Necmettin Erbakan University Institutional Repository
Not a member yet
    18430 research outputs found

    Investigation of the effect of production parameters on the mechanical behavior of nano-reinforced aramid fiber layered composite materials

    No full text
    Yüksek Lisans TeziBu çalışma, vakum torbalama tekniğiyle üretilen aramid/vinilester tabakalı kompozit plakaların mekanik özelliklerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, kompozit tabakalı plakaların düşük hızlı darbe ve çekme davranışları, farklı oranlarda karbon nanotüp (%3 ve %5) ve zirkonya (%3 ve %5) katkıları ile katkısız malzeme örnekleri üzerinde incelenmiştir. Darbe testleri, 15 J ve 25 J enerji seviyelerinde uygulanmış ve katkı oranlarının malzeme performansına etkisi kuvvet-deplasman, kuvvet-zaman ve enerji-zaman grafikleriyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, karbon nanotüp katkısının darbe dayanımını artırırken, zirkonya katkısının süneklik özelliklerini iyileştirdiğini göstermiştir. Ayrıca, çekme deneylerinde, katkısız ve farklı katkı oranlarına sahip numuneler ASTM D3039 standardına uygun şekilde test edilmiş, katkıların malzemenin çekme mukavemetine olan etkileri belirlenmiştir. Çalışmanın sonuçları, karbon nanotüp ve zirkonya katkılarının mekanik dayanımı artırmada önemli rol oynadığını, ancak bu katkıların optimum oranlarının belirlenmesinin kritik olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırma, kompozit malzemelerin endüstriyel uygulamalarda daha verimli kullanılmasına yönelik önemli bilgiler sunmaktadır.This study was carried out to evaluate the mechanical properties of aramid/vinyl ester layered composite plates produced by vacuum bagging technique. In the study, low velocity impact and tensile behaviors of composite laminated plates were investigated on samples with different proportions of carbon nanotubes (3% and 5%) and zirconia (3% and 5%) additives and on samples without additives. Impact tests were performed at 15 J and 25 J energy levels and the effect of doping ratios on material performance was evaluated by force-displacement, force-time and energy-time graphs. The results showed that carbon nanotube doping increased the impact strength while zirconia doping improved the ductility properties. In addition, in tensile tests, samples without additives and with different additive ratios were tested in accordance with ASTM D3039 standard and the effects of additives on the tensile strength of the material were determined. The results of the study reveal that carbon nanotube and zirconia additives play an important role in increasing the mechanical strength, but it is critical to determine the optimum proportions of these additives. The research provides important information for more efficient use of composite materials in industrial applications

    A comparative case research on first and second tuning system used in spepherd's pipe education

    No full text
    Doktora TeziBu araştırmada, 1. perde sistemi ve 2. perde sistemi hakkında dilsiz kaval performans sanatçıları, dilsiz kaval yapım ustaları (luthier) ve öğretim elemanlarının konuya dair düşüncelerini ortaya koymak, dilsiz kaval çalgısında 1. perde sisteminde ve 2. perde sisteminde gerçekleşen performanslarda ne gibi benzerlikler ve farklılıkların olduğunu, bunların sonucu olarak ne gibi avantaj veya dezavantajlar oluştuğunu tespit etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu araştırma süreci nitel bir araştırma modeli olan durum çalışması (case studies) araştırma yöntemi ile desenlenmiştir. Bu amaçla; dilsiz kaval performans sanatçıları, kaval çalgı yapımcıları (luthier) ve dilsiz kaval öğretim elemanlarının 1. perde sistemi ve 2. perde sistemi hakkında görüşleri ayrıca dilsiz kaval çalgısının genel durumu ile ilgili bilgiler aktarılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın betimsel boyutunda 13 dilsiz kaval performans sanatçısı, 6 kaval çalgı yapımcısı ve 21 öğretim elemanı ile yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi ile görüşme yapılarak görüşme formu aracılığıyla elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilerek tespit edilen veriler temalar altında toplanmış ve gruplandırılarak kategoriler halinde sunulmuştur. Araştırmanın uygulama aşamasında belirlenen 6 farklı eser 6 dilsiz kaval performans sanatçısı tarafından 1. perde sistemi ve 2. perde sisteminde icra edilmiştir. Gerçekleşen icralar performans değerlendirme formu aracılığıyla 3 alan uzmanı tarafından değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucu elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programı aracılığıyla çözümlenmiş olup, uzmanların icralarına dair puanların ortalaması alınmıştır. 1. perde sistemi ile 2. perde sisteminde gerçekleştirilen performansların arasında anlamlı bir fark olup olmadığını tespit edebilmek için Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında konuya dair performans sanatçılarının, kaval çalgı yapımcılarının (luthier) ve kaval öğretim elemanlarının büyük oranda farklı görüşlerinin ve yaklaşımlarının olduğu tespit edilmiş ve uygulama aşamasında gerçekleşen performanslar sonucu 1. perde sistemi ve 2. perde sistemi arasında avantaj ve dezavantaj oluşturan olanakların eserin makamsal özeliklerine, ses genişliğine, acelite gerektiren cümlelere, çeşitli süsleme tekniklerine, kademe geçişlerine ve horlatma ses alanı kullanıma göre değişebildiği sonuçlarına ulaşılmış ve her iki perde sisteminde dilsiz kaval eğitiminde yer almasına dair öneriler sunulmuştur.This research aims to reveal the thoughts of shepherd's pipe performance artists, pipe luthiers, and instructors about the 1st and 2nd tuning systems, to determine the similarities and differences in the performances realized in the 1st and 2nd tuning systems of the shepherd's pipe, and to identify the advantages and disadvantages resulting from these differences. The research process was designed using the case study method, a qualitative research model. For this purpose, the opinions of shepherd's pipe performance artists, pipe luthiers, and instructors about the 1st and 2nd tuning systems, as well as general information about the shepherd's pipe, were gathered. In the descriptive dimension of the research, 13 shepherd's pipe performers, 6 pipe luthiers, and 21 instructors were interviewed using a semi-structured interview method. The data obtained from the interviews were analyzed using the content analysis method, with the results organized under themes and grouped into categories. In the application phase, 6 different pieces were performed by 6 shepherd's pipe performers in both the 1st and 2nd tuning systems. These performances were evaluated by 3 field experts using a performance evaluation form. The data from the evaluations were analyzed using the SPSS 25.0 software, and the average performance scores of the experts were calculated. The Wilcoxon signed-rank test was used to determine whether there was a significant difference between the performances in the 1st and 2nd tuning systems. The research revealed that performance artists, pipe luthiers, and instructors have different opinions and approaches on the subject. As a result of the performances during the application phase, significant advantages and disadvantages between the 1st and 2nd tuning systems were identified. The advantages and disadvantages varied depending on the modal characteristics of the piece, the range of the instrument, phrases requiring acceleration, various ornamentation techniques, step transitions, and the use of breath noise. Suggestions were made regarding the inclusion of both tuning systems in shepherd's pipe training

