Necmettin Erbakan University Institutional Repository
Not a member yet
    18430 research outputs found

    Soil moisture mapping using ground penetrating radar

    No full text
    Yüksek Lisans TeziBu çalışma, kontrollü laboratuvar ortamında hazırlanmış homojen toprak bölgeleri içinde dielektrik geçirgenlik (εr) ve hacimsel su içeriği (θ) dağılımının yüksek çözünürlükle yeniden yapılandırılması amacıyla, FWI yönteminin uygulanmasını sunmaktadır. Ters çözüm modeli, Sébastien Lambot tarafından geliştirilen ve anten sisteminin içsel yansıma, iletim ve geri yansıma katsayılarını dikkate alan teorik anten karakterizasyon modeline dayanmaktadır. Geniş alan uygulamalarından farklı olarak, bu çalışmada yöntem küçük ölçekli ve yüksek hassasiyetli bir ortamda, değerlendirilmiştir. Deney düzeneği, çapı 54 cm ve derinliği 8 cm olan silindirik bir kap içerisinde yer alan iki ayrı kendi içinde homojen toprak bölgesinden oluşmaktadır: (1) merkeze yerleştirilen, saddece kumdan oluşan nemli bölge (14 cm çapında), (2) çevresini saran, orta derecede nemli kumlu toprak. Ölçümler LiteVNA64 cihazına bağlı log-periyodik anten ile, toprak yüzeyinden 10 cm yüksekte gerçekleştirilmiştir. 2500–2737 MHz frekans aralığında alınan 11 verileri, hava ve su üzerindeki referans ölçümleri temel alınarak Lambot modeline göre karakterize edilmiştir. Zamana dönüştürülen ölçüm verileri, farklı dielektrik permitivite değerleri için önceden hesaplanmış teorik Gₓₓ(t) yanıtlarını içeren Look-Up Table (LUT) ile karşılaştırılmıştır. En düşük hata (misfit) ile eşleşen değer belirlenmiş ve Topp (1980) modeli kullanılarak hacimsel su içeriğine dönüştürülmüştür. Elde edilen dielektrik permitivite ve volumetrik su içeriği haritaları Gaussian filtreleme ile yumuşatılmış ve yüzeydeki nem dağılımını yüksek çözünürlükle ortaya koymuştur. Bu sonuçlar, Lambot'un teorik modeli ve LUT destekli FWI yönteminin, küçük ölçekli ve sınırlı alanlarda gerçekleştirilen toprak nemi analizlerinde etkin, hızlı ve güvenilir bir yaklaşım sunduğunu ortaya koymaktadır.This study presents the application of the Full Waveform Inversion (FWI) method for highresolution reconstruction of dielectric permittivity (εr) and volumetric water content (θ) distributions within homogeneous soil regions prepared in a controlled laboratory environment. The inversion model is based on the theoretical antenna characterization model developed by Sébastien Lambot, which accounts for internal reflection, transmission, and backscattering coefficients of the antenna system. In contrast to largescale field applications, this study evaluates the method within a small-scale, high-precision environment. The experimental setup consists of two distinct homogeneous soil regions contained in a cylindrical container with a diameter of 54 cm and a depth of 8 cm: (1) a moist central region composed solely of sand (14 cm diameter), and (2) a moderately moist sandy soil surrounding this central region. Measurements were performed using a log-periodic antenna connected to a LiteVNA64 device, positioned 10 cm above the soil surface. 11 data collected within the frequency range of 2500–2737 MHz were characterized according to Lambot's model, based on reference measurements conducted over air and water. Time-converted measurement data were compared against a Look-Up Table (LUT) containing theoretical Gₓₓ(t) responses pre-calculated for varying dielectric permittivity values. The value with the lowest misfit error was selected and subsequently converted into volumetric water content using Topp's (1980) model. The resulting dielectric permittivity and volumetric water content maps were smoothed using Gaussian filtering, providing high-resolution insights into surface moisture distribution. These results demonstrate that Lambot's theoretical model and the LUT-supported FWI method offer an effective, rapid, and reliable approach for soil moisture analysis in small-scale and confined environments

    Sahîhayn narrators whom an-Nasâ’î criticized

    Full text link
    Yüksel Lisans TeziMuhammed b. İsmâil el-Buhârî ile Müslim b. Haccâc’ın el-Câmi’u’s-Sahîh’leri “sahih hadisleri ihtiva eden iki kitap” anlamında Sahîhayn diye anılmıştır. İslâm âlimleri tarafından Kur’ân-ı Kerîm’den sonra en sahih kitaplar olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, Sahîhayn’da yer alan bazı raviler, müteşeddid bir hadis münekkidi olarak tanınan Nesâî’nin de aralarında bulunduğu âlimler tarafından tenkit edilmiştir. Dolayısıyla bu çalışmanın konusu, Nesâî’nin tenkit ettiği Sahîhayn ravileridir. Tezimiz giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusunu, amacını, önemini, metodonu ve kaynaklarını belirttikten sonra birinci bölümde Nesâî ve ravileri tenkit ettiği eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise Nesâî’nin tenkit ettiği Sahîhayn’daki raviler, diğer âlimlerin bu raviler hakkındaki yorumları ve İmam Buhârî ve Müslim’in bu ravilerden hadis alma sebepleri incelenmiştir. Sonuç olarak Nesâî’nin tenkit ettiği Sahîhayn ravilerinin toplam sayısı altmış beştir. Bunlardan on yedisi hem Sahîh-i Buhârî’de hem de Sahîh-i Müslim’de rivayetleri bulunan ravilerdir. Diğer on ikisi sadece Sahîh-i Buhârî’de yer almaktadır. Geri kalan otuz altısı ise sadece Sahîh-i Müslim’de bulunmaktadır.Muhammed b. İsmâil el-Buhârî and Müslim b. Haccâc’s el-Câmi’u’s-Sahîh is known as Sahîhayn which means “two books containing authentic hadiths”. It is accepted by Islamic scholars as the most authentic books after Kur’ân-ı Kerîm. However, some of the narrators in the Sahîhayn have been criticized by Islamic scholars, including Nesâî who is known as a strict hadith critic. Therefore, the subject of this study is the Sahîhayn narrators whom Nesâî criticized. Our thesis consists of an introduction and two chapters. After stating the subject, purpose, importance, methodology and sources of the research in the introduction, we gave information about al- Nesâî and his works in which he criticized the narrators in the first chapter. In the second chapter, the Sahîhayn narrators whom Nesâî criticized, the comments of other scholars about these narrators, and the reasons for Imam Buhârî and Müslim to receive hadith from these narrators were examined in depth. As a result, the total number of Sahîhayn narrators whom Nesâî criticized is sixty-five. Seventeen of them are narrators whose reports are found in both Sahîh-i Buhârî and Sahîh-i Müslim. The other twelve are found only in Sahîh-i Buhârî. The remaining thirty-six are found only in Sahîh-i Müslim

