Necmettin Erbakan University Institutional Repository
Not a member yet
18430 research outputs found
Sort by
Investigating of the relationship between childhood trauma and sexual myths in adults
Amaç: Çocukluk çağı travmalarının yaşam boyu devam eden biyolojik, psikolojik ve sosyal
etkileri bilinmektedir. Cinsel mitler ise cinsellikle alakalı olarak toplumda yaygın olarak
inanılan abartılı ve yanlış inançlardır. Çalışmanın amacı yetişkinlerde çocukluk çağı travmaları
ve cinsel mitler arasındaki ilişkinin araştırılmadır.
Gereç ve yöntem: Tanımlayıcı nitelikteki bu araştırmanın evrenini Necmettin Erbakan
Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arasındaki
yetişkinler oluşturdu. Çocukluk çağı travması yaygınlığı toplumda %50 kabul edilerek %90
güven aralığı %5 hata payı ile en az 273 kişinin dahil edilmesi amaçlandı. Katılımcılara
uygulanan anket formunda; sosyodemografik bilgiler, Cinsel Mitler Ölçeği (CMÖ) ve
Çocukluk Çağı Travmalar Ölçeği (ÇÇTÖ) yer aldı. Veriler Statistical Package for Social
Sciences for Windows 22.0 (SPSS) programı kullanılarak analiz edildi. p<0,05 değeri
istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 283 katılımcının %54,8’i (n=155) kadın, %72,1’i (n=204)
üniversite mezunuydu. Yaş ortalaması 39,96±11,67 yıldı ve %80,6’sı (n=228) cinsel olarak
aktifti. Evli olanların %47,3’ü (n=113) evlilik şeklini aşk evliliği olarak tanımladı. Evlilik yaşı
ortalaması 24,48±0,57 yıl idi. Evlilik süresi ortalaması 17,03±11,38 yıldı. Katılımcıların
%44,2’sinin (n=125) gelirini giderine denk, %29,7’sinin (n=84) ise geliri giderinden yüksekti.
Erkeklerin cinsel mitler ölçeği (CMÖ) toplam puanı (73,82±22,14) kadınların CMÖ toplam
puanından (65,18±17,18) anlamlı ölçüde yüksekti (p<0,001). CMÖ toplam puanı ile çocukluk
çağı travması ölçeği (ÇÇTÖ) toplam puanı arasında korelasyon tespit edilmedi (r=0,013
p=0,829). Kadınlarda cinsel mitleri etkileyen faktörler çoklu doğrusal regresyon analizi ile
değerlendirildiğinde; çalışmıyor olmak (β = -0,207, t = -2,026, p = 0,045), görücü usulü
evlenmek (β = -0,245, t = -2,684, p = 0,008), evlilik süresi (β = 0,405, t = 2,166, p = 0,032),
düşük anne eğitim düzeyi (β = -0,214, t = -2,025, p = 0,045) ve duygusal istismar şiddeti
(β = 0,208, t = 2,006, p = 0,047) ile ilişkiliydi. Erkekler de ise kronik tıbbi hastalık varlığı (β = -
0,296, t-2,754, p = 0,007), düşük baba eğitim düzeyi (β = -0,340, t = -0,131, p = 0,009), düşük
duygusal ihmal (β = -0,314, t = -2,604, p = 0,011) ve fiziksel istismar düzeyleri (β = -
0,367, t = -2,952, p = 0,004) cinsel mitlerde artışla ilişkiliydi.
Sonuç: Çocuklukta yaşanan travma şiddeti ile cinsel mitlerin düzeyi arasında anlamlı bir ilişki
tespit edilmezken, cinsiyete göre travma çeşitlerinde cinsel mitlerin alt boyutlarında farklılıklar
vardı. Erkeklerde hem cinsel mitlere inanma düzeyi hem de maruz kalınan travma şiddeti
kadınlara göre daha fazlaydı. Erkeklerde cinsel mitleri, baba eğitim düzeyi, kadınlarda ise anne
eğitim düzeyinin etkilediği gösterildi. Cinsel mitlerin oluşumunda sosyoekonomik ve kültürel
faktörlerin rolüne dair önemli veriler sunmakla birlikte, daha kapsamlı ve çok merkezli
çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Objective: The lifelong biological, psychological, and social effects of childhood trauma are
well-known. Sexual myths, on the other hand, are exaggerated and false beliefs widely held in
society about sexuality. The aim of this study is to investigate the relationship between
childhood trauma and sexual myths in adults.
Materials and Methods: The population of this descriptive study consisted of adults aged 18-
65 who applied to the Family Medicine outpatient clinic at Necmettin Erbakan University
Medical Faculty Hospital. The prevalence of childhood trauma was assumed to be 50% in the
population, with a 90% confidence interval and a 5% margin of error, so at least 273 individuals
were aimed to be included. The survey administered to participants included sociodemographic
information, the Sexual Myths Scale (SMS), and the Childhood Trauma Scale (CTS). The data
were analyzed using the SPSS (Statistical Package for Social Sciences for Windows) 22.0
program. A p-value of <0.05 was considered statistically significant.
