Kapadokya University Institutional Repository
Not a member yet
2517 research outputs found
Sort by
SÜRDÜRÜLEBİLİR BESLENMEDE ALTERNATİF PROTEİN KAYNAĞI: MİKROALGLER
Dünya nüfusu hızla artmaktadır ve 2050 yılına kadar 10 milyara ulaşması beklenen küresel nüfusun, artan gıda talebini karşılamada yetersiz kalacağı öngörülmektedir. Besin üretimi, öngörülen talebi karşılamaya yetmeyecek bu durum sonucunda ise bireyler alternatif protein kaynağı besinlere ihtiyaç duyacaktır (1).
Protein biyoyararlanımı açısından ilk sırada yer alan kırmızı etlerin aşırı tüketimi; ekosistem dengesizliklerine, su kaynaklarının tükenmesine ve olumsuz sağlık etkilerine yol açmaktadır. Hayvansal kaynaklı etlerin aşırı tüketimi aynı zamanda küresel ısınma ve iklim değişikliğinin de %30'undan sorumludur. Hayvancılığın olumsuz çevresel etkisi diğer gıda gruplarının çevresel etkisine kıyasla çok daha fazladır, bu durum beslenme tercihlerinin gezegenin geleceğini anlamlı ölçüde etkileyebileceğini göstermektedir (2). Bitkisel kaynaklı protein tüketimi, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser ile ilişkili mortalite riskini önemli ölçüde azaltmaktadır (3). Bitkisel kaynaklı proteinlerin arazi kullanım ayak izi, hayvansal kaynaklı proteinlere kıyasla daha düşüktür ancak karasal bitki yetiştiriciliğinde de su kıtlığı , ekilebilir arazi mevcudiyeti, yetiştirme süreleri ve mevsimsel dalgalanmalar gibi belirli sınırlamalar mevcuttur (4).
Mikroalg yetiştiriciliği karasal bitkilere kıyasla çevresel faktörlere daha az bağımlıdır. Birçok mikroalg türü farklı habitatlara uyum sağlayabilir ve çeşitli yöntemler kullanılarak yetiştirilebilir. Bu uyum sağlama yeteneği, alglerin gelecekte kolay ulaşılabilir protein kaynağı olmalarını sağlamıştır (5). Hayvansal ürünler daha yüksek seviyelerde esansiyel amino asitleri içerirken bitkisel proteinlerin amino asit dağılımında esansiyel olmayan amino asitler de yer almaktadır. Bu durum bitkisel kaynaklı proteinlerin biyoyararlanımını düşürmektedir (6,7). Çeşitli protein kaynaklarını (mantar, bitki, alg, böcek, hayvan ve laboratuvarda yetiştirilen protein) birleştiren hibrit ürünler dengeli bir protein profili sergileyerek beslenme eksikliklerini gidermek ve et analogları geliştirmek için umut verici bir çözüm sunmaktadır
Zadie Smith'in İnci Gibi Dişler ve Sam Selvon'un The Lonely Londoners Adlı Eserlerinde Göçmenlerin "Öteki" Göçmenlere Karşı Tutumlarının İncelenmesi
The aim of this study is to analyse the attitudes of immigrants residing in the UK
towards other immigrants in the literary works of Zadie Smith’s White Teeth and Sam
Selvon’s The Lonely Londoners. While Zadie Smith focuses on the characters’
intellectual shifts in attitudes towards each other, Sam Selvon’s characters’ attitudes
towards other immigrants show fixed attitudes based on survival strategies in a
multicultural setting. Through a comparative analysis, the study scrutinises how these two
works shows the intricacies of immigrant attitudes towards other immigrants who are
both affected by colonial discourses and current socio-economic difficulties. White Teeth
is examined for its depiction of the intellectual changes and identity conflicts experienced
by immigrant characters, emphasising their everchanging attitudes that are formed by
acculturation and assimilation. In contrast, The Lonely Londoners is analysed for its
portrayal of fixed attitudes and survival strategies among immigrants in London.
