Necmettin Erbakan University Institutional Repository
Not a member yet
18430 research outputs found
Sort by
The effects of interscalene block anesthesia on visual clarity and hemodynamic parameters in arthroscopic rotator cuff repair
Amaç: Rotator manşet yırtıklarının cerrahi tedavisinde, açık cerrahi yöntemlerin yerini giderek artan şekilde artroskopik yaklaşımlar almıştır. Artroskopik rotator manşet onarımı, minimal invaziv bir yöntem olması nedeniyle daha az postoperatif ağrı, daha kısa hastanede kalış süresi, daha düşük komplikasyon oranı ve daha hızlı fonksiyonel iyileşme gibi avantajlar sunmaktadır. Artroskopik omuz cerrahisinin başarısını etkileyen önemli faktörlerden biri, operasyon sırasında elde edilen görsel netliktir. Rejyonal anestezi teknikleri, özellikle ultrason eşliğinde uygulanan interskalen blok (İSB), omuz cerrahisi anestezisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Biz bu çalışmamızda, artroskopik rotator manşet onarımında interskalen blok anestezisinin görsel netliğe ve hemodinamik parametrelere etkilerini incelemeyi amaçladık.
Yöntem: Çalışmamız prospektif olarak yapıldı. Dahil edilme kriterlerini karşılamış olan genel anestezi uygulanmış olan ve interskalen blok anestezisi uygulanmış olan hastalar içerisinden her iki grupta 40 hasta olmak üzere toplam 80 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar, anestezi yöntemi hakkında bilgilendirildikten sonra kendi tercihlerine göre gruplara ayrıldı. Grup İSB: Preoperatif interskalen brakial pleksus bloğu (İSB) yapılan ve sonrasında cerrahi işlem yapılacak olan hastalar; Grup GA: genel anestezi altında cerrahi işlem yapıldıktan sonra postoperatif analjezi için İSB yapılan hastalar. İntraoperatif dönemde tüm hastalarda standart monitörizasyon uygulandı. Cerrahi süresince 30 dk’da bir cerrahi ekip tarafından 0–10 puan aralığında görsel netlik skoru (GNS) (0 çok kötü görüntü netliği – 10 çok iyi görüntü netliği) alınıp ortalaması kaydedildi. Ameliyat süresi, intraartiküler basınç, kullanılan irrigasyon sıvısı miktarı, intraoperatif ve postoperatif hemodinamik parametreler, Görsel analog skala (VAS) skoru (0: ağrısız -10: en şiddetli ağrı), ve bulantı-kusma varlığı kayıt altına alındı.
Bulgular: Toplam 80 hasta değerlendirildi. Görsel netlik skoru, genel anestezi grubunda İSB grubuna kıyasla anlamlı derecede daha yüksek bulundu (6.83±1.56 vs. 8.18±1.48; p=0.00019). ROC analizinde, GNS için ≥8 puan eşik değerinde genel anestezinin %65 duyarlılık ve %72,5 özgüllükle üstünlük sağladığı görüldü (AUC = 0.71; p = 0.0004).
Sonuç: Bu çalışmada, artroskopik rotator manşet onarımı sırasında genel anestezi uygulanmış olan grupta, interskalen blok anestezisi uygulanmış olan gruba kıyasla daha yüksek görsel netlik sağlandığı gösterilmiştir.Objective: In the surgical treatment of rotator cuff tears, arthroscopic approaches have increasingly replaced open surgical techniques. Arthroscopic rotator cuff repair, as a minimally invasive method, offers several advantages such as reduced postoperative pain, shorter hospital stays, lower complication rates, and faster functional recovery. One of the critical factors affecting the success of arthroscopic shoulder surgery is the visual clarity achieved during the procedure. Visual clarity enables the surgeon to perform precise interventions on anatomical structures, thereby enhancing the efficacy and safety of the surgery. Regional anesthesia techniques, particularly the interscalene brachial plexus block (ISB) performed under ultrasound guidance, are widely used in shoulder surgery anesthesia. In this study, we aimed to investigate the effects of interscalene block anesthesia on intraoperative visual clarity and hemodynamic parameters during arthroscopic rotator cuff repair.