    The Turkish version of the balance recovery confidence (brc) scale: Its cultural adaptation, validation and reliability in community-dwelling older adults

    Full text link
    Yüksek Lisans TeziGiriş ve Amaç: Yaşlılık, bireylerin fiziksel yeteneklerinin azalmasıyla birlikte kaza risklerinin arttığı bir dönemdir. Yaşlı bireylerde düşme, bağımsızlığı tehdit eden önemli bir faktördür ve düşmelerin önlenebilmesi için dengenin güvenilir araçlarla değerlendirilmesi gerekmektedir. Dengeyi düzeltme, dengenin kaybedildiği durumlarda bireyin dengesini yeniden sağlama becerisini ifade eden önemli bir kavramdır. Ancak bu alanı spesifik olarak değerlendiren bir ölçek henüz Türkçeye uyarlanmamıştır. Bu bağlamda, "Balance Recovery Confidence (BRC) Scale" ölçeğinin Türkçeye uyarlanarak "Dengeyi Düzeltmede Kendine Güven Ölçeği (DDKGÖ)" adıyla Türk yaşlı popülasyonunda geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Araştırmaya, 65 yaş ve üzeri toplum içinde bağımsız yaşayan 76 yaşlı birey katılmıştır. Katılımcılar Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (UDEÖ), Aktiviteye Özgü Denge Güven Ölçeği (AÖDGÖ), Tinetti Denge ve Yürüme Değerlendirmesi (TDYD), Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT), El Kavrama Kuvveti Ölçüm Testi (EKKÖT) ve 30 Saniye Otur-Kalk Testi (30sn OKT) ile değerlendirilmiştir. Ayrıca, katılımcıların yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKİ) ve düşme öyküsü gibi demografik özelliklerinin DDKGÖ puanları üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Ölçeğin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri kapsamında iç tutarlılık, test-tekrar test güvenilirliği, faktör analizi ve diğer ölçeklerle korelasyon analizleri yapılmıştır. İç tutarlılık Cronbach's Alpha katsayısı ile belirlenmiş, test-tekrar test güvenirliği Intraclass Correlation Coefficient (ICC) ile hesaplanmıştır. Yapısal geçerlilik faktör analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: DDKGÖ'nün Cronbach alfa değeri 0,941; ICC değeri ise 0,947 olarak bulunmuştur, bu sonuçlar da ölçeğin yüksek iç tutarlılığa ve test-tekrar test güvenilirliğine sahip olduğunu göstermektedir. Faktör analizi sonucunda, DDKGÖ'nün tek bir faktör altında toplandığı ve toplam varyansın %96,2'sini açıkladığı görülmüştür. DDKGÖ puanları ile diğer ölçme araçları arasında anlamlı korelasyonlar bulunmuştur. UDEÖ ile negatif (r=-0,68; p<0,001), AÖDGÖ ile güçlü pozitif (r=0,74; p<0,001), TDYD ile orta düzeyde pozitif (r=0,57; p<0,001), 30sn OKT ile pozitif (r=0,46; p<0,001), ZKYT ile negatif (r=-0,44; p<0,001), EKKÖ ile pozitif (r=0,42; p<0,001) ilişkili idi. Kadın katılımcıların DDKGÖ puanlarının erkeklerden anlamlı derecede düşük olduğu bulunmuş (p<0,05), bu durum kadınlarda kas kütlesi kaybı, hormonal değişimler ve osteoporoz riski gibi faktörlerle açıklanmıştır. Ayrıca, yaşın artması, eğitim seviyesinin düşmesi ve VKİ'nin yükselmesi ile DDKGÖ puanlarının düştüğü, düşme öyküsü olan bireylerin ise denge güvenlerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: DDKGÖ toplum içerinde yaşayan yaşlı yetişkin popülasyonda dengeyi düzeltme özgüvenini değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir ölçektir. DDKGÖ'nün Türkçe versiyonunun orijinal ölçek ile benzer psikometrik özelliklere sahip olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin kullanımı, düşme riski taşıyan yaşlı bireylerin erken dönemde tespit edilmesine ve bireyselleştirilmiş rehabilitasyon programlarının oluşturulmasına katkı sağlayabilir. Düşmelerin önlenmesi ve denge rehabilitasyonu alanında DDKGÖ'nün önemli bir değerlendirme aracı olabileceği düşünülmektedir.Introduction and Aim: Aging is a period during which individuals experience a decline in physical abilities, leading to an increased risk of accidents. Falls among older adults are a significant factor threatening their independence, and to prevent falls, balance must be reliably assessed using valid tools. Balance recovery refers to an individual's ability to regain stability after losing balance, which is a crucial concept. However, there is currently no scale specifically evaluating this domain that has been adapted into Turkish language. In this context, the aim of this study was to adapt the "Balance Recovery Confidence (BRC) Scale" into Turkish as the "Balance Recovery Confidence Scale (BRCS)" and to examine its validity and reliability in the Turkish elderly population. Method: The study included 76 elderly individuals aged 65 and over who were living independently in the community. Participants were assessed using the International Fall Efficacy Scale (FES), Activity-Specific Balance Confidence Scale (ABC), Tinetti Balance and Gait Assessment (TBGA), Timed Up and Go Test (TUG), Handgrip Strength Test (HST), and the 30-Second Sit-to-Stand Test (30s-STS). Additionally, the effects of demographic characteristics such as age, gender, body mass index (BMI), and fall history on BRCS scores were evaluated. Validity and reliability analyses of the scale included internal consistency, test-retest reliability, factor analysis, and correlation analyses with other scales. Internal consistency was determined using Cronbach's Alpha coefficient, and test-retest reliability was calculated using the Intraclass Correlation Coefficient (ICC). Structural validity was assessed through factor analysis. Findings: The Cronbach's alpha value for the BRCS was found to be 0,941, and the ICC value was 0,947, indicating high internal consistency and test-retest reliability. Factor analysis revealed that the BRCS items loaded under a single factor, explaining 96.2% of the total variance. Significant correlations were found between BRCS scores and other assessment tools. BRCS scores were negatively correlated with FES (r=-0,68; p<0,001), strongly positively correlated with ABC (r=0,74; p<0,001), moderately positively correlated with TBGA (r=0,57; p<0,001), positively correlated with 30s-STS (r=0,46; p<0,001), negatively correlated with TUG (r=-0,44; p<0,001), and positively correlated with HST (r=0,42; p<0,001). Female participants had significantly lower BRCS scores compared to males (p<0,05), which was explained by factors such as loss of muscle mass, hormonal changes, and osteoporosis risk in women. Additionally, it was found that BRCS scores decreased with increasing age, lower education levels, and higher BMI, while individuals with a history of falls had lower balance confidence. Conclusion: The BRCS is a valid and reliable scale for assessing balance recovery confidence in community-dwelling older adults. The Turkish version of the BRCS was found to have similar psychometric properties to the original scale. The use of this scale may contribute to the early identification of older adults at risk of falls and the development of individualized rehabilitation programs. The BRCS is considered to be an important assessment tool in the prevention of falls and balance rehabilitation

