Necmettin Erbakan University Institutional Repository
Not a member yet
    18430 research outputs found

    Legal regulations related to social media in Türkiye

    Full text link
    Yüksek Lisans TeziGünümüzde, dünya nüfusunun yarısından fazlasının aktif bir şekilde sosyal medya kullanıcısı haline gelmesi, sosyal medya şirketlerinin her geçen gün daha fazla kişisel veri toplamasına yol açmaktadır. Sosyal medya kullanıcıları hızla bu şirketlerin gönüllü çalışanları konumuna dönüşmektedir. Bununla birlikte, dijital ortamda nefret söylemi, tehdit, özel hayatın gizliliğini ihlal, cinsel taciz gibi yasa dışı içeriklerin ve siber suçların sayısında da artış gözlemlenmektedir. Bu durum, ülke yönetimlerini dijital dünyayı denetim altına almak ve güvenli bir sanal ortam oluşturmak amacıyla yasal düzenlemelere yöneltmektedir. Yapılan bu düzenlemeler ile sosyal medya şirketleri, hizmet ve gizlilik sözleşmelerini sürekli güncellemek zorunda kalmaktadırlar. Çalışmada, sosyal medya platformlarına yönelik yasal düzenlemeler ile hizmet ve gizlilik sözleşmeleri incelenmektedir. İfade özgürlüğü ve demokrasinin merkezi kabul edilen ülkeler de dahil olmak üzere, sosyal medyanın kontrol altına alınmasına dair önemli yasal düzenlemelerin hayata geçirilmeye devam ettiği görülmektedir. Türkiye’nin sosyal medyanın en yoğun kullanıldığı ülkelerden biri olması nedeniyle bu alandaki hukuki düzenlemeler, bireyler ve toplum açısından önem taşımaktadır. Ayrıca mevcut hukuki düzenlemeler, sonrakilerin etkili ve kalıcı olması için kaynak oluşturmaktadır. Çalışma, araştırmacılara farklı perspektifler kazandırırken, toplumun, sosyal medyayı ve sosyal medya ile ilgili yapılan hukuki düzenlemeleri daha iyi anlamasına katkı sağlayacaktır.Today, more than half of the world's population has become active social media users, causing social media companies to collect more personal data day by day. Social media users are rapidly turning into volunteer employees of these companies. However, there is also an increase in the number of illegal content and cyber-crimes such as hate speech, threats, privacy violations, and sexual harassment in the digital environment. This situation directs country governments to make legal regulations to control the digital world and create a safe virtual environment. With these regulations, social media companies are forced to constantly update their service and privacy agreements. In the study, legal regulations and service and confidentiality agreements regarding social media platforms are examined. It appears that important legal regulations for the control of social media continue to be implemented, including in countries that are considered the center of freedom of expression and democracy. Türkiye is one of the countries where social media platforms are used most intensively. For this reason, legal regulations in this field are important for the individual and society. The first legal regulations and the studies carried out on them constitute the source of the effectiveness and permanence of the later ones. Although the study will provide researchers with different perspectives, it will also contribute to a better understanding of society's legal regulations regarding social media

    Comparison of clinical and radiological success of amputation treatments performed with Pro Root MTA, NeoPUTTY MTA, TheraCal PT in primary teeth