    The construction of perceptual actions within the framework of cognitive semantics: A conceptual metaphor theory-based study

    Get PDF
    Yüksek Lisans TeziBu çalışma, duyusal algıya dayalı kavramlaştırmaları bilişsel anlambilim çerçevesinde, Kavramsal Eğretileme Kuramı (KEK) temelinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada Türkçedeki görme, işitme, koku, tat, deri, içsel ve vücut pozisyonu duyularıyla ilişkili toplam 17 eylem, kavramsal eğretileme kurulumları bakımından analiz edilmiştir. Çalışmanın veriseti, Türkçe Ulusal Derlemi 3.0’dan (TUD 3.0) elde edilen ve her eylem için 1000 bağımlı dizin içeren toplam 17.000 bağımlı dizinden oluşmaktadır. Bulgular, temel ve temel dışı duyuların soyut kavramların yapılandırılmasında benzer şemalar izlediğini ve her duyunun özgül kavramsal alanlarla ilişki kurduğunu göstermektedir. Analiz edilen duyular arasında, öntür oranı ve kavramsal kümelenme çeşitliliği açısından en yüksek üretkenliğe sahip alanların görme, deri ve vücut pozisyonu duyuları olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda görme duyusu bilgi edinme ve anlama süreçlerini çerçeveleyen temel bir eğretilemeli alan olarak öne çıkarken; işitme duyusu, iletişim, dikkat ve içsel deneyimlerin kavramlaştırılmasında etkili olmuştur. Tat ve koku duyuları, daha sınırlı sayıda eğretilemelerle temsil edilmekle birlikte, haz, tercih ve sezgi gibi öznel değerlendirme alanlarında işlev görmüştür. Deri duyuları kapsamında yer alan dokunma, termal ve ağrı algıları ise, duygusal durumlar ve sosyal ilişkilerin ifadesinde geniş çaplı bir eğretilemeli ağ sunmuştur. Bunun yanı sıra, denge ve hareket duyumları; başarı başarısızlık, kontrol–kayıp, istikrar–çöküş gibi süreçsel ve dinamik kavramların eğretilemeli temsillerine olanak tanımıştır. İçsel duyular ise, özellikle arzu ve tatmin gibi içsel yaşantıların kavramlaştırılmasında belirleyici bir rol üstlenmiştir. Duyular arası bu farklılıklar, algı temelli eğretilemelerin kavramsal örgütlenmesinde hem evrensel hem dile özgü dinamiklerin birlikte işlediğini göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, Türkçede beden-temelli kavramlaştırmaların çok boyutlu yapısını inceleyen ve duyular arası karşılaştırmalı çözümlemeye dayanan sınırlı sayıdaki araştırmalardan biri olma niteliği taşımaktadır.This study aims to examine conceptualizations based on sensory perception within the framework of cognitive semantics, grounded in Conceptual Metaphor Theory (CMT). The research analyzes the metaphorical constructions of a total of 17 verbs associated with the senses of vision, hearing, smell, taste, touch (including thermal and pain perception), interoception, and body position in Turkish. The dataset consists of 17,000 dependent constructions, with 1,000 samples collected for each verb from the Turkish National Corpus 3.0 (TNC 3.0). Findings reveal that both primary and non-primary senses follow similar schemas in the structuring of abstract concepts and that each sense is associated with distinct conceptual domains. Among the analyzed sensory modalities, vision, tactile perception, and body position were found to be the most productive in terms of prototype ratios and diversity of conceptual clusters. The results indicate that vision emerges as a central metaphorical domain framing knowledge acquisition and comprehension processes, while hearing proves effective in the conceptualization of communication, attention, and inner experiences. Although the senses of taste and smell are represented by a more limited number of metaphors, they function in domains of subjective evaluation such as pleasure, preference, and intuition. Touch, thermal, and pain perceptions-grouped under tactile senses-offer an extensive metaphorical network for expressing emotional states and social relationships. Additionally, balance and movement sensations enable metaphorical representations of dynamic and processual concepts such as success–failure, control–loss, and stability–collapse. Interoceptive senses play a key role particularly in the conceptualization of internal experiences such as desire and satisfaction. These sensory differences demonstrate that both universal and language-specific dynamics operate in the conceptual organization of perception-based metaphors. In this respect, the study stands out as one of the few comparative analyses of intersensory metaphorical patterns, offering insights into the multidimensional nature of body-based conceptualizations in Turkish

    The diagnostic value of serum prestin levels and otoacoustic emission testing in sensorineural hearing loss