Results: Of the 283 participants included in the study, 54.8% (n=155) were women, and 72.1%
(n=204) were university graduates. The average age was 39.96 ± 11.67 years, and 80.6%
(n=228) were sexually active. Of those married, 47.3% (n=113) defined their marriage as a love
marriage. The average age of marriage was 24.48 ± 0.57 years. The average duration of marriage
was 17.03 ± 11.38 years. Among the participants, 44.2% (n=125) had income equal to their
expenses, while 29.7% (n=84) had an income higher than their expenses. The total score of the
Sexual Myths Scale (SMS) was significantly higher in men (73.82 ± 22.14) compared to
women (65.18 ± 17.18) (p<0.001). No correlation was found between the total score of the
SMS and the total score of the Childhood Trauma Questionnaire (CTQ) (r=0.013, p=0.829).
Factors affecting sexual myths in women, evaluated through multiple linear regression analysis,
included: being unemployed (β = -0.207, t = -2.026, p = 0.045), marrying through arranged
marriage (β = -0.245, t = -2.684, p = 0.008), marriage duration (β = 0.405, t = 2.166, p = 0.032),
low maternal education level (β = -0.214, t = -2.025, p = 0.045), and the intensity of emotional
abuse (β = 0.208, t = 2.006, p = 0.047). In men, factors such as the presence of chronic medical
conditions (β = -0.296, t = -2.754, p = 0.007), low paternal education level (β = -0.340, t = -
0.131, p = 0.009), low emotional neglect (β = -0.314, t = -2.604, p = 0.011), and levels of
physical abuse (β = -0.367, t = -2.952, p = 0.004) were associated with an increase in sexual
myths.
Conclusion: Although no significant relationship was found between the severity of childhood
trauma and the level of sexual myths, there were differences based on gender. In men, both the
belief in sexual myths and the severity of experienced trauma were higher compared to women.
It is an interesting finding that the level of paternal education influenced sexual myths in men,
while maternal education level influenced them in women. While the study provides important
data on the role of socio-economic and cultural factors in the formation of sexual myths, more
comprehensive and multi-center studies are needed
Map and atlas studies on Sirah geography
Yüksek Lisans TeziHaritalar kayalara çizilenlerden günümüz dijital haritalarına kadar insanın hayatında hep bir şekilde var olan materyallerdir. Coğrafya, tarih, astronomi, dilbilimi vb. birçok ilim dallarında çizilen haritalar siyer alanında da çalışılmıştır. Siyer kaynaklarında bulunan yer isimleri, yer göstermeler ve coğrafi bilgiler kullanılarak siyerin coğrafi olarak anlaşılması sağlanmıştır. Bu çalışmanın ilk bölümünde siyer tarihi coğrafyasına yönelik çizilen bu haritaların kaynakları incelenerek siyer kaynakları tarihi coğrafya açısından incelenmiştir. İkinci bölümde harita, atlas kitapları, siyer müzeleri, ortaokul ve liselerde okutulan siyer haritaları hem teknik ve tematik olarak incelenmiş hem de genel bir değerlendirmede bulunulmuştur. Sonuçta mevcut siyer haritalarının siyer coğrafyasının anlaşılmasında kıymetli bir yere sahip oldukları anlaşılmaktadır. Bununla birlikte siyer tarihi coğrafyasının arşiv ve saha araştırmalarına dayanarak ortaya konulması için yapılan çalışmalar henüz başlangıç noktasındadır.Maps have always held a significant place in human life, from those drawn on rocks to today’s digital maps. In addition to fields such as geography, history, astronomy, and linguistics, maps have also been studied within the discipline of Sirah. By using place names, spatial references, and geographical information found in Sirah sources, it has become possible to gain a geographical understanding of the Sirah. In the first part of this study, the sources of maps drawn with a focus on the historical geography of the Sirah are examined, and Sirah sources are analyzed from a historical-geographical perspective. The second part provides both a technical and thematic analysis, as well as a general evaluation of maps, atlases, Sirah museums, and the maps found in middle and high school Sirah textbooks. It is evident that existing Sirah maps hold significant value in facilitating an understanding of the geography of the Sirah. However, efforts to construct the historical geography of the Sirah based on archival and field research are still at an early stage
Improving the stability of Nano h-BN in lubricant through RAFT polymerization