Methods: This prospective study included a total of 80 patients who met the inclusion criteria and underwent either general anesthesia (GA) or interscalene block (ISB). Patients were assigned to groups based on their preference after being thoroughly informed about both anesthesia techniques. Group ISB: Patients who received a preoperative interscalene brachial plexus block prior to surgery. Group GA: Patients who underwent surgery under general anesthesia and received ISB postoperatively for analgesia. Standard intraoperative monitoring was applied to all patients. During the operation, the surgical team evaluated visual clarity every 30 minutes using a 0–10 numerical rating scale (0: very poor clarity – 10: excellent clarity), and the average score was recorded. Additionally, operative time, intra-articular pressure, total irrigation fluid used, intraoperative and postoperative hemodynamic parameters, Visual Analog Scale (VAS) scores for pain (0: no pain – 10: worst possible pain), and the presence of nausea and vomiting were recorded.
Results: A total of 80 patients were evaluated. Visual clarity scores were significantly higher in the general anesthesia group compared to the ISB group (6.83±1.56 vs. 8.18±1.48; p=0.00019). ROC analysis showed that a visual clarity score ≥8 favored general anesthesia with 65% sensitivity and 72.5% specificity (AUC = 0.71; p = 0.0004).
Conclusion: This study demonstrated that greater visual acuity was achieved in the general anesthesia group compared to the interscalene block anesthesia group during arthroscopic rotator cuff repair. It is understood that the anesthesia method can affect intraoperative surgical quality in arthroscopic procedures where surgical visibility is critical
The emotional dimension of religiosity in terms of its sources and results
Doktora TeziDindarlığın duygusal boyutu soyut, karmaşık, derin ve muğlak olması nedeniyle araştırılması zor bir alan olarak bilinmektedir. Genelde dindarlıkla ilgili açıklamalarda duygulara gereğinden az yer verildiği ve sadece kısaca değinilip geçildiği görülmektedir. Dindarlığın kaynakları ve sonuçları arasında yer alan duyguların literatürde açık ve anlaşılır bir şekilde incelenmesi hususunda gördüğümüz eksiklik de bizi bu çalışmayı yapmaya yönlendirmiştir. Araştırmamız dindarlıkta duygular konusunda daha fazla açıklamaya ihtiyaç duyulmasının yanı sıra dindarlığın duygusal boyutunu olumlu-olumsuz duyguları bir araya getirerek genişletme amacımızın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Çalışmamızda incelediğimiz olumlu duygular umut, sevgi, merhamet, empati, affetme, sonsuzluk duygusu, sabır duygusu ve şükür duygusuyla; olumsuz duygular korku, ölüm kaygısı, öfke, suçluluk, günahkarlık ve çaresizlik duygularıyla sınırlandırılmıştır. Araştırmamızda yorumlayıcı bir yaklaşım ve nitel araştırma deseni kullanarak, duygular ve dindarlık arasındaki karşılıklı etkileşimi ortaya koyacak literatüre dayalı bir çalışma yapmayı planlamaktayız. Bu amaçla psikoloji ve din psikolojisi kaynaklarından, bu alanın kurucusu olan isimlerin görüşlerinin yer aldığı temel eserlerden ve konumuzun ögelerini açıklamaya katkı sağlayacak olan alan araştırmalarının sonuçlarından veriler toplanacak ve analiz edilecektir. Dindarlığın duygusal boyutuyla ilgili başvurulacak bir inceleme olarak çalışmamız duygular konusunda analitik bilgiler veren bir araştırma olacaktır. Yaptığımız eleştirel literatür taramasının sonucunda duyguların dindarlığı açıklayan temel unsurlardan biri olduğunu ve dindarlığın tek bir duygudan yola çıkarak gerçek anlamıyla açıklanamayacağını söyleyebiliriz. Bu bağlamda önerimiz dinî hayattaki olumlu-olumsuz duyguların bir arada düşünülmesi ve bu duygular arasındaki ilişkilerin dindarlıkta etkili olduğunun değerlendirmelere yansıtılmasıdır. Çünkü olumlu-olumsuz duygular arasındaki dengelerin bireysel dindarlığın ortaya çıkmasında, gelişmesinde ve şekillenmesindeki payının dikkate alınması dindarlığın duygusal boyutunu asıl manasıyla anlayabilmek için gerekli ve önemlidir.The emotional dimension of religiosity is known as a difficult field to research because it is abstract, complex, deep and ambiguous. In general, it is seen that emotions are given less space in explanations about religiosity and are only briefly mentioned. The lack of a clear and understandable examination of emotions, which are among the sources and consequences of religiosity, in the literature led us to conduct this study. Our research