Çukurova University Institutional Repository
Not a member yet
37292 research outputs found
Sort by
L1 and L2 norma dayalı aşırı öğrenme algoritması.
TEZ12990Tez (Doktora) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 123-134) var.XIII, 135 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Bir ileri beslemeli sinir aı olarak as¸ırı ¨orenme algoritması hızlı ¨orenme, basitlik ve farklı gerc¸ek yas¸am uygulamalarına y¨onelik y¨uksek derecede adapte edilebilirlik gibi ¨ust¨un ¨ozellikleri nedeniyle c¸es¸itli disiplinlerde youn olarak kullanılmıs¸tır. Bu ilginin temel nedeni, as¸ırı ¨orenme algoritmasının klasik sinir alarındaki iteratif parametre tahminini ortadan kaldırmıs¸ olmasıdır. Fakat as¸ırı ¨orenme makinesi, yapısal risk minimizasyonunun bir sonucu olarak en iyi model b¨uy¨ukl¨u¨un¨un belirlenmesi ile ilgili konularda olduu gibi verinin tahmin edilmesi noktasında da istikrarsızlık ve zayıf genelles¸tirilebilirlik gibi dezavantajlara sahiptir. Bu c¸alıs¸mada, ifade edilen eksikleri gidermek ve as¸ırı ¨orenme algoritmasının performansını iyiles¸tirmek amacıyla bazı istatistiksel tahmin ediciler yapay sinir aları alanında ele alınmıs¸ ve c¸es¸itli algoritmalar ¨onerilmis¸tir. C¸ alıs¸manın ilk b¨ol¨um¨unde, ridge tahmin ediciye dayanan as¸ırı ¨orenme algoritmasına y¨onelik uygun yanlılık parametresinin belirlenmesi ic¸in farklı sec¸im kriterleri ¨onerilmis¸tir. Daha sonra sırasıyla var olan ridge temelli as¸ırı ¨orenme algoritmalarına alternatif olarak Liu, r-k sınıf tahmin edici, Liu ile Lasso regresyon y¨ontemlerinin birles¸imine dayanan farklı ¨orenme algoritmaları gelis¸tirilmis¸tir. Tez kapsamında, R platformunda sıfırdan yazılan algoritmaların uygulamaları c¸ok sayıda gerc¸ek yas¸am verisiyle test edilmis¸ ve performans kars¸ılas¸tırması detaylı olarak sunulmus¸tur. Bu ¨onerilen algoritmalar, as¸ırı ¨orenme algoritması ve as¸ırı ¨orenme algoritması tabanlı bazı gelis¸mis¸ algoritmalardan daha istikrarlı, genelles¸tirilebilir ve kompakt olan etkin b¨uz¨ulme ve/veya deis¸ken sec¸imi performansı ortaya koymaktadır.Extreme learning machine (ELM) as a type of single-layer feedforward neural network (SLFN) has been widely used in various disciplines due to its superior properties like fast learning, simplicity, high adaptability for different real-life applications. The main reason of this interest is that ELM eliminates the iterative parameter tuning in the conventional neural networks. However, ELM has some drawbacks such as instability and poor generalizability at the point of estimating the data as well as issues related with the determination of the optimal model size as a consequence of structural risk minimization. In this study, in order to deal with these aforementioned drawbacks and improve the performance of ELM, some statistical estimators are discussed in the context of neural networks and various algorithms are proposed. In the first part of the study, we proposed different selection criteria for determinining appropriate tuning parameter for ELM algorithm based on ridge estimator. Later on, Liu estimator, r-k class estimator, a cascade of Liu and Lasso regression estimators are developed as alternatives to the existing ELM algorithms based on ridge estimator. In the scope of this study, the applications of algorithms written from scratch in the R platform are tested via many real-world data sets and the performance comparison are presented in details. These proposed algorithms present effective shrinkage and/or variables selection performance which is more stable, generalizable and compact than ELM and some advanced algorithms based on ELM
Evaluation of the results of fetuses diagnosed with intrauterine growth retardation.