Yüksek Lisans TeziBu yüksek lisans tezinde, hekzagonal bor nitrür (h-BN) nanoparçacıklarının apolar yağlayıcı ortamlardaki dispersiyon kararlılığını artırmak amacıyla yüzeylerinin polimerik olarak fonksiyonlandırılması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, kontrollü serbest radikal polimerizasyon yöntemlerinden RAFT (Reversible Addition–Fragmentation chain Transfer) polimerizasyonu kullanılarak h-BN yüzeyine yağ uyumlu polimer zincirleri kovalent olarak graft edilmiştir. Çalışma kapsamında, 2-hidroksietil metakrilat (HEMA), farklı zincir uzunluklarına sahip yağ asitleri (pentanoik, laurik ve palmitik) ile esterleştirilerek yağ ortamlarıyla uyumlu metakrilat monomerleri (FAMA) sentezlenmiştir. Bu monomerler RAFT polimerizasyonu ile düşük polidispersite indeksine sahip, karboksil uçlu homopolimerlere dönüştürülmüş ve hidroksillenmiş h-BN yüzeyine DCC/DMAP katalizli esterleşme yoluyla bağlanmıştır. Fonksiyonelleştirilmiş h-BN yapıların karakterizasyonu FTIR, NMR, Raman, XRD analizleriyle yapılmış; polimer zincirlerinin moleküler ağırlıkları GPC ile belirlenmiştir (Mn: 4.073–4.370 g/mol). Analizler, graftlama işleminin başarılı olduğunu ve h-BN’nin kristal yapısının korunduğunu göstermiştir. %0.5 oranında castor yağı içindeki süspansiyonlar 21 gün boyunca UV–vis spektroskopisiyle takip edilmiş; kısa zincirli PPEMA polimeriyle modifiye edilen h-BN’nin en yüksek kolloidal stabiliteyi sağladığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, yağ asidi türevli metakrilatların RAFT yöntemiyle sentezlenip hBN yüzeyine kovalent olarak graft edilmesi, bu 2B nanomalzemenin yağlayıcı sistemlerdeki dispersiyon kararlılığını önemli ölçüde artırmıştır. Bu çalışma, RAFT tabanlı yüzey mühendisliğinin, apolar ortamlarda sınırlı kararlılık gösteren nanomalzemelerin pratik uygulamalarına entegrasyonu için etkili bir yöntem olduğunu ortaya koymaktadır.This MSc thesis focuses on enhancing the dispersion stability of hexagonal boron nitride (h-BN) nanoparticles in apolar lubricant media through surface polymer functionalization. For this purpose, RAFT (Reversible Addition–Fragmentation chain Transfer) polymerization, a controlled radical polymerization method, was employed to covalently graft oil-compatible polymer chains onto the h-BN surface. In the study, 2-hydroxyethyl methacrylate (HEMA) was esterified with fatty acids of different chain lengths (pentanoic, lauric, and palmitic) to synthesize lubricantcompatible methacrylate monomers (FAMA). These monomers were polymerized via RAFT polymerization to obtain carboxyl-terminated homopolymers with low polydispersity indices. The resulting polymers were grafted onto hydroxylated h-BN surfaces via DCC/DMAP-catalyzed esterification. The polymer-functionalized h-BN structures were characterized using FTIR, NMR, Raman spectroscopy, and XRD, while molecular weights of the polymer chains were determined by GPC (Mn: 4,073–4,370 g/mol). The analyses confirmed successful grafting and preservation of the h-BN crystalline structure. Dispersibility was assessed by monitoring 0.5 wt% suspensions in castor oil over 21 days using UV–vis spectroscopy, revealing that h-BN modified with the short-chain PPEMA polymer exhibited the highest colloidal stability. In conclusion, covalent grafting of fatty acid-derived methacrylate polymers synthesized via RAFT onto h-BN surfaces significantly improved the long-term dispersion stability of this 2D nanomaterial in lubricant systems. This study demonstrates the effectiveness of RAFT-based surface engineering as a strategy for integrating nanomaterials with limited colloidal stability into practical applications.Bu tez çalışması Necmettin Erbakan Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Koordinatörlüğü tarafından 24YLMER03001 numaralı proje ile desteklenmiştir
İlaç dirençli kanser hücrelerini hedefleyen protein parçalayıcıların ve probların geliştirilmesi
Yüksek Lisans TeziDrug resistance can be defined as a phenomenon in which drug efficacy is decreased or the drug is tolerated by the patient which requires either the use of increasing amount of the same drug or change of the drug. Therapeutic or diagnostic approaches targeting and discriminating against drug resistant cancer are of great importance. In this thesis, this challenge is addressed by the development of information processing, ratiometric fluorescent sensors responsive to cellular environmental parameters. Pyridinium BODIPY-based enzyme probes that are sensitive to only carboxylesterase or both carboxylesterase and nitroreductase enzymes were designed. Sensors are shown to display significant anti-Stokes shift upon conversion by the enzymes and can display distinct fluorescent output under different cellular states (i.e. hypoxic cancer microenvironment, sorafenib resistant state). This thesis also involves the research based on the development of novel targeted protein degradation chimera (PROTAC) against previously untargeted proteins Aldehyde dehydrogenase 1 (ALDH1), carboxylesterase (CE) and ABC Transporter Targeted proteins all of which are known to be involved in drug metabolization and/or resistance through either leading to chemical conversion of the drugs (carboxylesterases, ALDH1, nitroreductase), drug efflux (ABC Transporter) or inefficient treatment as a result of cancer stem cells mediated relapse of cancer after treatment. Efficient synthesis of the PROTACs is achieved as a part of the thesis and the initial data from the cell culture studies were collected.