emerged as a result of our aim to expand the emotional dimension of religiosity by bringing together positive and negative emotions, as well as the need for more explanation about emotions in religiosity. The positive emotions we examined in our study are hope, love, compassion, empathy, forgiveness, sense of eternity, sense of patience and gratitude; Negative emotions are limited to fear, death anxiety, anger, guilt, sinfulness and helplessness. By using an interpretive approach and qualitative research design in our research, we plan to conduct a literature-based study that will reveal the interaction between emotions and religiosity. For this purpose, data will be collected and analyzed from psychology and psychology of religion sources, basic works containing the views of the founders of this field, and the results of field research that will contribute to explaining the elements of our subject. As a reference study on the emotional dimension of religiosity, our study will be a research that provides analytical information about emotions. As a result of our critical literature review, we can say that emotions are one of the basic elements that explain religiosity and that religiosity cannot be truly explained based on a single emotion. In this context, our suggestion is to consider positive and negative emotions in religious life together and to reflect on the evaluations that the relationships between these emotions are effective in religiosity. Because it is necessary and important to consider the role of the balance between positive and negative emotions in the emergence, development and shaping of individual religiosity in order to truly understand the emotional dimension of religiosity
As a phenomenon of religion: Şivlilik
Yüksek Lisans TeziGeleneksel ritüellerin ve etkinliklerin kültürel miras olarak korunması ve nesilden nesile aktarılması, planlanan davranış kalıplarını öğretmesi açısından önem arz etmektedir. Bu anlamda dini motiflerin ağırlıkta olduğu önemli kültür aktarım ögelerinden biri konumunda olan ve Konya ilinde yaygın olan Şivlilik geleneği, yazılı olmayan kültürel mirasımızı aktarmada oldukça önemli araçlardan bir tanesidir. Sosyal dayanışmanın ve toplumsal eğlencenin önemli bir parçası konumunda olan Şivlilik geleneği, Konya halkının kendilerine özgü geliştirdikleri bir eğlence kültürü halini almıştır. Bu gelenek, belirli bir davranış kalıbı ile bir takım dini değerlerin özellikle çocukların zihninde güzel bir anı olarak kalmasını sağlayarak dini sosyalleşme evrenine katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda, dini ve kültürel kodların taşıyıcı bir aracı olarak toplum nezdinde sürekliliğini ve canlılığını koruyan bir kültür ögesidir.The preservation and intergenerational transmission of traditional rituals and activities as cultural heritage are significant for teaching planned patterns of behavior. In this context, the Şivlilik tradition, which is one of the significant cultural transmission elements with a predominance of religious motifs and is prevalent in the Konya province, serves as an important tool in passing down our unwritten cultural heritage. The Şivlilik tradition, an integral part of social solidarity and communal entertainment, has evolved into a distinctive entertainment culture uniquely developed by the people of Konya. This tradition, through a specific behavioral pattern, ensures that certain religious values remain a great memory especially in the minds of children, thereby contributing to the universe of religious socialization. At the same time, it is a cultural element that maintains its continuity and vibrancy within society as a carrier of religious and cultural codes
The role of news agencies in public diplomacy: The case of Black Sea Grain Corridor Agreement news and Anadolu Agency
