Uşak University Institutional Repository
Not a member yet
4105 research outputs found
Sort by
MİKRODALGA FREKANS ARALIĞINDA ENERJİ HASADI İÇİN METAMALZEME GELİŞTİRİLMESİ
Metamalzemeler (MTM) doğada mevcut olmayan eşsiz elektromanyetik (EM) özellikler sergileyen malzemelerdir. Bu eşsiz özellikler MTM’leri pek çok uygulama alanı için vazgeçilmez kılmaktadır. Enerji hasadı uygulamaları bu alanlardan biridir. Bu çalışmada enerji hasadı uygulamaları için metamalzeme tasarımı, simülasyonu ve deneysel üretim-ölçüm çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Çalışma aralığı olarak 2,5-5,0 GHz frekans aralığı seçilmiş olup, bu aralıkta enerji hasadı için iki farklı MTM tasarlanmıştır. Tasarımlardan biri ile sadece sonlu integrasyon tekniğine dayalı simülasyon programı sayesinde nümerik çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Simülasyon sonuçlarına göre tasarımın mükemmel sinyal emici olduğu ortaya konmuştur. Diğer MTM tasarımı ile nümerik çalışmaların yanı sıra deneysel olarak MTM’nin üretimi yapılmış ve network analizörü ile ölçümü gerçekleştirilmiştir. Son olarak nümerik çalışmalardan elde edilen sonuçlar ve deneysel sonuçlar karşılaştırılmıştır. Çalışmanın tüm sonuçları, tasarlanan her iki MTM yapısının enerji hasadı uygulamalarında kullanılabilme potansiyelleri olduğunu ortaya koymaktadır
Gülten Dayıoğlu’nun Bambaşka Bir Ülke Amerika’ya Yolculuk Adlı Gezi Kitabının Kök Değerler Bağlamında İncelenmesi
Literatürde, özellikle kurgusal nitelikli metinlerin değerler bağlamında incelendiği görülmektedir. Gezi kitapları hakkında bu tarz çalışmalara pek rastlanmamaktadır. Bu doğrultuda da çalışmanın amacını, Gülten Dayıoğlu’nun Bambaşka Bir Ülke Amerika’ya Yolculuk adlı gezi kitabının kök değerler bağlamında incelenmesi oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda, çocuklar için yazılmış gezi yazısı türünde olan Bambaşka Bir Ülke Amerika’ya Yolculuk adlı eserde kök değerlerin tümü tespit edilmiştir. Eserde en sık tespit edilen kök değer öz denetim olurken, öz denetimi sevgi değeri takip etmektedir. Eserde en az sayıda tespit edilen kök değer ise dürüstlük olmuştur. Bambaşka Bir Ülke Amerika’ya Yolculuk adlı eserin kök değerler açısından zengin bir içeriğe sahip olduğu ifade edilebilir
Kıyı Pancarı (Beta vulgaris subsp. maritima (L.) Arcang) Türünün In-vitro Şartlarda Mikro Çoğaltımı
Bu çalışmada kıyı pancarı (Beta vulgaris subsp. maritima (L.) Arcang) bitkisinin in-vitro koşullarda farklı eksplantlarının değişik bitki büyüme düzenleyicisi (Kinetin ve Indol bütirik asit) kombinasyonlarında rejenerasyon yeteneklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kinetin (KIN) ve Indol-3-bütirik asit (İBA)’in farklı dozları (0; 0,5; 1,0; 1,5 ve 2,0 mg/L) ile hazırlanan besi ortamlarında hipokotil, boğum ve kotiledon eksplantlarının rejenerasyon yetenekleri belirlenmiştir. Çalışmada kallus oluşturma oranı (%), sürgün oluşturma oranı (%), köklenme oranı (%), eksplant başına sürgün sayısı (adet), kök sayısı (adet) ve en uzun kök uzunluğu (mm) gibi karakterlerde ölçümler yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre en iyi sürgün oluşturma oranı (%100) boğum eksplantlarından elde edilmiştir. Bu eksplantın tüm uygulamalarında aynı sonuç elde edilmiştir. Bu eksplantın sürgünlerinin kök oluşum oranı kinetinsiz ortamda, 0,5, 1,5 ve 2,0 mg/L İBA dozlarının uygulandığı ortamlarda %100 olarak gerçekleşmiştir. Elde edilen sonuçlara göre boğum eksplantında 0,0 mg/L KİN + 1,5 mg/L İBA dozunun bu bitki türünün in-vitro çoğaltılmasında en etkili şekilde kullanılabilecek bitki büyüme düzenleyicileri kombinasyonu olduğu belirlenmiştir. Bu bitki türünün hızlı çoğaltılmasında boğum eksplantının çok uygun bir şekilde bitkinin hızlı çoğaltılmasında kullanılabileceği tespit edilmiştir
