Uşak University Institutional Repository
Not a member yet
4105 research outputs found
Sort by
Bir Kur’ân Kavramı Olarak “Rusûḫ”
Bir fikir ve düşüncenin muhataba aktarılması bakımından kavramlar büyük önem taşımaktadırlar. Zira kavramlar, aynı alana dair çalışma yapan araştırmacıların zihninde ortak bir anlam alanı oluşturarak kullanılan kavramı aynı şekilde algılamalarına ve böylece ortak bir dil ve bu dil ile oluşturulmuş bir bilgi meydana getirmelerine zemin oluşturmaktadırlar. Allah'ın insanlara göndermiş olduğu son ilâhî buyruk olan Kur’ân-ı Kerîm’i doğru anlamanın ilk adımı ise ilâhî mesajda kullanılan kelime ve kavramları tanımak ve doğru anlamlandırmaktır. Kur’ân-ı Kerîm’e yönelik olarak yapılan kavram çalışmaları, onda yer alan kavramları yine onun bütünlüğü içerisinde değerlendirmeyi, anlamlandırmayı ve tanımlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, Kur’ân-ı Kerîm’de yalnızca iki kez geçmekle birlikte kullanıldığı bu iki yerde İslam’ın büyük önem atfettiği ʿilm kavramına sıfat olarak kullanılan rusûḫ kavramının Kur’ân-ı Kerîm’de ve İslam düşüncesindeki anlam alanı tespit edilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda öncelikle rusûḫ kavramının sözlük ve terim anlamı klasik Arap dili sözlüklerinden ve Kur’ân-ı Kerîm kavramları üzerine yapılan çalışmalardan yararlanılarak tespit edilecek, tefsir külliyatında “ilimde rusûḫ sahibi olma”nın nasıl anlaşıldığı ʾÂl-i ʿİmrân sûresi 7. âyet bağlamında ortaya konulacak ve son olarak da meâllerde rusûḫ kavramının dilimize nasıl yansıtıldığı değerlendirilecektir
İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK AİLE TÖRESİNİN İSLAM HUKUKU BAĞLAMINDA İNCELENMESİ
İslamiyet öncesi dönemde Orta-Asya’da yaşan Türkler göçebe bir yaşam tarzına sahiptirler. Toplumsal düzen, töre adı verilen sözlü bir hukuk ile sağlanmaktadır. Sekizinci yüzyıldan itibaren İslam dini ile tanışan ve gruplar halinde müslüman olan Türkler; o günden bugüne İslam dini kuralları ile yaşamışlardır. Türklerin müslüman olması ile ilgili çeşitli görüşler mevcuttur. Türklerin müslüman olmasının nedenini Türk töresinin İslam dininin kuralları ile benzer olduğunu savunanlar olduğu gibi Türklerin töresinin İslam dini ile benzer olmadığını, Türklerin müslümanlığa zorlandığını savunanlar da olmuştur. Aile ile ilgili hükümler her toplumda yaşayan ve gözlemlenebilen kurallardır. Türk töresinin aile ile ilgili kurallarını İslam hukuk bağlamında inceleyerek iki hukuk anlayışının birbirine benzerliğinin neler olduğu ortaya çıkarılmıştır. Yaklaşık on beş başlık altında incelenen bu konulardan on iki tanesinin birbirine benzediği belirlenmiştir
Factors Influencing Intercultural Sensitivity of Hospitality Employees
This study investigates the factors influencing the development of intercultural sensitivity among hospitality employees.