Yüksek Lisans Teziİletişim, insanlığın temel bir ihtiyacı olarak bireyler ve toplumlar arasında bilgi ve duygu aktarımı sağlamaktadır ve dijitalleşme ile küresel bir boyuta taşınarak kültürel, ekonomik ve politik bağları güçlendirmiştir. Bu bağlamda küreselleşmenin etkisiyle devletlerin yalnızca resmi temsilciler aracılığıyla değil, doğrudan halklar üzerinden, farklı yol ve farklı şekillerde etkileşim kurma ihtiyacını doğurmuştur. Bu noktada da kamu diplomasisi kavramı ortaya çıkmıştır. Bu diplomasi türü, medya ve kültürel etkinlikler gibi araçlarla bir ülkenin kültürel değerlerini ve politikalarını tanıtmayı, kendi politikalarını başka ülke ve toplumlara ikna yoluyla benimsetmeyi hedefler. Birçok yöntem ve aracın kullanıldığı kamu diplomasisinde kitle iletişim araçları önemli bir yer tutarken, ulusal haber ajansları da bu sürecin stratejik unsurları olarak önem kazanmaktadır. Çalışmada diplomasi, kamu diplomasisi, kamu diplomasisinin aktörleri ve araçları, Türkiye'nin kamu diplomasisi araçları, medyanın ve haber ajanslarının kamu diplomasisindeki rolü açıklanmış; Türkiye'nin kamu diplomasisi araçlarından olan Anadolu Ajansı'nın, Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması sürecinde uluslararası kamuoyunda etki oluşturmak amacıyla, konuyla ilgili haberleri uluslararası kamuoyuna nasıl aktardığı araştırılmıştır. Bu doğrultuda, 22 Temmuz 2022–1 Ağustos 2022 tarihleri arasında konuyla ilgili Anadolu Ajansı internet sitesinde yer alan İngilizce haberler incelenmiştir.Communication, as a fundamental human need, facilitates the transfer of information and emotions among individuals and societies. Through digitalization, it has evolved to a global dimension, thereby strengthening cultural, economic, and political connections. In this context, globalization has created a need for states to interact not only through official representatives but also directly with foreign publics in various ways and forms. Here, the concept of public diplomacy emerges. This type of diplomacy aims to promote a nation's cultural values and policies through tools like media and cultural events, seeking to persuade foreign societies to adopt its policies. In public diplomacy, where multiple methods and tools are employed, mass communication channels play a crucial role, and national news agencies have gained significance as strategic actors in this process. This study explains the concepts of diplomacy, public diplomacy, the actors and tools of public diplomacy, Turkey's public diplomacy instruments, and the roles of media and news agencies in public diplomacy. Additionally, it examines how Turkey's national news agency, Anadolu Agency, utilized the news related to the Black Sea Grain Corridor Agreement to influence the international public. For this purpose, English-language news articles on Anadolu Agency's website from July 22, 2022, to August 1, 2022, were analyzed
Manisa Muradiye Mosque interior decoration
Yüksek Lisans TeziOsmanlı mimarisinin klasik dönem eserlerinden olan Manisa Muradiye Camii, 16. yy’ın ortalarında inşa edilmiş olup sadece mimarisi ile değil bezemeleri ile de dikkat çekmektedir. Bânisi Sultan III. Murat olan cami, Muradiye Külliyesi olarak anılan külliyenin merkez yapısıdır. Külliyede caminin yanı sıra, medrese, imaret, dükkânlar, han ve tabhane yapıları bulunmaktadır. Caminin iç mekân tezyînâtında, çini, kalem işi, alçı ve hüsn-i hat sanatlarına dair uygulamaların yanı sıra ahşap, maden ve renkli taş işçiliği de bulunmaktadır. Bu özellikleri sayesinde yöredeki diğer mimari yapılardan ayrılan cami, planının Mimar Sinan tarafından yapması dolayısıyla da Manisa ve ege bölgesinde tektir. Tezyîninde İznik çinilerinin kullanılmasının yanında devrin hassa nakkaşları tarafından bezenen caminin, bezemelerine ilişkin bir çalışmanın olmaması tez konumuzu belirlemede etkili olmuştur. Caminin iç tezyînâtında kullanılan çini, kalem işi, alçı ve hat sanatı uygulamalarının sanatsal açıdan değerlendirilmesi, yüksek lisans tezi çalışmamızın ana konusunu oluşturmaktadır. İç mekân tezyîninde uygulanan sanatların teknik özellikleri incelenmiş, desen tasarımı ve tasarımlardaki renk seçimleri dönemsel olarak irdelenmiştir. Tüm bu incelemeler ile tezyînâtın sanatsal değerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Caminin günümüze kadar geçen süre içerisindeki durumu da değerlendirilmek suretiyle bir farkındalık oluşturmak istenmiştir.Manisa Muradiye Mosque, one of the classical works of Ottoman architecture, was built in the middle of the 16 th century and is not only known for its architecture but also for its decoration. The Mosque which is Sultan Murat III.; madrasah, imaret, shops, han and tabhana is built as an ashtray. The interior designation of the mosque includes applications of tile, pencil work, plaster and hosni-i calligraphy as well as wood, mining and colored stone work. Thanks to these features, the mosque, which is separated from other architectural structures in the region, is also unique in Manisa due to the fact that Mimar Sinan made its plan. In addition to the use of Iznik tiles in his thesis, the lack of a study of mosque and embellishments, which were embellished by the hassa embroideries of the era, was effective in determining our thesis topic. The artistic evaluation of the practices of China, Pen work, Gypsum and Line Art used in the internal dissociation of the mosque makes the main subject of our graduate thesis study. In the interior thesis, the technical characteristics of the applied arts were examined, and the color choices in pattern designs were examined periodically. With all these examinations, it is aimed to reveal the artistic value of the thesis. It was aimed to create an awareness by evaluating the situation of the mosque in the period until today