    Full text link
    Amaç: Amputasyon tedavisi, ekspoz olan koronal pulpanın çıkarılması ve geriye kalan radiküler pulpanın işlevinin ve canlılığının korunduğu vital pulpa tedavisi olarak tanımlanır. Süt molar dişlerde sık tercih edilen vital pulpa tedavilerinden olan amputasyon tedavisinde ideal materyal arayışı devam etmektedir. Çalışmamızda ProRoot MTA, NeoPUTTY ve Theracal PT materyallerinin amputasyon tedavisindeki klinik ve radyolojik başarılarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Necmettin Erbakan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı’na ebeveyni ile başvuran 4-10 yaş arasındaki sistemik sağlıklı hastalar dahil edildi. Çalışmamız prospektif randomize bir çalışma olarak dizayn edilmiştir. 3 farklı materyal grubuna randomize dağıtılan 90 alt süt molar dişe ProRoot MTA, NeoPUTTY ve TheraCal PT ile amputasyon tedavisi uygulandı. Tüm dişlerin amputasyon tedavileri ve final restorasyonları aynı hekim tarafından yapıldı. Hastalar tedavinin 6. ve 9. aylarında kontrol randevularına çağrıldı. Hasta kontrol randevularına geldiğinde klinik ve radyolojik değerlendirmeler iki hekim tarafından gerçekleştirildi. Elde edilen veriler IBM SPSS ile analiz edildi. Normal dağılıma uygunluk ShapiroWilk testi ile incelendi. Gruplara göre kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi ve Monte Carlo düzeltmeli Fisher’s Exact testi kullanıldı. Gruplar içerisinde üç ve üzeri zamana göre iki gruplu kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Cochran’s Q testi kullanıldı. Değerlendirmeler arasındaki uyum Fleiss Kappa ile incelendi. Önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Çalışmamızda sağkalım açısından değerlendirdiğimizde gruplara göre 9. ay sağkalım oranları farklılık göstermektedir. Takibi yapılamayan 3 dişin çalışma dışı bırakılması göz önünde bulundurularak ProRoot MTA’nın %93,1’i, NeoPUTTY’nin %96,4’ü ve Theracal PT’nin %66,7’si sağkalım göstermiştir. Sağkalım açısından diğer iki gruba göre Theracal PT düşük bir oran göstermiştir. Gruplara göre 9. ayda klinik ve radyolojik başarı farklılık göstermemektedir. 9 ay sonunda ProRoot MTA, NeoPUTTY ve TheraCal PT’nin toplam klinik başarı oranları sırasıyla %100, %96,42 ve %90 bulunmuştur. Toplam radyolojik başarı oranları ise sırasıyla %86,20, %89,28 ve%60 olarak elde edilmiştir. Sonuç: NeoPUTTY ve TheraCal PT materyali son yıllarda tanıtılmış güncel amputasyon materyallerindendir. NeoPUTTY, altın standart olarak kabul edilen ProRoot MTA ile benzer klinik ve radyolojik başarı göstermiştir. Önceden karıştılmış formda olan NeoPUTTY’nin kullanımının hekimlere uygulamada kolaylık sağlayacağını ve amputasyon tedavisinde alternatif bir materyal olabileceğini düşünmekteyiz. NeoPUTTY ve TheraCal PT materyallerinin başarılarını değerlendirmek için daha fazla klinik çalışma yapılması gerekmektedir.Aim: Amputation treatment, removal of the exposed coronal pulp and transplantation as vital pulp treatment in which the function and vitality of the remaining radicular pulp are preserved. The search for the ideal material for amputation treatment, which is one of the vital pulp treatments frequently preferred in primary molar teeth, continues. In our study, the clinical and radiological success of ProRoot MTA, NeoPUTTY and Theracal PT applications in amputation treatment is evaluated. Material and Method: Our study included systemically healthy patients aged 4-10 years who applied to the Department of Pedodontics, Faculty of Dentistry, Necmettin Erbakan University with their parents. Our study was designed as a prospective randomized study. Amputation treatment was applied to 90 lower primary molars randomly distributed into 3 different material groups with ProRoot MTA, NeoPUTTY and TheraCal PT. Amputation treatments and final restorations of all teeth were performed by the same physician. Patients were called for control appointments at the 6th and 9th months of treatment. Clinical and radiological evaluations were performed by two physicians when the patients came to the control appointments. The obtained data were analyzed with IBM SPSS. Compliance with normal distribution was examined with the Shapiro-Wilk test. Chi-square test and Fisher’s Exact test with Monte Carlo correction were used for comparison of categorical variables according to groups. Cochran’s Q test was used for comparison of categorical variables in two groups according to three or more times within groups. The agreement between the evaluations was examined with Fleiss Kappa. The significance level was taken as p<0.05 Results: In our study, when we evaluated the survival rates, the 9th month survival rates differed according to the groups. Considering the exclusion of 3 teeth that could not be followed up, 93.1% of ProRoot MTA, 96.4% of NeoPUTTY and 66.7% of Theracal PT showed survival. Theracal PT showed a lower survival rate compared to the other two groups. There was no difference in clinical and radiological success at 9 months according to the groups. At the end of 9 months, the total clinical success rates of ProRoot MTA, NeoPUTTY and TheraCal PT were found to be 100%, 96.42% and 90%, respectively. The total radiological success rates were obtained as 86.20%, 89.28% and 60%, respectively. Conclusion: NeoPUTTY and TheraCal PT materials are among the current amputation materials introduced in recent years. NeoPUTTY has shown similar clinical and radiological success with ProRoot MTA, which is considered the gold standard. We believe that the use of NeoPUTTY in pre-mixed form will provide ease of application to physicians and may be an alternative material in amputation treatment. More clinical studies are needed to evaluate the success of NeoPUTTY and TheraCal PT materials

    A critical overview of credit rating agencies: A comparison of Turkiye and Greece (1994-2023)