    Get PDF
    Amaç: Bu çalışma, sensörinöral işitme kaybı (SNİK) tanısı alan bireylerde serum prestin düzeyinin tanısal değerini ve bu biyobelirtecin otoakustik emisyon (OAE) test sonuçlarıyla ilişkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca işitme kaybının klinik seyrinin (ani başlangıçlı ya da yavaş ilerleyici) serum prestin seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, unilateral (tek taraflı) ve bilateral (çift taraflı) SNİK’li hastalarda ölçülen serum prestin düzeyleri sağlıklı bireylerle karşılaştırıldı; elde edilen veriler OAE test sonuçları ile korelasyon açısından analiz edildi. Yöntem: Prospektif ve kesitsel tasarımlı bu çalışmaya, 40 bilateral SNİK’li, 40 unilateral SNİK’li ve 40 sağlıklı birey olmak üzere toplam 120 katılımcı dahil edildi. Tüm katılımcıların ayrıntılı kulak burun boğaz muayenesi yapıldı ve saf ses odyometrisi ile işitme düzeyleri belirlendi. USNİK grubundaki işitme kaybı olgularının hepsi ani başlangıçlı idiopatik SNİK’i takiben kalıcı işitme kaybı gelişen hastalardan oluşmaktaydı. Bilateral kayıp grubunda 50 yaş üzeri hastalarda presbiakuzi (yaşa bağlı ilerleyici işitme kaybı) etiyolojisi mevcutken, daha genç BSNİK hastalarında belirgin bir neden yoktu. Serum örneklerinde prestin düzeyleri ELISA yöntemi ile kantitatif olarak ölçüldü. Koklear dış tüy hücre işlevini değerlendirmek üzere OAE testleri (transient uyarılmış ve distorsiyon ürünü OAE) uygulandı; OAE yanıtları prestinle olan ilişkiyi tespit edebilmek için standardize kriterlere göre “geçti” veya “kaldı” şeklinde kaydedildi. Gruplar yaşın etkisini görebilmek amacıyla 50 yaş altı ve üstü şeklinde alt gruplara ayrıldı (her grupta 20 kişi <50 yaş, 20 kişi ≥50 yaş) ve elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Prestin seviyelerinin gruplar arası karşılaştırılmasında non-parametrik testler kullanıldı. OAE ve odyometri sonuçları ile prestin arasındaki ilişki Spearman korelasyonu ile incelendi. Bulgular: Serum prestin ortanca değeri, sağlıklı bireylerde en yüksek, bilateral SNİK grubunda orta düzeyde, unilateral SNİK grubunda ise en düşük olarak saptandı (sırasıyla ~1184, ~837 ve ~400 pg/ml; p<0,001). Bilateral SNİK’li hastalarda prestin düzeyleri unilateral olgulara göre anlamlı derecede yüksekti (p=0,012). OAE test sonuçları ile serum prestin düzeyleri arasında bazı frekanslarda istatiksel olarak anlamlı korelasyonlar saptandı. USNİK grubunda sağ kulak OAE yanıtı alınabilen hastaların prestin seviyeleri, OAE alınamayanlara kıyasla anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,034). Örneğin, tek taraflı SNİK’li hastalar arasında etkilenen kulakta TEOAE cevabı mevcut olanlarda prestin medyanı ~462 pg/ml iken, OAE alınamayanlardaObjective: This study aims to evaluate the diagnostic value of serum prestin levels in individuals diagnosed with sensorineural hearing loss (SNHL) and to investigate the relationship between this biomarker and otoacoustic emission (OAE) test results. Additionally, it aims to assess the effect of the clinical course of hearing loss (sudden onset or gradually progressive) on serum prestin levels. In this context, serum prestin levels measured in patients with unilateral and bilateral SNHL were compared with those of healthy individuals, and the obtained data were analyzed for correlations with OAE test results. Methods: This prospective and cross-sectional study included a total of 120 participants, comprising 40 individuals with bilateral sensorineural hearing loss (SNHL), 40 with unilateral SNHL, and 40 healthy controls. All participants underwent a detailed otolaryngological examination, and hearing thresholds were determined using pure-tone audiometry. All cases of hearing loss in the unilateral SNHL group had developed permanent hearing impairment following idiopathic sudden onset SNHL. In the bilateral SNHL group, presbycusis (age-related progressive hearing loss) was identified as the etiology in patients over 50 years of age, whereas no specific cause was identified in younger BSNHL patients.Serum prestin levels were quantitatively measured using the ELISA method. To assess outer hair cell function in the cochlea, otoacoustic emission (OAE) tests—including transient-evoked and distortion-product OAEs—were performed. OAE responses were recorded as either "pass" or "fail" based on standardized criteria in order to evaluate their relationship with prestin levels.To assess the effect of age, the study groups were further subdivided into two age-based subgroups: those under 50 years and those aged 50 years or older (20 individuals per subgroup). The collected data were statistically compared. Non-parametric tests were used for the comparison of prestin levels among the groups. The relationship between prestin and both OAE and audiometry results was analyzed using Spearman’s correlation

    A comparison between logical and juridical qiyas and their epistemic value

    No full text
    Yüksek Lisans TeziBu çalışmada, Aristoteles (M.Ö. 384-322)’in sistemli bir disiplin haline getirdiği ve bütün bilimlerde bir bilgi elde etme yöntemi olarak kullanılan mantıki kıyas ile İslam bilim adamları tarafında sistemli bir disiplin haline getirilen fıkhi kıyasın karşılaştırılması ve her iki kıyasın uygulanmasında elde edilen bilginin epistemik değerinin ortaya konulması hedeflenmektedir. Bu hedef çerçevesinde konuyu daha anlaşılır kılabilmek amacıyla her iki yöntemin yapısı, işlevi, koşulları, sonuçları ve epistemik değerleri ayrı ayrı incelendikten sonra karşılaştırılıp değerlendirilerek bilgi değerleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Mantıki kıyas ile fıkhi kıyas arasında yapılan karşılaştırmada her iki kıyasın birer akıl yürütme yöntemi, bilinmeyen olgu ve nesne hakkında yeni bir bilgi veya hükme ulaşma amacı, orta terim ile illetin üstlendiği görevler bakımında benzerlik arz ederken diğer yandan ilkeleri, formları, orta terim ile illetin öncüllerde aldığı konumları, kullanılma şekilleri, nitelikleri ve iki kıyasın ifade ettikleri epistemik değerler bakımından ise farklılık göstermektedir. Sonuç bölümünde ise karşılaştırma sonucunda ortaya çıkan bulguların yorumlanması ve bunların alana katkı sağlayan kazanımları değerlendirilmektedir.This study aims to compare logical syllogism, a systematic discipline established by Aristotle (384–322 BC) as a method for acquiring knowledge across various sciences, with qiyas al-fiqhi, which has also been developed into a systematic discipline by Islamic scholars. The primary objective is to elucidate the epistemic value of the knowledge derived from the application of both reasoning methods. To achieve this aim, the study first examines the structure, function, conditions, outcomes, and epistemic values associated with each method separately. Following this, a comparative evaluation is conducted to highlight their respective contributions to knowledge. In the comparison between logical syllogism and qiyas al-fiqhi, both methods exhibit similarities as forms of reasoning aimed at deriving new knowledge or rulings concerning unknown phenomena and objects. Additionally, they share commonalities in the roles undertaken by the middle term in logical syllogism and the ‘illah (effective cause) in qiyas al-fiqhi. However, they differ in terms of principles, formal structures, the position of the middle term and ‘illah within premises, modes of application, characteristics, and the epistemic values they convey. The conclusion section interprets the findings derived from this comparison and assesses their contributions to the field