The study particularly looks at the relationship between intercultural sensitivity levels of hospitality employees and their
previous educational work experiences. Based on a survey
(Intercultural Sensitivity Scale) scale with 443 hospitality
employees overall means were calculated. Results of the analysis show that exposure to other cultures by participating
previously in student exchange programs (e.g. ERASMUS),
work and travel programs, and spending long periods of time
abroad increased people’s intercultural sensitivity. Interestingly
though, the study found that having formal tourism and hospitality education did not have any influence on the level of
intercultural sensitivity of hospitality employee
EBEVEYNLERĠN GÖZÜNDEN ORTAOKUL MATEMATĠK EĞĠTĠMĠ
Son 15 yıllık süreçte Türkiye’de, dünyada yaşanan gelişmelere paralel olarak, ortaokul matematik öğretim programında önemli yenilikler yapılmıştır. Yapılan bu yeniliklerin başarıya ulaşmasında şüphesiz ki en önemli etkenlerden birisi ebeveynlerdir. Ebeveynlerin çocuklarının matematik öğrenme süreçlerine katılım durumlarını ve bu durumları etkileyen faktörleri inceleyen çalışmalar önem arz etmektedir. Bu fenomenoloji araştırmasında, ortaokulda öğrenim gören çocuk (12-15 yaş) sahibi 12 Türk ebeveynin, ortaokul matematik eğitiminin temel unsurlarına (matematik, matematik öğretmeni, öğrenci ve ebeveyn) ilişkin algılarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Katılımcıların belirlenmesi sürecinde amaçlı örnekleme yöntemlerinden uygun, ölçüt ve maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Araştırmanın verileri, 2019-2020 eğitim ve öğretim yılı güz döneminde, görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Görüşme sürecinde, alan yazın, uzman görüşü ve pilot uygulama verilerinden hareketle hazırlanmış olan iki adet yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler, bir nitel veri analiz programından yararlanılarak, içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda katılımcı Türk ebeveynlerin, matematik eğitiminin temel unsurlarına (matematik, matematik öğretmeni, öğrenci ve ebeveyn) ilişkin daha çok geleneksel eğitim anlayışını yansıtan algılara sahip oldukları tespit edilmiştir. Türk ebeveynlerin günümüz matematik eğitimi anlayışının matematik öğretmenlerine, öğrencilere ve kendilerine yüklediği görev ve rollere ilişkin farkındalıklarının düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırma, matematik eğitimi reformu sürecinde öğretmenlere yönelik yapılan uyum çalışmalarının ebeveynleri de kapsayacak şekilde genişletilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır
TOZ METALURJİSİ YÖNTEMİYLE ÜRETİLEN AL2024 VE AL6061 MATRİSLİ, GRAFEN – KARBON NANOTÜP VE TİTANYUM DİOKSİK TAKVİYELİ KOMPOZİT MALZEMELERİN MİKROYAPI VE MEKANİK ÖZELLİKLERİNİN İNCELENMESİ
Yapılan çalışmada, Al2024 ve Al6061 matrisli alüminyum tozları içerisine Grafen, Karbon Nanotüp (CNT) ve Titanyum dioksit (TiO2) partikülleri ağırlıkça %3 – 5 – 7 oranında takviye edilerek toz metalurjisi yöntemiyle üretilmiştir. Elde edilen kompozit malzemelerin mikroyapı ve mekanik özellikleri incelenmiştir. Ağırlıkça hesaplanan takviye ve matris tozları üç boyutlu karıştırıcıda karıştırılarak, 3.170 x 1.270 x 0.625 cm ölçülerinde kalıba aktarılmış ve kalıba 540 MPa kuvvetle presleme işlemi uygulanmıştır. Ürünün istenilen mukavemeti kazanması için 600 – 610 oC aralığında sinterleme işlemi yapılmıştır. Mukavemet kazanan kompozit malzemenin mekanik özelliklerini incelemek için testler yapılmıştır. Bu testler de basma, sertlik, eğilme ve ısıl iletkenlik değerlerine bakılmıştır.
Mikro yapısını incelemek Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) kullanılarak yapı içerisinde genel olarak homojen bir dağılım gözlemlenmiştir. Yapı içerindeki boşluklara bakmak için porozite testi yapılmış, bu test incelendiğinde yapı inçindeki boşluk genel yapının mekaniksel dayanımına olumsuz etki etmemiştir.