    Full text link
    Yüksek Lisans TeziEkonomik serbestleşme adımları, sermaye piyasalarında işlem hacmi ve derinliğini arttırmakta, yatırımcı ile ihraççı aktörleri küresel ölçekte buluşturmaktadır. Bu süreç, taraflar arasında bilgi asimetrisi problemini beraberinde getirmiştir. Kredi derecelendirme kuruluşları ortaya çıkan bilgi eksikliğini gidermede kritik role sahiptir. Yatırımcılar ve ihraççıların temel beklentisi doğru, güncel, tarafsız ve şeffaf bilginin sunulmasıdır. Ancak yüksek kredi notuna sahip bazı ülkeler ve şirketlerin, kriz dönemlerinde problem yaşaması bu kuruluşların sorgulanmasına sebebiyet vermiştir. 2008 küresel krizi öncesinde Yunanistan, Moody’s, S&P ve Fitch kuruluşlarından A seviyelerinde kredi notu alırken, Türkiye’nin kredi notu aynı dönemde yatırım yapılabilir seviyenin altında belirlenmiştir. Fakat krizin etkilerinin hissedilmeye başlaması ile birlikte Yunanistan borç krizine sürüklenerek yükümlülüklerini yerine getirmede zorluk yaşamıştır. Buna karşın Türkiye, aynı dönemde ekonomik dayanıklılığını koruyarak kredi notunu arttırmayı başarmıştır. Bu çelişkili tablo, kredi notlarında objektiflik ve adalet eleştirilerini beraberinde getirmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye ile Yunanistan’ın makroekonomik göstergeleri ile politik koşullarının karşılaştırılarak bahsedilen çelişkinin analiz edilmesidir.Economic liberalisation steps increase the volume and depth of transactions in capital markets and bring investors and issuers together on a global scale. This process has brought along the problem of information asymmetry between the parties. Credit rating agencies have a critical role in eliminating the information asymmetry. The main expectation of investors and issuers is the provision of accurate, up-to-date, impartial and transparent information. However, the fact that some countries and companies with high credit ratings experience problems during crisis periods has led to the questioning of these organisations. Before the 2008 global crisis, Greece received A credit ratings from Moody's, S&P and Fitch, while Turkiye's credit rating was below investment grade in the same period. However, as the effects of the crisis began to be felt, Greece was dragged into a debt crisis and had difficulty in fulfilling its obligations. On the other hand, Turkiye managed to increase its credit rating by maintaining its economic resilience in the same period. This contradictory picture has led to criticisms of objectivity and fairness in credit ratings. The aim of this study is to analyse this contradiction by comparing the macroeconomic indicators and political conditions of Turkiye and Greece

    The relationship between teachers' perceptions of learning school and their organizational commitment

