Necmettin Erbakan University Institutional Repository
Not a member yet
18430 research outputs found
Sort by
Three-dimensional evaluation of the maxillary sinus and farengeal airway in patients different skeletal malocclusions using cone beam computed tomography
Amaç: Bu çalışmada, yetişkin hastaların Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntülerinde sinus maxillaris (SM), pharynx ve palatum durum (PD)’un morfometrik parametrelerinin ölçümü ile sinonazal morfolojik varyasyonların belirlenmesi ve elde edilen verilerin iskeletsel maloklüzyon, yaş, cinsiyet ve lateralizasyona göre değerlendirilmesi amaçlandı.
Yöntem: Çalışmamızda 18-51 yaş aralığındaki toplam 274 (124 erkek, 150 kadın) hastanın KIBT görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Tüm morfometrik ve morfolojik parametrelerin değerlendirilmesi için 3D-Slicer yazılımı kullanıldı. SM hacmi (SMH), septum nasi deviasyonu (SND), hipertrofiye concha nasalis inferior (HCNI), premolar ve molar diş seviyelerinde PD genişliği (PDG) ve yüksekliği (PDY), pharynx bölümlerinin hacimleri, pharynx en dar yerinin sagittal (SPÇ) ve transvers çapı (TPÇ) ölçüldü. Middle concha bullosa (MCB), paradoksal concha nasalis medius (PCNM), septum nasi pnömatizasyonu (SNP), inferior concha bullosa (ICB), processus uncinatus (PU), aksesuar ostium sinus maxillaris (AOSM) ve hyoid açısının yönü (HAY) morfolojik olarak değerlendirildi.
Bulgular: SMH erkeklerde kadınlardan daha yüksek bulunurken, artan yaşla birlikte azaldığı görüldü. Class III maloklüzyonlu bireylerde SMH en yüksek, Class II maloklüzyonlu bireylerde en düşük bulundu. Ağır SND görülen tarafta hipoplazik SM ve AOSM oranı yüksek, MCB ve HCNI’un kontralateralinde orta ve ağır SND görülme oranı yüksek bulundu. Class II maloklüzyon grubunda velofarengeal hacim (VPH), orofarengeal hacim (OPH), toplam farengeal hacim (TPH), SPÇ ve TPÇ diğer gruplara oranla daha düşük saptandı. PDG Class III’te; PDY Class II’de daha büyük bulundu. Pozitif HAY (HAYP) frekansı Class II’de en düşük, negatif HAY (HAYN) frekansı Class I’de en düşüktü. HAYN grubunda OPH ve hipofarengeal hacim (HPH), HAYP grubundan daha yüksek saptandı.
Sonuç: Pharynx bölümleri, SM, PD ve sinonazal varyasyonların morfometrik ve morfolojik yapısının incelenmesi bu bölgeye yapılacak klinik ve cerrahi uygulamalar açısından oldukça önemlidir. Ayrıca, bu anatomik yapılar arasındaki ilişkinin iskeletsel maloklüzyon, yaş, cinsiyet ve lateralizasyona göre değişimine ilişkin elde edilen veriler, bölgeyi konu alan ileride yapılacak çalışmalara faydalı bir veri tabanı oluşturması açısından değerlidir.Objective: The aim of this study was to determine sinonasal morphological variations by measuring the morphometric parameters of the sinus maxillaris (SM), pharynx and palatum durum (PD) on Cone Beam Computed Tomography (CBCT) images of adult patients and to evaluate the obtained data according to skeletal malocclusion, age, gender and lateralization.
Method: In our study, CBCT images of a total of 274 patients (124 males, 150 females) aged 18-51 years were retrospectively analyzed. 3D-Slicer software was used to evaluate all morphometric and morphologic parameters. SM volume (SMV), septum nasi deviation (SND), concha nasalis inferior hypertrophy (HCNI), PD width (PDW) and height (PDH) at premolar and molar tooth levels, volumes of pharynx segments, sagittal (SPD) and transverse diameter (TPD) of the narrowest part of the pharynx were measured. The middle concha bullosa (MCB), paradoxical concha nasalis medius (PCNM), septum nasi pneumatization (SNP), inferior concha bullosa (ICB), processus uncinatus (PU), accessory ostium sinus maxillaris (AOSM) and the direction of the hyoid angle (HAY) were evaluated morphologically.
Results: SMH was higher in males than females and decreased with increasing age. SMH was highest in individuals with Class III malocclusion and lowest in individuals with Class II malocclusion. The rate of hypoplasic SM and AOSM was high on the side with severe SND, and the rate of moderate and severe SND was high contralateral to the MCB and HCNI. In the Class II malocclusion group, velopharyngeal volume (VPH), oropharyngeal volume (OPH), total pharyngeal volume (TPH), SPD and TPD were found to be lower than the other groups. PDW was found to be larger in Class III and PDH in Class II. The frequency of positive HAY (HAYP) was the lowest in Class II and the frequency of negative HAY (HAYN) was the lowest in Class I. OPH and hypopharyngeal volume (HPV) were higher in the HAYN group than in the HAYP group.