TEZ13175Tez (Uzmanlık) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 63-70) var.VIII, 72 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Amaç: İntrauterin gelişme geriliği (İUGG) artmış erken doğum riskiyle yenidoğan morbidite ve mortalitede yaptığı artış sebebiyle prenatal bakımın ana zorluklarından biri olmaktadır. Amaç erken doğumdan fayda görecek fetüsleri zamanında tanımlamak ve uygun yönetimle doğum zamanını iyi planlanlamak ve anne karnında ölüm riskini ve yenidoğan morbiditesini en aza indirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif bir çalışmadır. Çalışmada 01 Ocak 2015- 01 Ocak 2019 Tarihleri Arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Perinatoloji Bilim Dalı’nda İUGG tanısıyla takibe alınmış 452 hastanın demografik özellikleri ve perinatal sonuçları değerlendirildi. Çalışmaya İUGG tanısı konan tekil gebelikler alındı. Konjenital anomali olmayan 334 (%73,9) hastanın gelişme geriliği tipi, tanı aldığı gebelik haftası, tahmini fetal ağırlığı (TFA), doğum haftası, preeklampsi varlığı, doppler bulguları, doğum kilosu, doğum şekli, doğum haftası, 5.dk Apgar skoru, yenidoğan yoğun bakım ihtiyacı kayıt edildi ve tüm bu parametrelerin yenidoğanın olumsuz sonuçlarıyla ilişkisi ele alındı. Bulgular: Çalışmada 118 (%26,1) hastada konjenital anomali saptandı, 334 (%73,9) hastada konjenital anomali saptanmadı. Bebeğinde anomali saptanmayan annelerin yaş ortalaması 29,6±6,4 (min-maks:17-45) şeklindedir. İUGG tanı gebelik haftası ortalaması 30,9±4,5 (min-maks:18-39)’dır. Hastaların doğum haftası ortalaması 34,4±4,5 (min-maks:22-41)’dır. Hastaların 41’inde (%12,7) sigara kullanımı mevcut, 283’de (%87,3) sigara kullanımı yoktu. Hastalar tanı aldıkları gebelik haftasına göre 37 olarak dört grupta incelendi. Hastaların 113’ünde (%33,8) asimetrik İUGG, 221’inde (%66,2) simetrik İUGG görüldü. Anomali olmayan grupta hastaların 273’ünde (%81,7) preeklampsi oluşmadı, 61’inde (%18,3) preeklampsi oluştu. Doppler bulguları 141 (%43,1) hastada normal, 193 (%56,9) hastada bozulmuş olarak saptandı. Plasental kanama ve kronik dekolman gibi anormal bulgular ve doppler bozukluğu ele alındığında preeklampsili hastalar ile preeklampsi olmayanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark (p35 gebelik haftasında preeklampsi olan ve olmayan grupta perinatal sonuçlar benzer ve her ikisinde sonuçlar olumlu idi. Bu verileri dikkate aldığımızda geç başlangıçlı preeklampsinin bebeklerin perinatal sonuçlarını olumsuz etkilemediğini, fakat erken başlangıçlı preeklampside erken doğum nedeniyle ortaya çıkan prematüritenin de yenidoğan morbidite ve mortalitesindeki artışa önemli katkı sağladığını söyleyebiliriz. Çalışmamız çok erken büyüme kısıtlı fetüsün belirsizlikler varlığında doğumun geciktirilmesinin bazı ölü doğumlarla sonuçlandığını, ancak beklenmeden yapılmış doğumun hemen hemen eşit sayıda yenidoğan ölümü oluşturduğunu ve her iki yaklaşımın da 2 yaş ve altındaki nörogelişimsel sonuçları iyileştirmediğini düşündürmektedir. Çalışmamızda 35 gebelik haftası üzerinde total mortalitenin sadece 5(%2.8) ve sadece 2 (% 1,0) bebekte sekel olduğunu dikkate alarak fetal iyilik hali izin verdiği halde ve erken doğum için başka endikasyonların bulunmadığı sürece 37.gebelik haftasına kadar doğumun ertelenmesinin faydalı olduğunu düşünmekteyiz. Veriler ışığında çalışmamız, üçüncü basamak bir hastanedeki kayıtların irdelendiği, güncel, literatüre yeni katkılar sunan, daha ileri araştırmalar için araştırmacılara yol gösterici bir çalışmadır. [N. var]Objective: Intrauterine growth retardation(IUGR) is one of the main challenges of prenatal care due to the increase in neonatal morbidity and mortality with preterm labor it brought. The aim is to timely identify the fetuses with the highest risk of in utero death and neonatal morbidity that can benefit from preterm labor and to plan the delivery time well with appropriate management. Material and Method: Our study is a retrospective study. This study evaluated demographic characteristics and perinatal outcomes of 452 patients who were followed-up with the diagnosis of IUGR in the Perinatology Division of the Department of Gynecology and Obstetrics of Çukurova University’s Faculty of Medicine between 01 January 2015 and 01 January 2019. All singleton pregnancies with suspected IUGR were included in the study. 