    The effectiveness of virtual reality-based mobile education applications applied to science teacher candidates in astronomy lesson

    Get PDF
    Yüksek Lisans TeziAraştırmada fen bilgisi öğretmen adaylarına astronomi dersinde sanal gerçeklik temelli mobil eğitim uygulamalarının etkililiğini araştırmak ve bu uygulamalara fen bilgisi öğretmen adaylarının bakış açılarının neler olduğunu belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma, 2023-2024 yılı güz döneminde iki farklı devlet üniversitesinin eğitim fakültelerinde öğrenim gören toplam 52 Fen Bilgisi öğretmeni adayı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı karma araştırma modeli kullanılmıştır. Karma araştırma olarak yapılan bu çalışmada açımlayıcı sıralı yöntemler karma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verileri için ön test ve son test modeline dayalı yarı deneysel desen kullanılmıştır, veriler SPSS paket programıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde bağımsız gruplar t testi ve eşleştirilmiş gruplar t testi analizi kullanılmıştır, 26 kişilik deney grubunun astronomi dersi sanal gerçeklik temelli mobil eğitim uygulamaları ile, 26 kişilik kontrol grubunun ise geleneksel (düz anlatım yöntemi) anlatım ile işlenmiştir. Geliştirilen erişi testi ile ön test ve son test puanlarından elde edilen erişi puan ortalamaları ile deney ve kontrol grupları karşılaştırılmıştır. Astronomi Erişi Testinin yanı sıra, deney grubundaki öğretmen adaylarından görüşme formları ile veriler toplanmıştır ve gözlemci notları alınmıştır. Araştırmanın nicel verilere göre sanal gerçeklik temelli mobil eğitim uygulamalarının kullanıldığı deney grubu ile geleneksel anlatımın kullanıldığı kontrol grubunun erişi testi son test puan ortalamalarına bakıldığında, deney grubu lehine anlamlı bir farklılık görülmüştür. Nitel verilere göre sanal gerçeklik temelli mobil eğitim uygulamalarının uygulandığı deney grubu öğretmen adayları çoğunlukla yapılan uygulamanın dikkat çekici, kalıcı ve anlamlı öğrenmeler sağladığı, bilginin somut bir şekilde öğrenilmesini sağladığı ve daha etkili öğrenmeler gerçekleştirdiği şeklinde görüşlerini belirtmişlerdir. Araştırma bulgularından hareketle sanal gerçeklik temelli eğitimin okullarda uygulamasının yaygınlaştırılması önerilmiştir.The study aimed to investigate the effectiveness of virtual reality-based mobile educational applications in astronomy courses for pre-service science teachers and to determine their perspectives on these applications. The research was conducted with a total of 52 pre-service science teachers studying at the faculties of education in two different state universities during the fall semester of the 2023-2024 academic year. A mixed-method research design, incorporating both quantitative and qualitative research methods, was used. Specifically, an explanatory sequential design was employed. For the quantitative data, a quasi-experimental design based on a pre-test and post-test model was utilized, and the data were analyzed using the SPSS software package. Independent samples t-test and paired samples t-test analyses were conducted for data analysis. The study involved a 26-person experimental group, which received instruction through virtual reality-based mobile educational applications in the astronomy course, and a 26-person control group, which was taught using the traditional lecture method. The achievement test developed for the study was used to compare the achievement scores obtained from the pre-test and post-test between the experimental and control groups. In addition to the Astronomy Achievement Test, data were collected from pre-service teachers in the experimental group through interview forms, and observer notes were taken. According to the quantitative data, a significant difference was found in favor of the experimental group regarding the post-test achievement scores between the experimental group using virtual reality-based mobile educational applications and the control group using traditional teaching methods. Based on the qualitative data, most pre-service teachers in the experimental group stated that the application was engaging, facilitated permanent and meaningful learning, helped concretize knowledge, and enabled more effective learning experiences. Based on the research findings, it is recommended that virtual reality-based education be widely implemented in schools

    Analysis and modeling of secondary school students' explanations about matter and their interactions