Conclusion: Preoperative examination of the morphometric and morphologic structure of the pharyngeal segments, SM, PD and sinonasal variations is very important for clinical and surgical applications in this region. In addition, the data obtained regarding the changes in the relationship between these anatomical structures according to age, gender and lateralization are valuable in terms of creating a useful database for future studies on this region
The effect of clinoptilolite use on Bifidobacterium bifidum cultures produced by different drying methods
Yüksek Lisans TeziGünümüzde, probiyotik mikroorganizmaların kurutma ve depolama süreçleri boyunca canlılıklarını koruyabilmeleri, fonksiyonel gıda ve farmasötik uygulamalar açısından önemli bir zorluk oluşturmaktadır. Bu çalışmada, klinoptilolit (zeolit), yağsız süt tozu ve bunların kombinasyonunun, Bifidobacterium bifidum kültürlerinin canlılığı üzerindeki koruyucu etkileri; dondurarak kurutma ve vakum kurutma yöntemleri kullanılarak araştırılmıştır. Deneysel gruplarda; %20 süt tozu (a/h), %20 (a/h) zeolit ve %10 (a/h) süt tozu + %10 (a/h) zeolit kombinasyonu kullanılmıştır. Örneklerin başlangıçtaki mikroyapısal özellikleri alan emisyonlu taramalı elektron mikroskobu (FE-SEM) ile karakterize edilmiş, ardından 4 °C'de 90 gün boyunca depolanarak mikrobiyal canlılık, nem içeriği, su absorbsiyonu, pH ve toplam titredilebilir asitlik (TTA) parametreleri periyodik olarak izlenmiştir. Elde edilen bulgular, hem kurutma yönteminin hem de taşıyıcı bileşiminin probiyotik stabilitesi üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermiştir. Dondurarak kurutulmuş süt tozu içeren örneklerde (LS), canlılık en yüksek seviyede korunumuş (0,03 log kob/g kayıp), buna karşılık, yalnızca zeolit içeren vakum kurutulmuş örneklerde (VZ) en fazla canlılık kaybı görülmüş ve probiyotik etki için kabul edilen minimum düzeyin (10⁶ kob/g) altına inmiştir. Süt tozu zeolitin kombinasyonundan oluşan matris (LK) ise sinerjik bir koruyucu etki göstererek 0,47 log kob/g canlılık kaybı ile yüksek koruma sağlamış, pH stabilitesini korumuş ve depolama süresince nem absorbsiyonuna karşı dirençli bir yapı sergilemiştir. FE-SEM görüntüleri, bu bileşik matrisin hücre bütünlüğü ve fiziksel yapısı üzerindeki koruyucu etkisini doğrulamıştır. Çalışma, zeolitin nem düzenleyici ve pH tamponlama özellikleri ile süt tozunun biyokimyasal koruyucu sinerjistik birleşiminin, B. bifidum'un canlılığını etkili şekilde koruduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgular, protein-şeker bazlı ve mineral bazlı koruyucuların entegrasyonunun, ticari olarak kullanılabilecek stabil probiyotik tozlarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini göstermektedir.Today, maintaining the viability of probiotic microorganisms throughout drying and storage remains a major challenge for both functional food and pharmaceutical applications. This study explored the protective effects of clinoptilolite (zeolite), skim milk powder, and their combination on the viability of Bifidobacterium bifidum cultures, using freeze-drying and vacuum-drying methods. The experimental groups included 20% (w/v) milk powder, 20% (w/v) zeolite, and a combination of 10% milk powder + 10% zeolite. The initial microstructural properties of the samples were characterized by field emission scanning electron microscopy (FE-SEM), after which they were stored at 4 °C for 90 days with periodic monitoring of microbial viability, moisture content, water absorption, pH, and total titratable acidity (TTA). The results showed that both the drying method and the choice of carrier significantly influenced probiotic stability. Among the samples, those containing freeze-dried milk powder (LS) retained the highest viability, with a minimal loss of just 0.03 log cfu/g. In contrast, the vacuum-dried samples containing only zeolite (VZ) experienced the greatest loss in viability, dropping below the minimum required viability threshold for probiotics (10⁶ cfu/g). Interestingly, the combination matrix of milk powder and zeolite (LK) demonstrated a synergistic protective effect, showing only 0,47 log cfu/g loss. This blend not only helped maintain pH stability but also provided resistance to moisture absorption during storage. FE-SEM images supported these findings by confirming the protective impact of the composite matrix on cell integrity and physical structure. Overall, the study demonstrated that the synergistic combination of zeolite's moisture-regulating and pH-buffering properties with milk powder's biochemical protective effects effectively preserved the viability of B. bifidum. These findings suggest that integrating mineral-based and protein-sugar-based protectants could be a promising approach for developing stable, commercially viable probiotic powders.Bu tez çalışması Necmettin Erbakan Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Koordinatörlüğü tarafından 24AB19004 numaralı proje ile desteklenmiştir
Foundations and endowment works of Bayezid II's daughters