334(73.9%) patients without congenital anomaly, type of growth retardation, gestational week, estimated fetal weight (EFW), delivery week, presence of preeclampsia, doppler findings relationship with birth weight, delivery week, 5th minute Apgar score, neonatal intensive care need and newborn negative results were reviewed. Results: Congenital anomaly was detected in 118(26.1%) patients, and no congenital anomaly was detected in 334(73.9%) patients. The average age of patients without anomaly was 29.6 ± 6.4 (min-max: 17-45). The mean IUGR diagnosis gestational week was 30.9 ± 4.5 (min-max: 18-39). The mean week of delivery of the patients was 34.4 ± 4.5 (min-max: 22-41). Smoking was present in 41(12.7%) of the patients, while 283(87.3%) did not smoke. Patients were examined in groups as 37 according to the week of gestation they were diagnosed with. Asymmetric IUGR was observed in 113(33.8%) patients and symmetrical IUGR was observed in 221(66.2%). In the group without anomaly, preeclampsia did not occur in 273(81.7%) of the patients, while 61(18.3%) of the patients had preeclampsia. Doppler findings were normal in 141 (43.1%) patients and impaired in 193(56.9%) patients. When comparing preeclampsia patients with those without preeclampsia for doppler disorder, although abnormal findings such as placental bleeding and chronic decollement detects statistically significant difference (p <0.05), the results between those with and without preeclampsia were similar, and the statistical difference was not significant considering the 5th minute Apgar score, stillbirth, neonatal intensive care requirement. Our data reveal that the severity of doppler findings worsens the perinatal outcomes. Again, our study shows that having EFW <3pc affects the perinatal results of infants negatively. Conclusions: In the study, we found that preterm delivery was significantly higher in pregnancies with IUGR and simultaneous preeclampsia. However, in the group with and without preeclampsia at 35 weeks of gestation, the perinatal results were similar and the results were positive in both groups. Considering these data, we can say that late-onset preeclampsia does not negatively affect the perinatal outcomes of infants, but prematurity significantly contributes to neonatal morbidity and mortality due to preterm delivery in early-onset preeclampsia. The study suggests that delaying delivery in the presence of uncertainties in a very early growth-restricted fetus results in some stillbirths, but unexpected delivery results in an almost equal number of neonatal deaths, and neither approach results in improved long-term neurodevelopmental outcomes. Considering that total mortality is only in 5(2.8%) and morbidity is only in 2(1.0%) infants over 35 weeks of gestation in our study, we think it is beneficial to postpone delivery until the 37th week of gestation unless fetal well-being allows and there are no other indications for premature birth. In the light of the data, our study is a current study which examines the records in a tertiary hospital, provides new contributions to the literature, and guides researchers for further research
Modeling the supply potential for setting of paper waste collection centers under reverse logistics.
TEZ12644Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 75-71) var.XV, 103 s. :_res., tablo ;_29 cm.Doğal dengenin bozulması ve kısıtlı kaynaklar, atık geri dönüşümü ile ilgili konuların yakın zamanda fazlaca ilgi görmesine sebep olmuştur. Atık kâğıtların geri dönüşü ise tersine lojistik ağ tasarımı bünyesine dâhil olmaktadır. Çalışmada tersine lojistik ağ tasarımında minimum maliyet amaç fonksiyonu ile karma tam sayılı doğrusal programlama modeli geliştirilmiştir. Problem; çok ürünlü, çok aşamalı, tek periyotlu yer-tahsis problemidir. Çözüm yaklaşımı olarak deterministik varsayımlar altında özel bir şirkete ait ağ yapısı ile ele alınmıştır. Veriler modellemeye girdi olarak alınmış, farklı senaryolar üzerinden duyarlılık analizleri yapılarak çözüm yaklaşımı değerlendirilmiştir. Çalışma yer-tahsis problemine üretimi toplanan atıkların kalite cinsini de katarak farklı bir boyuta taşıması bakımından farklıdır. Ayrıca karar destek sistemi ile de model dinamik hale getirilmiştir.The deterioration of the natural balance and limited resources have caused much attention to issues related to waste recycling in the near future. The recycling of waste paper is included in the reverse logistics network design. In this study, mixed integer linear programming model with minimum cost objective function is developed in reverse logistics network design. Problem; is multi-product, multistage, single-period location-allocation problem. Under the deterministic assumptions as a solution approach, it is discussed with the network structure of a private company. The data were taken as input to the modeling and sensitivity analysis was performed on different scenarios and the solution approach was evaluated.The study is different in terms of transferring production to a different dimension by adding the quality type of collected wastes to the location-allocation problem. In addition, the model has been made dynamic with the decision support system
Storage performance determination of hybrid fruits obtained by hybridization of Clemantine and Orlando.