    Correlation between GA-68 PSMA PET/CT semiquantitative parameters and systemic inflammatory indices in patients with localized prostate cancer

    No full text
    Amaç: Prostat kanseri günümüzde sıklığı giderek artan bir malignite olup erken tanı ile küratif tedavi imkanı sağlanabilmektedir. Prostat kanseri tanısı almış hastalarda, prostat kanserinin evrelemesinde lokal invazyon ve uzak metastazların değerlendirilmesinde Galyum-68 prostat spesifik membran antijeni (Ga-68 PSMA) pozitron emisyon tomografi/bilgisayarlı tomografi (PET/BT) kullanımı tüm dünyada giderek yaygınlaşmaktadır. Prostat kanserinin gelişiminde ve metastatik hastalığa ilerlemesinde kronik inflamasyonun rolü olduğu bilinmektedir. Hematolojik parametrelerin ve bu parametrelerden türetilen sistemik inflamatuar indekslerin, sistemik inflamasyonu ve bağışıklık yanıtını değerlendirmek ve hastalıkların seyrini izlemek amacıyla kullanımı her geçen gün daha da artmaktadır. Bu çalışma ile lokalize prostat kanseri tanılı hastalarda evreleme amacı ile yapılan Ga-68 PSMA PET/BT görüntüleme semikantitatif parametreleri ile sistemik inflamatuar indeksler arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Nükleer Tıp Anabilim Dalı’nda 8 Kasım 2018 ile 14 Şubat 2024 tarihleri arasında prostat kanseri tanısıyla Ga-68 PSMA PET/BT görüntülemesi yapılan hastalar retrospektif olarak tarandı. Evreleme amacı ile başvuran hastaların görüntüleri yeniden değerlendirilerek lokalize prostat kanseri olan hastalar tespit edildi. Bu hastaların arşiv kayıtları taranarak patoloji verileri ve Ga-68 PSMA PET/BT ile eş zamanlı (2 hafta içinde) tam kan (nötrofil, lenfosit, monosit, platelet), prostat spesifik antijen (PSA) değerleri kaydedildi. Ga-68 PSMA PET/BT parametreleri (maksimum standart tutulum değeri (SUVmax), ortalama standart tutulum değeri (SUVmean), pik standart tutulum değeri (SUVpeak), total lezyon PSMA ekspresyonu (TL-PSMA), PSMA ekspresyonu gösteren tümör volümü (PSMA-TV)) ölçülüp, sistemik inflamatuar indeksleri (nötrofil-lenfosit oranı (NLR), platelet-lenfosit oranı (PLR), lenfosit-monosit oranı (LMR), sistemik immün- inflamasyon indeksi (SII), sistemik inflamatuar yanıt indeksi (SIRI), pan-immün-inflamasyon değeri (PIV)) hesaplandı. Ga-68 PET/BT parametreleri ile sistemik inflamatuar indeksler arasında korelasyon analizleri yapıldı. Ayrıca hematolojik parametreler ile Gleason skoru (GS), ISUP (Uluslararası Ürolojik Patoloji Derneği) grade grubu (GG) ve PSA arasındaki korelasyonlar da değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 183 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 69,40±7,48 idi. Platelet değeri ile GS ve ISUP GG arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı (sırasıyla r=-0,159, p=0,032; r=-0,163, p=0,028) ilişki saptandı. Monosit değeri ile SUVpeak, SUVmean %40, SUVmean 3,5 arasında negatif yönlü (sırasıyla, r=-0,154, p=0,038; r=-0,160, p=0,03; r=-0,167, p=0,024) anlamlı bir ilişki tespit edildi. Hematolojik parametreler medyan değere göre ikiye ayrıldığında platelet değeri ile SUVpeak arasında negatif yönlü (r=-0,157, p=0,034) anlamlı bir ilişki saptanırken, SIRI değeri ile PSMA-TV %40 değeri arasında pozitif yönlü (r=0,145, p=0,049) anlamlı bir ilişki tespit edildi. NLR, PLR, LMR, SII, PIV değerleri ile SUVmax, SUVmean, SUVpeak, TL-PSMA, PSMA-TV değerleri arasında herhangi bir korelasyon saptanmadı. Sonuç: Yeni tanı lokalize prostat kanseri hastalarında evreleme Ga-68 PSMA PET/BT semikantitatif parametrelerinin sistemik inflamatuar indekslerle ilişkisini araştırmak üzere yapılan tez çalışmamızda; NLR, PLR, LMR, SII, PIV değerleri ile SUVmax, SUVmean, SUVpeak, TL-PSMA, PSMA-TV parametreleri arasında herhangi bir ilişki bulunamadı. Çalışmamızda hastaların tümörü prostat bezine sınırlı olup, herhangi bir metastazları bulunmuyordu, hasta sayımız da sınırlıydı. Lenf nodu ve uzak metastazları olan hastaların da dahil edildiği daha geniş kapsamlı çalışmaların, sistemik inflamatuar indeksler ile PET/BT parametreleri arasındaki ilişkileri daha belirgin şekilde ortaya koyabileceği düşünülmektedir.Objective: Prostate cancer is an increasingly prevalent malignancy, and early diagnosis offers the opportunity for curative treatment. The use of Gallium-68 prostate-specific membrane antigen (Ga-68 PSMA) positron emission tomography/computed tomography (PET/CT) for evaluating local invasion and distant metastases during staging has gained widespread acceptance globally. Chronic inflammation is recognized as a contributing factor in the development and progression of prostate cancer. The clinical application of hematological parameters and systemic inflammatory indices derived from these parameters to evaluate systemic inflammation and immune response and monitor disease progression is growing steadily. This study aimed to investigate the correlation between systemic inflammatory indices and semiquantitative parameters obtained from Ga-68 PSMA PET/CT imaging performed for staging purposes in patients diagnosed with localized prostate cancer. Materials and Methods: Patients who underwent Ga-68 PSMA PET/CT imaging between November 8, 2018, and February 14, 2024, in the Department of Nuclear Medicine were retrospectively reviewed. Imaging studies were reevaluated to identify patients with localized prostate cancer. Archival records were examined to retrieve pathology data and laboratory values contemporaneous with Ga-68 PSMA PET/CT (within two weeks) including complete blood count (neutrophil, lymphocyte, monocyte, and platelet counts) and prostate-specific antigen (PSA) levels. Ga-68 PSMA PET/CT semiquantitative parameters (maximum standardized uptake value (SUVmax), mean standardized uptake value (SUVmean), peak standardized uptake value (SUVpeak), total lesion PSMA expression (TL-PSMA), and PSMA-expressing tumor volume (PSMA-TV)) were measured. Systemic inflammatory indices (neutrophil-to-lymphocyte ratio (NLR), platelet-to-lymphocyte ratio (PLR), lymphocyte-to-monocyte ratio (LMR), systemic immune-inflammation index (SII), systemic inflammatory response index (SIRI), and pan-immune-inflammation value (PIV)) were calculated. Correlation analyses were performed between Ga-68 PSMA PET/CT parameters and systemic inflammatory indices. Additionally, correlations between hematological parameters and Gleason score (GS), International Society of Urological Pathology (ISUP) grade group (GG), and PSA levels were also assessed. Results: A total of 183 patients were included in the study, with a mean age of 69.40 ± 7.48 years. A statistically significant negative correlation was found between platelet count and both GS and ISUP GG (r=-0.159, p=0.032; r=-0.163, p=0.028, respectively). Monocyte count demonstrated a significant negative correlation with SUVpeak, SUVmean at 40%, and SUVmean at 3.5 thresholds (r=-0.154, p=0.038; r=-0.160, p=0.030; r=-0.167, p=0.024, respectively). When hematological parameters were stratified based on median values, a significant negative correlation was observed between platelet count and SUVpeak (r=-0.157, p=0.034), while a significant positive correlation was identified between SIRI value and PSMA-TV at 40% threshold (r=0.145, p=0.049). No significant correlations were observed between NLR, PLR, LMR, SII, PIV values and SUVmax, SUVmean, SUVpeak, TL-PSMA, or PSMA-TV parameters. Conclusion: In this thesis study investigating the relationship between Ga-68 PSMA PET/CT semiquantitative parameters and systemic inflammatory indices in newly diagnosed localized prostate cancer patients, no significant correlations were found between NLR, PLR, LMR, SII, PIV values and SUVmax, SUVmean, SUVpeak, TL-PSMA, PSMA-TV parameters. All tumors were confined to the prostate gland without evidence of metastasis, and the sample size was relatively limited. We believe that larger, more comprehensive studies, including patients with lymph node and distant metastases, may reveal stronger correlations between systemic inflammatory indices and PET/CT-derived parameters

    Evaluation of the use of protected areas in secondary education geography curriculum in terms of preservation of natural heritage