İlaç direnci, ilacın etkinliğinin vücut tarafından azaltıldığı veya ilacın tolere edildiği, aynı ilacın artan miktarının kullanılmasını veya ilacın değiştirilmesini gerektiren bir durum olarak tanımlanabilir. İlaç dirençli kanseri hedef alan ve dirençli hücreleri ayırt edebilen terapötik veya tanısal yaklaşımlar büyük önem taşımaktadır. Bu tezde, bu zorluk hücresel parametrelere yanıt veren, bilgi işleme kapasitesi olan, orantılı floresan sensörlerinin geliştirilmesiyle aşılmak istenmiştir. Bu amaç doğrultusunda, sadece karboksilesteraz veya hem karboksilesteraz hem de nitroredüktaz enzimlerine duyarlı olan piridinyum BODIPY tabanlı enzim probları tasarlanmıştır. Sensörlerin enzimler tarafından dönüştürüldüğünde önemli boyutta bir anti-Stokes kayması gösterdiği ve farklı hücresel durumlarda (hipoksik kanser mikro çevresi, sorafenib direnci gibi) belirgin floresan çıktı gösterebildiği anlaşılmıştır. Bu tez ayrıca daha önce hedeflenmemiş proteinlere karşı yeni hedefli protein yıkım kimerasının (PROTAC) geliştirilmesine dayalı araştırmayı da içerir. Aldehit dehidrogenaz 1 (ALDH1), karboksilesteraz (CE) ve ABC Taşıyıcı protein gibi daha önce bu yöntemle hedeflenmemiş proteinler için yeni PROTAC yapıları geliştirilmiştir. Hedeflenen proteinlerin, ilaçların kimyasal dönüşümüne (karboksilesterazlar, ALDH1, nitroredüktaz), ilacın hücre dışına atımına (ABC Taşıyıcı) veya tedaviden sonra kanser kök hücreleri aracılı kanser nüksetmesinin bir sonucu olarak etkisiz tedaviye yol açarak ilaç metabolizasyonunda ve/veya direncinde rol oynadığı bilinmektedir. PROTAC yapıları tez çalışması kapsamında sentezlenmiş ve hücre kültürü çalışmalarından ilk veriler toplanmıştır.Bu tez çalışması Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından 221Z058 numaralı proje ile desteklenmiştir.
Bu tez çalışması Necmettin Erbakan Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Koordinatörlüğü tarafından 23GÜAMER03001 numaralı proje ile desteklenmiştir
Nation branding and the use of celebrity in communication management
Yüksek Lisans TeziBu araştırma, Katar ve Suudi Arabistan’ın ulus markalaşma stratejileri çerçevesinde reklam kampanyalarında ünlüleri nasıl kullandığını analiz etmektedir. Bu bağlamda, hangi tür ünlülerin tercih edildiği ve bu ünlüler aracılığıyla hangi mersajların iletilmeye çalışıldığı detaylı bir şekilde analiz edilmektedir. Bu çalışmada kullanılan yöntem, içerik analizidir. İçerik analizi çerçevesinde hem nicel hem nitel analizi uygulanmıştır. Nitel içerik analizi olan tematik analizi yöntemiyle reklam videolarında kullanılan mesajları, temaları ve sembolleri sınıflandırılarak incelenmiştir. Bu çalışmanın sonuçları, Katar ve Suudi Arabistan’ın ünlü ve tanınmış şahsiyetleri ülke markalarını onarmak ve güçlendirmek için diplomatik bir araç olarak kullanmaya çalıştıklarını göstermektedir. İncelemeler, her iki ülkenin de ulus markalaşması süreçlerinde ünlü sporculardan, özellikle futbolculardan, diğer ünlü gruplara kıyasla daha fazla yararlandığını göstermektedir. Ayrıca, Katar ve Suudi Arabistan’ın reklam kampanyaları ve videolarının analizleri, bu ülkelerin odak noktasının üç temel unsur olan "Turizm", "Millet" ve "Kültür ve Miras" üzerinde yoğunlaştığını göstermektedir. Suudi Arabistan, Katar’a kıyasla, ünlüler aracılığıyla reklamlarında kültürel ve tarihi sembollerini ve Arap toplumunun değerlerini sergilemeye daha fazla özen göstermiştir.This research analyzes how Qatar and Saudi Arabia use celebrities in their advertising campaigns within the framework of nation branding strategies. In this context, it examines in detail the types of celebrities preferred and the messages conveyed through these figures. The method used in this study is content analysis. Within the framework of content analysis, both quantitative and qualitative analyses have been applied. Through the qualitative content analysis method of thematic analysis, the messages, themes, and symbols used in advertising videos were classified and examined. The findings of this study indicate that both Qatar and Saudi Arabia utilize well-known and popular celebrities as diplomatic tools to repair and strengthen their nation brand. The analysis shows that both countries rely more on famous athletes, particularly footballers, compared to other celebrity groups in their nation branding processes. Additionally, the analysis of Qatar and Saudi Arabia’s advertising campaigns and videos reveals that these countries focus primarily on three key elements: "Tourism," "People," and "Culture&Heritage". Compared to Qatar, Saudi Arabia places greater emphasis on showcasing its cultural and historical symbols and the values of Arab society in its advertisements through celebrities
Determination of security conditions in temporary shelter areas after disaster
Yüksek Lisans TeziAfet sonrası geçici barınma alanları, yalnızca fiziksel barınma ihtiyacını karşılayan geçici yapılar değil; aynı zamanda temel insani yaşam hizmetlerinin kesintisiz biçimde sağlanması gereken, çok boyutlu müdahale alanlarıdır. Bu alanlar; barınma, suya erişim, hijyen, gıda, sağlık, mekânsal organizasyon, güvenlik ve psikososyal destek gibi birbiriyle ilişkili birçok bileşeni bünyesinde barındırır. Bu çalışma, afet sonrası geçici barınma süreçlerini mimarlığın temel yaklaşımı olan insan ihtiyaçlarını anlama, analiz etme ve bu ihtiyaçlara fiziksel çevre yoluyla yanıt üretme sorumluluğu çerçevesinde ele almaktadır. Mimarlık, yalnızca yapı üretmekle sınırlı olmayan; aynı zamanda yaşam koşullarını biçimlendiren, insan onurunu koruyan ve çok aktörlü kriz