TEZ12690Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 47-53) var.XIII, 55 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Bu çalışma Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü mandarin parsellerinde yeni geliştirilen melez P20 mandarininin muhafaza koşullarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla hibrit P20 ve ebeveyn (Klemantin, Orlando) mandarinler derim sonrası 4 oC ve 6 oC’ de %85-90 nem içeren soğuk hava depolarında her uygulama 3 yinelemeli ve her yinelemede 15 meyve olacak şekilde üç ay süre ile muhafaza edilmiştir. Muhafaza süresince her 15 günde bir fiziksel ve kimyasal analizler yapılarak meyvelerde meydana gelen değişiklikler izlenmiş melez meyvelerin depolanma koşulları belirlenmiştir. Muhafaza süresi sonunda hibrit P20 ve ebeveyn mandarinlerin ağırlık kaybı % 4.29 olarak tespit edilmiştir. 4 oC ve 6 oC’ de titre edilebilir asitlik (TEA) değeri ve meyve kabuk rengi L*, a* ve b* renk değerleri muhafazanın başlangıcına göre azalırken, suda çözünebilir kuru madde (SÇKM) değerleri artmıştır. C vitamini (L-Askorbik asit) miktarı yönünden P20 mandarini ebeveynlerinden yüksek bir değer göstermiştir (632.80 mg/L). Fruktoz ve glikoz miktarları yönünden P20 ve Klemantin’de aynı değerler bulunurken, sakkaroz miktarında azalmalar tespit edilmiştir. Ağırlık kaybı, mantarsal nedenlerle ve fizyolojik nedenlerle bozulma toplamı 4oC ve 6 oC’ de (sırasıyla 5.95 ve 9.63) kabul edilebilir sınırların (%10 ) altında olduğu için, çalışma sonucunda Klemantin ve Orlando melezlenmesi ile elde edilen hibrit mandarinlerin 4oC de %85-90 nem içeren soğuk hava depolarında muhafaza süresince kalite kriterlerinde fazla bir azalma görülmeden üç ay muhafaza edilebileceği tespit edilmiştir.This study was conducted to determine storage conditions of newly developed hybrid P20 mandarin in mandarin plots of Alata Horticultural Research Institute. With this purpose, hybrid P20 and parent (Clemantin, Orlando) mandarins containing 3 replicates with 15 fruits for each applications were kept in cold stores at 4oC a/6oC and 85-90% humidity for three months. Physical and chemical analyzes were carried out every 15 days during storage, and the changes in fruits were monitored and storage conditions of hybrid fruits were determined. At the end of the storage period, the weight loss of hybrid P20 and parent mandarins was founded as 4.29 %. While titratable acidity (TEA) and fruit peel color L *, a * and b * color values decreased compared to the beginning of the storage at 4 oC and 6 oC, water soluble dry matter (TSS) values increased. In terms of vitamin C (L-Ascorbic acid), P20 mandarin had higher value than the parents (632.80 mg / L). While same values in terms of fructose and glucose amounts was determined for P20 and Clemantine, the amount of sucrose was reduced. Since the loss of weight, total deterioration because of fungal and physiological reasons at 4 oC and 6 oC (5.95 and 9.63, respectively) were below the acceptable limits (10%), it has been determined that the hybrid mandarins obtained by hybridization of Clemantine and Orlando can be stored for three months in cold storage room at 4 oC which contain 85-90% humidity and during storage without any decrease in quality criteria.Bu Çalışma Ç.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje no: FYL201810473
Clinical, etiological, neuroradiological findings, epilepsy development and factors affecting neurological prognosis in childhood acute arterial stroke.