The evaluation of the chapter-hadith integrity of the hadiths in Abu Dawud's Sunan that seem to be mismatching their chapter headings
Yüksek Lisans Tezi“Sünen-i Ebî Dâvûd’da bâb başlıklarıyla uyumsuz gibi görünen rivâyetlerin bâb-hadîs bütünlüğü açısından değerlendirilmesi” isimli çalışma Sünen’de bâblarıyla uyumsuz görünen hadislerin bâblarıyla olan bütünlüğünü incelemeyi hedeflemiştir. Birinci bölümünde mana itibarıyla bâblarıyla uyumsuz gibi görünen hadîsler, ikinci bölümde Sünen rivâyetlerine ait nüshalar ve siyâk sibâk itibarıyla uyumsuz görünen hadîsler ele alınmıştır. Toplam 62 hadîsin incelendiği çalışmada Ebû Dâvûd’un bâb-hadis seçme yöntemine dair bulgulara işaret edilmiştir.The work, which is named “A Chapter-Hadith Integrity Evaluation of the Hadiths that Seem to be Mismatching Their Chapter Headings in Abu Dawud’s Sunan”, aims to evaluate the chapter-hadith integrity of the hadiths in Abu Dawud’s Sunan, that seem to be mismatching their chapter headings. The first chapter contains hadith that seem to be mismatching their chapter headings in terms of their meanings, the second chapter contains hadiths that seem to be mismatching their chapter headings in terms of the riwayah of Sunan and siyaq sibaq. There have been analyzed 62 hadiths. Besides that, Abu Dawud’s method of how he picks chapter headings and places hadiths under them will be pointed at
The relationship between rural development supports and selected development indicators: A case study of NUTS Level-2 regions in Türkiye
Doktora TeziDünyada bölgeler arası gelişmişlik farkları ve bununla ilişkili olarak kırsal kalkınma sorunları her geçen gün artmakta, yaşam refahı bakımından elverişli koşullara sahip kentler ise kırsal aleyhine yoğun göç hareketlerine hedef olmaktadır. Dünya Bankası verilerine göre 1960'lı yıllarda dünya nüfusunun %66.4'ünü oluşturan kırsal nüfus 2023 yılında %42.66'ya düşerken, Türkiye'de 1960 yılında %68.49 olan bu oran 2023 yılında %22.54'e düşerek ciddi düzeyde azalış göstermiştir. Kırsalda yaşanan nüfus kaybı, bölgelerarası gelişmişlik farklarını daha da arttırarak kır-kent arası gelişmişlik dengesinde kısır bir döngüye yol açmaktadır. Bu nedenle "sürdürülebilir ekonomik büyüme ve kalkınma" için kırsal kalkınma, ülkelerin ulusal kalkınma planlarının önemli bir parçası haline geldiğinden çeşitli kamusal destek programları yürütülmektedir. Yürütülen programların kırsal refaha katkısının değerlendirilebilmesi, politika yapıcılara yol göstererek kamusal kaynakların etkin kullanımı ve toplumsal fayda artışına yardımcı olacağından, kırsal kalkınma desteklerinin (KKD) etkinliğini tespit etmeye yönelik araştırmalar günümüzde büyük bir önem kazanmıştır. Bu tezin amacı, Türkiye'de yürütülen KKD'nin seçilmiş sosyoekonomik kalkınma göstergeleriyle ilişkisinin tespit edilmesi ve elde edilen bulgular ışığında politika önerilerinde bulunmaktır. Kurulan 5 ayrı modelde ortak bağımsız değişken "KKD", bağımlı değişkenler ise "gelir eşitsizliği, yoksulluk, işlenen tarımsal alanlar, işlenen tarımsal alanlardan elde edilen gelir ve tarımsal istihdam"dır. Düzey-II ölçeğinde 26 alt bölgeden, 2014-2021 dönemine ait verilerin kullanıldığı araştırmada, panel veri analiz yöntemlerinden POLS, FEM ve REM uygulanmıştır. Ampirik bulgular; değişkenlerle kurulan 5 modelde de Türkiye'de KKD'nin, göstergelerde beklenilen etkileri gösterdiğine dair kanıtlar sunmaktadır. Değişkenlerden en yüksek etkinin "tarımsal işlenen alanlardan elde edilen gelirler"de, en düşük etkinin ise "yoksulluk oranlarında" görüldüğü sonucu elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre KKD'lerin, tarımsal göstergelerde gelişme potansiyelini arttırdığı, ancak bu desteklerin diğer sosyoekonomik göstergelerde de iyileşmeyi hedef alan stratejilerle entegre edilmesi halinde; kamu, özel sektör ve kırsal alanlar