Doktora TeziBu çalışma, II. Bayezid’in kızlarının kurdukları vakıfları ve inşa ettirdikleri mimari eserleri ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. II. Bayezid’in tespit edilebilen on üç kızı vardır. II. Bayezid kızlarına; Çanakkale, Kocaeli, Bursa, Üsküp, Kratova, Zihne, Serez, Drama ve Dimetoka’da çeşitli topraklar temlik etmiştir. II. Bayezid’in kızlarının bir kısmı kendi başlarına, bir kısmı eşleriyle birlikte, kendilerine temlik edilen toprakların gelirleriyle Çanakkale, İstanbul, Bursa, Edirne, Üsküp, Zihne ve Serez’de, cami, medrese, muallimhâne, imârethane, zâviye, türbe, çeşme türünde eserler inşa ettirmişlerdir. Bu eserlerin birkaçı dışında hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. II. Bayezid’in kızlarının yaptırdıkları eserlerin süreklilikleri için kurdukları vakıflar dışında mutasavvıfların zaviye ve türbeleri için kurdukları vakıflar bulunmaktadır. II. Bayezid’in kızlarının kurdukları bu vakıfların ve inşa ettirdikleri eserlerin ortaya çıkarılması için Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri/Osmanlı Arşivi belgeleri, in’âmât, muhasebe ve tahrir defterleri ana kaynak olarak kullanılmıştır. Vakfiyeler ve arşiv belgeleri ışığında vakıfların işleyişine dair bilgiler ortaya çıkarılmış, kaynaklardan tespit edilen mimari eserlerin yerleri tarihi haritalar vasıtasıyla tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayakta kalan birkaç eser ise mimari olarak incelenmiştir. Çeşitli padişahların kızlarının kurdukları vakıfları ve mimari eserlerini inceleyen çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Fakat padişah kızlarına dair gerçekleştirilen bu çalışmalar valide sultanlar üzerine gerçekleştirilen çalışmalara nazaran daha az sayıdadır. Az sayıdaki bu çalışmalar ise genellikle tek bir kişinin vakıflarının ve mimari eserlerinin incelenmesi üzerine olmuştur. Bu sebeple gerçekleştirdiğimiz çalışma, tek bir padişahın tüm kızlarının vakıflarını ve mimari eserlerini inceleyerek bir döneme ışık tutmayı amaçlamıştır. Böylece bu çalışmayla aynı ve yakın yüzyıllarda yaşamış padişah kızlarının vakıf kurma, mimari eser inşa etme kültürleri ortaya konularak, bu alanda yapılacak yenilikçi çalışmalara öncül olacaktır.This thesis aims to reveal the institutions established and the architectural works built by Bayezid II’s daughters. Bayezid II had thirteen daughters who were identified. He granted lands in Çanakkale, Kocaeli, Bursa, Skopje, Kratova, Zihne, Serres, Drama, and Dimetoka to his daughters. Thanks to the income from their rightfully assigned lands, Bayezid II’s daughters helped build mosques, madrasahs, muallimhânes, imârethhanes, zawiyas, tombs, and fountains in Çanakkale, Istanbul, Bursa, Edirne, Skopje, Zihne, and Serres. Some of them did it on their own, and some did it with the help of their husbands. Except for a few, most of these buildings have not survived to the present day. Besides establishing foundations for the continuity of their works, Bayezid II’s daughters also established foundations containing tombs and zawiyas of Sufis. To reveal the architectural works and the foundations established by Bayezid II's daughters, certain archives were analyzed. Documents from the General Directorate of Foundations and the State Archives, some in'âmât registers, accounting records, and land registry books were used as the primary sources for this analysis. Enlightened by the endowments and archival documents, information on how foundations functioned was revealed. Moreover, the locations of the architectural works were identified from the sources. They were determined through historical maps. The daughters' few surviving architectural works have been analyzed by their architectural features. There are multiple studies that examine the foundations and the architectural work established by Bayezid II's daughters. However, these studies are fewer in number compared to the studies on Valide Sultan. These few studies have generally focused on the foundations and architectural works of a single daughter. For this reason, this study aims to shed light on a period by examining the foundations and architectural works of all the daughters of a single Sultan. Thus, this study will reveal the culture of establishing foundations and building architectural works of the daughters of sultans who lived in the same and nearby centuries, and will be a precursor to innovative studies in this field
The contribution of contemporary poet and critician Ali Ahmed Said Eşber (Adonis) to modern Arabic literature
Yüksek Lisans TeziBu tez, modern Arap edebiyatının öncülerinden Adonis’in (Ali Ahmed Said Eşber) Arap edebiyatına yaptığı katkıları kapsamlı bir biçimde incelemeyi ve kendisinin Türkiye’deki tanınırlığını artırmayı amaçlamaktadır. Araştırmada öncelikle Adonis’in şiirinde öne çıkan mitolojik, imgeci, sürrealist ve sembolist unsurlar, ayrıca tasavvufi etkiler detaylandırılmış; Adonis’in kendine özgü şiir dili ve estetik anlayışı ortaya konulmuştur. Çalışma, Adonis’in Arap edebiyatının klasik mirasına karşı eleştirel bir tutum sergileyerek, dini kaygılardan uzak, özgür ve yenilikçi bir Arap edebiyatı inşa etme amacını vurgulamaktadır. Bu yönüyle Adonis’in, modern Arap şiirinde geleneksel formların dışına çıkarak bireysel ifade ve kültürel bellek kavramlarına yeni bir soluk getirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, Adonis’in eserlerinin modern Arap kimliğinin yeniden inşasına ve Arap dünyasındaki edebi ve kültürel tartışmalara katkısı da değerlendirilmiştir. Böylelikle çalışma, Adonis’in modern Arap edebiyatındaki dönüştürücü rolünü ve şiirsel mirasını kapsamlı bir şekilde ortaya koymaktadır.This thesis aims to provide a comprehensive analysis of the contributions of Adonis (Ali Ahmad Said Esber), one of the leading figures in modern Arabic literature, and to enhance his recognition in Turkey. The study first elaborates on the mythological, imagistic, surrealist, and symbolist elements that characterize Adonis’s poetry, alongside the influence of Sufi thought, highlighting his unique poetic language and aesthetic perspective. The research underscores Adonis’s critical stance toward the classical heritage of Arabic literature and his aspiration to construct a liberated and innovative Arabic literature that is free from religious constraints. In this respect, it is concluded that Adonis has played a transformative role in modern Arabic poetry by breaking away from traditional forms and introducing fresh perspectives on individual expression and cultural memory. Additionally, the study evaluates Adonis’s contributions to the reconstruction of modern Arab identity and to literary and cultural debates in the Arab world. Thus, this thesis comprehensively reveals the transformative impact and poetic legacy of Adonis in modern Arabic literature