TEZ13229Tez (Uzmanlık) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 87-95) var.X, 100 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Amaç: İnme, beyin arter veya venlerinde ani tıkanıklık veya yırtılma sonucu fokal serebral hasar ve nörolojik kayıpların görüldüğü bir klinik tablodur. İnmeli çocuklarda bilişsel ve motor bozukluklar ortaya çıkabilir veya inme tekrarlayabilir. Bu nedenle çalışmamızda akut arteriyel inme tanısıyla takip edilen hastaların etyolojik, klinik, radyolojik özellikleri, epilepsi gelişimi ve nörolojik prognozlarına etki eden faktörleri incelenmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 2004 - 2019 yılları arasında ÇÜTF Balcalı Hastanesi Çocuk Nöroloji Bilim Dalı’nda takipli, akut arteriyel inme tanısı alan hastaların dosyaları geriye dönük olarak incelenmiştir. Çalışmaya 43 hasta alınmış, hastaların demografik verileri, risk faktörleri, başvuru semptomları, nörogörüntüleme özellikleri, akut inme tedavisi ve profilaktik tedavileri, izlemdeki son nörolojik ve kognitif durumlarına ait veriler toplanmıştır. Bulgular: Hastaların % 53,5’i erkek, % 46,5’i kızdı. Ortanca tanı yaşı 120 ay (minimum 1 ay, maksimum 207 ay) idi. Etyolojide protrombotik nedenler % 55,8, kardiyak ve hematolojik nedenler % 32,6, arteriyopatiler % 23,2 oranındaydı. Hastaların % 41,9’unda birden fazla risk faktörü mevcuttu. Hastaların % 74,4’ü fokal nörolojik semptom, % 25,6’sı jeneralize semptom, % 37,2’si ise nöbet ile başvurdu. Takipte 24 hastada epilepsi gelişmişti. Nöbet ile başvuran ve frontotemporal tutulumu olanlarda epilepsi gelişimi daha sıktı (p<0,05). Hastaların % 60,5’inde izlemde nörolojik sekel vardı. Küçük yaşta inme geçirenlerde, fokal semptom ile başvuranlarda ve parietal tutulumu olanlarda izlemde sekel daha sıktı (p<0,05). Hastaların % 16,3’ünde inme rekürrensi vardı. Protrombotik risk faktörü olanlarda rekürrens daha sıktı (p<0,05). Sonuç: İnme, uzun dönemde mortalite ve morbiditenin önemli bir nedenidir. Her hastada inmenin tekrarlama riskini ve uygun tedaviyi belirlemek için Aİİ’ye neden olan mekanizmaları zamanında ve eksiksiz bir şekilde belirlemek hayati önem taşımaktadır.Objective: Stroke is a clinical picture of focal cerebral damage and neurological loss due to sudden occlusion or rupture of brain arteries or veins. Cognitive and motor disorders may occur in children with stroke or stroke may recur. Therefore, in this study, we aimed to investigate the etiologic, clinical, radiological features, the factors affecting neurological prognosis, development of epilepsy and of the patients followed up with the diagnosis of acute arterial stroke. Materials and Methods: The files of the patients diagnosed as acute arterial stroke who were followed up in the Pediatric Neurology Department of CUTF Balcali Hospital between 2004 and 2019 were retrospectively analyzed. 43 patients were included in the study. Demographic data, risk factors, admission symptoms, neuroimaging characteristics, acute stroke treatment and prophylactic treatments, and recent neurological and cognitive status of the patients were collected. Results: 53.5% of the patients were male and 46.5% were female. The median age at diagnosis was 120 months (minimum 1 month, maximum 207 months). Prothrombotic causes were 55.8% , cardiac and hematological causes were 32.6% and arteriopathies were 23.2% . 41.9% of the patients had multiple risk factors. 74.4% of the patients presented with focal neurological symptoms, 25.6% with generalized symptoms and 37.2% with seizures. Twenty-four patients developed epilepsy during follow-up. Epilepsy was more frequent in patients presenting with seizures and having frontotemporal involvement (p <0.05). 60.5% of the patients had neurological sequelae during follow-up. Sequelae was more frequent in patients with stroke in younger age, who presented with focal symptoms and those with parietal involvement (p <0.05). 16.3% of the patients had stroke recurrence. Recurrence was more frequent in patients with prothrombotic risk factors (p <0.05). Conclusion: Stroke is an important cause of long-term mortality and morbidity. To determine the risk of recurrence of stroke and appropriate treatment in each patient, it is important to recognize the diseases that caouse AIS
Investigation of parthenogenesis through irradiated pollen method using in vitro and histological techniques in cyclamen (Cyclamen persicum L.).