Üretilen numuneler mekanik özellikler açısından incelendiğinde, takviye malzemelerinin artmasıyla genel olarak sertlik ve çekme dayanımlarında artış olduğu gözlemlenmiştir. Mekanik özelliklerinde, matris elemanları açısından kıyaslama yapıldığında oluşan malzemelerde Al6061 kompozitleri, Al2024 kompozitlerine göre üstün mekanik özellik değerlerine sahip görülmüştür
Mechanical Properties Evaluation of Concrete with Crumb Rubber Particles used as Fine Aggregate
Crumb rubber is basically tiny rubber particles produced from scrap vehicle tires. This rubber is crumbled into uniform tiny particles with the help of shredders. In the present work, an attempt has been made to utilize rubber particles as a partial substitute of fine aggregates in fabricating cement concretes. Concrete is a mixture of cement, coarse aggregates, fine aggregates and water. Rubber particles of size ranging between 0.297 and 0.250 mm are used as a substitute in the proportion of 5, 10 and 15% by weight to partially replace fine aggregates. Grade 43 Portland cement has been used. Mechanical properties such as compressive, flexural and impact strength are experimentally investigated. Further, dynamic characteristics such as damping ratio and natural frequencies of test samples with different amounts of crumb rubber particles are compared with neat cement concrete samples. Experimental data for different mechanical and dynamic properties are obtained by curing test samples in water for a period of 7, 14, 21 and 28 days respectively. Substitution of crumb rubber particles to partially replace fine aggregates results in reasonable improvement in impact resistance. A decrease in compressive and flexural strength is observed. Further, addition of rubber particles improves the damping property of the samples along with a decrease in natural frequencies
CHANGE MANAGEMENT EFFICIENCIES OF SCHOOL DIRECTORS
Bu araştırmanın amacı, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmi eğitim kurumu (ilkokul, ortaokul ve lise) yöneticilerinin ‘‘Değişimi Yönetme Yeterlikleri’’ ni değerlendirmektir. Araştırma karşılaştırmalı türden tarama modelindedir. Veri toplam aracı olarak Helvacı (2004) tarafından geliştirilen, okul yöneticilerinin değişimi yönetme yeterliliği ölçeği kullanılmıştır. Anket formu 2016-2017 yılında Afyonkarahisar ilinde görev yapan 304 yönetici ve 419 öğretmene uygulanmıştır. Araştırma verilerinin çözümlenmesinde t-testi, tek yönlü Anova testi ve farklılığa neden olan grubun belirlenmesinde Tukey HSD testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre, okul yöneticilerinin kendi görüşlerine göre değişim ihtiyacı belirleme, okulu değişime hazırlama, değişimi uygulama ve değişimi değerlendirme yeterlilikleri açısından çok düzeyde; öğretmenlerin görüşlerine göre ise orta düzeyde bulunmuştur. Okul yöneticilerinin değişim ihtiyacı belirleme, okulu değişime hazırlama, değişimi uygulama ve değişimi değerlendirme yeterliliklerine ilişkin kendi ve öğretmen görüşleri mesleki kıdem, görev, okul türü, eğitim durumu ve hizmet içi seminer değişkenlerine göre farklılaştığı belirlenmiştir
YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARINDA İŞ YAŞAM KALİTESİ, ÖRGÜTSEL ADANMIŞLIK VE ÖRGÜTSEL VATANDAŞLIK DAVRANIŞI
Bu araştırmada yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik personelin iş yaşam kalitesi, örgütsel adanmışlık ve örgütsel vatandaşlık davranışı düzeylerinin belirlenmesi ve aralarındaki ilişkinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu kolay ulaşılabilir örnekleme tekniği ile tasarlanmış olup online gönüllü katılım esasına göre belirlenmiştir. Araştırmada kamu ve vakıf üniversitelerinde görev yapan toplam 320 akademisyen yer almıştır. Veriler, “İş Yaşam Kalitesi Ölçeği”, “Örgütsel Adanmışlık Ölçeği” ve “Örgütsel Vatandaşlık Davranışı Ölçeği” ile toplanmıştır. Araştırmada verilerin normal dağılım sergilediği tespit edilmiş ve bu nedenle analizlerde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu kullanılmıştır.