    Full text link
    Yüksek Lisans TeziDeğişen ve gelişen dünyada, toplumun ilerleyebilmesi ve değişime ayak uydurabilmesi için bir eğitim örgütü olan okullara büyük sorumluluklar düşmektedir. Çünkü toplumun devamını sağlayacak, ayakta tutacak gelecek nesillerini yetiştirecek olan okullardır. Okulların çağın ihtiyaçlarını karşılayabilen bireyleri yetiştirebilmesi için bilgi çağında gerçekleşen baş döndürücü değişime ayak uydurması gerekmektedir. Değişime anında tepki vermek o örgütün kendi kendine öğrenebilmesi ile mümkündür. Okulların etkili ve başarılı olabilmesi için öğretmenler, yöneticiler ve diğer personellerin okullarına bağlılığı çok önemlidir. İyi bir okul ortamı, sevgi, saygı, hoşgörü ve işbirliği üzerine kurulmuştur. Bu ortamda, öğretmenler ve diğer personel öğrencilere iyi bir rol model olur ve onlara rehberlik eder. Bağlılık, motivasyonu artırır, performansı iyileştirir ve okulun hedeflerine ulaşmasına yardımcı olur. Ayrıca, çalışanların duygu, düşünce ve fikirlerini açıkça ifade edebildiği, paylaşımcı, demokratik ve sürekli öğrenen bir okul ortamı da önemlidir. Bu ortam, çalışanların katılımını teşvik eder, yenilikçi uygulamaları destekler ve profesyonel gelişimi sağlar. Sonuç olarak, okulların başarısı için okul yöneticileri ve öğretmenlerin okullarına bağlılığı büyük bir öneme sahiptir. Bu araştırmanın genel amacı, ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin görüşlerine bağlı olarak öğrenen okul ve örgütsel bağlılık algılarını belirlemek ve öğrenen okul algısı ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmaktır. Araştırma, ilişkisel tarama modelindedir. Araştırmanın evrenini, 2023-2024 Eğitim Öğretim yılında Konya ilinde bulunan okullarda görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi, kolay örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 492 öğretmenden oluşmaktadır. Öğretmenlerin öğrenen okul algıları ve örgütsel bağlılıkları genel olarak orta düzeydedir. Öğrenen okul algıları ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi belirlemek için yapılan korelasyon analizi, bu iki değişken arasında pozitif ve güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle "Paylaşılan Vizyon" ve "Takım Halinde Öğrenme" boyutlarının, örgütsel bağlılığın tüm boyutlarıyla yüksek düzeyde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar, öğretmenlerin öğrenen okul algılarının artırılmasının örgütsel bağlılık düzeylerini olumlu yönde etkileyebileceğini göstermektedir. Araştırma bulguları doğrultusunda, öğretmenlerin öğrenen okul algılarının geliştirilmesi, örgütsel bağlılık düzeylerini artıracak stratejik uygulamaların eğitim kurumlarında teşvik edilmesi önerilmektedir.In a changing and developing world, schools, as an educational organization, have great responsibilities in order for society to progress and keep pace with change. Because it is the schools that educate the future generations that will ensure the continuation of the society and keep it alive. In order for schools to raise individuals who can meet the needs of the age, they need to keep up with the dizzying changes taking place in the information age. Reacting to change instantly is possible only if an organization can learn on its own. For schools to be effective and successful, the commitment of teachers, administrators and other staff to their schools is very important. A good school environment is built on love, respect, tolerance and cooperation. In this environment, teachers and other staff serve as good role models for students and guide them. Engagement increases motivation, improves performance and helps the school achieve its goals. Also important is a shared, democratic and continuously learning school environment where employees can openly express their feelings, thoughts and ideas. This environment encourages employee participation, supports innovative practices and enables professional development. In conclusion, the commitment of school administrators and teachers to their schools is of great importance for the success of schools. Investigating ways and methods to contribute to teachers' engagement is the main problem of this study. The general purpose of this study is to determine the perceptions of learning school and organizational commitment based on the views of teachers working in secondary schools and to reveal the relationships between learning school perception and organizational commitment.The research is a relational survey model. The population of the research consists of teachers working in schools in Konya province in the 2023-2024 academic year. The research sample consists of 492 teachers selected using convenience sampling method. Teachers' perceptions of learning school and organizational commitment are generally at a medium level. The correlation analysis conducted to determine the relationship between learning school perceptions and organizational commitment revealed a positive and strong relationship between these two variables. Especially “Shared Vision” and “Team Learning” dimensions were found to be highly correlated with all dimensions of organizational commitment. These results show that increasing teachers' perceptions of learning schools can positively affect their organizational commitment levels. In line with the research findings, it is recommended that teachers' perceptions of learning schools should be improved and strategic practices that will increase their organizational commitment levels should be encouraged in educational institutions

    Arterial-venous carbon diokside difference and the role of end-tidal carbon diokside in predicting mortality in sepsis