ortamlarında çözüm üretme kapasitesine sahip bir disiplindir. Bu bağlamda güvenlik kavramı da yalnızca fiziksel tehditlerden korunma olarak değil, çevresel, toplumsal ve psikolojik düzeylerde yeniden tanımlanmakta; mimarın rolü, bu çok boyutlu güvenlik ihtiyacını fark eden, analiz eden ve bu doğrultuda nitelikli mekânsal çözümler üreten bir düşünsel aktör olarak öne çıkmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada, geçici barınma alanlarındaki güvenlik koşullarını su temini, beslenme, hijyen, mekânsal yerleşim ve psikososyal destek gibi bileşenler üzerinden analiz eden ve bu koşulları derecelendirilebilir biçimde sınıflandırmaya olanak tanıyan kapsamlı bir model önerisi geliştirilmiştir. Model; planlama, uygulama, izleme, kalite yönetimi, sorun tespiti ve çözümü, raporlama ve denetim gibi süreçlerde karar alıcılar ve uygulayıcılar için yönlendirici bir değerlendirme çerçevesi sunmaktadır. Bu çalışma, geçici barınma alanlarında hizmetlerin kısa sürede organize edilmesini kolaylaştıran, çok bileşenli yaşam sistemlerinin entegrasyonunu mümkün kılan ve mimarın gereksinim duyarlılığıyla yönettiği fiziksel çevrenin kurulmasında aktif bir düşünsel ve uygulayıcı rol üstlendiği bir sürece işaret etmektedir. Bu yönüyle mimarlık, afet sonrası geçici barınma yönetiminde güvenlik, yaşam kalitesi ve insan onuru ekseninde sürdürülebilir çözümler üretmenin merkezinde yer almaktadır.Temporary post-disaster shelters are not only temporary structures that meet physical shelter needs; they are also multi-dimensional intervention areas where basic human life services must be provided without interruption. These areas include many interrelated components such as shelter, access to water, hygiene, food, health, spatial organization, security and psychosocial support. This study examines postdisaster temporary shelter processes within the framework of architecture's fundamental approach of understanding, analyzing and responding to human needs through the physical environment. Architecture is a discipline that is not limited to producing buildings; it also shapes living conditions, protects human dignity and has the capacity to produce solutions in multi-actor crisis environments. In this context, the concept of security is redefined not only as protection from physical threats, but also at environmental, social and psychological levels; the role of the architect comes to the fore as an intellectual actor who recognizes, analyzes and produces qualified spatial solutions in this direction. In this context, a comprehensive model proposal has been developed in the study that analyzes the security conditions in temporary shelters through components such as water supply, nutrition, hygiene, spatial settlement and psychosocial support and allows these conditions to be classified in a gradable manner. The model provides a guiding evaluation framework for decision-makers and practitioners in processes such as planning, implementation, monitoring, quality management, problem detection and solution, reporting and auditing. This study points to a process that facilitates the organization of services in temporary shelters in a short time, enables the integration of multi-component living systems and where the architect assumes an active intellectual and implementing role in the establishment of the physical environment that is managed with sensitivity to needs. In this respect, architecture is at the center of producing sustainable solutions in the post-disaster temporary shelter management on the axis of security, quality of life and human dignity
The effect of the use of educational games in the living world unit of the science course on the academic success of 5th grade students and their motivation towards learning science
Yüksek Lisans TeziBu araştırmada, farklı eğitsel oyunlar kullanılarak işlenen dersin öğrencilerin akademik başarıları ve fen öğrenmeye yönelik motivasyonlarına olan etkisini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla 5. sınıf fen bilimleri dersi “Canlılar Dünyası” ünitesinde fen bilimleri dersi öğretim programına ek olarak eğitsel oyun ile öğretiminin öğrencilerin akademik başarı ve fen öğrenmeye yönelik motivasyonları üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırma karma desene göre tasarlanmıştır. Araştırmada nicel veriler toplanırken ön test son test yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırma 2023-2024 eğitim öğretim yılında Aksaray’ın Eskil ilçesinde 2 köy okulunda 5. sınıfta öğrenimine devam etmekte olan 25 öğrenci ile yapılmıştır. Köy okullarından biri deney grubunu (N=12) diğeri kontrol grubunu (N=13) oluşturmuştur. Araştırma toplam 4 hafta sürmüştür. Araştırmanın nicel verileri “Canlılar Dünyası Akademik Başarı Testi” ve “Fen Öğrenmeye Yönelik Motivasyon Ölçeği” ile nitel verileri ise “Görüşme Formu” ile toplanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen nicel verilerin analizi SPSS programı kullanılarak yapılmıştır. Bağımlı ve bağımsız örneklem t-testleri ile sonuçlar karşılaştırılmıştır. Nitel verilerin analiz sürecinde ise içerik analizi yöntemine başvurulmuştur. Elde edilen bulgulardan ulaşılan sonuçlara göre