Araştırmanın sonuçlarına göre, akademisyenlerin iş yaşam kalitesi algı düzeyleri yüksek olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, akademik personelin algılanan iş yaşam kalitesi düzeyleri medeni durum, alan, eğitim durumu ve kıdem değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermezken cinsiyet, üniversite türü ve unvan değişkenlerine göre farklılaşmıştır. Kadın akademisyenlerin iş yaşam kalitesi algıları erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur. Araştırma sonucuna göre iş yaşam kalitesi algısı en yüksek vakıf üniversitelerinde çalışan kişilerdeyken onları kamu üniversiteleri takip etmekte, üniversite türünü belirtmek istemeyenlerin algı düzeyleri ise sonuncu sırada gelmektedir. Unvanı araştırma görevlisi olan akademisyenlerin iş yaşam kalitesi düzeyleri öğretim görevlileri ve doçent doktorlardan düşükken, unvanı öğretim görevlisi olanların düzeyleri ise doktora öğretim üyelerinden yüksek tespit edilmiştir.
Ayrıca iş yaşam kalitesi ile yaş arasında anlamlı pozitif düşük düzeyde bir ilişki saptanmıştır.
Akademik personelin örgütsel adanmışlık düzeylerine ilişkin sonuçlara göre akademisyenlerin örgütsel adanmışlıklarına ait algı düzeyleri orta olarak belirlenmiştir. Akademisyenlerin örgütsel adanmışlık düzeyleri cinsiyet, medeni durum, alan ve eğitim durum değişkenlerine göre farklılaşmazken üniversite türü ve unvan değişkenlerinin örgütsel adanmışlık üzerinde anlamlı farklılıklara yol açtığı tespit edilmiştir. Örgütsel adanmışlık düzeyi en yüksek olan akademisyenler vakıf üniversitelerinde görev yaparken onları kamu üniversitelerinde görev yapanlar izlemekte, en düşük düzeye sahip akademisyenler ise üniversite türünü belirtmek istemeyenlerden oluşmuştur. Unvanı araştırma görevlisi olanların, unvanı öğretim görevlisi olanlara kıyasla daha düşük örgütsel adanmışlık düzeyine sahip oldukları da belirlenmiştir. Ayrıca örgütsel adanmışlık ile yaş arasında anlamlı pozitif yönlü düşük düzeyde bir ilişki tespit edilmiştir.
Akademisyenlerin örgütsel vatandaşlık davranışına ait algı düzeyleri yüksek olarak belirlenmiştir. Cinsiyet, medeni durum, alan, unvan ve eğitim durumlarına göre akademisyenlerin örgütsel vatandaşlık davranışı düzeyleri farklılaşmazken üniversite türüne göre farklılaşma gözlenmiştir. Vakıf üniversitelerinde görev yapan kişilerin örgütsel vatandaşlık davranışı düzeyleri üniversite türünü belirtmek istemeyenlere göre daha yüksektir. Bununla birlikte yaş, kıdem ve mevcut kurumlarındaki kıdem değişkenleri ile akademisyenlerin örgütsel vatandaşlık davranışları arasında pozitif yönlü ve düşük düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca, akademisyenlerin iş yaşam kalitesi algı düzeyleri ile örgütsel adanmışlıkları arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde, iş yaşam kalitesi algı düzeyleri ile örgütsel vatandaşlık davranışı arasında pozitif yönlü ve yüksek düzeyde, örgütsel adanmışlıkları ile örgütsel vatandaşlık davranışları arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur
Regional Evaluation of Individual Income Distribution in Turkey with Stochastic Dominance Criteria