    Full text link
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, acil servise başvuran sepsis hastalarında Pv-aCO₂ ve ETCO₂ düzeylerinin mortaliteyi öngörmedeki prognostik değerini araştırmaktır. Yöntem:Sunulan çalışma, 3. basamak bir acil serviste prospektif ve kesitsel olarak gerçekleştirilmiştir. Sepsis tanısı almış hastaların 0. ve 6. saatlerinde Pv-aCO₂, ETCO₂ ve laktat düzeyleri ölçüldü. Hastaların 0. ve 6. Saatte SIRS ve NEWS skorları kaydedildi. Hastaların demografik verileri, vital bulguları, klinik özellikleri, laboratuvar bulguları, mekanik ventilatör ihtiyacı, renal replasman ihtiyacı, kan ürünü replasman ihtiyacı, yoğun bakım kalış süresi ve mortalite sonuçları kaydedilmiştir. Elde edilen veriler, mortalite ile karşılaştırılıp, ilişkili faktörlerin belirlenmesinde kullanılmıştır. ROC analizi ile parametrelerin prognostik performansı değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada, 0. ve 6. saatte Pv-aCO₂ ≥6 mmHg olan hastalarda mortalite oranlarının anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,001). 0. saatte bakılan ETCO₂ değeri <25 mmHg olan hastalarda mortalite oranlarının anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Yapılan çalışmalar, Pv-aCO₂ değeri ≥6 mmHg olan hastalarda mekanik ventilatör ihtiyacının yanı sıra vazopressör ve inotrop kullanımında artış olduğunu göstermiştir. Bu bulgular, istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Pv-aCO₂ ve ETCO₂ değerleri arasında negatif korelasyon, Pv-aCO₂ ile laktat düzeyleri arasında ise pozitif korelasyon gözlemlenmiştir. ROC analizi ile Pv-aCO₂ ve ETCO₂ mortaliteyi öngörmedeki prognostik değerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca, ETCO₂ ve laktat parametrelerinin de mortaliteyi tahmin etmede anlamlı katkı sağlayabileceği belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmamız, sepsis hastalarında Pv-aCO₂, ETCO₂ ve laktat düzeylerinin mortaliteyi öngörmede anlamlı prognostik belirteçler olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu parametrelerin klinik pratiğe entegre edilmesi, tedavi kararlarını yönlendirme açısından faydalı olabilir. Bununla birlikte, bu bulguların daha geniş ve farklı hasta gruplarında doğrulanmasının önemi vurgulanmaktadır.Objective: The aim of this study is to investigate the prognostic value of Pv-aCO₂ and ETCO₂ levels in predicting mortality among sepsis patients presenting to the emergency department. Methods: This prospective and cross-sectional study was conducted in a tertiary emergency department. Pv-aCO₂, ETCO₂, and lactate levels were measured at the 0th and 6th hours in patients diagnosed with sepsis. SIRS and NEWS scores were recorded at the time of sepsis diagnosis and at the 6th hour. Patients' demographic data, vital signs, clinical features, laboratory findings, mechanical ventilation requirements, need for renal replacement therapy, blood product replacement, intensive care unit length of stay, and mortality outcomes were documented. The collected data were compared with mortality to identify associated factors. The prognostic performance of the parameters was evaluated using ROC analysis. Results: In the study, patients with Pv-aCO₂ ≥6 mmHg at the 0th and 6th hours had significantly higher mortality rates (p<0.001). Patients with ETCO₂ levels <25 mmHg at the 0th hour were also found to have significantly higher mortality rates (p<0.001). Previous studies demonstrated that patients with Pv-aCO₂ ≥6 mmHg experienced increased requirements for mechanical ventilation as well as higher usage of vasopressors and inotropes. These findings were statistically significant (p<0.001). A negative correlation was observed between Pv-aCO₂ and ETCO₂ levels, while a positive correlation was noted between Pv-aCO₂ and lactate levels. ROC analysis showed that Pv-aCO₂ and ETCO₂ had a high prognostic value for predicting mortality . Furthermore, ETCO₂ and lactate parameters were also determined to be valuable in predicting mortality. Conclusion: Our study clearly demonstrates that Pv-aCO₂, ETCO₂, and lactate levels are significant prognostic markers for predicting mortality in sepsis patients. Integrating these parameters into clinical practice may assist in guiding treatment decisions. However, the importance of validating these findings in larger and more diverse patient populations is emphasized

    Elements of interpretation in Turkish music vocal performance in the light of ecoles

    Full text link
    Yüksek Lisans TeziBu araştırma, Türk mûsikîsi ses icrâsında öne çıkan yorum unsurlarını, gelenekli icrâ anlayışı çerçevesinde ve farklı icrâcılar üzerinden karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, Bekir Sıdkı Sezgin, Meral Uğurlu ve Alâeddin Yavaşça’nın ses icrâlarındaki yorum unsurları incelenmiştir. Araştırmada ses icrâlarında kullanılan yorum unsurlarının icrâcılara göre farklılık gösterip göstermediği ve bu unsurların neler olduğunu ortaya koymak amaçlandığından dolayı araştırmanın problem cümlesi "Ekoller Işığında Türk Mûsikîsi Ses İcrasında Yorum Unsurları Nelerdir?" olarak belirlenmiştir. Nitel araştırma yöntemine dayanan bu tezde, genel tarama modeli kullanılmış; ilgili icrâcıların, incelenen belirli eserleri, ses kayıtları ve dikte edilen notaları aracılığıyla çözümlenmiştir. İncelemeler sonucunda, çarpma, kaydırma, dalgalanma, titretme, duraksama gibi birçok yorum unsurunun her icrâcı tarafından farklı biçimlerde ve sıklıkta kullanıldığı belirlenmiştir. Özellikle meşk sistemiyle şekillenen gelenekli icrâ anlayışının, yorum farklılıklarını doğrudan etkilediği görülmüştür. Sonuç olarak, her icrâcının sahip olduğu bireysel tavrın, icrâya kattığı yorum unsurlarıyla belirginleştiği; bu unsurların ise geleneksel aktarıma dayalı olarak şekillendiği tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular, konservatuvar eğitiminde yorum unsurlarının sistematik biçimde ele alınmasının, kültürel aktarım açısından önemini ortaya koymaktadır.This study aims to examine the prominent elements of interpretation in Turkish music vocal performance within the framework of traditional performance practice through a comparative analysis of different performers. The research focuses on the interpretative elements in the vocal performances of Bekir Sıdkı Sezgin, Meral Uğurlu, and Alâeddin Yavaşça. Since the aim is to determine whether the interpretative elements used in vocal performance differ among performers and what those elements are, the research problem has been identified as: “What Are the Elements of Interpretation in Turkish Music Vocal Performance in the Light of Vocal Schools?” In this thesis, which is based on qualitative research methodology, the general survey model was used; selected works of the relevant performers were analyzed through audio recordings and transcribed notations. As a result of the analyses, it was determined that elements such as grace note, gliding, oscillation, tremolo, and pause were used by each performer in different forms and frequencies. It was particularly observed that the traditional performance style shaped through the meşk system directly influenced interpretive differences. As a result, it was found that each performer’s individual style became apparent through the interpretative elements they employed, and these elements were shaped through traditional transmission. The findings highlight the importance of systematically addressing interpretative elements in conservatory education in terms of cultural transmission