açısından hem kaynak yönetiminde etkinliği hem de toplumsal refahı arttırarak daha etkin ve başarılı uygulamalara ulaştıracağı öngörülmektedir.Development differences between regions in the world and related rural development problems are increasing day by day, and cities with favorable conditions in terms of living welfare are becoming the target of rural migration movements. According to World Bank data, the rural population, which constituted 66.4% of the world population in the 1960s, decreased to 42.66% in 2023. This rate, which was 68.49% in Turkiye in 1960, has decreased significantly to 22.54% in 2023. The population loss experienced in rural areas further exacerbates interregional disparities, leading to a vicious cycle in the rural-urban development balance. Therefore, rural development has become an important part of national development plans for "sustainable economic growth and development," leading to the implementation of various public support programs. Assessing the contribution of implemented programs to rural welfare will guide policymakers, helping them efficiently utilize public resources. Therefore, research aimed at identifying the effectiveness of Rural Development Supports (RDS) has gained significant importance today. The aim of this thesis is to determine the relationship of RDS conducted in Turkiye with selected socio-economic development indicators and to make policy recommendations in the light of the findings. In the five separate models established, the common independent variable is "RDS" and the dependent variables are "income inequality, poverty, cultivated agricultural areas, income from cultivated agricultural areas, and agricultural employment." In the research using data from 26 sub-regions at Level-II scale for the period 2014-2021, panel data analysis methods including POLS, FEM and REM have been applied. The findings empirical provide evidence across the five models that RDS in Turkiye exhibit expected effects on indicators. It was concluded that the highest effect of the variables was seen in "income from agricultural areas" and the lowest effect was seen in "poverty rates". According to the research results, RDS increase the development potential in agricultural indicators, but only if these supports are integrated with strategies targeting improvement in other socioeconomic indicators; It is envisaged that it will lead to more effective and successful practices by increasing both the efficiency in resource management and social welfare in terms of the public, private sector and rural areas.Bu tez, 2020/Mart İtibariyle “YÖK 100/2000 Programı” kapsamında belirlenen Türkiye’nin 100 Öncelikli Alanlarından “Kırsal Kalkınma” Alanında Doktoralı Uzman Yetiştirilmesi Projesi Kapsamında Desteklenerek, Hazırlanmıştır
Modification of the Public Attitude Towards Vaccination Scale for use in adult vaccines
BackgroundVaccination is a crucial protective intervention to prevent adult mortality and morbidity. Personal perceptions and resources have an important place in the vaccination decision.AimThis study aimed to modify the Public Attitude Towards Vaccination-Health Belief Model scale for adult vaccines and evaluate its psychometric properties.MethodsOverall, 626 people participated in this methodological study. Content validity index, confirmatory factor analysis, internal consistency and item-total score correlation were used for validity and reliability. The independent samples t test, logistic regression analysis and ROC analysis were used for criterion and concurrent validity.ResultsIn confirmatory factor analysis, values of fit indices were excellent or acceptable. The Cronbach alpha value was between 0.83 and 0.92. According to criterion validity, the susceptibility, severity, benefit, and health motivation scores of those with the vaccine were higher than those without, whereas their barrier score was lower. The barrier subscale was a risk factor, whereas the benefit score was a protective factor that increased the likelihood of vaccination. The concurrent validity of the scale was tested with the COVID-19 vaccine. While the barrier subscale's ability to distinguish between vaccinated (specificity) and unvaccinated (sensitivity) individuals is excellent, it is acceptable for the other subscales.ConclusionModified PAVS-HBM is valid and reliable for adult vaccines. This scale was associated with vaccination behaviour and distinguished between vaccinated and