Covıd-19 Pandemi Döneminde Çalışan Sağlık Personelinin Tükenmişlik Düzeyi Ve Benlik Saygısı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi (Uşak İli Örneği)
Bu çalışmada covid-19 pandemi döneminde görev yapan sağlık personellerinin benlik saygısıları ile tükenmişlik düzeylerinin belirlenerek bazı değişkenlere göre aralarındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan sağlık personellerinden 321 katılımcının katıldığı araştırmada kişisel bilgi formu, Rosenberg Benlik Saygısı ve Maslach Tükenmişlik ölçekleri kullanılmıştır. Veri setlerinin analizinde frekans dağılımı, parametrik test vaysayımları sağlandığı için t testi ve anova testi kullanılmıştır. Benlik saygılarının yüksek olduğu, maslach tükenmişlik ölçeğine göre duygusal tükenme ve kişisel başarı alt boyutlarında tükenmişlik düzeyinin yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışmada benlik saygısı ile duygusal tükenme ve duyarsızlaşma arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen tüm bulgular ilgili literatür ışığında tartışılarak yorumlanmıştır
Kuluçkalık Yumurtaların Değişik Oranlarda Tuz Çözeltisi ile Muamele Edilerek Depolanmasının Kuluçka Sonuçlarına Etkisi
Araştırma değişik oranlarda kullanılan tuz çözeltisinin kuluçkalık yumurtaları on gün süreyle depolanmasının kuluçka özellikleri üzerine etkisini belirlemek üzere yürütülmüştür. Bu amaçla 38 haftalık yaştaki Ross PM 308 damızlık sürüden elde edilen 720 adet kuluçkalık yumurta kullanılmıştır. Yumurtalar ilk gün kontrol, %3 ve %5 oranlarında hazırlanan tuz çözeltisi ile dezenfekte edilmiştir. Daha sonra 10-15 0C sıcaklık ve yaklaşık %80 nem içeren depoda 10 süreyle muhafaza edilmiştir. Soğuk hava deposundan alınan yumurtalar kuluçka makinelerine nakledilerek kuluçka özellikleri belirlenmiştir. Araştırmada üzerinde durulan döllülük oranı, kuluçka randımanı, çıkış gücü, erken, orta ve geç dönem embriyo ölümleri, ıskarta civciv oranı, malformasyon oranı, malpozisyon oranı ve civciv kalitesi özellikleri üzerine tuz çözeltilerinin önemli bir etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir (P>0,05). Tuz çözeltilerinin araştırmada kontrol grubu olarak kullanılan kontrol (% 40 Benzalkonyum klorür, %0,05 Trihydrooxidoboron, %15 Karbamikasidmonoamid ve %2 Gluteraltehid içeren dezenfektan) ile benzer etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, tuzun kuluçkalık yumurtalarda dezenfeksiyon olarak kullanılabileceği değerlendirilmekte olup, net sonuçlar elde edilmesi için yüksek oranlarda tuz çözeltisi kullanılarak yeni araştırmaların yapılmasının gerekli olduğu kanaatine varılmıştır
KRİZ İLETİŞİMİ BAĞLAMINDA COVİD-19 SALGINI SÜRECİNDE MARKALARIN REKLAM STRATEJİLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME
21.Yüzyılda bir virüsün tüm ülkelere bulaşarak hızla yayılması tüm dünyayıküresel bir kriz ile karşı karşıya bırakmıştır. Bu durum tüm dünyada Covid-19 pandemisi olarak yankı bulmuştur. Pandemide bazı tedbirler alınmış ve bunun sonucunda da hem sosyolojik hem de psikolojik bir hayli alanda çeşitli etkiler gözlemlenmiştir. Covid-19 pandemisinin marka reklamlarına da etki ettiği bir gerçektir. Bu nedenle Covid-19 pandemisinde markaların reklamlarında ne tür değişiklikler yaptıkları mühim bir araştırma konusudur. Bundan hareketle araştırma kapsamında Covid-19 pandemisi döneminde markaların ağırlıklı olarak kullanmayı tercih ettikleri; reklam temaları, reklam çekicilikleri, anlatım tarzı, anlatım formatı, yaratıcı strateji, ana mesaj stratejisi, alt mesaj stratejisi ve mesaj tonunun belirlenmesi amacını taşımaktadır. Bu amaç doğrultusunda bazı kategoriler belirlenmiş ve sonrasında da SPSS 26 programında iki kere kodlama