarak gelişmeye başladığı 1960’lı yıllardan 1970’lerin sonlarına dek uzanan dönemde kadın kimliği tartışılmış, toplumsal cinsiyet düzeninin bir diğer öznesi olan erkekliğin ne olduğu sorusuna yönelik arayışlar 1980’li yılları beklemiştir. 1980’li yıllarda patriarki kavramının ‘biyolojik indirgemeci’ olarak kabul görmesi, biyoloji tabanlı yaklaşımların erkekliği doğuştan sahip olunan bir hâl olarak eksik tanımlaması; erkekliğin tıpkı kadınlık gibi cinsiyetlendirilmiş toplumsal ilişkilerin ürünü olduğunu iddia eden eleştirel erkeklik çalışmalarının doğuşunun başlıca nedenleridir. Günümüzde erkeklik çalışmaları, sosyolojiden psikolojiye, siyasetten dilbilime, tarihten edebiyata dek uzanan geniş bir çerçevede farklı disiplinleri bir araya getirerek erkekliğin inşasını sağlayan kurumsal ve toplumsal süreçleri inceleyen bir çalışma alanı niteliği kazanmış, son dönemlerde Türkiye’de yapılan bu alandaki çalışmaların sayısı ve niteliğinde ciddi bir gelişme kaydedilmiştir. Yeni Türk edebiyatı sahasında erkeklik literatürünü kuramsal çerçeve olarak esas alan, önemli bir çalışma da Dr. Bülent Sayak’a aittir
Sağlık Çalışanlarının Yapay Zekâ Farkındalık Düzeylerinin İncelenmesi
Bu araştırmanın amacı sağlık çalışanlarının yapay zekâ farkındalık düzeylerini ortaya
koymaktır. Ayrıca araştırmada sağlık çalışanlarının yapay zekâ farkındalık düzeylerinin
demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırmada nicel araştırma
yöntemlerinden genel tarama araştırması kullanılmıştır. Araştırma kolayda örnekleme yöntemi
kullanılarak Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan 300 sağlık çalışanından
toplanan verilerle yürütülmüştür. Araştırma verileri geçerlilik ve güvenilirliği alan yazında daha
önce test edilmiş ölçeklerden oluşan anket aracılığı ile toplanmıştır. Araştırma verileri IBM SPSS
istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılıma uygun
bulunması sonucunda betimsel istatistikler, bağımsız örneklem t-testi ve anova analizlerinden
faydalanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; sağlık çalışanlarının yapay zekâ
farkındalığının düşük olduğu; erkek sağlık çalışanlarında yapay zekâ farkındalık düzeyinin kadın
sağlık çalışanlarına kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca daha genç yaştaki sağlık
çalışanlarının yapay zekâ farkındalığının daha yaşlı olanlara kıyasla anlamlı şekilde yüksek
olduğu ve doktorlarda yapay zekâ farkındalığının diğer sağlık çalışanlarına kıyasla anlamlı
şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte kurumda daha kısa süredir
çalışmakta olan sağlık çalışanlarının yapay zekâ farkındalığının daha uzun süredir çalışmakta
olan sağlık çalışanlarından anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırma sonucunda
yapay zekânın ne olduğunu bilenlerin, yapay zekâ ile daha önce etkileşimde olduğunu ifade
edenlerin, yapay zekânın hayatı kolaylaştırdığı düşüncesinde olanların, yapay zekâ kullanan
hastanelerin tanı ve tedavide avantajlı olduğunu düşünenlerin, yapay zekâ uygulamalarının tıpta
daha yoğun olarak kullanılması gerektiğini düşünenlerin, tıpta kullanılan yapay zekâ
uygulamalarının güvenilir olduğunu düşünenlerin yapay zekâ farkındalık düzeyinin anlamlı
şekilde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırma verilerinin tek bir hastanede görev yapan
sağlık çalışanlarından elde edilmiş olması araştırmanın kısıtlarından birisidir. Daha sonra
gerçekleştirilecek araştırmalar için araştırmaya farklı örneklem gruplarının dahil edilmesi ve nitel
araştırma yöntemleri gibi farklı araştırma yöntemlerinin kullanılması önerilebilir