Zonguldak Bülent Ecevit University Institutional Repository
Not a member yet
9495 research outputs found
Sort by
Relationship between sST2 and NT-proBNP levels and postoperative atrial fibrillation in patients having non-cardiac surgery
We explored the link between sST2 and NT-proBNP levels and postoperative atrial fibrillation (POAF) incidence in non-cardiac surgery patients in this study.The research involved 302 participants over 40 years old who underwent medium and/or high-risk non-cardiac surgeries. These patients were divided into two groups: those who developed POAF and those who did not.The study cohort consisted of a total of 302 patients, with 14 (4.6%) experiencing POAF. POAF was more common in patients with previous heart failure, a high Left Atrial Volume Index (LAVI), and elevated ASA and RCRI scores (all P<0.05). LAVI, sST2, NT-proBNP, and RCRI scores were found to be independent predictors of POAF in patients undergoing non-cardiac surgeries (all P<0.05). The area under the curve (AUC) for sST2 and NT-proBNP in predicting POAF was 0.707 (95% CI 0.544-0.869; P=0.009) and 0.727 (95% CI 0.598-0.857; P=0.004), respectively. Combined elevation of sST2 and NT-proBNP increased the likelihood of developing POAF by approximately 8.5 times (OR: 8.65, CI 95% 1.06-35.3, P=0.044).sST2 and NT-proBNP are valuable predictors of POAF in patients undergoing non-cardiac surgery. Identifying these predictors can help in recognizing high-risk patient groups for POAF
Sağlık Çalışanlarının Yeme Davranışlarının Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ile Değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (ZBEÜN) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde çalışan doktor ve hemşirelerin obezite sıklığı ile yeme tutum ve davranışlarının incelenmesi ve birbirleri arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu araştırma, 260 sağlık çalışanı üzerinde gerçekleştirilen kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak sosyodemografik veri formu ve Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 20 Programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Doktor ve hemşirelerin obezite sıklığı %9,2 olarak saptanmıştır. Obez bireylerin %62,5’inde kronik hastalık olduğu ve %83,3’ünün daha önce zayıflama diyeti yaptığı gözlenmiştir. Katılımcılardan diyet öyküsü olanların duygusal yeme, kısıtlayıcı yeme ve dışsal yeme faktörlerinin ortalaması daha yüksek saptanmıştır. Duygusal yeme davranışı ile Beden kitle indeksi (BKİ) sınıflaması arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Duygusal yeme puanları yüksek olanlarda kısıtlayıcı ve dışsal yeme puanlarının da yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç: Obez olan sağlık çalışanlarının kronik hastalık varlığının daha yüksek olduğu, yetersiz ve dengesiz beslenmenin sağlığı olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Hastalarına ve içinde yaşadıkları topluma rol model olan sağlık çalışanlarına; kendi sağlıklarını korumak ve geliştirmek, sağlıklı yaşam biçimini benimsemeleri ve davranış haline getirebilmeleri için öğrencilik dönemindeki eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi, hizmet içi eğitimlerin yapılması ve bu eğitimlerin devamlılığı sağlanabilir.</jats:p
Enerji Eşya Yoluyla Bulaşır mı? Tüketici Davranışının Soyut Bulaşma Etkisi Kapsamında İncelenmesi
Bu çalışmada kaynağın soyut özelliklerinin (örn. huy, ruh hâli, öz vb.), temas ettiği alıcıya bulaştığı yönündeki rasyonel olmayan düşünce olarak ifade edilebilecek soyut bulaşma etkisinin tüketici davranışındaki yansımalarını ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda soyut bulaşma etkisi ile tüketici davranışını ilişkilendiren senaryolar hazırlanmış ve katılımcıların bu senaryolardaki soyut bulaşma etkisini deneyimleyen tüketicilerin tutumları hakkındaki düşünceleri, derinlemesine görüşme tekniğiyle elde edilmiştir. Nitel içerik analizi yaklaşımıyla yapılan analiz sonucunda manevi öz bulaşması, çağrışımsal bulaşma ve sembolik bulaşma türünde soyut bulaşma etkilerine yönelik tüketici davranışı bulguları tespit edilmiştir.</jats:p
10-12 YAŞ ÇOCUKLARDA DÜZENLİ İP ATLAMA ÇALIŞMALARININ DİKEY SIÇRAMA VE SÜRAT PERFORMANSLARINA ETKİLERİ
Bu çalışmanın amacı motor becerilerin gelişimi için kritik bir dönem olan 10-12 yaş aralığındaki çocuklarda düzenli ip atlama çalışmalarının dikey sıçrama kuvveti ve 20 metre koşu süratine olan etkilerini incelemektir. Yaşları 10-12 arasında değişen toplam 100 öğrenci (kadın=50, erkek=50) rastgele ip atlama ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Kontrol grubu (n=50) 12 hafta boyunca sadece beden eğitimi derslerine katılırken, ip atlama grubu (n=50) beden eğitimi derslerine ek olarak düzenli ip atlama programına katılmıştır. Araştırmanın başlangıcında ve sonunda tüm katılımcılara dikey sıçrama ve 20 metre koşu testleri uygulanmış, elde edilen veriler bağımsız t-testleri ile değerlendirilmiş ve istatistiksel anlamlılık düzeyi p</jats:p
A Comparative Analysis of Deep Learning Models for Prediction of Microsatellite Instability in Colorectal Cancer
Colorectal cancer remains one of the most prevalent and fatal malignancies worldwide, underscoring the necessity for early and precise diagnostic approaches to enhance patient prognoses. This study proposes a deep learning-based model for predicting microsatellite instability (MSI) in colorectal cancer using hematoxylin and eosin (H&amp;E)-stained histopathological tissue slides. A classification framework was constructed using convolutional neural networks (CNN) and optimized through transfer learning techniques. The dataset, comprising 150,000 unique H&amp;E-stained histologic image patches, was sourced from an open-access Kaggle repository, with 80% allocated to training and 20% to testing. A comparative evaluation of nine pre-trained models demonstrated that the VGG19 architecture yielded the highest classification performance, achieving an accuracy of 90.60%, a precision of 88.60%, a sensitivity of 93.10%, and an AUC score of 90.60%. Considering its high performance, the proposed model is expected to assist pathologists in clinical decision-making, potentially enhancing diagnostic accuracy in real-world medical applications.</jats:p
Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme: Türkiye’de Kamu Harcamaları Ne Kadar Cinsiyete Duyarlı?