yapılmıştır. Türkiye’de faaliyet gösteren 10 farklı sektöre ait markanın TV’de yayınlanan reklam filmleri araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Belirlenen reklam filmleri içerik analizi tekniği çerçevesinde analiz edilmiştir. Sonuçlar, yoğun olarak işlenen temanın ayrılık teması olduğu, yoğun olarak kullanılan çekiciliğin duygusal çekicilik olduğu, en çok kullanılan anlatım tarzının duygusal tarzda olduğu, çoğunlukla tercih edilen anlatım formatının sunucu formatta olduğu, en fazla kullanılan yaratıcı stratejinin duygusal; konumlandırma stratejisi olduğu, yoğun olarak tercih edilen ana mesaj stratejisinin dönüşümsel strateji olduğu, en çok kullanılan alt mesaj stratejisinin duyusal strateji olduğu ve en fazla kullanılan mesaj tonunun duygusal tonda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak krizden faydalanmak isteyen markaların toplumda meydana gelen olumsuz bir duruma karşı ilgisiz kalmayarak, reklam aracılığıyla toplumun yanında olduklarını göstermeye yönelik bir gayret sarf ettikleri görülmüştür
COVID-19 PANDEMİ DÖNEMİNDE UYGULANAN UZAKTAN EĞİTİM SÜRECİNDE BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ ÖĞRETMENLERİNİN DENEYİMLERİNİN İNCELENMESİ
Son yıllarda COVID-19 pandemi sürecindeki uzaktan eğitim hakkında öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının bakış açılarına ve yaşadıkları problemlere odaklanan akademik çalışmalar yapılmaktadır. İlgili çalışmaların hedef kitlesinin daha çok bilişim teknolojileri dışındaki branş öğretmenleri olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu araştırmanın amacı ise COVID-19 pandemi sürecinde uygulanan uzaktan eğitimde bilişim teknolojileri öğretmenlerinin deneyimlerini ortaya çıkarmaktır. Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden biri olan durum çalışması ile desenlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu devlet ve özel okullarda çalışmakta olan toplam 20 öğretmen (7 kadın, 13 erkek) oluşturmaktadır. Veriler, öğretmenler ile çevrimiçi olarak gerçekleştirilen bire bir yarı-yapılandırılmış görüşmeler ile toplanmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Sonuç olarak, katılımcıların büyük çoğunluğunun okullarda uzaktan eğitim hakkında seminerler verdiği ve meslektaşlarının kullanabilecekleri Web 2.0 araçları hakkında kılavuzlar hazırladıkları ortaya çıkmıştır. Katılımcıların yoğun bir şekilde meslektaşları, veliler ve öğrenciler ile iletişim halinde oldukları görülmüştür. Bunlarla birlikte, pandemi sürecinde yaşanan sıkıntıların, internet altyapısının yetersizliği, öğrencilerin uzaktan eğitime uygun ortama ve teknolojik araçlara erişim gibi maddi yetersizliklerden kaynaklandığı görülmüştür
PULTRÜZYON YÖNTEMİ İLE ÜRETİMİ YAPILAN KOMPOZİT MALZEMELERİN ÇEVRE KOŞULLARI ALTINDAKİ PERFORMANSLARININ İNCELENMESİ
Endüstride kompozit malzemelerin kullanımı her geçen gün artış göstermektedir. Özellikle hem maliyet açısından daha uygun olmaları hem de korozyona karşı dayanımlarının yüksek olması nedeniyle pultrüzyon yöntemi ile üretimi yapılan kompozit malzemelerin kullanımı oldukça yaygındır. Bu sebeple geçmişten günümüze kadar pultrüzyon yöntemi ile üretimi yapılan kompozit malzemelerin mekaniksel davranışları farklı çalışmalarla incelenmektedir. Bu tez çalışmasında, pultrüzyon yöntemi ile üretilmiş olan cam elyaf takviyeli polimer matrisli kompozit profillerin bir kısmı MIL-STD 810 w/Change 1 askeri standardına göre çevre koşulları testlerine maruz bırakılmıştır ve bir kısmı ise sürekli ortam koşullarına (+23°±2°C, %50±10 BN) maruz bırakılmıştır. Pultrüzyon yöntemi ile üretilen U, I ve kutu profiline sahip kompozitler yüksek sıcaklık, düşük sıcaklık, sıcaklık şoku, tuz sisi, yağmur ve düşük basınç (irtifa) gibi çevre koşulları