    No full text
    Yüksek Lisans TeziBu çalışmada çizme-yazma tekniği kullanılarak "Maddenin Tanecikli Yapısı" ünitesinin bir alt konusu olan "Madde ve Etkileşimleri" ile ilgili yazılı açıklamaları analiz etmek ve yazılı açıklamaları modellemek amaçlanmıştır. Araştırmanın problem cümlesi "Madde ve Etkileşimleri" hakkındaki yazılı açıklamalarının niteliği ve düzeyi nedir olarak belirlenmiştir. Bu araştırmada Nitel araştırma yöntemlerinden biri olan durum çalışması kullanılmıştır. 2023-2024 akademik yılı bahar döneminde verilerinin toplandığı bu araştırmanın katılımcı grubunu Konya ilinin Akşehir ve Ilgın ilçelerinde Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı 2 devlet okulunda öğrenim gören akademik başarı ve sosyo-ekonomik düzey bakımından benzer yaş aralığında olan 61 Kız, 50 Erkek toplam 111 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri çizme-yazma tekniği kullanılarak toplanmıştır. Öğrencilerin çizme-yazma tekniğini öğrenmeleri için çalışma öncesinde Ilgın ve Akşehir'de öğrenim gören öğrencilere pilot uygulama uygulanmıştır. Pilot uygulamada öğrencilere senaryoya dayalı 1 açık uçlu soru, ana uygulamada ise senaryoya dayalı 3 açık uçlu verilmiştir. Öğrenci verileri 1'den 111'e kadar numaralandırılmıştır. Herhangi bir çizim ve yazılı açıklama içermeyen veya tanecikli yapıyla ilişkilendirilmeyen veriler içerik analizine dâhil edilmemiştir. Öğrencilerden hem çizim hem de yazılı açıklama yapmaları istendiği için çizim ve yazılı açıklama verileri birlikte içerik analizi yöntemiyle detaylı olarak analiz edilmiştir. Fen bilimleri alanında uzman akademisyen doğrultusunda Kodlama Tablosu oluşturulmuştur. Kodların birbiriyle bağlantısı ve öğrencilerin çizim ve yazılı açıklama verileri göz önünde bulundurularak veri toplama aracında yer alan 1. soruda öğrencilerin çizim ve açıklama verileri katı-sıvı-gaz olmak üzere 3 kategori, veri toplama aracında yer alan 2. soruda su ve gıda boyası olmak üzere 2 kategori ve veri toplama aracında yer alan 3. soruda demir-toz şeker-su-oksijen 4 kategori olmak üzere toplam 9 kategori elde edilmiştir. Öğrencilerin yazılı açıklamaları yazılı açıklama niteliğine göre Düzey 1, Düzey 2, Düzey 3 ve Düzey 4 olarak modellenmiştir. Düzey 1 grubunda hiç açıklama yapmayan öğrenciler, Düzey 2 grubunda eksik/yanlış /kavram yanılgısı içeren yazılı açıklamalarda bulunan öğrenciler Düzey 3 grubunda Kısmi yazılı açıklamalar yapan öğrenciler yer almaktadır Veri toplama aracında yer alan 3 soru için ayrı ayrı tartışma ve sonuçlar sunulmuştur. Araştırmanın sonucunda öğrencilerin Madde ve Etkileşimleri ile ilgili hatalı /eksik yazılı açıklamalarda bulundukları ve alternatif kavramalara sahip oldukları tespit edilmiştir. Kısmi bilimsel yazılı açıklamalarda bulunan öğrenci frekansının kavram yanılgısı içeren yazılı açıklamalar yapan öğrenci frekansından daha düşük olduğu çıkarımında bulunulmuştur.In this study, it was aimed to analyze written explanations about "Matter and Its Interactions", a subtopic of the "Particulate Structure of Matter" unit, and to model written explanations by using the drawing-writing technique. The problem sentence of the research was determined as "What is the quality and level of written explanations about "Matter and Its Interactions"? A case study, one of the qualitative research methods, was used in this research. The participant group of this research, the data of which were collected in the spring semester of the 2023-2024 academic year, consists of 111 students, 61 girls and 50 boys, who are in a similar age range in terms of academic success and socio-economic level, studying in 2 state schools affiliated to the Ministry of National Education in Akşehir and Ilgın districts of Konya province. The data of the study was collected using the drawing-writing technique. A pilot application was applied to students studying in Ilgın and Akşehir before the study in order for the students to learn the drawing-writing technique. In the pilot application, 1 open-ended question based on the scenario was given to the students, and in the main application, 3 open-ended questions based on the scenario were given. Student data are numbered from 1 to 111. Data that do not contain any drawings or written explanations or are not associated with granular structure are not included in the content analysis. Since students were asked to make both drawings and written explanations, drawing and written explanation data were analyzed in detail together with the content analysis method. A Coding Table was created in line with an academician who is an expert in the field of science. Considering the connection between the codes and the drawing and written explanation data of the students, a total of 9 categories were obtained, including 3 categories of solidliquid-gas in the 1st question of the data collection tool, 2 categories of water and food coloring in the 2nd question of the data collection tool, and 4 categories of iron-granulated sugar-water-oxygen in the 3rd question of the data collection tool. The students' written explanations were modeled as Level 1, Level 2, Level 3 and Level 4 according to the written explanation quality. Level 1 group includes students who did not provide any explanations, Level 2 group includes students who provided incomplete/incorrect/misconception-containing written explanations, Level 3 group includes students who provided partial written explanations. Separate discussions and results are presented for the 3 questions in the data collection tool. As a result of the research, it was determined that the students provided incorrect/incomplete written explanations regarding Matter and Its Interactions and had alternative conceptions. It was concluded that the frequency of students providing partial scientific written explanations was lower than the frequency of students providing written explanations containing misconceptions

    Family mediation in comparative law in the context of protection of marriage union