Devletin kamusal hizmetleri ifa edebilmesi kullanılan maliye politikası araçlarından biri bütçelemedir. Bütçenin kadın ve erkek arasında ayrımcılığa sebep olmayacak şekilde uygulanması, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme kavramının gelişmesini beraberinde getirmiştir. Araştırmada, Türkiye’de 2002 ile 2022 yılı arasında bütçe politikalarından kamu harcamaları incelenmiştir. TÜİK’in yayımladığı Hanehalkı Bütçe Anketleri verilerinden elde edilen transferlerin cinsiyet ile ilişkisi bu kapsamda araştırılmıştır. Yapılan analiz sonucunda, Türkiye’de incelenen yıllarda kamu transferlerinin ortalama %35,9’u kadınlara yönelik iken %64,1’inin erkeklere yönelik olduğu bulgusu elde edilmiştir.</jats:p
Design and synthesis of new 1,3,4-thiadiazoles as antimicrobial and antibiofilm agents
Abstract This study assessed the in vitro antibacterial and antibiofilm properties of new 1,3,4-thiadiazole derivatives. 1H NMR and 13C NMR analyses were employed to confirm the structure of the synthesized compounds, the characterization is followed by assessments of their efficacy against Bacillus subtilis NRRL B478, Staphylococcus aureus ATCC 29213, Escherichia coli ATCC 25922, Pseudomonas aeruginosa ATCC 27853, as well as for antifungal activity against Candida albicans ATCC 90028 and Candida krusei ATCC 6258, using the broth microdilution method. Notably, among the tested compounds, compound 4a exhibited the highest antimicrobial activity, with a minimal inhibitory concentration of 125 μg/mL against P. aeruginosa ATCC 27853 and significant antibiofilm activity, achieving 94 %, 98 % and 100 % biofilm inhibition at 250, 500 and 1,000 μg/mL, respectively. Besides, compound 4h achieved 81 %, 89 % and 98 % S. aureus ATCC 29213 biofilm inhibition at 250, 500 and 1,000 μg/mL, respectively, and displayed potent antibacterial activity against this bacterium. Finally, the theoretical ADME properties of the compounds 4a-4h were analyzed by calculations. This study has consolidated a base for the development of new antibacterial and antibiofilm agents and advanced our understanding of their potential mode of action against biofilm-associated infections.</jats:p
ÇEVRESEL BOZULMAYI NE BELİRLER? SEÇİLMİŞ ÜLKELER İÇİN İKTİSADİ BÜYÜME, DIŞ TİCARET, KENTLEŞME VE YENİLENEBİLİR ENERJİNİN MALZEME AYAK İZİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Bu çalışma; üretim ve tüketim süreçlerinde önemli ölçüde malzeme tüketimi gerçekleştiren on ülke için 1990-2022 döneminde, çevresel bozulmanın önemli bir göstergesi olan malzeme ayak izini belirleyen iktisadi faktörleri analiz etmektedir. İnceleme kapsamındaki ülkeler; uluslararası ticaretteki önemli rollerinden dolayı Almanya, ABD, Brezilya, Çin, Hindistan ve Japonya; çevreye duyarlı ve sürdürülebilir politikalara verdikleri önem nedeniyle Danimarka ve İsveç; doğal kaynaklara dayalı ekonomilere sahip olmaları dolayısıyla ise Avustralya ve Güney Afrika olarak seçilmiştir. Panel eş bütünleşme testi, kişi başına düşen gelir düzeyi, dış ticaret, kentleşme ve yenilenebilir enerji tüketimi ile malzeme ayak izi arasındaki uzun dönemli ilişkileri analiz etmektedir. Elde edilen bulgular, ekonomik büyümenin malzeme ayak izini anlamlı bir şekilde artırdığını, ticari açıklık ve yenilenebilir enerji tüketiminin ise bu izi azalttığını ortaya koymaktadır. Kentleşmenin ise malzeme ayak izi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunamamıştır. Ülkeye özgü analizler, söz konusu faktörlerin etkilerinin ülkeler arasında farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Genel anlamda gelirin malzeme ayak izini arttırıcı, dış ticaretin ise azaltıcı etkisi bulunmaktadır. Ülke bazındaki farklılıklar arasında, yenilenebilir enerji tüketimi çoğu ülkede malzeme ayak izini azaltmasına karşın, Brezilya ve Japonya’da bu izi arttırıcı etkide bulunduğu dikkat çekmektedir. Ayrıca kentleşmenin Avustralya ve İsveç’te malzeme ayak izini azaltıcı, Brezilya’da ise artırıcı etkisi olduğu görülmektedir. Sonuçlar, çevresel bozulmayı azaltmak ve kaynak verimliliğini artırmak için, her ülkenin ekonomik ve yapısal koşullarına uygun çevre politikaları geliştirmesinin ve ekonomik ve ticari politikaların çevresel sürdürülebilirlik ile uyumlu hale getirilmesinin önemini vurgulamaktadır.</jats:p