TEZ12809Tez (Doktora) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 115-129) var.XVII, 131 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Siklamende klasik yöntemlerle saf hatların geliştirilmesi, bitkinin döllenme biyolojisindeki problemler nedeniyle zaman alıcı ve zordur. In vitro haploidizasyon ve in situ partenogenesis gibi teknikler bu problemleri aşmak için kullanılmaktadır. Bu tez kapsamında, in situ partenogenesis tekniği siklamende ilk defa denenmiş ve farklı ışın dozlarının polen canlılığı, polen çimlenmesi ve ışınlanmış polenlerle tozlama sonrası embriyo oluşumu üzerine etkileri araştırılmıştır. Çiçek tomurcukları, Co-60 kaynağı kullanılarak farklı gama ışın dozları (0, 50, 100, 150, 200, 300, 450 Gy) ile ışınlanmıştır. Tozlamadan sonra 10’ar gün aralıklarla ışınlanmış polenlerle tozlama yapılan çiçek tomurcukları toplanmış ve embriyo kurtarma (ovül kültürü) için uygun embriyo gelişim aşaması, histolojik analizlerle belirlenmiştir. Sonuç olarak, histolojik analizlerde ilk zigot/embriyo oluşumu, tozlanmadan sonra 20. günde belirlenmiştir. Polen canlılık oranları, ışın dozlarından çok az etkilenmiş ve en yüksek polen canlılığı %87, en düşük polem canlılığı ise %82 olarak bulunmuştur. In vitro çimlenme oranları, ışın uygulamalarından önemli düzeyde etkilenmiş ve çimlenme oranı en yüksek %65, en düşük ise %31 olmuştur. Ovül kültüründe en yüksek bitki uyartım oranları ise, sırasıyla %2.66 ve %2.00 oranında, 0 Gy + ½ MS+0.5 mgL-1 Kin ve 100 Gy + ½ MS+0.5 mgL-1 Kin uygulamalarından elde edilmiştir.Improving new cyclamen purelines via classical methods is timeconsuming and quite difficult process due to the problems in plant fertilization biology. In vitro haploidisation and in situ parthenogenesis techniques are used to overcome these problems. In this thesis, in situ parthenogenesis was tested in cyclamen first time and the effects of different irradiation doses on pollen viability, pollen germination and embryo formation after pollination with irradiated pollens were investigated. Flower buds were irradiated with different dosages of gamma light (0, 50, 100, 150, 200, 300, 450 Gy) using Co-60source. The flower buds pollinated with irradiated pollens were collected after pollination and appropriate developmental stages of the embryo for embryo rescue (ovule culture) determined via histological studies. As a result, the first zygote/embryo development was determined on 20th day after pollination. Pollen viability rates were slightly affected by irradiation doses. The highest pollen viability rate was 87%, while the lowest was 82%. In vitro germination rates were significantly affected and the highest germination rate was 65%, while the lowest was 31%. The highest plantlets induction rates in ovule culture were 2.66% and 2.00% obtained from the applications of 0 Gy + ½ MS+0.5 mgL-1 Kin and 100 Gy + ½ MS+0.5 mgL-1 Kin respectively.Bu Çalışma Ç.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje no: 118O728
The effect of different nitrogen application rates on yield and yield characteristics of some safflower (Carthamus tinctorius L.) in Cukurova conditions.
TEZ13030Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 71-88) var.XVII, 95 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Bu çalışma, 2019 yılında Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü deneme alanında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada farklı azot dozu uygulamalarının aspir çeşitlerinde verim ve verim özelliklerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Deneme bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekrarlamalı kurulmuştur. Ana parselleri gübre dozları, alt parselleri çeşitler oluşturmuştur. Çalışmada materyal olarak 3 aspir çeşidi (Göktürk, Hasankendi ve Asol) 4 azot dozu (0, 50, 100 ve 150 kg/ha) kullanılmıştır. Çalışma sonunda çeşitlerin yağ verimlerinin 59.9-68.8 kg/da arasında değiştiği belirlenmiştir. En yüksek bitki boyu 75.1 cm ile 10 kg/da azot uygulamasından elde edilmiş, Asol çeşidi 75.2 cm ile en yüksek bitki boyunu vermiştir. Tabla sayısı yönünden azot dozları arasında en yüksek değer 31.8 adet ile 10 kg/da azot uygulamasında saptanmış, Asol çeşidi 30.7 adet ile en yüksek tabla sayısını oluşturmuştur. Araştıma sonucunda aspir çeşitlerinin tohum ve yağ verimi üzerinde azot uygulamalarının etkili olmadığı; bölge koşullarında aspir yetiştiriciliğinde yüksek yağ verimi ve yağ oranı açısından Hasankendi çeşidinin dikkate alınabileceği sonucuna varılmıştır.This study was carried out in Çukurova ecological conditions in 2019 growing period at the experimental areas of Çukurova University, Faculty of Agriculture, Department of Field Crops. The aim of this study was to determine the effect of different nitrogen rate applications on yield and yield characteristics of some safflower cultivars. The experimental design was split plot with four different N rates in the main plots; in the sub-plots were the three safflower varieties. Nitrogen fertilizer was applied to 3 different safflower varieties (Göktürk, Hasankendi and Asol) in 4 different rates (0, 50, 100 and 150 kg/ha). According to the results; it was found that the oil yields of varieties varied between 599 and 688 kg/ha. The tallest plants with an average value of 75.1 cm were obtained by applying 100 kg N ha–1. Asol showed the highest plant height value (75.2 cm). Maximum number of capitula per plant (31.8) was observed in plots that received 10 kg N ha-1 and Asol yielded the highest values for number of capitula per plant (30.7). For the oil content and oil yield of safflower varieties, there was no significant difference among nitrogen application rates. It can be concluded that Hasankendi cv. could be promising in safflower cultivation uner region conditions in terms of higher oil yield and oil ratio
Demand and resource planning for emergency services using artificial neural networks.