    No full text
    Yüksek Lisans TeziAile arabuluculuğu, aile içi uyuşmazlıkların çözümünde kullanılan dünya genelinde kabul görmüş alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Kökleri eski tarihlere dayanan ve her toplumun kendi kültürel ve inançsal yapısına göre şekillenen bu uygulama Türkiye’de henüz hayata geçirilmemiştir. Fakat aile arabuluculuğu kurumunun Türkiye’de de uygulamaya konulması için çalışmalar devam etmektedir. Yapılan çalışmalar ve konuyla alakalı literatür, uygulanması planlanan sistemin genellikle Avrupa standartlarını temel aldığını göstermektedir. Ailede sulhu ve birliğin devamını esas alan uygulamalarıyla aile arabuluculuğu sürecine büyük katkılar sağlama potansiyeli bulunan İslam aile hukukunun zengin birikimden yeterince faydalanılmadığı gözlenmiştir. Türkiye’nin aile kurumuna bakışı ve aileye atfettiği önem Avrupa’dan önemli ölçüde farklıdır. Bu sebeple Türkiye'ye özgü bir aile arabuluculuğu sistemi geliştirilirken, modern arabuluculuk prensipleri toplumun kültürel ve inançsal dinamikleri göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde evlilik birliği, evlilik birliğinin korunması, aile, arabuluculuk ve aile arabuluculuğu kavramlarının ayrıntılarına yer verilmiştir. İkinci bölümde mukayeseli hukuktaki aile arabuluculuğu uygulamaları Malezya, Fas, Suudi Arabistan ve İngiltere (Müslüman Tahkim Heyeti’nin uygulamaları ile beraber) ile sınırlı olmak üzere incelenmiştir. Bu tercihin temelinde, İslam hukukunun evlilik birliğinin korunmasına verdiği önem ve bu amaca yönelik olarak geliştirdiği kendine özgü mekanizmalar yatmaktadır. İslam hukukunda aile, kutsal bir müessese olarak kabul edilmiş ve evliliğin devamlılığını sağlamak için çeşitli hukuki ve ahlaki düzenlemelere yer verilmiştir. Bu nedenle İslam hukukunun uygulandığı ülkelerdeki aile arabuluculuğu veya benzeri alternatif çözüm yöntemlerinin incelenmesi, evlilik birliğinin korunması amacına yönelik farklı kültürel ve hukuki yaklaşımları anlamak bakımından önemlidir. Üçüncü bölümde ise Türk hukukunda aile arabuluculuğu incelenmiş ve mukayeseli hukuktan değerlendirmeler ve önerilerde bulunulmuştur.Family mediation is a globally accepted alternative dispute resolution method used to resolve domestic conflicts. Although its roots trace back to ancient times, and its practice has been shaped by the cultural and religious structures of each society, it has not yet been implemented in Turkey. However, efforts are underway to introduce family mediation in Turkey. Studies and relevant literature indicate that the planned system primarily adopts European standards. It has been observed that the rich heritage of Islamic family law, which has the potential to significantly contribute to the family mediation process with its emphasis on preserving peace and unity within the family, is not sufficiently utilized. Turkey's perspective on the family institution and the importance it attributes to family differ significantly from Europe's. Therefore, when developing a family mediation system specific to Turkey, modern mediation principles should be evaluated considering the society's cultural and religious dynamics. The study, consisting of three sections, begins by detailing the concepts of marriage, the protection of the marital union, family, mediation, and family mediation. The second section examines family mediation practices in comparative law, limited to Malaysia, Morocco, Saudi Arabia, and the UK (including the practices of the Muslim Arbitration Tribunal). This choice is based on the importance Islamic law places on protecting the marital union and the unique mechanisms it has developed for this purpose. In Islamic law, the family is considered a sacred institution, and various legal and moral regulations have been included to ensure the continuity of marriage. Therefore, examining family mediation or similar alternative dispute resolution methods in countries where Islamic law is applied is crucial for understanding different cultural and legal approaches aimed at preserving the marital union. The third section analyzes family mediation in Turkish law and provides evaluations and recommendations from comparative law

    Evaluation of cardiac functions and cardiac conduction system in children with multisystem inflammatory syndrome in children