Modulation of the Oxidative Stress and ICAM-1/TLR4/NF-Κβ Levels by Metformin in Intestinal Ischemia/Reperfusion Injury in Rats
Metformin, a biguanide drug, is used for its antihyperglycemic effects. The purpose of the present study was to investigate the effects of metformin on the experimental model of intestinal ischemia-reperfusion (I/R) injury. Ischemia was induced by superior mesenteric artery occlusion followed by reperfusion. Metformin was administered orally by gavage at doses of 50, 100 or 200 mg/kg for one week before the surgery. Rats were divided to five groups (n = 8 for each): Sham control group; I/R control group; Metformin50 treated I/R group; Metformin100 treated I/R group; and Metformin200 treated I/R group. Tissue levels of malondialdehyde (MDA), glutathione (GSH), myeloperoxidase (MPO) activity, intercellular adhesion molecule-1 (ICAM-1), toll-like receptor 4 (TLR4), and nuclear factor-κB (NF-κB) as well as histological analysis were evaluated. Metformin treatment decreased the levels of MDA in 100 and 200 mg/kg doses besides lowering the MPO activity and ICAM-1 levels in all doses. Metformin also reduced NF-κB levels at dose of 200 mg/kg and improved histopathological scores at doses of 100 and 200 mg/kg. The treatment with metformin can prevent I/R-induced intestinal injury through down-regulating ICAM-1 and NF-κB levels, reducing oxidative stress, and lowering neutrophil accumulation. We propose that metformin could be a therapeutic agent in intestinal I/R
Yerel Yönetimlerin Perspektifinden Zonguldak’ın İlçelerinin Alternatif Turizm Potansiyellerinin ve Swot Analizlerinin Karşılaştırılması
Turizm, dünya genelinde hızla büyüyen ve faaliyette bulunulan yörenin kalkınmasını sağlayan bir sektördür. Günümüzde bireyler alternatif turizm türlerine yönelmekte ve bu yöneliş aynı zamanda yerel yönetimlerin kalkınması anlamını taşımaktadır. Bu araştırmada yerel paydaş olarak belediyeler (Zonguldak ilinin Çaycuma, Devrek, Karadeniz Ereğli ve Merkez İlçeleri) ile görüşülmüş ve belirlenen bölgelerin turizm potansiyelleri noktasında SWOT analizleri yapılarak karşılaştırılmıştır. Çalışmanın ana amacı bölgenin alternatif turizm potansiyelinin belirlenmesi ve yerel yönetimlerin bu duruma bakış açısının saptanmasıdır. Alternatif turizm faaliyetleri ile hem bölge hem de yerel yönetimlerin görünürlüğü artmaktadır. Turizm sektörü benzerlerinden ayırt edici cazibe alanları yarattığı müddetçe gelişimini yüksek ivmeli bir biçimde devam ettirecektir. Araştırmada nitel araştırma tekniklerinden yüz yüze görüşme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma, Zonguldak ilindeki turizm potansiyelinin incelenmesini esas almaktadır. Araştırma bulguları ile özellikle yerel paydaşların turizm faaliyetlerine katkısının artırılması, potansiyele sahip ama gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen veya yeterli oranda reklamı yapılmamış faaliyetlerin görünürlüğünün sağlanması, bölgenin böylelikle gerek doğa gerek deniz gerekse de alternatif turizm konularında cazibe merkezi haline getirilmesi gerektiği neticelerine ulaşılmıştır. Ayrıca bu çalışma ile alternatif turizmin geliştirilmesi açısından yerel paydaşlara neler yapılabileceği hususunda bazı önerilerde bulunulmuştur.</jats:p