TEZ12824Tez (Doktora) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 97-104) var.XV, 105s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Acil ve ölümcül hastaların, hastanede ilk tedavi gördükleri birim olan acil servis (AS) biriminin çok etkin olması gerekir. AS biriminin etkin olabilmesi için de sahip olduğu kaynakların çok verimli kullanılması gerekir. Genellikle, sağlık sistemlerinde kaynak optimizasyonu yapabilmek için simülasyon modellerinden faydalanılır. AS’de yatak sayısının tespit edilmesi çok önemlidir. Çünkü bir çok kaynak yatak sayısına göre planlanır. Bu çalışmada ideal yatak sayısını bulmak amacıyla bir simülasyon modeli geliştirilmiştir. Simülasyon modelinin tasarlanması için gerçek sistemle ilgili bilgilere gereksinim vardır ve bu bilgilerden en önemli girdi parametresi hasta geliş sıklıklarının tahminidir. 10 farklı makine öğrenme algoritması kullanılarak hasta geliş sıklığı tahmin edilmeye çalışılmış, makine öğrenme algoritmalarının girdi olarak kullanacağı ideal öznitelik kümesi de kapsamlı öznitelik seçim yöntemi ile belirlenmiş ve en önemli öznitelik verisi ortalama geliş oranı olarak belirlenmiştir. Uzun Kısa Vadeli Hafıza (LSTM) modeli tahminde mutlak ortalama hata yüzde oranı %46,7 ile en başarılı algoritma olmuş ve simülasyon metodu yardımıyla acil serviste hasta kalış süresi %7 azalmıştır.Emergency Department (ED) must be managed effectively since it is the first point of care in hospitals for urgent and critically ill patients. ED can be effective, only by using resources efficiently. Generally, simulation model is used in healthcare systems to optimize resources. In ED, the optimum number of bed resource is crucial, since most of the resources in ED can be planned according to the number of bed resource. This study has devoloped a simulation model to determine the optimum number of beds. This simulation model needs some inputs and the most important input for this model is patient’s arrival rate. 10 different machine learning algorithms are utilized to predict the patient’s arrival rate. These machine learning algorithms need optimum feature subsets and this optimum subset has been determined by using exhaustive feature selection method. The most significant feature is identified as mean arrival rate. The long short-term memory (LSTM) model has the best accuracy with a MAPE value of 46,7%, and by the help of the simulation method, the length of stay (LOS) has been minimized by 7% and the number of beds at the ED has been optimized.Bu Çalışma Ç.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje no: FDK-2018-11379
Determination of antilisterial and antibiofilm properties of probiotic Bacillus coagulans.