    Robust controller design for a 3 degree of freedom helicopter system

    No full text
    Yüksek Lisans TeziHelikopter sistemlerinin yüksek kararsızlıklar ve belirsizlikler içermesi bu sistemlerin modellenmesini ve kontrolünü zorlaştırmaktadır. Bu nedenle döner kanat hava araçlarının uçuş kontrol sistemleri için tasarlanan kontrolcülerin gürbüz olması önemlidir. Bu çalışmada, 3 eksende hareket serbestliğine sahip helikopter sistemi üzerinde gürbüz kontrolcü tasarımı amaçlanmıştır. Helikopterin yükselme ve gezinti eksenlerindeki hareket kontrolü için yapılan kontrolcü tasarımlarının ilkinde sisteme ait doğrusal olmayan model kullanılırken, ikincisinde sistemin doğrusal modeli baz alınmıştır. MATLAB/Simulink yazılımları aracılığıyla benzetim ortamında yapılan çalışmada, doğrusal olmayan dinamiklerin kontrolü için SWPIλDμ kontrolcü yapısı önerilmiştir. Bu kontrolcünün kontrol performans üstünlüğünü göstermek için Geleneksel PID kontrolcü yapısı ile karşılaştırmalı sonuçlar sunulmuştur. Kontrolcü yapısı için gürbüzlük değerlendirmesi sırasında üç farklı senaryo oluşturulmuştur. Bunların ilkinde sistem modelinde bulunan parametrelerdeki belirsizlikler Monte Carlo simülasyonlarından yararlanılarak kurgulanmıştır. Ardından yükselme ve gezinti sensörleri için arıza modeli oluşturulmuştur. Böylece parametre belirsizliklerine sahip iki farklı senaryo daha incelenmiştir. Bu senaryolar için kontrolcü performans karşılaştırmalarının sonuçları grafiklerle ve sayısal verilerle sunulmuştur. Elde edilen sonuçlar, önerilen SWPIλDμ kontrol yapısının bozucu etkilere karşı daha gürbüz bir performans sergilediğini ortaya koymuştur. Çalışmanın ikinci kısmında ise helikopter sisteminin doğrusal modeli baz alınarak Azaltılmış Dereceli Gözlemci Tabanlı LQR+I kontrolcü yapısı tasarlanmıştır. Bu kısımda da klasik optimal kontrol yöntemi ile performans karşılaştırmaları gerçekleştirilmiştir. Öncelikle eklenen gözlemci ile LQR kontrolcü yapısında artan kontrol etkinliği gösterilmiş, sonrasında kontrolcünün gürbüzlüğünü göstermek adına sisteme çeşitli bozucu girdilerin uygulandığı durum altındaki performansı değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar önerilen kontrolcü yapısının gürbüz performans sergilediğini ve klasik optimal kontrolcüye göre daha etkin kontrol işareti oluşturduğunu göstermiştir.The high degree of instability and uncertainty inherent in helicopter systems makes modeling and controlling these systems difficult. Therefore, it is important that controllers designed for flight control systems of rotary wing aircraft are robust. In this study, a robust controller design was aimed at a helicopter system with three axis freedom of movement. In the first of the controller designs for controlling the helicopter's movement along the elevation and travel axes, a nonlinear model of the system was used, while in the second, a linear model of the system was used. In the study conducted in a simulation environment using MATLAB/Simulink software, an SWPIλDμ controller structure was proposed for controlling nonlinear dynamics. To demonstrate the superior control performance of this controller, comparative results with a conventional PID controller structure are presented. Three different scenarios were created during the robustness assessment of the controller structure. In the first scenario, uncertainties in the parameters of the system model were simulated using Monte Carlo simulations. Then, a fault model was created for the elevation and travel sensors. Thus, two additional scenarios with parameter uncertainties were examined. The results of the controller performance comparisons for these scenarios are presented in graphs and numerical data. The results obtained show that the proposed SWPIλDμ control structure exhibits more robust performance against disruptive effects. In the second part of the study, a Reduced-Order Observer-Based LQR+I controller structure was designed using the linear model of the helicopter system. In this section, performance comparisons were also made using the classical optimal control method. First, the enhanced control effectiveness achieved by incorporating the observer into the LQR structure was demonstrated. Then, to evaluate the robustness of the controller, its performance was assessed under the influence of various external disturbances. The results showed that the proposed controller structure delivered robust performance and generated a more efficient control signal compared to the classical optimal controller