testlerine maruz bırakılmıştır. Çevre koşulları testlerine maruz bırakılan kompozit profillerin yüzeylerinde, testler sonrasında meydana gelebilecek değişimler incelenerek kaydedilmiştir. Ayrıca numunelerin iç yapısında da meydana gelebilecek değişimleri gözlemlemek amacıyla tahribatsız muayene yöntemlerinden birisi olan X-RAY yöntemiyle numunelerin iç yapıları incelenmiştir. Sonrasında kompozit profillerden üç nokta eğme, çekme ve İzod çentik darbe testleri için ASTM standartlarına uygun şekilde test numuneleri hazırlanarak ilgili standartlara göre mekaniksel testler gerçekleştirilmiştir. Çevre koşulları testlerine maruz bırakılan kompozit malzemelerin ve sürekli ortam koşullarında bulunan kompozit malzemelerin mekaniksel özellikleri incelenerek sonuçlar karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda; çevre koşullarının kompozit malzemelerin mekaniksel özelliklerinde önemli etkileri olduğu görülmüştür. Genel olarak sonuçlar birbirleri ile kıyaslandığında, düşük sıcaklık testine maruz kalan kompozit malzemelerin mekaniksel özelliklerinin daha yüksek değerlerde çıktığı, tuz sisi ve yağmur testlerine giren kompozit malzemelerin mekaniksel özelliklerinin ise daha düşük değerler çıktığı gözlemlenmiştir. Sıcaklığın kompozit malzemelerin mekaniksel özelliklerine etkisi incelendiğinde ise yüksek sıcaklık testlerine giren kompozit malzemelerin mekaniksel özelliklerinin düşük sıcaklık testlerine giren kompozit malzemelerin mekaniksel özelliklerinden daha düşük çıktığı gözlemlenmiştir. Düşük basınç testlerine maruz bırakılan kompozit numunelerin mekaniksel özellikleri ise düşük sıcaklığa maruz bırakılan kompozit numunelerin mekaniksel özelliklerinden biraz daha düşük değerlerde çıkmıştır
GUSTAV KLIMT VE EGON SCHILE’NİN ESERLERİNİN BİÇİM, İÇERİK BAKIMINDAN İNCELENMESİ VE SEMBOLİK ANLAMLARI
İnsanlık ile birlikte doğan sanat, tarihsel süreç içerisinde değişime uğramıştır. Günümüze kadar gelen süreçte sanatta birçok akım ve hareket ortaya çıkmıştır. Bu akımlardan ikisi Sembolizm ve Ekspresyonizm olmuştur.
Sembolizm 19. yüzyıl sonlarında Fransa’da ortaya çıkmıştır. Sanatın tüm dallarında etkisini göstermiş olan akım, sanat tarihinde 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında kendini göstermiştir. Sanatçılar, düşsel güçlerini anlatmakta yaratıcı bir imgelem bulmuşlardır. Bu yaratıcı imgelem, semboller kullanılarak yeni bir biçim dili oluşmasını sağlamıştır. İlk olarak Avrupa ülkeleri ve Rusya’da görülen sembolizm şiir sanatında başlamış ve zaman içerisinde tiyatro, müzik, resim, heykel, mimari ve dekorasyon gibi alanlarda da kendini göstermiştir.
Sembol kullanımı ilk olarak dini figürlerin betimlenmesinde kullanılmıştır. Rönesans dönemi ile birlikte dünyevileşme ön plana çıkmış ve dini figürler resimsel olarak betimlenmiştir. Soyut olanı somutlaştırma eyleminin gerçekleşmesi sembollerin kullanımı ile ortaya çıkmıştır. Sanat tarihinde çok sayıda sembol kullanımı görülmektedir. Bu bağlamda verilebilecek en iyi örneklerden biri sanatçı Gustav Klimt’tir.
Gustav Klimt, sembolist bir ressam olarak, aklındakileri simgeler ile tasvir etmiştir. Bir dönem kendisinin dekorasyon işi ile ilgilenmesi, sanatçının yeni bir arayışa girmesini sağlamıştır. Dekoratif unsurlar ve simgeleri birleştirerek kendine has bir üslup yaratan Klimt, Art Nouveau sanat hareketinin öncüsü olmuştur. Sembolist ressam, sanat ve zanaatın birleştiği bu sanat hareketini ortaya çıkararak yapılan işin neyi temsil ettiğinden daha çok dekoratif unsurların ön plana çıktığı bir anlayış geliştirmiştir. Gustav Klimt sanat tarihine yeni bir bakış açısı getirerek birçok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur. Bu sanatçılardan biri ekspresyonist ressam Egon Schiele’dir.