eğitsel oyun kullanımı sonucunda akademik başarı ve fen öğrenmeye yönelik motivasyonda deney grubunun lehine anlamlı fark bulunmuştur. Ayrıca deney grubundan rastgele seçilen öğrencilere uygulanan görüşme formu sonucunda eğitsel oyunların öğrencilerde eğlendirme, heyecanlandırma, mutlu etme, kalıcı öğrenme, kolay anlama gibi duyuşsal ve bilişsel özelliklerinde olumlu etkileri olduğu görülmüştür.In this study, it was aimed to examine the effect of the lesson taught using different educational games on the students' academic success and motivation towards learning science. For this purpose, the effect of teaching with educational games in addition to the science teaching program in the "Living World" unit of the 5th grade science course on the students' academic success and motivation towards learning science was investigated. The research was designed according to a mixed design. In the research, a pre-test post-test quasiexperimental design was used to collect quantitative data. The research was conducted in the 2023-2024 academic year with 25 students studying in the 5th grade in 2 village schools in Eskil district of Aksaray. One of the village schools formed the experimental group (N=12) and the other the control group (N=13). The research lasted a total of 4 weeks. The quantitative data of the research were collected with the "World of Living Things Academic Achievement Test" and "Science Learning Motivation Scale", and the qualitative data were collected with the Interview Form. The analysis of the quantitative data obtained as a result of the research was done using the SPSS program. The results were compared with dependent and independent sample t-tests. In the analysis process of the qualitative data, the content analysis method was used. According to the results obtained from the obtained findings, a significant difference was found in favor of the experimental group in academic success and motivation for learning science as a result of the use of educational games. In addition, as a result of the interview form applied to randomly selected students from the experimental group, it was seen that educational games had positive effects on students' affective and cognitive characteristics such as entertaining, stimulating, making happy, permanent learning, and easy understanding
Adaptation of Sabahattin Ali's stories "Pazarcı" and "Arabalar Beş Kuruşa" to A2 level in teaching English to foreigners
Yüksek Lisans TeziEdebiyatın karmaşık dokusu, kültürler arasında bir köprü görevi görerek toplumsal normlara, insan duygularına ve bir dilin zengin mirasına dair içgörüler sunar. Türk edebiyatında önemli bir isim olan Sabahattin Ali hem kendi zamanının tarihsel bağlamıyla hem de sıradan bireylerin deneyimleriyle derinden yankılanan eserler kaleme almıştır. “Pazarcı” ve “Arabalar Beş Kuruşa” isimli öykülerin Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi A2 seviyesi için uyarlanması, orijinal anlatıların özünü koruyarak edebî zenginliği erişilebilir bir dille buluşturan ve dil eğitimi için özgün bir model sunan bir çalışmadır. Dil, temalar ve karakter etkileşimlerini basitleştirerek eğitimciler Sabahattin Ali’nin anlatılarının özünü korurken öğrencileri etkili bir şekilde meşgul edebilirler. Bu tür uyarlamaların faydaları yalnızca kelime dağarcığı edinmenin ötesine geçmektedir; kültürel anlatılarla bir bağ kurar ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirebilir. Dil öğrencileri basitleştirilmiş ancak derin metinlere daldıkça, dil ve kültürün karmaşıklıklarında gezinmek için güçlendirilirler ve bu da edebiyatımıza ömür boyu değer vermeleri için ortam hazırlar. Bu şekilde, uyarlama süreci yalnızca eğitim amaçlarına hizmet etmekle kalmaz, aynı zamanda öğrencilerin kendi kimlikleri ve etraflarındaki dünya hakkında anlayışlarını da zenginleştirir.The complex fabric of literature serves as a bridge between cultures, offering insights into social norms, human emotions, and the rich heritage of a language. Sabahattin Ali, a significant figure in Turkish literature, wrote works that deeply resonate with the historical context of his time and the experiences of ordinary individuals. The adaptation of his stories, “Pazarcı” and “Arabalar Beş Kuruşa,” for the A2 level of Teaching Turkish as a Foreign Language, represents a unique model that combines literary richness with accessibility while preserving the essence of the original narratives. By simplifying language, themes, and character interactions, educators can effectively engage students while retaining the core of Ali’s narratives. The benefits of such adaptations extend beyond vocabulary acquisition, fostering a connection with cultural narratives and enhancing critical thinking skills. As language learners immerse themselves in simplified yet profound texts, they are empowered to navigate the complexities of language and culture, fostering a lifelong appreciation for literature. Thus, the adaptation process not only serves educational purposes but also enriches students’ understanding of their own identities and the world around them
Tricuspid annuloplasty: A step not to be overlooked in mitral valve surgery?