An African Vulture Optimization Algorithm-based approach for the problem of location temporary shelters in disaster management
Yüksek Lisans TeziDoğal afetlerin yıkıcı etkileri, nüfusun çoğalması, şehirleşmenin artması ve şehirlerdeki yapıların büyümesi ile insan hayatı için tehdit oluşturmaktadır. Doğal afetler sebebiyle her yıl binlerce can kaybı yaşanmaktadır. Araştırmacılar insan hayatı üzerindeki bu tehdidi azaltabilmek ve afetlerin yıkıcı etkisini minimum seviyeye indirebilmek adına afet yönetimi ile ilgili çalışmalar gerçekleştirmektedir. Afet Yönetimi operasyonlarının aşamaları (1) azaltma, (2) hazırlık, (3) müdahale ve (4) iyileştirme olarak dört grupta sınıflandırılmıştır. Tüm bu süreçlerdeki yönetim sorunları da kategorilere ayrılmıştır. Bu problemler (1) acil müdahalenin planlanması, (2) toplu tahliye, (3) tesis yeri, (4) barınak yeri problemi olarak kategorileşmiştir. Bu problemlerin makine öğrenmesi, kesin hesaplama, sezgisel, meta-sezgisel veya hibrit yöntemler ile çözülmesine dair çalışmalar literatürde yerini almıştır. Bu tez çalışmasında Afet Yönetimi problemlerinden barınak yer seçimi problemi meta-sezgisel yöntemler ile ele alınmıştır. Barınak yer seçimi probleminin gerçek bir saha üzerinde uygulanması için Kahramanmaraş ilinin on bir ilçesine ait veriler hazırlanarak bir veri seti oluşturulmuştur. Veri seti için on bir ilçeye ait barınma alanları olabilecek noktaları, barınma alanlarının koordinatları, barınma alanlarının metrekare ölçümleri, mahalleleri, mahalle nüfusları, mahallelerin koordinat bilgileri verileri edinilmiştir. Elde edilen on bir adet veri grubu farklı boyutlardan oluşmaktadır. Problem kapsamı aday barınaklar arasından açılacak barınakların seçilmesi ve nüfusun bu barınaklara yerleştirilmesi süreçlerini içermektedir. Bu amaç ile, aday çözümlerin uygunluk değerinin hesaplanması için kapasite kısıtı altında minimum maliyet ile afetzedeleri minimum mesafeye yerleştirilmesini hedefleyen bir maaliyet fonksiyonu tasarlanmıştır. Fonksiyon ilk kısmında aday çözümlerden açılacak barınakların belirlenmesini, ikinci kısmında ise nüfusun bu barınaklara yerleşme verimliliğinin hesaplanması süreçlerini kapsamaktadır. Çalışmada Afrika Akbabası Optimizasyon Algoritmasının (African Vulture Optimization Algorithm- AVOA) gerçek dünya problemleri üzerindeki başarısı incelenmiştir. AVOA Afrika akbabalarının açlık, işbirlikçi davranış, saldırganlık gibi avlanma sırasındaki davranışlarının modellenmesi ile 2021 yılında literatüre katılmıştır. Esnekliği, çok amaçlı ve kısıt problemleri için uygun olması, keşif sömürü süreçleri dengesi ile başarısını göstermiştir. Bu çalışma ile sürekli problemler için uygulanabilir olan algoritmanın ayrık uzaydaki başarısı incelenmiştir. Ayrık çözüm uzayına taşınması için 24 adet (S- Şekilli, V- Şekilli, U- Şekilli, T- Şekilli, O- Şekilli, Z-Şekilli) transfer fonksiyonu ile ayrıklaştırma işlemi gerçekleştirilmiştir. Transfer fonksiyonlarının performansı beş farklı popülasyon değeri (10, 20, 30, 40, 50) üzerinde test edilmiştir. Sonuçlar analiz edilerek başarılı olan transfer fonksiyonları ve popülasyon değerleri elde edilmiştir. Bu değerler Friedman testi ile analiz edilmiş ve aralarında en başarılı olan parametreler belirlenmiştir. Belirlenen parametreler ile AVOA yöntemi ile elde edilen sonuçlar, son yıllarda iv önerilen algoritmalarda Harris Şahinleri Optimizasyon Algoritması (Harris Hawks Optimization-HHO), Balçık Küfü Algoritması (Slime Mould Algorithm-SMA) ve Balina Optimizasyon Algoritması (Whale Optimization Algorithm-WOA) sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonuçları değerlendirildiğinde, AVOA’ nın özellikle büyük boyutlu ilçelerde güçlü keşif yeteneği ile diğer algoritmalardan daha başarılı sonuçlara ulaştığı ve barınak yer seçimi problemi için etkili ve sağlam bir araç olduğu gözlemlenmiştir.The destructive effects of natural disasters pose a significant threat to human life, especially due to population growth, increased urbanization, and the expansion of urban structures. Thousands of lives are lost each year because of natural disasters. In response to this critical issue, researchers have focused on disaster management studies aimed at reducing these threats and minimizing the devastating impact of such events. Disaster Management operations are typically categorized into four phases: (1) mitigation, (2) preparedness, (3) response, and (4) recovery. Management challenges encountered throughout these phases have also been classified into specific categories, including: (1) emergency response planning, (2) mass evacuation, (3) facility location, and (4) shelter location problems. The literature includes numerous studies that propose solutions to these problems using methods such as machine learning, exact algorithms, heuristics, metaheuristics, or hybrid approaches. In this thesis, the shelter location selection problem among disaster management problems is addressed using meta-heuristic methods. To implement the shelter location problem with a real-world scenario, a dataset was prepared using data from eleven districts of the Kahramanmaraş province. The dataset includes potential shelter site locations, coordinates of these locations, shelter area sizes (in square meters), neighborhoods, neighborhood populations, and the geographical coordinates of the neighborhoods. The resulting dataset consists of eleven distinct data groups with varying dimensions. The scope of the problem includes selecting which shelters to open from a set of candidate locations and assigning the affected population to these shelters. For this purpose, a cost function has been designed to evaluate the fitness of candidate solutions. The function aims to assign