    No full text
    Çocuklarda multisistemik inflamatuar sendrom (MIS-C), kardiyovasküler sistem dahil birçok sistemin etkilendiği hiperiflamatuar bir hastalıktır. Hastalığın sistemleri etkileme düzeyleri değişken olup uzun vadeli etkilerinin bilinmemesi hastalığın yönetiminde zorluklara yol açabilir. Bu çalışmada etkilenen bireylerin tanı anı ve kontroldeki kardiyak fonksiyonların ve kalp iletim sisteminin incelenmesi amaçlandı. Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümüne 21/09/2020 -10/10/2023 tarihleri arasında başvuran ve MIS-C tanısı alan 58 hasta ile MIS-C veya Yeni koronavirüs hastalığı (COVID-19) ilişkili şikayeti olmayan fakat herhangi bir kardiyak semptomla Çocuk Kardiyoloji polikliniğine başvuran, kardiyovasküler hastalık tespit edilmeyen 62 hasta kontrol grubu olarak çalışmaya dâhil edildi. MIS-C tanısı alan hasta grubuna tanı aldıkları esnada ve tanı aldıktan ortalama 6 ay sonra elektrokardiyografi (EKG), ekokardiyografi (EKO) ve 24 saatlik ritim Holter değerlendirmesi yapıldı. Çalışmamıza dahil edilen hasta grubunun (n=58) yaş ortalaması 10,53 yıl olup %46,6'sı kız, %54,3'ü erkekti. Kontrol grubunun (n=62) yaş ortalaması 10,25 yıl olarak tespit edilmiş olup %50,0'ı kız, %50,0'ı erkekti ve her iki grup özellikleri istatistiksel olarak benzerdi. Hastaların %29,3'ü hafif, %48,3'ü orta, %22,4'ü ağır kliniğe sahipti. Hastaların tümüne intravenöz immunoglobulin tedavisi, %96.5 ine steroid tedavisi, %94,8'ine asetil salisilik asit, %22,4'üne inotrop destek tedavisi, %69,0'ına düşük molekül ağırlıklı heparin (DMAH), %37,9'una anakinra, %1,7'sine tocilizumab tedavisi verildiği belirlendi. Hastaların %6,9'unun entübe olduğu, %6,9'una mekanik ventilasyon ihtiyacı, %10,3'ünde non-invaziv mekanik ventilasyon ihtiyacı olduğu belirlendi. Hastaların %34,5'inde oksijen ihtiyacı vardı. Hastaların %13,8'inde yoğum bakım ünitesi yatışı vardı. Hastaların toplam yatış süresi ortancası 9, yoğum bakım ünitesi yatışı ortancası 2,5, servis yatış süresi ortancası 9 gündü. ii Hastaların akut dönemde EKG'deki hız değeri ortancası 101,5/dk, kontrol döneminde ise 82/dk idi. Akut dönemdeki hız değeri ve PR mesafesi kontrol dönemindeki hız ve PR mesafesi ile karşılaştırıldığında anlamlı yüksekti. Hastaların EKO'larında akut dönemde ejeksin fraksiyon (EF), fraksiyonel kısalma (FS) değerleri kontrol dönemlerinden anlamlı düşük, sistol sonu sol ventrikül internal çapı (LVIDs) değeri anlamlı yüksekti. Hastaların Holter parametrelerinin akut ve kontrol dönemindeki değerlerinin benzer olduğu saptandı. Hastaların EKG'sinde akut dönemdeki hız, PR mesafasi, maximum P süresi (Pmax), minimum P süresi (Pmin) ve minimum düzeltilmiş QT süresi (QTc min) değerleri kontrol grubuna göre anlamlı yüksek, düzeltilmiş QT dispersiyonu (QTcd) ve QRS süreleri anlamlı düşüktü. Hastaların akut dönemdeki pulmoner velosite değeri dağılım aralığı kontrol grubundan daha dardı. Hastaların kontrol dönemdeki EF değeri kontrol grubundakilerden anlamlı yüksekti. Hastaların akut dönemdeki ortalama kalp hızı kontrol grubundan anlamlı düşük, ardışık normal RR sürelerinin aralarındaki farkların karelerinin ortalamasının karekökü(rMSSD24), ardışık normal RR surelerinden izleyen sürenin 50 ms'den büyük olduğu döngülerin 24 saatteki normal döngülere yüzdesi (pNN50), Spectral Power 24 indeks, uyanıklık uyanıklık tüm normal RR intervallerinin standart deviasyonu(SDNN), uyanıklık rMSSD, uyanıklık pNN50, uyanıklık yüksek frekans (HF) değerlerinin kontrol grubundan anlamlı ve daha yüksek olduğu saptandı. Hastaların kontrol dönemdeki Ortalama kalp hızı, Maqtholter değeri kontrol grubundan anlamlı düşük, Spectral Power 24 indeks, uyku çok düşük frekans (VLF), uyku HF değerlerinin kontrol grubundan anlamlı ve daha yüksek olduğu saptandı. Başvuru anında EF %60'ın altında bulunan hastaların Holter analizindeki parametreleri değerlendirildiği analizde bu hastaların erken dönemde ortalama ve maksimum kalp hızlarının daha düşük olduğu tespit edildi. Hastaların laboratuvar bulguları ve akut dönem EKO bulgularının ilişkisi incelendiğinde B-tipi natriüretik peptit (BNP) ile EF, FS arasında negatif, sistemik pulmoer arter basıncı (SPAB) arasında pozitif yönlü düşük düzeyde ilişki vardı. Toplam yatış süresi ile SPAB arasında pozitif düşük düzeyde ilişki vardı. Sonuç olarak MIS-C'nin kardiyak tutulumunun erken dönemde kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kardiyak fonksiyonlar ve ileti sistemi değişikliklerine sebep olduğu; bununla birlikte hastaların erken ve uzun dönem takiplerinde bu değişikliklerin çoğunlukla düzeldiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: çocuklarda multisistemik inflamatuar sendrom, kalp iletim sistemi, kalp fonksiyonlarıMultisystem inflammatory syndrome in children (MIS-C) is a hyperinflammatory disease affecting multiple organ systems, including the cardiovascular system. The extent to which the disease impacts various systems can vary, and the lack of knowledge regarding its long-term effects poses challenges in disease management. This study aims to evaluate cardiac functions and the cardiac conduction system at the time of diagnosis and during follow-up in affected individuals. A total of 58 patients diagnosed with MIS-C, who were admitted to the Department of Pediatrics at Necmettin Erbakan University Meram Faculty of Medicine between September 21, 2020, and October 10, 2023, were included in the study. Additionally, 62 patients without any complaints related to MIS-C or COVID-19, who presented to the Pediatric Cardiology outpatient clinic with cardiac symptoms but were found to have no cardiovascular disease, were included as the control group. In the MIS-C patient group, electrocardiogram (EKG), echocardiogram (ECHO), and 24-hour Holter monitoring were performed at the time of diagnosis and approximately six months later. The mean age of the patient group (n=58) included in the study was 10.53 years, with 46.6% being female and 54.3% male. The control group (n=62) had a mean age of 10.25 years, with 50.0% female and 50.0% male, and the characteristics of both groups were statistically similar. Among the patients, 29.3% had mild, 48.3% moderate, and 22.4% severe clinical presentations. All patients received intravenous immunoglobulin therapy, 96.5% received steroid treatment, 94.8% were treated with acetylsalicylic acid, 22.4% required inotropic support, 69.0% received low-molecular-weight heparin (LMWH), 37.9% were treated with anakinra, and 1.7% received tocilizumab therapy. It was determined that 6.9% of the patients were intubated, 6.9% required mechanical ventilation, and 10.3% required non- invasive mechanical ventilation. Additionally, 34.5% of the patients required oxygen support, iv and 13.8% were admitted to the intensive care unit (ICU). The median total hospitalization duration was 9 days, the median ICU stay was 2.5 days, and the median ward stay was 9 days. The median heart rate (HR) of the patients during the acute phase was 101.5/min, compared to 82/min during the control phase. Both the heart rate and PR interval in the acute phase were significantly higher than those in the control phase. Echocardiographic evaluations revealed that ejection fraction (EF) and fractional shortening (FS) values were significantly lower during the acute phase compared to the control phase, while the left ventricular internal dimension in systole (LVIDs) was significantly higher. The Holter parameters during the acute and control phases were found to be similar. In the patients' electrocardiograms (ECGs), heart rate, PR interval, Pmax, Pmin, and OTcmin values were significantly higher during the acute phase compared to the control group, while QTcd and QRS durations were significantly lower. The pulmonary velocity range during the acute phase was narrower than that of the control group. The EF during the control phase was significantly higher than in the control group. Mean HR during the acute phase was significantly lower than in the control group, while rMSSD24, pNN50, Spectral Power 24 index, wakefulness SDNN, wakefulness rMSSD, wakefulness pNN50, and wakefulness HF values were significantly higher. During the control phase of the patients' mean HR and maximum Holter HR were significantly lower than in the control group, whereas Spectral Power 24 index, sleep VLF, and sleep HF values were significantly higher. Analysis of Holter parameters in patients with EF below 60% at admission showed lower mean and maximum HRs during the acute phase. When the relationship between laboratory findings and echocardiographic parameters in the acute phase was evaluated, a negative and low-level correlation was found between BNP and EF, FS, and a low-level positive correlation with systolic blood arterial pressure (SBAP). Additionally, there was a low-level positive correlation between total hospitalization duration and SBAP. In conclusion, it was determined that cardiac involvement in MIS-C caused changes in cardiac functions and conduction system in the early period compared to the control group; however, these changes mostly resolved in the early and long-term follow-up of the patients. Keywords: multisystem inflammatory syndrome in children, cardiac conduction system, cardiac functio