    No full text
    Yüksek Lisans TeziDoğal mirasın korunması açısından korunan alanların ortaöğretim coğrafya müfredatında kullanımının değerlendirilmesi adlı çalışmamızda; Milli Eğitim Bakanlığı ortaöğretim coğrafya müfredatında doğal mirasın korunması açısından korunan alanlar ve doğal mirasın korunması ile ilgili kazanımlara ne oranda yer verildiği ve müfredatın uygulayıcısı coğrafya öğretmenlerinin müfredatta doğal mirasın korunması ve korunan alanlara ne kadar yer verildiği ile ilgili görüşleri ayrıca gerek ders içinde gerek ders dışı öğrenme ortamı olarak gezilerde korunan alanlarla ilgili kazanımlara ne kadar yer verebildikleri, hangi yöntem ve teknikleri kullandıkları, öğrencilerde hangi değer, beceri ve yetkinlikleri kazandırdıkları ve tüm bunlarla ilgili tespit edilen hususlara bağlı olarak çeşitli öneriler getirilmiştir. Araştırma durum çalışması deseniyle yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Adana İli’nde farklı tür ve alanlarda eğitim yapan resmi ve özel ortaöğretim kurumlarında görev yapan coğrafya öğretmenleri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda katılımcıların görüşlerine göre doğal miras alanlarının korunması ile ilgili kazanımlara ortaöğretim coğrafya müfredatında yeterli düzeyde yer verilmediği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca; katılımcıların uygulamadaki tecrübelerine göre korunan alanların korunmasıyla ilgili kazanımları işlerken en fazla yaşadıkları zorluk olarak korunan alanlara gezi düzenleyemedikleri, gezi konusunda bürokratik ve maddi sorunlarla karşılaştıklarını, korunan alanlara öğrenciyi götüremedikleri için istenilen davranış değişikliğini meydana getiremediklerini belirtmişlerdir. Bazı katılımcıların korunan alanlara gezi düzenlemek konusunda öğrencilerin güvenliği ile ilgili sorumluluk almak istemediklerini belirtenler de olmuştur. Gerek ortaöğretim coğrafya dersi öğretim programında olsun gerek okullardaki ders içi ve ders dışı eğitim faaliyetlerinde olsun doğal mirasın korunması eğitimi konusunda yetersizlikler olduğu tespitine ulaşılmıştır. Coğrafya dersi öğretim programında korunan alanlar ve doğal mirasın korunması konularında kazanımların artırılması ve coğrafya öğretmenlerinin doğal mirasın korunması açısından korunan alanlarla ilgili eğitimi en etkili şekilde verecekleri yöntem olan gezi ile ilgili bürokratik ve maddi sorunlara etkili çözümler sunulması ve özellikle gezi yapmaktan çekinen öğretmenlerin eğitilmesi ve teşvik edilmesi, doğal mirasın korunması açısından korunan alanlarla ilgili verilecek eğitime en büyük katkıyı sağlayacak hususlar olacaktır.In our study titled Evaluation of the use of protected areas in the secondary school geography curriculum in terms of protection of natural heritage; Various suggestions have been made depending on the extent to which protected areas and achievements related to the protection of natural heritage are included in the secondary education geography curriculum of the Ministry of National Education, the views of the geography teachers who implement the curriculum on how much space is given to the conservation of natural heritage and protected areas in the curriculum, as well as how much space they can include in the lessons and on trips as an extracurricular learning environment, which methods and techniques they use, what values, skills and competencies they provide in students, and the issues determined regarding all these. The research was conducted with a case study design. A semi-structured interview form prepared by the researcher was used as a data collection tool. The research was conducted with geography teachers working in public and private secondary education institutions providing education in different types and fields in Adana Province in the 2023-2024 academic year. As a result of the research, it was concluded that, according to the opinions of the participants, the achievements related to the protection of natural heritage areas were not included sufficiently in the secondary school geography curriculum. Moreover; According to the participants' practical experiences, they stated that the most difficult thing they experienced while processing the gains related to the protection of protected areas was that they could not organize trips to protected areas, they encountered bureaucratic and financial problems regarding the trip, and they could not bring about the desired behavioral change because they could not take students to protected areas. Some participants also stated that they did not want to take responsibility for the safety of students in organizing trips to protected areas. It has been determined that there are inadequacies in natural heritage conservation education, both in the secondary school geography course curriculum and in curricular and extracurricular educational activities in schools. Increasing the gains in the geography course curriculum on protected areas and conservation of natural heritage, providing effective solutions to bureaucratic and financial problems related to travel, which is the most effective way for geography teachers to provide education on protected areas in terms of protecting natural heritage, and educating and encouraging teachers who are especially reluctant to travel will be the issues that will make the greatest contribution to the education on protected areas in terms of protecting natural heritage