    Exploring efl instructors' views on utilizing coded corrective feedback and addressing students' writing errors

    Full text link
    Yüksek Lisans TeziBu çalışma, İngilizce hazırlık sınıfı öğretmenlerinin, süreç tabanlı yazma etkinliklerinde Kodlu Düzeltici Geri Bildirim (KDGB) kullanımı konusundaki yaklaşımlarını incelemekte ve öğrencilerinin kompozisyon hatalarını nasıl ele alıp, önceliklendirdiklerini değerlendirmektedir. Araştırma, öğretmenlerin KDGB'nin etkinliğine dair algılarını, KDGB'yi destekleyici geri bildirim stratejileri hakkındaki görüşlerini ve yazma hatalarını ele alma ve önceliklendirme yöntemlerini keşfetmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, öğretmenlerin hataları ele alma ve önceliklendirme konusundaki algılarıyla uygulamalarının ne ölçüde uyumlu olduğunu ve ideal geri bildirim tarzlarına dair algılarını anlamaya yönelik kapsamlı bir anlayış sunmaktadır. 2023-2024 Akademik yılının Bahar döneminde Antalya Bilim Üniversitesi'nde gerçekleştirilen bu karma yöntemli vaka çalışması, B1 yeterlilik seviyesinde yazma dersleri veren 15 yazma öğretmenini kapsamaktadır. Nitel ve nicel verilerin toplandığı araştırmada, katılımcıların deneyimlerini, algılarını ve tercihlerini derinlemesine incelenebilmesi için büyük ölçüde nitel yaklaşımdan yararlanılmıştır. Öğretmenlerin KDGB kullanımına ve kompozisyon hatalarını ele alma yaklaşımlarına dair detaylı ve kapsamlı veriler toplamak amacıyla 15 yazma öğretmenine dokuz açık uçlu soru ve bir Likert tipi soru içeren bir anket uygulanmıştır. Anketteki açık uçlu soruların bulguları içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Anket sonuçları, öğretmenlerin genel olarak KDGB'yi etkili gördüklerini ve süreç tabanlı yazma etkinliklerinde kullanımının yararlılığına inandıklarını ancak az da olsa bazı sınırlılıklarının da olduğuna işaret etmektedir. Katılımcıların çoğu, KDGB'nin öğrencilerin öz farkındalığını artırma ve dil gelişimine olumlu etkisini kabul ederken, aynı zamanda öğrencilerin kodları anlamakta zorlanmaları ve geri bildirim aldıklarında motivasyon kaybı gibi zorluklara da dikkat çekmişlerdir. Ayrıca, KDGB'nin öğretmenler için hızlı ve pratik bir geri bildirim yöntemi olarak görülmesine rağmen, büyük sınıflar veya KDGB'nin kullanımına dair deneyimsizlik gibi belirli koşullarda zaman alıcı hale gelebileceği ortaya konulmuştur. Araştırma ayrıca, öğretmenlerin KDGB'nin tek başına yeterli olmayabileceğini düşündüklerini ve bazı destekleyici geri bildirim stratejilerine ihtiyaç duyduklarını belirlemiştir. Tüm katılımcılar, KDGB'nin yanı sıra yazılı yorumlar vermenin önemini vurgularken, katılımcıların %80'i ek olarak sözlü geri bildirimden faydalandığını ve katılımcıların %60'ı ise akran geri bildirimini KDGB'ye ek olarak kullandıklarını ifade etmişlerdir. Yazma öğretmenlerinin hataları nasıl ele aldığı ve önceliklendirdiğine ilişkin, bu çalışma öğretmenlerin büyük çoğunluğunun süreç tabanlı yazma aktivitelerinde kapsamlı geri bildirimini tercih ettiklerini göstermiştir. Kapsamlı olarak verdikleri geri bildirimde, öğretmenlerin ağırlıklı olarak içerik ve organizasyon hatalarına odaklandıkları, bunun yanı sıra dil bilgisi, kelime kullanımı ve bazı diğer form ve mekanik hataları da dikkate aldıkları görülmüştür. Öğretmenlerin hataları nasıl ele aldıkları ve önceliklendirdiklerine ilişkin 15 öğretmenin 10'u ile aynı modülden seçilen 10 farklı öğrenci kompozisyonu üzerinde Hata Farkındalık Çalışması gerçekleştirilmiştir. Hata Farkındalık Çalışması'nın bulguları nicel ve nitel yöntemler kullanarak analiz edilmiştir. Hata Farkındalık Çalışması'nın sonuçları, öğretmenlerin hata algılarıyla/önceliklendirmeleriyle ilgili fikirlerinin uygulamalarıyla büyük ölçüde uyumlu olduğunu, ancak bazı tutarsızlıkların da gözlemlendiğini teyit etmiştir. Son olarak, 15 öğretmenin süreç tabanlı yazma çalışmalarında hem öğretmen hem de öğrenci için en ideal geri bildirim yaklaşımına ilişkin, KDGB'nin en etkili geri bildirim yaklaşımı olduğu, ancak diğer geri bildirim yöntemleriyle desteklenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Bazı katılımcılara göre ise hata odaklı ve kişiselleştirilmiş geri bildirim vermek bu süreçte büyük önem taşıyacaktır.This study examines EFL instructors' approaches to using Coded Corrective Feedback (CCF) in process-based writing activities and assesses how they address and prioritize their students' essay errors. The study aims to