unvaccinated individuals. What is already known about this topic?Vaccination rates are low in many countries due to issues of access, economy and infrastructure and in countries that provide vaccines.Low vaccination rates in adults are associated with mortality and morbidity.Vaccination management success is enhanced by orientation towards individual perceptions.What this paper adds?The modified Public Attitude Towards Vaccination Scale-Health Belief Model (PAVS-HBM) was demonstrated as a reliable and valid scale.This scale explains the vaccination behaviour for different adult vaccines.This scale's ability to distinguish between vaccinated (specificity) and unvaccinated (sensitivity) individuals is acceptable to excellent.The implications of this paper for practice:The scale can be used as a tool for researchers to evaluate the probability of individuals being vaccinated and to determine risk groups for vaccine refusal.It can be integrated with many models focused on behaviour change, and when used with a health model, the scale's explanation of individuals' vaccination behaviour can guide the structuring of nursing interventions for vaccination.We would also like to thank all people who participated in this study.We would also like to thank all people who participated in this study
A study on the sombor index in graphs
Yüksek Lisans TeziGraf Teori, uygulamalı cebirin kullanımı çok geniş olan bir alanıdır. Günlük hayatta ve bilim dallarında birçok probleme çözüm olan bu teoriye son zamanlarda ilgi artmıştır. Topolojik indeksler ise çeşitliliği ve uygulama alanı oldukça fazla olan graf parametrelerindendir. Sombor indeksi yakın zamanda tanıtılmış olup birçok çalışması yapılmıştır. Tez toplamda 5 ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde graf teorinin tanımı, kullanım alanları ve tarihçesi ardından temel kavramlar ve bazı özel graflar ele alınmıştır. İkinci bölümde tezde kullanılan kaynakların araştırılması ve içerik bilgileri sunulmuştur. Üçüncü bölümde Sombor indeksten bahsedilmiştir. Sombor İndeksi'nin grafların temel yapısal özellikleri üzerindeki etkileri incelenmiş ve çeşitli graf türleri üzerinde örnekler verilmiştir. Dördüncü bölümde birtakım cebirsel grafların tensör çarpımının Sombor indeksleri ele alınmıştır. Beşinci bölümde sonuçlar ve öneriler kısmı yer almaktadır.Graph Theory is a very widely used field of applied algebra. This theory, which provides solutions to many problems in daily life and in scientific branches, has recently gained interest. Topological indices are among the graph parameters with a wide variety and application area. The Sombor index has been introduced recently and many studies have been conducted. The thesis consists of 5 main sections in total. In the first section, the definition of graph theory, its areas of use and history are discussed, followed by basic concepts and some special graphs. In the second section, the research and content information of the sources used in the thesis are presented. In the third section, the Sombor index is mentioned. The effects of the Sombor Index on the basic structural properties of graphs are examined and examples are given on various types of graphs. In the fourth section, the Sombor indices of the tensor product of some algebraic graphs are discussed. In the fifth section, the results and suggestions section is included
Sex estimation in Turkish population by anthropometric measurements of scapula on MDCT images using machine learning algorithms
Doktora TeziAmaç: Adli Tıp ve Adli Antropoloji Anabilim Dalı’nda cinsiyetin tespit edilmesi için yapılan çalışmalar çok önemlidir. Scapula yaşam boyunca çok az değişiklik gösterir ve tamamen kaslarla çevrili olmasından dolayı ölüm sonrasında aşındırıcı değişikliklere karşı dirençli bir kemiktir. Çalışmamızda Türk popülasyonuna ait Multidedektör Bilgisayarlı Tomografi (MDBT) görüntülerinden alınan parametrelerle makine öğrenmesi (Machine Learning, ML) algoritmaları kullanılarak scapula’dan cinsiyet tahmininin gerçekleştirilmesi amaçlandı. Yöntem: İzmir Bakırçay Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı arşivinde bulunan 2018-2022 yılları arasında MDBT çekilmiş, yaşları 20 ile 60 arasında 300 (150 kadın-150 erkek) hastanın görüntüleri retrospektif olarak taranarak değerlendirildi. 