Ekspresyonizm, 20. yüzyıl sanat akımlarından biridir. Sanat akımını diğerlerinden ayıran detay sanatçıların iç dünyalarının ön plana çıkması olmuştur. Toplumu ve insanlığı temel alarak yaşanılan sosyal, ekonomik, politik sorunların birey üzerindeki psikolojik etkisini gözler önüne sererek hem insanlığa hem de topluma mesaj veren bir uyarıcı olmuştur. Görünen ile yetinmeyen sanat akımı, görünenin içindeki asıl olan özü keşfetmek istemiştir. Özü keşfetmek isteyen sanatçılar kendi duygu ve düşüncelerini ön planda tutmuştur. İç dünyalarını çarpıcı renk ve çizgilerle ifade etmişlerdir. İç dünyasını kendine özgü bir tarz ile yansıtabilen sanatçılardan biri de Egon Schiele’dir.
Egon Schiele, küçük yaşlarda yaşadığı kayıplar ile hayata karamsar ve umutsuz bakmıştır. Bu karamsar tutum gençliğinde de devam etmiştir. Kendisini resim sanatı ile ifade edebilen sanatçının resme olan yeteneği Schiele’nin hayatının geri kalanını şekillendirmiştir. Gustav Klimt’i ustası olarak görmüş olan ressam, başta Klimt’in eserlerinden yola çıkmış ve Klimt’in eserlerinin bazılarını kendi tarzı ile yeniden ele almıştır. Zaman içerisinde, kullandığı renkler, çizgiler, erotik ve pornografik yaklaşımı ile sanatta yeni bir biçim dili oluşturmuştur. İç dünyasının ve küçük yaşlarda yaşadığı zorluklardan dolayı depresif ruh hali, sanatçının hayata bakış açısını ve yapıtlarını etkilemiştir. Bu bağlamda sanatçının eserleri Schiele’nin kendini bulma ve yorumlama yolundaki yansımaları olmuştur. Bu durumdan hareketle sanatçının iç dünyayı ele almasını yorumlaması kendinden sonra gelen diğer sanatçılara ilham kaynağı olmuştur. İzleyiciler ise sadece kendinden bir parça değil aynı zamanda sanatçının ne hissettiğini, istediğini ve yaşadığını görebilmişlerdir.
Bu çalışmanın amacı Gustav Klimt ve Egon Schiele’nin eserlerini biçim ve renk açısından incelemek ve yapıtlarının sembolik açıdan anlamlarını irdelemektir
TARİHİ SÜREÇTE UŞAK’TA TASAVVUF KÜLTÜRÜ (XIX.-XX. Yüzyıllar)
Türklerin Anadolu’yu yurt edinmesinden itibaren Uşak, birçok tarikata ev sahipliği yapmıştır. Bunların bir kısmı günümüzde faaliyetlerini sürdürürken diğer kısmının Uşak’ta müntesibi kalmamış ve inkıraza uğramıştır. Çalışmada, öncelikle Uşak ile ilgili kısa bir bilgi verilmiş daha sonra tarih boyunca Uşak’ta faaliyet gösteren tarikatlar incelenmiştir. Tarihi süreçte Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi, Uşak’ta da Ahîlik, Bektâşiyye, Halvetiyye, Halvetiyye-Şabâniyye, Rifâiyye, Kâdiriyye, Nakşibendiyye ve Uşşâkiyye tarikatları var olmuştur. Bunlar içerisinde, Kâdiriyye, Nakşibendiyye ve Uşşâkıyye hem geçmişte hem de günümüzde– değişikliklerle de olsa– varlığını devam ettirmektedir. Diğerleri ise zaman içinde inkıraza uğrayarak günümüzde müntesibi kalmamıştır.
Araştırmada Uşak’ın tasavvufî dokusunu ortaya koymak maksadıyla Uşak’ta yaşamış sufiler ve onların bıraktığı izlere de temas edilmiştir. Bu sufilerin geneli yukarıda zikredilen tarikatlara mensupken, bir kısmı ise tarikatı belli olmayan “Horasan Erenleri”nden ibarettir. Uşak’ın tasavvuf tarihi işlendikten sonra, tasavvufun ferdlerin dini hayatlarının şekillenmesi ve sosyal hayatındaki etkileri üzerinde durulmuştur. Böylelikle tarikatların toplumun dini, sosyal, kültürel ve eğitim hayatına dönük etkisi, Uşak örneğinde ele alınmıştır