disaster victims to shelters at minimal distances and under capacity constraints, while minimizing the overall cost. The first of the function determines which shelters to open from among the candidate locations, while the second evaluates the efficiency of population allocation to the selected shelters. This study investigates the performance of the African Vulture Optimization Algorithm (AVOA) on a real-world problem. AVOA, introduced in 2021, is inspired by the hunting behaviors of African vultures, such as hunger, cooperation, and aggressiveness. It has demonstrated promising performance due to its flexibility, suitability for multi-objective and constrained problems, and balanced exploration exploitation capabilities. While AVOA has been primarily applied to continuous problems, this study explores its effectiveness in a discrete solution space. To adapt AVOA to the discrete domain, 24 transfer functions-categorized into S-shaped, V-shaped, U-shaped, T-shaped, O-shaped, and Z-shaped-were vi employed to discretize the solution space. The performance of these transfer functions was tested using five different population sizes (10, 20, 30, 40, and 50). The results were analyzed to identify the most effective transfer functions and population sizes. These values were evaluated using the Friedman test, through which the most successful parameters were determined. The outcomes obtained using the selected parameters for the AVOA method were compared with recent algorithms, namely Harris Hawks Optimization (HHO), Slime Mould Algorithm (SMA), and Whale Optimization Algorithm (WOA). The comparative analysis revealed that AVOA, particularly in districts with large-scale data, outperformed the other algorithms due to its strong exploration capabilities. It was concluded that AVOA is an effective and robust tool for solving the shelter location problem in disaster management contexts
Critical edition and evaluation of the Karamânî tafsir within the framework of Surah al-Kehf
Yüksek Lisans TeziBu çalışma, önemli bir tefsir kitabının tahkikini ve akademik bir incelemesini içermektedir. İncelenen eser, büyük müfessir Ahmed b. Mahmûd el-Karamânî (ö. 971/1564)'ye ait olup el-Keşşâf üzerine yazılmış bir haşiye niteliğindedir. Bu araştırmanın amacı, Ahmed b. Mahmûd el-Karamânî’nin kıymetli eseri olan Tefsîru’l Karamânî’yi tahkik ederek ilmi bir şekilde incelenmesini sağlamak, metinleri bilimsel tahkik esaslarına uygun şekilde düzenleyerek akademik çevrelere sunmak ve bu haşiyenin içerdiği önemli bilgileri en doğru biçimde aktarmaktır. Aynı zamanda, bu tür eserlerin ilim talebeleri için daha anlaşılır hale getirilmesi de hedeflenmiştir. Araştırma kapsamında, yazma eserlerin farklı nüshalarını elde ederek metinlerin tahkiki ve düzenlenmesi bilimsel yöntemlere uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma, iki ana bölüme ayrılmıştır: Birinci bölümde eserin yazarı Ahmed b. Mahmûd el-Karamânî’nin hayatı, ilmî kişiliği ve eserleri ele alınmıştır. İkinci bölüm müellifin tefsir yöntemi, metodolojisi, yazma nüshalar ve tahkik süreci detaylandırılmıştır. Metin bilimsel tahkik ilkelerine uygun şekilde düzenlenerek akademik bir çerçevede sunulmuştur. Çalışmanın sonunda, elde edilen bulgular değerlendirilmiş ve eserin ilmi katkıları ortaya konmuştur.This study comprises the critical edition and academic analysis of a significant work of Qur’anic exegesis. The examined text belongs to the eminent mufassir Ahmed b. Mahmūd al-Karamānī (d. 971 AH / 1564 CE) and serves as a marginal commentary (ḥāshiya) on al-Kashshāf, the renowned tafsir by al-Zamakhsharī. The primary aim of this research is to critically edit and academically examine Tafsīr al-Karamānī, to organize its contents in accordance with the principles of scholarly textual verification (taḥqīq), and to present it to academic circles in a systematic and scholarly format. Another goal is to accurately convey the essential insights contained in this ḥāshiya and to make such classical works more accessible to contemporary students of Islamic sciences. As part of the research process, various manuscript copies were obtained, critically compared, and edited using academically recognized methods. The study is structured into two main chapters. The first chapter deals with the biography, scholarly profile, and works of Ahmed b. Mahmūd al-Karamānī. The second chapter elaborates on the author's exegetical method, overall methodology, the manuscript tradition, and the taḥqīq process in detail. The text has been edited in accordance with the principles of textual criticism and presented within an academic framework. In the conclusion, the findings of the study are evaluated, and the scholarly contributions of the work are highlighted
An examination of middle school students' mathematical bullying victimization levels in relation to socio-demographic variables and their relationship with certain affective characteristics
Doktora TeziBu araştırmanın amacı, literatürde teorik altyapısı ve tanımı bulunmayan matematiksel zorbalığı ve etkilerini tanımlamak, alt boyutlarını belirlemek ve bu alanda bir teorik çerçeve oluşturmaktır. Araştırmada, ortaokul öğrencilerinin “Matematiksel Zorbalığa Uğrama Ölçeği” (MZU-Ö) ve alt boyutlarındaki zorbalık türlerine maruz kalma düzeyleri bazı sosyo-demografik değişkenlere göre değerlendirilmiştir. Ayrıca matematiksel zorbalık ile matematiğe yönelik tutum, matematik öz-yeterlikleri ve matematik kaygıları arasındaki ilişki seri çoklu aracılık modeli (PROCESS Model 6) ile incelenmiştir. İlişkisel tarama modeliyle yürütülen araştırmanın çalışma grubunu Konya ili merkez ilçelerinden orantısız tabakalı örnekleme yöntemiyle seçilen beş ortaokuldan 493 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından tasarlanan kişisel bilgi formu ve MZU-Ö kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen 14 maddelik MZU-Ö, dört faktörden (sözel, duygusal, fiziksel ve öğretimsel matematik zorbalığı) oluşmaktadır. Ayrıca “Matematik Özyeterlilik Kaynakları Ölçeği”, “Matematik Kaygısını Derecelendirme Ölçeği” ve “Matematik Tutum Ölçeği”, geliştiricilerinden gerekli izinler alınarak kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre matematiksel zorbalık, bireyler arası ilişkilerde kullanılan sistematik matematiksel güç istismarı olarak tanımlanmıştır. Matematiksel zorbalığın; sözel, duygusal, fiziksel ve öğretimsel matematik zorbalığı olmak üzere dört ana bileşenden oluştuğu anlaşılmıştır. Cinsiyet değişkeni açısından, kız öğrencilerin matematiksel zorbalığa uğrama puanlarının erkek öğrencilerden daha yüksek olduğu, özellikle duygusal zorbalık boyutunda kızların daha fazla matematiksel zorbalığa maruz kaldığı tespit edilmiştir. Sınıf düzeyi değişkenine göre, 8. sınıf öğrencilerinin 7. sınıf öğrencilerinden daha fazla öğretimsel matematik zorbalığına maruz kaldığı saptanmıştır. Okul türü açısından yapılan analizlerde, kız imam hatip ortaokulunda eğitim gören öğrencilerin diğer okul türlerine kıyasla daha yüksek matematiksel zorbalığa uğrama puanlarına sahip olduğu bu farklılığın özellikle duygusal, fiziksel ve öğretimsel matematik zorbalık alt boyutlarında da anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Matematik başarı düzeyine göre yapılan incelemelerde, 85-100 başarı notuna sahip öğrencilerin diğer başarı gruplarına kıyasla daha az matematiksel zorbalığa maruz kaldığı görülmüştür. Ayrıca düşük başarı notuna sahip öğrencilerin genel olarak yüksek başarı puanına sahip öğrencilere göre daha fazla matematiksel zorbalığa uğradıkları anlaşılmıştır. Yapılan Seri Çoklu Aracılık Modeli sonuçlarına göre matematiksel zorbalığın matematik kaygısı üzerinde pozitif etkisi ve matematik öz-yeterlik ve matematiğe yönelik tutum üzerinde negatif etkisi olduğu tespit edilmiştir. Analiz sonuçları ayrıca matematiğe yönelik tutumun ise matematiksel zorbalık ve matematik kaygısı arasındaki ilişkide aracılık rolü oynadığı, matematiksel zorbalığın öğrencilerin tutumlarını olumsuz etkileyerek matematik kaygısı seviyelerini artırdığını göstermektedir. Bunun yanısıra matematiksel zorbalığa uğrama ile matematik kaygısı arasındaki ilişkide matematik öz-yeterlik ve matematiğe yönelik tutumun seri aracılık etkisinin anlamlı olduğu bulunmuştur. Bu sonuç, matematiksel zorbalık arttıkça matematik öz-yeterliğin azaldığını ve bunun matematiğe yönelik tutumun azalmasıyla ilişkili olduğunu göstermektedir. Matematiğe yönelik tutumun azalması ise matematik kaygısının artmasına yol açmaktadır. Bu bulgulara göre, matematiksel zorbalığa uğramak öğrencilerin matematiğe yönelik tutumlarını ve matematik öz-yeterliklerini olumsuz etkilerken matematik kaygılarını artırmaktadır. Bu araştırma, matematiksel zorbalığa dair literatürde ilk kez kapsamlı bir tanım ve teorik çerçeve sunarak matematik eğitimi alanında özgün bir araştırma sahası yaratmakta ve öğrenciler üzerindeki olumsuz etkileri dikkate alındığında alanda pratik uygulamalara ışık tutma potansiyeli taşımaktadır. Araştırmanın sonuçları ve sınırlılıkları göz önüne alınarak araştırmacılar, politika geliştiriciler ve uygulayıcılar için çeşitli öneriler geliştirilmiştir.The aim of this study is to define mathematical bullying and its effects, to determine its sub-dimensions, and to create a new theoretical framework for this subject, which has no theoretical background and definition in the literature. The study evaluated the victimization levels of middle school students to the types of bullying in the “Mathematical Bullying Victimization Scale” (MBV-S) and its sub-dimensions according to some sociodemographic variables. Also, the relationship between mathematical bullying and attitudes towards mathematics, mathematical self-efficacy, and mathematics anxiety was examined with the serial multiple mediation model (PROCESS Model 6). The study group conducted with relational survey model consisted of 493 students from five middle schools selected by disproportionate stratified sampling method from the central districts of Konya province. As data collection tools, personal information forms designed by the researcher and MBV-S were used. The 14-item MBV-S developed by the researcher consists of four factors (verbal, emotional, physical, and instructional mathematics bullying). Also, the “Sources of Mathematics Self-Efficacy Scale”, “Mathematics Anxiety Rating Scale”, and “Attitudes Towards Mathematics Scale” were used after receiving the required permissions from their developers. The results of the study defined mathematical bullying as systematic mathematical power abuse used in interpersonal relationships. It was concluded that mathematical bullying consists of four main components: verbal, emotional, physical, and instructional mathematics bullying. In terms of gender variables, it was found that the mathematical bullying victimization scores of female students were higher than those of male students and that female students were more likely to be victims of mathematics bullying, especially in the emotional bullying dimension. According to the grade level variable, it was observed that 8thgrade students were more likely to be victims of instructional mathematical bullying than 7th-grade students. In the school type analyses, it was seen that students studying in female religious (Imam Hatip) secondary schools had higher mathematical bullying scores than other school types, and this difference was significant, especially in emotional, physical, and instructional mathematics bullying sub-dimensions. Analyses of mathematics achievement levels showed that students with grades 85-100 were less likely to be victims of mathematical bullying than students in other achievement groups. It was also found that students with low