Additionally, it highlights the exploitation of other immigrants, except Moses who shows
attitudes of concern and camaraderie for other immigrants. This thesis also calls for
policies and procedures that encourage more communication and integration between
various cultures. The study illustrates how colonial legacies still impact modern
immigrant interactions with other immigrants both from the same and from the different
ethnicities advocating for policies and practices that may facilitate greater cross-cultural
dialogue and integration. By means of this examination, the thesis enriches a deeper
comprehension of the difficulties and prospects of establishing harmonious multinational
societies
Kelile ve Dimne’de Karşıolgusallık
Tarih sahnesinde gerek çeşitli dillere çevrilmesiyle gerek etkisinde oluşturulan
diğer eserlerin satırlarında izlenen, fabl türünde kaleme alınmış, büyülü gerçekçilikle
işlenmiş Kelile ve Dimne; dünya edebiyatı için oldukça önemli bir eserdir. İnsanı
ilgilendiren birçok konuda rehber olabilecek bu eser, çalışma kapsamında
karşıolgusallığın saptandığı bir zemin olarak belirlenmiş ve içerisinde yer alan 12
hikâyede karşıolgusal sözceler işaretlenmiştir. Çalışma üç ana bölümden oluşmakta ilk
bölümde karşıolgusallığın olgusal (gerçek) karşısında aldığı “ters uçluluk” durumu
anlatılırken aynı zamanda karşıolgusallığın dilsel işaretleyicileri yanında bağlamsal
olarak da anlam zemininde konumlanabileceği vurgulanmıştır. Kelile ve Dimne’de
saptanan karşıolgusal örneklerin çoğu manipülatif eylemler sonucu sözceleme
öznesinin kendisini koruması, rakibi karşısında sergilediği hileli tavrın destekleyicisi
olan yalan ibarelerde olduğu ve yalanın gerçek karşısındaki tavrının olgusal değil,
karşıolgusal olduğu anlatılmaya çalışılmış ve bundan dolayı çalışmanın ikinci ana
bölümünde yalanın mantık bileşenleri olan manipülasyon ve algı yönetiminin sebepleri
ve kavramsal alanları dile getirilmiştir. “İnceleme” bölümünde ise saptanan
karşıolgusal örnekler tablolarda verilmiş, eserde yer alan karşıolgusal örnekler; süreci
ve sonucu takip edilebilen gerçek durumların aksini söyleyen ve durumu -şahsi çıkarlar
doğrultusunda- yalanlayan ibarelerde, pişmanlık, arzu/istek ve hikâyevi tarzda işlenen
sözcelerde rastlandığı görülmüş ve bu tespitler niceliksel ve niteliksel olarak
tasniflenmiş ve çözümlenmiştir. Elde edilen veriler grafik olarak da ortaya konulup
eserin önemi ve eserdeki karşıolgusallığın nedenleri edimsel çözümlemeler ışığında
ortaya konarak bir sonuca varılmıştır
5-7 Yaş Aralığında Gelişimsel Dil Bozukluğu Olan ve Olmayan Çocukların Çalışma Belleği ve Öyküleme Becerilerinin İncelenmesi
Araştırmada 5-7 yaş aralığında gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklar ile tipik dil gelişimi gösteren çocukların dil becerileri ile çalışma belleği performansları, dil becerileri ile öyküleme becerileri, çalışma belleği ile öyküleme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklar ile tipik gelişim gösteren çocukların dil becerileri, çalışme belleği performansları ve öyküleme becerileri arasındaki ilişkiyi inceleyebilmek adına ilişkisel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırma evreni, 5-7 yaş aralığında özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden dil ve konuşma terapisi alan gelişimsel dil bozukluğu tanılı çocuklar ile normal dil gelişimi gösteren aynı yaş grubundaki çocuklardır. Araştırma örneklemi, 5-7 yaş aralığında Ankara Çankaya’da özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinden dil konuşma terapisi alan gelişimsel dil bozukluğu tanılı çocuklar ile Ankara’da yaşayan anaokulu ya da ilkokula devam eden normal dil gelişimi gösteren çocuklar arasından ölçüt örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiştir. Veriler Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi, Çalışma Belleği Ölçeği ve Edmonton Narrative Norms Instrument kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın istatistiksel analizinde “IBM SPSS 26.0” paket programı kullanılmıştır. Analizlerden önce istatistiksel testlerin parametrik açıdan testlere uygunluğunu değerlendirmek için normallik testleri yapılmıştır. Grupların tüm ölçekler açısından karşılaştırılmasında; normal dağılan parametrelerde bağımsız örneklem t testi, normal dağılmayan parametrelerde ise mann whitney U test kullanılmıştır. İkiden fazla grupların karşılaştırmalarında normal dağılıma uyan parametrelerde varyans analizi ANOVA, normal dağılıma uymayan parametrelerde ise Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. İlişkisel analizlerde ise Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklar ile tipik gelişim gösteren çocukların dil becerileri, çalışma belleği performansları ve öyküleme becerileri arasında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Gelişimsel dil bozukluğu olan çocukların dil becerileri ve çalışma belleği performansları arasında; dil becerileri ve öyküleme becerileri arasında; çalışma belleği ve öyküleme becerileri arasında anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Ayrıca gelişimsel dil bozukluğu olan çocukların dil, çalışma belleği ve öyküleme becerilerinin arasında da anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür
İleri Derece Sensörinöral İşitme Kaybının Vestibülooküler Refleks Üzerine Etkisinin Objektif Vestibüler Testler ile Araştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı ileri derece sensörinöral işitme kaybının
vestibülooküler refleks (VOR) üzerine olan etkisini değerlendirmektirMateryal ve Metot: Araştırma Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp
Merkezi Odyoloji kliniğinde, Aralık 2023- Mayıs 2024 tarihleri arasında ileri derece
sensörinöral işitme kaybı tanısı almış olan, 18-50 yaş arası bireyler ile gerçekleştirilmiştir.