    Evaluation of the survival of direct composite restorations on anterior teeth

    No full text
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, anterior kompozit restorasyonların uzun süreler sonunda göstermiş olduğu klinik performansı ölçmektir. Bu retrospektif tez çalışmamızda; kliniğimizde yapılmış olan anterior direkt kompozit restorasyonlarının sağ kalımlarının ve sağ kalımlarına etki eden faktörlerin incelenmesi hedeflenmektedir. Yöntem: Toplam 163 hastada 494 anterior restorasyon incelenmiştir. Restorasyonlar klinik olarak değerlendirilirken Modifiye USPHS kriterleri kullanılmıştır. Ağzı içi fotoğraflar alınmıştır. Klinik muayene tamamlandıktan sonra hastalara demografik bilgiler, bruksizm varlığı ve ağız hijyen alışkanlıklarını değerlendirmek için bir anket uygulanmıştır. Çalışma kapsamında istatistik analizler veriler IBM SPSS v23 ile analiz edilmiştir. Kategorik değişkenler arasındaki bağlantı Monte Carlo düzeltmeli Fisher Exact Testi ve Pearson ki-kare testi ile incelenmiştir. Çoklu karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmeli z testi ile incelenmiştir. Bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki etkisi binary lojistik regresyon ile incelenmiştir. Restorasyon tipine göre restorasyon ömrü sağ kalım analizi (Kaplan Meieri) le incelenmiştir. Bulgular: Çalışmada 212 santral, 165 lateral ve 117 kanin dişe yapılan toplam 494 restorasyon incelenmiştir. Restorasyon tiplerine göre; Sınıf III restorasyonların oranı %60,3, Sınıf IV restorasyonların oranı %26,1, Sınıf V restorasyonların oranı %13,6 olarak elde edilmiştir. Restorasyon tiplerine göre ortalama/ortanca sağ kalım süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p=0,055). Sınıf III restorasyonlarda ortalama sağ kalım süresi 96,4 ay, Sınıf IV restorasyonlarda ortalama sağ kalım süresi 83,2 ay ve Sınıf V restorasyonlarda sağ kalım süresi 92,9 ay olarak elde edilmiştir. Sonuç: Restorasyonların klinik olarak en fazla başarısızlık gösterdiği durumlar; retansiyon kaybı, sekonder çürük ve renk uyumsuzluğu olarak görülmüştür. Retansiyon kaybına en fazla sınıf IV restorasyonlarda rastlanmıştır. Bunun en önemli sebebinin bruksizm ve yetersiz kavite hazırlığı olduğunu düşünmekteyiz. Bruksizm teşhisi konulan hastalara uygulanan restorasyonların sağ kalım süresi olumsuz etkilenmiştir. Bu nedenle, bruksizmi olan hastaların yalnızca restoratif tedavi değil, aynı zamanda bu alışkanlıklarına yönelik bir tedavi sürecine de dahil edilmeleri, restorasyonların uzun ömürlülüğünü olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir.Aim: The aim of this study is to evaluate the clinical performance of anterior composite restorations over long periods of time. In this retrospective thesis study, we aimed to analyze the survival of anterior direct composite restorations and the factors affecting their survival in our clinic. Method: A total of 494 anterior restorations in 163 patients were analyzed. Modified USPHS criteria were used to clinically evaluate the restorations. Intraoral photographs were taken. After the clinical examination was completed, a questionnaire was applied to the patients to evaluate demographic information, presence of bruxism and oral hygiene habits. Within the scope of the study, statistical analysis data were analyzed with IBM SPSS v23. The association between categorical variables was analyzed by Fisher Exact Test with Monte Carlo correction and Pearson chi-square test. Multiple comparisons were analyzed with Bonferroni corrected z test. The effect of independent variables on dependent variables was analyzed by binary logistic regression. Restoration life according to restoration type was analyzed by survival analysis (Kaplan-Meier). Results: A total of 494 restorations on 212 central, 165 lateral and 117 canine teeth were analyzed. According to restoration types; Class III restorations were 60,3%, Class IV restorations were 26,1% and Class V restorations were 13,6%. There was no statistically significant difference between the mean/median survival times according to restoration types (p=0.055). The mean survival time was 96,4 months for Class III restorations, 83,2 months for Class IV restorations and 92,9 months for Class V restorations. Conclusion: Loss of retention, secondary caries and color mismatch were the most common clinical failures of the restorations. Loss of retention was most common in class IV restorations. We consider that the most important reason for this is bruxism and poor cavity preparation. The survival time of restorations applied to patients diagnosed with bruxism was negatively affected. Therefore, it is thought that including patients with bruxism not only in restorative treatment but also in a treatment process for this habit will positively affect the longevity of restorations

    The relationship between religion and science according to Francis S. Collins

    Full text link
    Yüksek Lisans TeziBu çalışmada Francis S. Collins'in din ve bilime ilişkin görüşlerini incelemeyi amaçladık. Tez toplam dört bölümden oluşmakta ve giriş bölümünde Francis Collins'in hayatını, kitaplarını, bilimsel çalışmalarını ve projelerini inceledik. Birinci bölümde Collins'in Tanrı inancına ilişkin argümanlarını ve bu inanca yönelik itirazlara verdiği yanıtları sunarak din ve bilime ilişkin görüşlerini anlamaya çalıştık. İkinci bölümde Francis S. Collins'in bilim ve evrim anlayışını ayrıntılı olarak ele aldık. Ardından, insanlık için büyük bir atılım ve evrimin kanıtı olarak gördüğü genom projesini ve sonuçlarını inceledik. Üçüncü bölümde, çalışmamızın ana konusu olan Francis S. Collins'in din ve bilime ilişkin görüşlerini BioLogos kavramı üzerinden ele aldık. Ayrıca Collins'in eleştirilerine göre bilimsel ateizm, Genç Dünya Yaratılışçılığı ve akıllı tasarım gibi din ve bilim arasındaki ilişkiye ilişkin farklı bakış açılarını değerlendirdik.In this study, we aimed to examine Francis S. Collins' views on religion and science. The thesis contains four sections in total and we reviewed Francis Collins' life, books, scientific studies and projects in the introduction section. In the first section, we introduced Collins' arguments regarding to the belief in God and his responses to objections to this belief in order to understand his views on religion and science. In the second section, we elaborated Francis S. Collins' understanding of science and evolution. Then, we examined the genome project, and also its consequences, which he considered to be a great breakthrough for humanity and evidence of evolution. In the third section, we discussed Francis S. Collins' views on religion and science, which is the main subject of our study, through the concept of BioLogos. In addition, we evaluated different perspectives on the relationship between religion and science, such as scientific atheism, Young Earth Creationism and intelligent design, according to Collins' criticisms