achievement scores were generally more likely to be victims of mathematical bullying than students with higher achievement scores. The results of the Serial Multiple Mediation Model revealed that mathematical bullying had a positive effect on mathematics anxiety and a negative effect on mathematics self-efficacy and attitude toward mathematics. The results of the analysis also showed that attitude towards mathematics played a mediating role in the relationship between mathematical bullying and mathematics anxiety, and mathematical bullying negatively affected students' attitudes and increased their mathematics anxiety levels. The serial mediation effect of mathematics self-efficacy and attitude towards mathematics was significant in the relationship between mathematical bullying and mathematics anxiety. This result showed that as mathematical bullying increases, mathematics self-efficacy decreases and this is correlated with the decrease in attitude towards mathematics. A decrease in attitude towards mathematics results in an increase in mathematics anxiety. These results suggest that being a victim of mathematical bullying negatively affects student attitudes toward mathematics and mathematics self-efficacy while increasing mathematics anxiety. This study provides a comprehensive definition and theoretical framework of mathematical bullying for the first time in the literature and creates a unique research area in mathematics education. Also, considering its negative effects on students, it has the potential to provide insight into practical applications in the field. Various recommendations have been developed for researchers, policymakers, and practitioners considering the results and limitations of the study
Four virtues in Ibn al-Arabī's thought in the axis of Hilyat al-Abdāl: 'uzla (seclusion), jû' (hunger), samt (silence), sahar (vigilance)
Yüksek Lisans TeziTasavvuf geleneğinde nefsin arındırılması, tezkiye ve terbiye edilmesine yönelik olarak erken dönemlerden itibaren çeşitli riyâzet yöntemleri ve zühd pratikleri geliştirilmiştir. Bu kapsamda, kıllet-i taâm (az yeme), kıllet-i kelâm (az konuşma), kıllet-i menâm (az uyuma), uzlet ani’l-enâm (toplumdan uzaklaşma) şeklinde kavramsallaştırılan uygulamalar seyr u sülûkün temel yapı taşları arasında yer almıştır. İbnü’l-Arabî de Hilyetü’l-abdâl adlı eserinde, bu uygulamaları sırasıyla samt (susma), uzlet, açlık ve seher (gece uyumama) hasletleri olarak incelemiş ve kendine özgü tasavvuf anlayışı çerçevesinde görüşlerini ortaya koymuştur. Bu çalışma; tasavvuf tarihinin neredeyse her döneminde önemle üzerinde durulan bu dört kavramı, İbnü’l-Arabî’nin müstakil olarak bu konuya hasrettiği Hilyetü’l-abdâl adlı eseri başta olmak üzere diğer eserlerindeki ilgili kısımları da kuşatacak şekilde bir incelemesini konu edinmektedir. Bu inceleme aynı zamanda, İbnü’l-Arabî’nin yaklaşımından hareketle belirlenen temel vurguların, klasik sûfî gelenekteki karşılıklarıyla ne ölçüde örtüştüğünü ya da onlardan hangi yönleriyle ayrıştığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın bulguları, İbnü’l-Arabî’nin uzlet-halvet, açlık, samt ve seher hasletlerini klasik sûfî gelenekteki ele alındığı şekliyle belirli ölçüde benimsediğini, ancak bu kavramlara, sahip olduğu varlık düşüncesi ve vahdet-i vücûd merkezli metafizik yaklaşımı doğrultusunda ontolojik ve epistemolojik boyutlar kazandırarak özgün yorumlar getirdiğini göstermektedir.In the Sufi tradition, various practices of ascetic discipline (riyāḍa) and renunciation (zuhd) have been developed since the earliest periods with the aim of purifying and disciplining the nafs (lower self). Within this context, practices conceptualized as qillat al ṭaʿām (little eating), qillat al-kalām (little speaking), qillat al-manām (little sleeping), and ʿuzla ʿani’l-anām (withdrawal from people) have constituted foundational elements of the sulūk (spiritual path). Ibn al-ʿArabī, in his work Ḥilyat al-Abdāl, examines these practices under the headings of ṣamt (silence), ʿuzla (seclusion), jūʿ (hunger), and sahar (vigilance at night), offering his views within the framework of his distinctive mystical perspective. This study focuses on a close examination of these four practices, which have been emphasized in almost every period of Sufi history, through the lens of Ibn al-ʿArabī, particularly in his treatise Ḥilyat al-Abdāl, as well as in related passages from his other works. This study also aims to identify the main emphases of Ibn al-ʿArabī’s approach and to assess the extent to which these correspond with, or diverge from, the positions found in the classical Sufi tradition. The findings of this study demonstrate that Ibn al-ʿArabī, while adopting many aspects of the classical Sufi understanding of ʿuzla-khalwa (retreat/seclusion), hunger, silence, and vigilance, also reinterprets these practices through the lens of his ontology and metaphysical framework grounded in the doctrine of waḥdat al-wujūd (the Unity of Being), thereby endowing them with distinctive ontological and epistemological dimensions
The example of hayalhanem as a new form of reliousness