Amaç: Mitral kapak replasmanı (MVR) uygulanan hastalarda operasyon öncesi triküspit
yetmezliği (TY) derecesi ile operasyon sonrası TY' nin seyri arasındaki ilişki
değerlendirilmiş; aynı zamanda eş zamanlı triküspit kapak replasmanı (TRA) yapılmasının
uzun dönem sonuçlara etkisi araştırılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Kalp ve Damar
Cerrahisi Kliniği’nde 2016-2019 yılları arasında izole MVR yapılan ve MVR+TRA yapılan
hastalar retrospektif olarak incelendi. Toplam 420 hastadan daha önce kardiyak cerrahi
öyküsü olan, ek cerrahi prosedür uygulanan (koroner arter bypass greft (KABG), aort kapak
cerrahisi, aort cerrahisi vs.), 18 yaşından küçük olan, gebe ve/veya emziren kadınlar,
malignite tanısı olanlar, acil operasyona alınan hastalar, DeVega annüloplasti yapılan
hastalar çalışma dışı bırakılarak 129 hasta retrospektif olarak incelendi. MVR yapılan
hastalar eş zamanlı TRA yapılıp yapılmamasına göre iki gruba ayrılmıştır (Grup 1: İzole
MVR, Grup 2: MVR + TRA). Hastaların demografik verileri, kardiyopulmoner bypass
(KPB) ve kros klemp zamanı, hastaların operasyon öncesi ve beş yıl sonraki kontrol
ekokardiyografik verileri karşılaştırılmıştır.
Bulgular: Çalışmaya 129 hasta dahil edilmiş olup, olguların %55’i (n=71) sadece mitral
kapak replasmanı (MVR), %45’i (n=58) ise MVR ile birlikte triküspit ring annüloplasti
(TRA) uygulanan gruptan oluşmaktadır. Çalışmaya dahil edilen MVR ve MVR+TRA işlemi
yapılan hastaların cinsiyet, preoperatif atriyal fibrilasyon (AF), postoperatif beşinci yılında
AF varlığı, ek hastalık yönlerinden benzer oldukları saptandı (p>0,05). MVR+TRA yapılan
hasta grubunun yaş ortalamasının izole MVR yapılan hastaların yaş ortalamasına göre
istatistiksel olarak anlamlı yüksek olduğu belirlendi (p=0,017). Hastalardan izole MVR
yapılan grubun postoperatif beşinci yılında ölçülen sol ventrikül diyastol sonu uzunluğu
(LVDD), sol ventrikül sistol sonu uzunluğu (LVSD), sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu
(LVEF) ve sol atrium (LA) çap değerleri preop ölçülen değerlerine göre istatistiksel olarak
anlamlı düşük saptandı (p<0,001, p=0,006, p<0,001, p=0,004). MVR ile eş zamanlı TRA
yapılan hasta grubunda ise postoperatif beşinci yılında ölçülen LVSD, LA çap ve PAB
değerleri preoperatif ölçülen değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı
(p=0,013, p=0,042, p<0,001). Postoperatif beşinci yılında ölçülen IVS kalınlığı ve pulmoner
hız değerleri ise preoperatif dönemde ölçülen değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı
yüksek bulundu (p=0,006, p=0,002).
Sonuç: Triküspit kapak yetmezlik derecesi düşük ve orta olan hastalarda triküspit kapağa
müdahale gerekliği olup olmadığı halen tartışmalıdır. Yapılan analizler sonucunda, izole
MVR uygulanan hastalarda postoperatif dönemde triküspit yetmezliğinde anlamlı artış
gözlenirken, eş zamanlı triküspit ring annüloplasti (TRA) yapılan hastalarda TY
düzeylerinde belirgin azalma saptanmıştır. Ayrıca, MVR+TRA yapılan grupta izole MVR
yapılan gruba göre LVEF değerinde anlamlı istatistiksel anlamlı düşüş saptanmaması TRA
eklenmesinin uzun dönem kontraktilite fonksiyonlarında koruma sağlayabileceğini
göstermektedir. Bu bulgular, özellikle hafif ve orta derecede triküspit yetmezliği bulunan
hastalarda cerrahi karar sürecinde TRA’nın da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya
koymaktadırObjective: This study aimed to evaluate the relationship between preoperative tricuspid
regurgitation (TR) severity and its postoperative progression in patients undergoing mitral
valve replacement (MVR), and to investigate the long-term outcomes of concomitant
tricuspid ring annuloplasty (TRA).