TEZ12651Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 39-52) var.XIII, 53 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Bu çalışmada, probiyotik özelliği olduğu bilinen Bacillus coagulans’ın Listeria innocua’nın gelişimi üzerine antilisterial ve antibiyofilm etkisi araştırılmıştır. Biyofilm oluşumunda mikrotiter plak yöntemi ve antimikrobiyel denemelerde agar kuyu difüzyon yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan L. innocua biyofilmlerinin %4 kristal viyole ilavesiyle 620 nm’de ölçülen absorbans değeri 0.285 bulunmuştur. Absorbans değerinin >0.1 olması biyofilm oluşumunu göstermiştir. L. innocua tarafından üretilen biyofilmlere karşı probiyotik B. coagulans’ın antibiyofilm özelliğinin belirlenmesine yönelik yapılan çalışmada ise, probiyotik B. coagulans ve %4 kristal viyole ilavesiyle 620 nm’de ölçülen absorbans değeri 0.073 bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen sonuçta L. innocua üzerine doğrudan probiyotik özellikteki B. coagulans inokülasyonuyla hücre sayısında 6.64 log kob/mL düzeyde azalma meydana gelmiştir. Bu azalma, L. innocua gelişimi üzerine probiyotik B. coagulans bakterisinin inhibe edici etkisinin bulunduğunu göstermektedir. Antimikrobiyel denemelerde ise probiyotik B. coagulans’ın L. innocua üzerine antilisterial etkisi saptanamamıştır.In this study, antilisterial and antibiofilm effects of Bacillus coagulans known to have probiotic properties on the development of Listeria innocua were investigated. Microtiter plates method was used for biofilm formation and agar well diffusion method was used in antimicrobial trials. L. innocua used in the study was determined to synthesize biofilm after 48 hours. The absorbance value of L. innocua biofilms measured at 620 nm with the addition of 4% crystal violet was found to be 0.285. Absorbance value >0.1 showed biofilm formation. In the study conducted to determine the antibiofilm properties of probiotic B. coagulans against biofilms produced by L. innocua, probiotic B. coagulans and with the addition of 4% crystal violet absorbance value at 620 nm was found 0.073. As a result of this study, with direct probiotic B. coagulans inoculation on L. innocua the number of cells decreased by 6.64 log cfu / mL. This decrease indicates that the probiotic B. coagulans bacteria have an inhibitory effect on the development of L. innocua. In antimicrobial trials, no antilisterial effect of probiotic B. coagulans on L. innocua could not be determined.Bu Çalışma Ç.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje no: FYL-2018-11233
Human body carbohydrate and fat modeling by using artificial neural networks.
TEZ13122Tez (Doktora) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 84-93) var.XI, 96 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Bu çalışmada yapay sinir ağları kullanılarak kardiyo pulmoner egzersiz testleri (KPET) verileri, 6 dakika yürüme testi verileri ve antropometrik veriler modellenmiştir. Çalışmaya 20-30 yaş arasındaki 44 sedanter erkek birey katılmıştır. Katılımcılara 4 adet egzersiz testi uygulanmış ve bireylerin antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Bu ölçümler maksimal kardiyopulmoner egzersiz testi, en yüksek yağ oksidasyon hızı aralığı tespiti testi (yağmaks), 40 dk yürüme ve 6 dakika yürüme testi olmak üzere 4 farklı egzersiz testinden oluşmuştur. Yapılan yapay sinir ağları (YSA) modellerinde, uygulanabilmesi için ciddi bir fiziksel alt yapıya, gelişmiş laboratuvar donanımına ve eğitimli personele gereksinim duyulan KPET sonuç parametreleri başarılı bir şekilde nispeten uygulanması daha kolay 6 dakika yürüme testi ve antropometrik ölçüm verilerinden tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Yapılan YSA modellerinde eğitim, doğrulama ve test kümelerine ilişkin tahmin değerleri ile gerçek değerler arasındaki uyum 0,98 ve üzeri bulunmuştur. Elde edilen sonuçlarda KPET Yağmaks testi ve KPET 40 dakika yürüme testi verilerinden elde edilen CHO ve Fat (kkal/day) parametreleri başarıyla tahmin edilmiştir. KPET’lerinin yapılamadığı durumlarda, modellenmiş YSA’lar ile birinci basamak sağlık hizmeti seviyesinde kullanılabilecek daha basit ve ekonomik alternatiflerden olan 6 dakika yürüme testi ve antropometrik ölçümlerin kullanılabileceği ortaya konulmuştur.In this study, cardio pulmonary exercise tests (CPET) data, 6-minute walk test data and anthropometric data were modeled using artificial neural networks. 44 sedentary male individuals ages ranging from 20 to 30 were participated in the study. Following anthropometric measurements all Participants were applied to 4 different exercise tests which including maximal cardiopulmonary exercise test, highest fat oxidation rate detection test (Fatmax), 40 minutes walking and 6 minutes walking test. In artificial neural network models, it is aimed to estimate the data of CPET, by using more simpler and easily applied 6 minutes walk test and anthropometric measurement data which required serious physical infrastructure, advanced laboratory equipment and trained personnel in the past. In the ANN models, the correlation between the predicted values of the training, verification and test sets and the actual values was found to be 0.98 and above. 40 minutes walking test data parameters including CHO and Fat (kkal / day) were successfully estimated in the results as well as by using parameters from CPET Fatmaks test and CPET 40 minutes walking test data. In cases where CPET are not available, 6-minute walk test and anthropometric measurements, which are one of the simpler and more economical alternatives that can be used at the primary health care level, are modeled