Araştırmanın örneklemi yapılan güç analizi sonucunda her iki grup için 25 olarak
belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylere; Demografik Veri Formu, Video Head Impulse
Test (v-HIT) ve Fonksiyonel Head Impulse Test (f-HIT) uygulanmıştır.Bulgular: f-HIT lateral semisirküler kanal (LSSK) sırasıyla 4000, 5000, 6000°/s2
ve toplam Doğru Cevap Yüzdesi (DCY) değerlerinde gruplar (etkilenen kulak,
etkilenmeyen kulak ve kontrol) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur
(p<0,05). f-HIT posterior SSK 3000, 4000, 5000, 6000°/s2 ve toplam DCY değerlerinde
gruplar (etkilenen kulak, etkilenmeyen kulak ve kontrol) arasında istatistiksel olarak
anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). v-HIT lateral, anterior ve posterior SSK VOR
kazanç değerlerinde gruplar (etkilenen kulak, etkilenmeyen kulak ve kontrol) arasında
istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). v-HIT lateral, right anteriorleft
posterior (RALP) ve left anterior-right posterior (LARP) asimetri değerlerinde vaka
ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). v-
HIT lateral ve posterior SSK’larda sakkad değerlerinde gruplar (etkilenen kulak,
etkilenmeyen kulak ve kontrol) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur
(p<0,05).Sonuç: Çalışmamız sonucunda ileri derecede sensörinöral işitme kaybına sahip bireylerde vestibülooküler refleksin kazanç ve fonksiyonelliğinde azalma gözlenmiştir. Aynı zamanda işitme kayıplı olmayan kulak tarafında da vestibülooküler refleks
yolağının etkilendiği gözlenmiştir
Besteci ve Bağlama İcracılarının Yeni Eser Yaratım Sürecinde Karşılaştıkları Zorluklar
Bağlama, Türk Halk Müziği’nin seslendirilmesinde en yaygın olarak kullanılan
çalgılardan birisidir. Bu çalışmanın amacı, yeni bir eser üretim sürecinde bağlama
icracıları ve bestecilerin arasında yaşanan zorlukların incelenmesi aracılığıyla bu
konudaki problemleri öne çıkararak iki tarafın da birbirlerinin yaşadıkları süreci daha
yakından görmelerini sağlamak ve sürece katkı sunacak öneriler sunmaktır. Bu
bağlamda öncelikle Türk Halk Müziği (THM) arşivindeki notaların performansa
uygunluğu, THM çalgıcılarının eğitim şekilleri, bağlama için yazılmış metotların
çeşitliliği incelenmiştir. Bu çalışmanın yöntemi kişisel görüşme olarak belirlenmiştir.