    The good life in Senecas's philosophy

    No full text
    Doktora TeziBu tez çalışması, son dönem Stoa felsefesinin önemli temsilcilerinden Seneca’nın iyi yaşam anlayışını incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Felsefe genellikle soyut düşünme faaliyeti olarak bilinmekle birlikte bireyin günlük yaşamına yön verebilecek pratik bir boyuta da sahiptir ve hedeflerimizden biri de bu boyutu ortaya koymaktır. Bu bağlamda ilk bölümde tarihsel yöntem kullanılarak Stoacı iyi yaşam düşüncesi kuramsal olarak temellendirilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümü Seneca’nın iyi yaşam düşüncesinin günümüzde ne ölçüde yaşanabilir ve uygulanabilir olduğunu sorgulamaktadır. Bu çerçevede “Nasıl yaşamalıyım?” “Hangi yaşam şekli doğrudur?” “Yaşamda eylem ve söylemlerde sürekliliği nasıl sağlarım?” gibi birçok soruya cevap aranmakta ve iyi yaşam için yapılması gerekenler tespit edilmeye çalışılmaktadır. Seneca nazarında insandaki en yüksek iyi, akıldır. Yaşamda en yüksek iyi, erdem ve mutluluktur. Erdemli yaşam, iyi yaşamdır. Seneca’ya göre bu yaşamı sağlamak için doğaya uygun yaşam (secundum naturam vivere), amor fati (kaderini sev), memento mori (ölümü hatırla), anın farkında ol ve tranquillitas animi (ruh dinginliği) gibi Stoacı ilkeler ve öğretiler uygulanmalıdır. Bu doğrultuda çalışmamızın temel tezi, Stoacı ana ilkelerin bireysel düzeyde uygulanabilir olduğunu ve iyi yaşamın birey açısından mümkün olduğunu göstermektir. Toplumsal ölçekte ise bu öğretilerin ve ilkelerin yaygınlık kazanmasının bireysel olana göre nispeten zor olduğunu ancak zaman içinde bireylerin dönüşümüyle belki mümkün olabileceğini ortaya koymaktır. Ayrıca doğaya uygun yaşam ilkesi, insanın yalnızca kendi doğasıyla değil, evrensel doğayla da uyum içinde olmasını gerektirir. Bu yönüyle Seneca’nın iyi yaşam anlayışı, günümüz dünyasında çevresel açıdan da önemli katkılar sunabilir. İnsanların tüketim alışkanlıklarını sınırlamaya ve sade bir yaşam sürmeye teşvik etmesi bu katkılardan biridir. Bunun yanında, doğaya zarar vermekten kaçınmayı öğütlemesi de dikkat çekicidir. Böylece birey, ekolojik dengeye saygılı bir tutum geliştirebilir. Bu doğrultuda bugün, özellikle ‘doğaya uygun yaşam’ ilkesi başta olmak üzere, bu Stoacı öğretilerin bireye kazandırılabilmesi için neler yapılabileceği de ele alınacaktır.This thesis has been prepared with the aim of examining the understanding of the good life in the philosophy of Seneca, one of the prominent representatives of the Late Stoic philosophy. Although philosophy is generally known as an activity of abstract thinking, it also possesses a practical dimension that can guide an individual's daily life, and one of our objectives is to reveal this dimension. In this context, the first chapter lays the theoretical foundation of the Stoic conception of the good life by employing a historical method. The second chapter of our study questions to what extent Seneca’s conception of the good life is livable and applicable in the modern day. Within this framework, various questions are addressed such as “How should I live?”, “What kind of life is the right one?”, and “How can I maintain consistency between my actions and speaks in life?” and in an effort to determine what must be done in order to achieve the good life. According to Seneca, the highest good in human beings is reason. In life, the highest good is virtue and happiness. A virtuous life is a good life. According to Seneca, to achieve this way of life, Stoic principles and teachings such as living according to nature (secundum naturam vivere), amor fati (love your fate), memento mori (remember death), awareness of the present moment, and tranquillitas animi (tranquility of the soul) must be applied. In this respect, the central thesis of our study is to demonstrate that the core Stoic principles are applicable at the individual level and that the good life is attainable for the individual. On a social scale, it is argued that the widespread adoption of these teachings and principles is relatively more difficult than at the individual level, but it may become possible over time through the transformation of individuals. Furthermore, the principle of living in accordance with nature requires a person to be in harmony not only with their own nature but also with universal nature. In this respect, Seneca’s understanding of the good life can make important contributions in environmental terms in today’s world. One such contribution is encouraging people to limit their consumption habits and lead a simple life. In addition, his advice to avoid harming nature is noteworthy. In this way, the individual can develop an attitude of respect toward ecological balance. In this context, today we will discuss what can be done to make individuals acquire these Stoic teachings, especially the principle of ‘living in accordance with nature.

    10,205

    full texts

    18,430

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Necmettin Erbakan University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