Ülkemizde gelir dağılımı analizi için kullanılan en yaygın yaklaşımlar yüzde paylar ve Lorenz Eğrisi üzerinden hesaplanan Gini katsayısıdır. Parametrik olmayan bir yaklaşım olarak stokastik baskınlık, klasik yaklaşımlardan farklı bir yorumla gelir dağılımları arasında mikro düzeyde karşılaştırma sağlamaktadır. Lorenz eğrisinin hesaplama süreci stokastik baskınlık kriteri ile direkt ilişkilidir. İkinci Dereceden Stokastik Baskınlık (SSD) kriteri günümüzde daha çok finans alanında yapılan analizlerde kullanılırken Lorenz Eğrisi gelir dağılımı eşitsizliği üzerine yapılan analizlerde kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’de bölgeler arası gelir dağılımının keşfedilmesi amacıyla, TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2007-2016 yılları arası anketleri İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre Düzey-1’e göre incelenmiştir. Bölgeler arası gelir dağılımı farklılıkları SSD kriteri ile karşılaştırılmakta ve bireysel gelirlerin birbirlerine baskınlığı incelenmektedir. Bireysel gelir dağılımlarının karşılaştırmalarından elde edilen sonuçlara göre; İstanbul ve Doğu Karadeniz diğer bölgelere en fazla sayıda baskınlık sağlayan bölgelerdir. Güney Doğu Anadolu bölgesinin hiçbir bölgeye karşı bireysel gelir dağılımları açısından baskın olmayan bir bölge olduğu söylenebilmektedir. Dolayısıyla SSD kriteri açısından değerlendirildiğinde gelir eşitsizliğinin, özellikle diğer bölgelere göre fazla sayıda baskınlık alabilen bölgeler ile baskınlık alamayan bölgeler arasında büyük boyutta olduğu söylenebilir. Çalışmada elde edilen bulguların bölgelere göre politika geliştirme sürecinde karar alıcılar açısından değerlendirilebilir nitelikte olduğu düşünülmektedir
İLERİ OKSİDASYON YÖNTEMLERİNDEN FOTOKATALİTİK İLE ANTİBİYOTİK GİDERİMİ
Antibiyotik direnci, dünya çapında bütün canlı organizmaları tehlikeye atan bir sorundur. Antibiyotik tüketimi Türkiye’de dünya ülkelerine göre yüksek orandadır. Antibiyotik kullanım miktarı azaltılmaz ise hastalık iyileştirme potansiyelinde düşüş yaşanması kaçınılmazdır. Bu da canlı organizmaların yaşamsal kalitesini negatif yönde oldukça etkileyecektir. Araştırmacılar insanoğlunun karşılaştığı bu sorunu çözmek adına birçok yöntem denemişlerdir. Antibiyotik direncine sebep olan antibiyotik etken madde kirliliğini başka faza değil de daha az zararlı olan CO2 ve H2O gibi başka bileşiklere çeviren en iyi kimyasal yöntem fotokatalitiktir.
Bu çalışmada, antibiyotik etken maddesi olan sefiksim trihidrat (SEF) belirli optimum koşullarda (0,33 gL-1 katalizör dozu, 4,1 pH değeri, 20,29 mgL-1 sefiksim konsantrasyonu ve 60 W UV-A) sulu çözeltide UV-A ışımasına maruz kalan fotokatalizörün oluşturduğu elektron-deşik çiftleri ile bu karbonlu kirlilik daha zararsız olan CO2 ve H2O gibi farklı bileşiklere dönüştürülmüştür. Bu prosesten daha yüksek verim almak ve daha kısa sürede sonuca ulaşmak amacıyla malzememiz titanyum dioksit (TiO2) bileşiği ana maddesi ile sentezlenmiştir. Sentezlediğimiz malzemeyi fotokatalitik işlemi hızlandırabilmek amacıyla bant boşluğunu azaltacak grafen oksit (GO) ve kitosan ile destekleyerek verimi yüksek ve diğer çalışmalardan daha hızlı sonuç alınabilen (60 dakika, % 95,34) bir malzeme haline getirilmiştir. Bu malzemenin Yapısını ve fonksiyonlandırılmış gruplarını açıklayabilmek için dağınık yansıma spektroskopisi (DRS), Fourier dönüşümü kızılötesi spektroskopisi (FTIR), taramalı elektron mikroskobu (SEM-EDX) ve fotolüminesans (PL), metotları kullanılmıştır. Prosesin değişkenlerinin etkilerini araştırmak ve optimum koşulları belirlemek adına hem kategorik hem de nümerik faktörler doğrultusunda yanıt yüzey metodu kullanılarak D-optimal deneyler tasarlanmıştır.
Sonuçlar, sentezlenen malzeme (TiO2/GO/kitosan) ile 0,327 gL-1 katalizör dozu, 4,1 pH değeri, 20,29 mgL-1 sefiksim konsantrasyonu ve 60 W UV-A ışıması optimum koşullarında 60 dakikalık bir sürede oldukça iyi bir bozunma verimi (% 95,34) göstermiştir