Çalışma, ana çalgısı bağlama olmayan besteciler ve icracılarla görüşmeler yapılarak
gerçekleştirilmiştir. Çalgının kendisiyle ilgili birtakım hususlara değinilmiş, bu
hususların eser yaratım sürecinde ne kadar etkili olduğundan bahsedilmiş, besteci ve
çalgıcıların üretim ve performansları sırasında uyguladıkları çözüm pratikleri
hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmanın sonucunda çalgıcıların ve bestecilerin bu
süreçte kullanabilecekleri birtakım çözüm önerileri sunulmuştur
SÜPER KADIN SENDROMU YAŞAYAN SAĞLIK YÖNETİCİSİ KADINLARIN DİJİTAL TEKNOLOJİLERE YÖNELİK ALGISI
Bu çalışmanın temel amacı Türk toplumunda kadınlara yönelik kültürel idealler ve beklentiler neticesinde süper kadın idealini benimsemiş sağlık yöneticisi kadınların, idealden sendroma giden süreçleri, deneyimleri ve teknolojik gelişmelerin bu yöndeki etkisini belirlemeye çalışarak alan yazındaki bu boşluğu doldurmaktır. Bu bağlamda nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik tasarım benimsenmiştir. Bu araştırmada sağlık yöneticisi kadınların sosyal bir fenomen olan süper kadın sendromuna yönelik bakış açıları dijital teknolojiler bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışma kadın sağlık yöneticilerinin söz konusu fenomeni nasıl anlamlandırdıkları; dijital teknolojilere yönelik algıları, dijital teknolojileri hangi alanda kullanmayı tercih ettikleri ve hayatlarında nasıl bir konuma yerleştirdikleri ve dijital teknolojiler çerçevesinde fenomene bakış açılarının tespit edilmesi konunun açıklanabilmesi bakımından önemlidir. Araştırmanın ilk aşamasında Kayseri ilinde bulunan 16 özel hastaneden 158 kadın yöneticiye “Süper Kadın Ölçeği” uygulanarak elde edilen skorlara göre süper kadın ideali yüksek düzeyde olanlar tespit edilmiştir. Araştırma kapsamında amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme kullanılmıştır. Bu doğrultuda ikinci aşamada süper kadın ideali taşıdığı tespit edilen 10 kişiye tekrar ulaşılmış ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile dijital teknolojilere yönelik algılarını belirlemeye dair sorular yöneltilmiştir. Görüşmelerin tematik içerik analizleri için “MAXQDA 24 Nitel Araştırma Programı” kullanılmıştır. Araştırma kapsamında kadınların süper kadın olmakla ilgili görüşleri sorgulanmış, katılımcıların verdikleri cevaplara göre süper kadın olmanın anlamı; “herkese ve her şeye yetişmeye çalışmak”, “çoklu roller” ve “yapılan her işte iyi olmaya çalışmak” alt temalarıyla değerlendirilmiştir. Aynı zamanda katılımcı kadınların teknolojiye bakış açıları sorgulanmış verilen cevaplar doğrultusunda teknolojik gelişmelerin hayatı kolaylaştırmanın yanı sıra kusursuzluk ve mükemmellik algısına daha da yaklaştırdığı için kadınlar tarafından olumlu değerlendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte kadınların teknolojiden; “mesleki süreçlerde kolaylık sağlama”, “eğitim ve bilgi edinme”, “ev işlerini kolaylaştırma”, gibi konularda yararlandıkları tespit edilmiştir. Bu sayede çoklu rollere uyum sağlama ve başarıya ulaşma isteklerinin olumlu yönde etkilediği görülmüş, hissedilen toplumsal ve içsel baskıları kontrol altına alma fırsatı sunduğu gözlemlenmiştir
Comparison of SARC‑F and Ishii score in screening for sarcopenia in older adults with type 2 diabetes mellitus: which screening tool should we use?
Background Sarcopenia is common in older adults, and type 2 diabetes mellitus (DM), highly prevalent in older adults, is a
risk factor for sarcopenia. Early detection of sarcopenia is vital for the implementation of preventive and therapeutic measures.
Objective We aimed to compare the SARC-F questionnaire and Ishii score screening methods for sarcopenia in patients
with type 2 DM.
Methods This cross-sectional study was conducted on 462 older adults with diabetes aged ≥ 60. Muscle mass and strength
were assessed using the BIA device and handgrip dynamometer. Sarcopenia was defined in line with the European Sarcopenia
Working Group 2 (EWGSOP2). The SARC-F questionnaire and Ishii score in screening for sarcopenia were compared.
Results The median age was 72 (67–76) for males and 68 (65–74) for females. The prevalence of sarcopenia based on the
Ishii score, SARC-F, and EWGSOP2 was 28.4%, 40.9%, and 61.9%, respectively. The sensitivities of Ishii score and SARCF
in screening for sarcopenia were 84% and 47%, respectively. The Ishii score and SARCF specificities were 67% and 69%,
respectively. PPV and NPV for the Ishii score were 79% and 45%, respectively. The PPV and NPV for the SARC-F were
71% and 55%, respectively. The AUC values of the Ishii score and SARC-F were 0.790 and 0.598, respectively.
Conclusion The Ishii score can be used in daily practice to screen for sarcopenia in older adults with type 2 DM
Biomechanical Workload Analysis of Aircraft Technicians
With the development of the aviation industry worldwide, the need for labor in this field has also increased. Increased workload has forced employees and employers to work more carefully. Employees must be physically and psychologically vigilant, and employers must provide the necessary safety and security for employees, as well as make the maintenance and repair environment workable and provide the necessary appropriate equipment. This will both increase the productivity of the employees and prevent unwanted injuries to the body of the working individual. In this review article, possible health problems that occur in the bodies of aircraft technicians due to their workload are discussed