    Lumbar arteries and their clinical significance: A computed tomography study

    No full text
    Amaç: Bu çalışmada, yetişkin bireylerde arteriae (aa.) lumbales’in morfolojik yapısı ve varyasyonlarının detaylı biçimde incelenmesi, morfometrik ölçümlerin yapılması ve elde edilen bulguların, özellikle cerrahi planlamalar ve girişimsel işlemler açısından öneminin vurgulanması amaçlanmıştır. Yöntem: Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı arşivinde bulunan 18 yaş üzerindeki 110 hastanın abdominal bilgisayarlı tomografi (BT) anjiografi görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Lumbal arter (LA) çapları, orijin açıları, birbirleri arasındaki mesafeler 3D Slicer yazılımı kullanılarak aksiyel, sagittal ve koronal düzlemde ölçüldü. Ayrıca aa. lumbales varlığı, sayısı, çıkışların vertebra seviyesi, ortak kök varlığı, seyir ve komşu yapılar ile ilişkisi Syngo Via (Siemens, Almanya) çalışma istasyonunda belirlendi. Elde edilen veriler cinsiyet, yaş ve tarafa (sağ/sol) göre istatistiksel olarak karşılaştırılmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada, 110 hastada toplam 857 arter incelenmiş, bilateral LA1-3 tüm bireylerde (%100) bulunmuş, bilateral LA4 ise %89 oranında saptanmıştır. Aa. lumbales ortalama çapları 2,05±0,64 mm, orijin açıları 23,95±12,16° ve aralarındaki mesafeler 34,7±3,79 mm bulundu. LA çapları, solda, orijin açıları sağ-alt ½ (L3 ve L4)’de ve LA1-2 mesafesi sağda, LA3-4 mesafesi ise solda daha büyüktü (p<0,05). Çap ve mesafeler erkeklerde daha büyüktü (p<0,05). LA morfometrik bulgularının yaşla anlamlı bir ilişkisi saptanmadı. Tüm ölçüm verileri sağ ve sol tarafta pozitif yönde birbirleriyle korelasyon gösterdi. Ortak kök oranı %58,2 olup, en sık LA4 gözlenmiştir. Yalnızca LA4’te ortak kök görülmesi en yaygın kombinasyon olmuş, cinsiyet ile ortak kök varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Aa. lumbales orijinleri genel olarak kendi seviyesindeki corpus vertebralis hizasında olmakla birlikte, çıkışların %31’i corpus vertebralis’in alt 1/3’ünde saptandı. LA1-2’nin corpus vertebralis’in alt 1/3’ünden, LA3’ün orta 1/3’ten, LA4’ün ise üst 1/3’ten çıktığı belirlenmiştir. Bilateral LA1, vakaların %20’sinde a. renalis’in üzerinde ve %80’inde a. renalis’in altında bir seviyede aorta abdominalis’ten ayrılmıştı. LA4 vakaların %12’sinde (%4 erkek, %8 kadın) bilateral a. sacralis mediana’dan çıkmıştı. LA5, vakaların %11’inde (%7 erkek, %4 kadın) saptandı. Arterlerin seyir paternlerinde en sık transvers ve descendens yönelimler gözlendi. Üst ½ de genellikle transvers, alt ½ de ise descendens seyir dominanttı. Aorta abdominalis en sık LA4 vertebra seviyesinde çatallanmıştı ve vakaların %98’inde saptanan a. sacralis mediana’ların %73’ü bifurcatio aortae’dan çıkmıştı. Sonuç: Sonuç olarak, aa. lumbales’in morfolojik yapısı ve varyasyonlarının detaylı olarak ortaya konulması, cerrahi ve girişimsel işlemlerde karşılaşılabilecek anatomik farklılıkların önceden öngörülmesini sağlayarak, komplikasyon riskini azaltma açısından büyük klinik önem taşımaktadır. Bu tür çalışmaların benzer şekilde ileri görüntüleme teknikleriyle desteklenmesi, bireysel anatomik farklılıkların daha iyi anlaşılmasına katkı sunacaktır.Objective: This study aimed to comprehensively investigate the morphological structure and variations of the lumbar arteries (aa. lumbales) in adult individuals, to perform morphometric measurements, and to emphasize the clinical significance of the findings, particularly in terms of surgical planning and interventional procedures. Materials and Methods: Abdominal computed tomography (CT) angiography images of 110 patients aged over 18 years, archived in the Department of Radiology at Necmettin Erbakan University Faculty of Medicine, were retrospectively evaluated. Lumbar artery (LA) diameters, origin angles, and interarterial distances were measured on axial, sagittal, and coronal planes using 3D Slicer software. In addition, the presence, number, vertebral level of origin, presence of a common trunk, course, and relationship with adjacent structures of the aa. lumbales were assessed using the Syngo Via (Siemens, Germany) workstation. The obtained data were statistically compared according to sex, age, and laterality (right/left), with a significance level set at p<0.05. Results: In this study, a total of 857 arteries were evaluated in 110 patients. Bilateral LA1–3 were observed in all individuals (100%), while bilateral LA4 was detected in 89% of cases. The mean diameter of the aa. lumbales was 2.05±0.64 mm, the mean origin angle was 23.95±12.16°, and the mean interarterial distance was 34.7±3.79 mm. LA diameters were larger on the left, origin angles were greater on the right in the lower half (L3 and L4), LA1–2 distances were greater on the right, and LA3–4 distances were greater on the left (p<0.05). Diameters and distances were significantly greater in males (p<0.05), whereas morphometric parameters did not show a statistically significant relationship with age. All measurement data showed a positive correlation between the right and left sides. A common trunk was observed in 58.2% of cases, most frequently involving LA4. The most common combination was the presence of a common trunk only at LA4. There was no significant association between sex and presence of a common trunk. Although the origins of the aa. lumbales were generally at the level of their corresponding vertebral bodies, 31% of them originated from the lower third of the vertebral corpus. LA1–2 commonly originated from the lower third, LA3 from the middle third, and LA4 from the upper third of the vertebral body. Bilateral LA1 arose from the abdominal aorta above the renal artery in 20% of the cases and below it in 80%. In 12% of the cases (4% male, 8% female), LA4 originated bilaterally from the a. sacralis mediana. LA5 was observed in 11% of the cases (7% male, 4% female). The most frequent arterial course patterns were transverse and descending. The upper half typically showed a transverse course, whereas the lower half predominantly had a descending orientation. The abdominal aorta most frequently bifurcated at the L4 vertebral level, and in 98% of the cases, the a. sacralis mediana was identified, with 73% of them originating from the bifurcatio aortae. Conclusion: In conclusion, the detailed characterization of the morphological structure and variations of the aa. lumbales is of great clinical importance in predicting anatomical differences that may be encountered during surgical and interventional procedures, thereby reducing the risk of complications. Supporting such studies with advanced imaging techniques will contribute to a better understanding of individual anatomical variations