Doktora TeziToplumsal hayat ile yeni medya araçları gün geçtikçe karmaşıklaşan bir ilişki halini almaktadır. Modern çağda din-medya ilişkisinin ele alındığı bu alan araştırmasında yeni bir dindarlık formu olarak Hayalhanem adlı grup, örneklem olarak incelenmiştir. Bu tez çalışması, modern çağda ortaya çıkan yeni dindarlık formlarını Hayalhanem adlı dinî topluluk üzerinden ele almaktadır. Bu çalışmanın önemi, geleneksel dinî tebliğden farklı olan bir dindarlık formunun bireylerin dinî pratiklerinin şekillenmesinde nasıl bir rol oynadığı ve dinî hayat ile seküler hayatın birlikte yaşandığı eklektik paradigmayı ortaya koymasında saklıdır. Söz konusu çalışma, Hayalhanem adlı dini topluluğun çevrim içi dindarlık formunu sosyolojik olarak betimlemeyi amaçlamaktadır. Modern teknoloji ve din ilişkisini ele alan akademik çalışmaların yanı sıra, Hayalhanem grubunun resmi Youtube kanalı üzerinden yayımlanan videoları, nitel görüşme sorularının verileri ve sahada alınan katılımcı gözlem notları genel olarak çalışmanın kaynaklarını oluşturmaktadır. Türkiye’de sanal cemaat şeklinde beliren yapılar evrensel kümemizi oluşturan bir kapsamda olsa da Hayalhanem grubu ve onun Youtube’daki videoları, çalışmanın sınırlarını ortaya koymaktadır. Hayalhanem’e giden veya Hayalhanem’i takip eden kişilerle derinlemesine görüşmenin gerçekleştirildiği bu çalışmada, nitel araştırma yöntemi takip edilmiştir. Bu çalışmada ayrıca Hayalhanem’in en popüler videoları netnografik yöntemle analiz edilmiştir. Nitel araştırma tekniklerinden derinlemesine mülakat, netnografi tekniği ve katılımcı gözlem tekniklerinin birlikte kullanıldığı bu çalışmada, sanalda oluşturulan yeni dindarlık formlarının sosyolojik okuması yapılmıştır. Çalışmada genel olarak cep dindarlığı ve teknolojik İslam kavramlarıyla şekillenen Hayalhanem örnekleminin modern çağda anlam arayışındaki gençler için bir liman olarak gördüğü anlaşılmıştır. Bununla birlikte sanala yansıyan din gerçeğinin aktarımda geleneksel ciddiyetinin nasıl yitirildiği yine bu örneklem üzerinden değerlendirilmiştir. Ayrıca kadın aktörünün Hayalhanem grubunda etkin konumda yer almaması tespit edilmiştir.Social life and new media tools are becoming increasingly complex. In this field research, which examines the religion-media relationship in the modern age, a group called Hayalhanem was examined as a sample as a new form of religiosity. This thesis study examines the new forms of religiosity that have emerged in the modern age through the religious community called Hayalhanem. The importance of this study lies in how a form of religiosity that is different from traditional religious preaching plays a role in shaping individuals' religious practices and in revealing the eclectic paradigm in which religious life and secular life are lived together. The study in question aims to sociologically describe the online religiosity form of the religious community called Hayalhanem. In addition to academic studies that address the relationship between modern technology and religion, the videos published on the official YouTube channel of the Hayalhanem group, the data from the qualitative interview questions and the participant observation notes taken in the field generally constitute the sources of the study. Although the structures that emerged in the form of virtual communities in Turkey are within the scope of our universal cluster, the Hayalhanem group and its videos on YouTube reveal the limits of the study. In this study, in which in-depth interviews were conducted with people who went to Hayalhanem or followed Hayalhanem, the qualitative research method was followed. In this study, the most popular videos of Hayalhanem were also analyzed with the netnographic method. In this study, where in-depth interview, netnography technique and participant observation techniques were used together, a sociological reading of new forms of religiosity created in the virtual world was made. In the study, it was understood that the Hayalhanem sample, which was generally shaped by the concepts of pocket religiosity and technological Islam, was seen as a haven for young people searching for meaning in the modern age. In addition, how the traditional seriousness of the religious reality reflected in the virtual world was lost in the transmission was evaluated again through this sample. In addition, it was determined that the female actor was not in an active position in the Hayalhanem group
Transcription and evaluation of the Üsküdar Sharia Registry no. 206 (H. 1058-1059)/(M. 1648-1649)
Yüksek Lisans TeziOsmanlı Devleti, 1299 yılında Osman Bey tarafından kurulmuş ve 1922'ye kadar varlığını sürdürmüştür. 600 yılı aşkın sürede üç kıtada geniş bir coğrafyada hüküm süren Osmanlı Devleti, siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan etkili olmuş; Türk – İslam geleneği üzerine hüküm anlayışı benimsemiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun önemi, stratejik merkezi konumundan ve Batı Avrupa ile Asya arasında bir köprü rolü oynamasından kaynaklanmaktadır. Hem Doğu hem de Batı medeniyetlerinden etkilenmiş ve etkilenmiştir. Osmanlı Şer’iye defterleri sadece hukuk tarihi açısından değil aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel tarihi açısından da son derece önemli bir bilgi kaynağıdır. Bu çalışmada 206 numaralı Üsküdar Kadı Sicili incelenerek, Osmanlı Devleti'nin idari ve hukuk sistemini özellikle Üsküdar Kadı sicilleri üzerinden inceleyerek, dönemin ekonomik ve sosyal yapısının anlaşılmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır.The Ottoman Empire was founded in 1299 by Osman Bey and endured until 1922. For more than six centuries, the Empire ruled over a vast geography spanning three continents, exerting political, economic, and cultural influence while adopting a governing system based on the Turkish-Islamic tradition. The importance of the Ottoman Empire stemmed from its strategic central position and its role as a bridge between Western Europe and Asia. It both influenced and was influenced by Eastern and Western civilizations. The Ottoman Sharia court records (Şerʽiye defterleri) constitute an extremely significant source of information not only for legal history but also for understanding the social, political, economic, and cultural history of the Empire. In this study, by examining the 206th Üsküdar Court Register, it is aimed to contribute to the understanding of the economic and social structure of the period through an analysis of the Ottoman administrative and legal system, particularly based on the Üsküdar court records