Materials and Methods: This retrospective study included patients who underwent isolated
MVR or MVR combined with TRA at the Department of Cardiovascular Surgery, Necmettin
Erbakan University Meram Faculty of Medicine, between 2016 and 2019. Of the initial 420
patients, those with a history of prior cardiac surgery, additional procedures (e.g., CABG,
aortic valve or aortic surgery), those under 18 years of age, pregnant or lactating women,
patients with malignancy, emergency operations, or DeVega annuloplasty were excluded.
A total of 129 patients were included and divided into two groups based on whether TRA
was performed (Group 1: isolated MVR; Group 2: MVR + TRA). Demographic data,
cardiopulmonary bypass (CPB) and cross-clamp times, and preoperative and postoperative
(5-year follow-up) echocardiographic parameters were compared.
Results: Of the 129 patients, 55% (n=71) underwent isolated MVR, and 45% (n=58)
underwent MVR with concomitant TRA. Both groups were similar in terms of gender,
preoperative and postoperative atrial fibrillation (AF), and comorbidities (p>0.05). The
mean age of patients in the MVR+TRA group was significantly higher than in the isolated
MVR group (p=0.017). At the 5-year postoperative follow-up in the isolated MVR group,
left ventricular end-diastolic diameter (LVDD), end-systolic diameter (LVSD), left
ventricular ejection fraction (LVEF), and left atrial (LA) diameter were significantly lower
compared to preoperative values (p<0.001, p=0.006, p<0.001, p=0.004). In the MVR+TRA
group, at the 5-year postoperative LVSD, LA diameter, and pulmonary artery pressure
(PAP) were significantly decreased (p=0.013, p=0.042, p<0.001), while interventricular
septal (IVS) thickness and pulmonary velocity increased significantly (p=0.006, p=0.002).
Conclusion: The need for tricuspid valve intervention in patients with mild to moderate TR
remains controversial. Our analysis revealed that postoperative TR progression was
significantly higher in the isolated MVR group, whereas in the MVR+TRA group, TR
severity significantly decreased. Additionally, the absence of a significant postoperative
decline in LVEF in the MVR+TRA group suggests that concomitant TRA may help preserve
long-term contractile function. These findings indicate that TRA should be considered in
the surgical decision-making process for patients with mild to moderate TR
The role of government policies in economic development of People's Republic of China: 1644-2024
Yüksek Lisans TeziÇin Halk Cumhuriyeti ekonomisi son yıllarda ekonomik açıdan şaşırtıcı derecede hızlı büyüme performansı kaydetmiştir. 1949 yılında yeni kurulduğunda fakir ve geri kalmış bir ülke iken aradan geçen 75 yılda dev bir ekonomiye dönüşmüştür. Bu dereceye yükselmesinde hükümet politikaları önemlidir. Çin’in uyguladığı ekonomi politikasının kökeni de geçmişine dayanmaktadır. Çin’in en son hanedanlığı olan Qing hanedanlığı döneminden itibaren ekonomik olaylar ve politikalar sıklıkla gündeme gelmeye başlamıştır. Özellikle Birinci ve İkinci Afyon Savaşları ekonomi temelli savaşlardır. 1911 yılında bu hanedanlığın yıkılmasının da ekonomik nedenlerle sıkı ilişkisi bulunmaktadır. Akabinde kurulan Çin Cumhuriyeti de ekonomik sorunlarla baş edememiştir. 1949 yılında kurulan Çin Halk Cumhuriyeti ise başlangıçta SSCB modeli merkezi planlama ekonomi modelini benimsemişken 1978 yılında merkezi planlama modelinden vazgeçerek piyasa ekonomik modeline geçiş yapmıştır. Bu dönüşüm Çin’in günümüzdeki dev ekonomiye dönüşmesinde kritik rol oynamıştır. Daha sonra DTÖ’ye üye olmasıyla Çin’in daha da gelişebilmesinin önü açılmıştır ve 2013 yılında “bir kuşak-bir yol” projesi ile dünya gündeminde ilk sıralarda yer almıştır. 2018 yılında ABD ile girişilen ticaret savaşı ve 2019 yılında ortaya çıkan Covid-19 salgını nedeniyle ekonomik büyümesi yavaşlama eğilimi gösterse de, günümüzde hızlı gelişiminin devam ettiği söylenmektedir.China’s economy has grown at an astonishingly fast pace in recent years. In 1949, when it was newly founded, it was a poor and backward country; today, 75 years later, it has become a giant economy. Government policy is important in its rise to this level. China’s economic policy is rooted in its past. Since the Qing dynasty, the last dynasty of China, economic events and policies have been on the agenda. Especially the first and second opium wars were economic-based wars. In 1911, the collapse of this dynasty was also closely related to economic reasons. The Republic of China, which was established later, could not cope with economic problems. Founded in 1949, the People’s Republic of China adopted the USSR model of central planning economic model when it was first established, but in 1978 it abandoned the central planning model and switched to the market economy model. This transformation played a critical role in China’s transformation into the current giant economy. Later, China’s accession to the WTO paved the way for its further development, and in 2013, with the “one belt-one road” initiative, it was at the top of the world agenda. Although its economic growth tended to slow down due to the trade war with the US in 2018 and the Covid-19 pandemic that emerged in 2019, it is said to continue to develop rapidly in the press today