20 yaş altı ve 60 yaş üstü, bu bölgede daha önce travma geçiren, kemik ve eklem hastalıkları olan, omuz ve scapula çevresi cerrahi işlem geçiren hastalar çalışma dışı tutuldu. Scapula’ya ait MDBT görüntüleri üzerinden koronal ve sagital düzlemlerde 13 parametrenin (scapula’nın maksimum uzunluğu, scapula’nın maksimum genişliği, spina scapulae uzunluğu, cavitas glenoidalis uzunluğu, cavitas glenoidalis genişliği, processus corocoideus-angulus inferior arası mesafe, acromion-angulus inferior arası mesafe, cavitas glenoidalis - angulus inferior arası mesafe, margo lateralis kalınlığı, fossa supraspinata’nın yüksekliği, fossa infraspinata’nın yüksekliği, acromion maksimum uzunluğu, acromion maksimum genişliği) ölçümü yapıldı. Ölçümler sonucu elde edilen veriler ML ile analiz edildi. Bulgular: Tüm parametrelerin medyan değerinin erkeklerde fazla olduğu tespit edildi. Verilerin cinsiyet açısından karşılaştırılmasında scapula üzerinde ölçülen tüm parametrelerin anlamlı bir farka sahip olduğu bulundu (p<0.05). ML modelleri kullanılarak cinsiyet açısından en yüksek doğruluk oranının Ekstra Ağaçlar Sınıflandırması ile %100 olduğunu; Karar Ağacı, Lojistik Regresyon, Gaussian Naive Bayes Sınıflandırması, Rastgele Orman, K-En Yakın Komşular Algoritması, Doğrusal Diskiriminant Analiz ve Kuadratik Diskriminant Analiz ile %97 doğruluk oranı olduğu tespit edildi. Rastgele Orman algoritmasının SHAP çözümleyicisi kullanılarak her bir parametrenin genel sonuca etkisi değerlendirildi ve fossa supraspinata'nın yükseklik parametresinin doğruluğa en büyük katkısı olduğu tespit edildi. Sonuç: Çalışma sonucu olarak; scapula morfometrisinin ML analizleri ile cinsiyet tayini gerçekleştirildiğinde, literatürde en güvenilir kemik olarak görülen pelvis morfometrisinden daha güvenilir ve daha doğru sonuçlar elde edilebileceği kanaatindeyiz. Çalışmamızın adli bilimlere ve literatüre büyük katkı sunacağını düşünüyoruz.Objective: Studies conducted in the Department of Forensic Medicine and Forensic Anthropology to determine gender are very important. The scapula changes little during life and is a bone that is resistant to erosive changes after death, as it is completely surrounded by muscles. In our study, we aimed to predict gender from the scapula using machine learning (ML) algorithms with parameters taken from Multidetector computed tomography (MDCT) images of the Turkish population. Methods: The study was evaluated retrospectively by scanning the images of 300 (150 female-150 male) patients between the ages of 20 and 60 who underwent MDCT between 2018 and 2022 in the archives of the Department of Radiology, Faculty of Medicine, İzmir Bakırçay University. Patients under the age of 20 and above the age of 60, who had previous trauma in this region, who had bone and joint diseases, and who had undergone surgical procedures around the shoulder and scapula were excluded from the study. On CT images of the scapula, 13 parameters (maximum length of scapula, maximum width of scapula, spina scapula length, cavitas glenoidalis length, cavitas glenoidalis width, distance between processus corocoideus - angulus inferior, distance between acromion - angulus inferior, distance between cavitas glenoidalis-angulus inferior, margin lateralis thickness, height of fossa supraspinata, height of fossa infraspinata, maximum length of acromion, maximum width of acromion) were measured in coronal and sagittal planes. The data obtained as a result of the measurements were analyzed with ML. Results: The median value of all parameters was found to be higher in males. When the parameters were compared in terms of gender, it was found that all parameters measured on the scapula had a significant difference (p<0.05). Using the ML models, the highest accuracy for sex was 100% with the Extra Trees Classification; an accuracy rate of 97% was determined by Decision Tree, Logistic Regression, Gaussian Naive Bayes Classification, Random Forest, K-Nearest Neighbors Algorithm, Linear Discriminant Analysis and Quadratic Discriminant Analysis. The effect of each parameter on the overall result was evaluated using the SHAP analyzer of the Random Forest algorithm and it was determined that the height parameter of fossa supraspinata had the greatest contribution to the accuracy. Conclusion: As a result of the study; We believe that more reliable and more accurate results can be obtained from pelvis morphometry, which is seen as the most reliable bone in the literature, when sex determination is performed with ML analyzes of the scapula morphometry. We think that our study will make a great contribution to forensic sciences and literature