    The effect on risk awareness, perception and risk factors of motivational interview-based cardiovascular risk reduction program (cardiorep) in taxi-minibus drivers: A randomized controlled research

    No full text
    Doktora TeziKardiyovasküler hastalıklar küresel olarak en sık ölüm nedenidir. Kardiyovasküler hastalık risk düzeyleri ve faktörlerin önlenmesinde bireylerin farkındalığının arttırılması önem arz etmektedir. Araştırma motivasyonel görüşmeye dayalı uygulanan kardiyovasküler risk azaltma programının kardiyovasküler hastalık risk farkındalığı, algısı ve risk faktörlerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Ön test, ara test ve son test olmak üzere aktif kontrol gruplu, randomize kontrollü olarak yürütüldü. Katılımcılar kardiyovasküler hastalık tanısı almamış, akıllı telefon kullanabilen taksi ve minibüs sürücülerinden oluşmaktadır. Araştırmada 26 müdahale, 26 kontrol grubu olmak üzere 52 sürücü bireye randomizasyon yapılmıştır. Veriler ön test, müdahale sonrası 6. haftada ara test, ara testten sonra 6. haftada son test şeklinde Kişisel Bilgi Formu, Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Formu, Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Formu, Uluslararası Fiziksel Aktivite Kısa Formu, Beck Anksiyete Ölçeği kullanılarak, bağımsız anketörler aracılığıyla toplanmıştır. Ön test sonrası tüm katılımcılara araştırmacı tarafından kardiyovasküler hastalık risk düzeyi E-Nabız uygulaması üzerinden hesaplanmıştır. Müdahale grubuna Kardiyovasküler Hastalıklardan Korunmada Eğitim Rehberi aralıcığıyla 2 hafta da bir 3 seans yüzyüze motivasyonel görüşmeye dayalı eğitim müdahalesi uygulanmıştır. Müdahale sürecinde eğitim müdahalesinin aralıklarında WhatsApp uygulaması üzerinden motivasyon mesajı gönderilmiştir. Araştırmada veri toplayıcı, istatistikçi ve raporlama yönünden körleme sağlanmıştır. Araştırmada sigara kullanım durumu, BKI, bel/kalça oranı, kan basıncı düzeylerinde anlamlı farklılık görülmemiştir. Kardiyovasküler hastalık bilgi düzeyinde, algılanan kalp krizi/inme riski, sağlıklı beslenme niyetleri, algılanan faydalar ve değişime yönelik niyetler, kardiyovasküler hastalık risk farkındalığı toplam puanları, fiziksel aktvite toplam MET puanları ve anksiyete puanlarında gruplar arasında anlamlı farklılık saptanamamıştır (p>0,05). Sürücülerin kardiyovasküler hastalık bilgi düzeylerinde, algılanan kalp krizi/inme riski düzeyinde şiddetli fiziksel aktivite MET puanlarında ve fiziksel aktivite toplam MET puanlarında, ön test, ara test ve son test ölçümlerinde anlamlı farklılık bulunmuştur (p0.05). A significant difference was found in drivers' cardiovascular disease knowledge levels, perceived heart attack/stroke risk level, severe physical activity MET scores and physical activity total MET scores in pre-test, mid-test and post-test measurements (p<0.05). When the significant difference obtained in the measurements was analysed in terms of group and time interaction, no significant difference was found (p<0.05). It may be recommended to plan and implement interventions in which drivers are more actively involved in increasing cardiovascular disease risk awareness.Bu tez çalışması Necmettin Erbakan Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Koordinatörlüğü tarafından 23DR9004 numaralı proje ile desteklenmiştir

    Transfer of capital types in worker families: The example of Adana

    Full text link
    Yüksek Lisans TeziBu çalışmanın amacı, işçi ailelerinde aktarılan sosyal, kültürel ve ekonomik sermaye miktarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koyarak, bu sermayenin çocuklarının yatkınlıkları üzerindeki etkilerini keşfetmektir. Bu çerçevede, Adana Mobilyacılar Sitesi ve Adana Organize Sanayi Bölgesi'nde çalışan işçilerle ve onların çocuklarıyla gerçekleştirilen bu çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni benimsenerek 14 erkek işçi ve yaşları 16-29 arasında değişen 9 çocukla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, toplumsal konumların yeniden üretiminde sermaye faktörünün önemli bir belirleyen olduğu gözlemlenmiş, ancak babadan çocuğa meslek aktarımının giderek zayıfladığı ve bu geleneğin yavaşça kırılmaya başladığı tespit edilmiştir.The aim of this study is to thoroughly examine the amount of social, cultural, and economic capital transmitted within working-class families and explore the effects of this capital on the inclinations of their children. In this context, the study was conducted with workers from the Adana Furniture Makers' Site and the Adana Organized Industrial Zone, as well as their children, using the case study design, a qualitative research method. Semi-structured interviews were conducted with 14 male workers and 9 children aged between 16 and 29. The findings indicate that while the capital factor plays a significant role in the reproduction of social positions, the transmission of occupations from father to child has gradually weakened, and this tradition is slowly beginning to break down

    10,205

    full texts

    18,430

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Necmettin Erbakan University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