explore teachers' perceptions of the effectiveness of CCF, their views on feedback strategies that support CCF, and their methods for handling and prioritizing writing errors. It also provides a comprehensive understanding of the extent to which teachers' perceptions of handling and prioritizing errors align with their practices and their perceptions of ideal feedback strategies. This mixed-methods case study, conducted at Antalya Bilim University in the spring semester of the 2023-2024 Academic Year, included 15 writing teachers teaching writing courses at the B1 proficiency level. In the study, where qualitative and quantitative data were collected, a qualitative approach was largely utilized to examine the experiences, perceptions, and preferences of the participants in depth. To collect detailed and comprehensive data on teachers' use of CCF and their approaches to addressing essay errors, a survey consisting of nine open-ended questions and one Likert-type question was administered to 15 writing teachers. The findings of the open-ended questions in the survey were analyzed using the content analysis method. The survey results indicate that teachers generally find CCF effective, but that it also has few limitations. While most of the participants acknowledged the positive impact of CCF on students' self-awareness and language development, they also noted difficulties such as students' difficulty in understanding the codes and loss of motivation when receiving feedback. It was also revealed that although CCF is seen as a quick and practical feedback method for teachers, it can become time-consuming under certain conditions such as large classes or inexperience in using CCF. The study also determined that teachers think that CCF alone may not be sufficient and that they need some supportive feedback strategies. All participants emphasized the importance of providing written comments in addition to the CCF, while 80% of the participants stated that they used additional verbal feedback and 60% of the participants stated that they used peer feedback in addition to the CCF. Regarding how writing teachers handle and prioritize errors, this study showed that most teachers prefer comprehensive feedback in process-based writing activities. In their comprehensive feedback, it was observed that teachers focused mainly on content and organization errors, but also considered grammar, vocabulary use and some other form and mechanical errors. In terms of how teachers handle and prioritize errors, an Error Awareness Study was conducted on 10 different student essays selected from the same module with 10 out of 15 teachers. The findings of the Error Awareness Study were analyzed using quantitative and qualitative methods. The results of the Error Awareness Study confirmed that teachers' ideas about error perception/prioritization were largely consistent with their practices, but some inconsistencies were also observed. Finally, regarding the most ideal feedback approach for both the teacher and the student in process-based writing studies, most of the teachers found that CCF was the most effective feedback approach, but it should be supported by other feedback methods. According to some participants, providing error-focused and personalized feedback will be of great importance in this process

    The effect of culinary education on cognitive and behavioral competences of primary school children

    Full text link
    Doktora Teziİlkokul çağı çocuklarına yönelik tasarlanan uygulamalı mutfak eğitimi, çocukların sağlıklı beslenme alışkanlıklarını artırmakla birlikte, mutfak becerilerini geliştirerek yiyecek hazırlama süreçlerinde aktif rol almalarına olanak sağlamaktadır. Bu araştırma kapsamında, uygulamalı mutfak eğitiminin çocukların bilişsel ve davranışsal yeterlilikleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 21 deney ve 22 kontrol olmak üzere toplamda 43 ilkokul öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak; beslenme bilgi testi, besin neofobi ölçeği, beslenme alışkanlıkları indeksi, Akdeniz diyet kalitesi indeksi, mutfak becerileri ölçeği ve yiyecek seçimi anketi kullanılmıştır. Buna ek olarak, araştırmada ilkokul çağı çocuklarının antropometrik ölçümlerine de yer verilmiştir. Araştırmanın süreci, öntest-sontest ve izleme testi aşamalarından oluşmuş ve çalışma grubunun demografik dağılımları ile yiyecek seçimi anketi sonuçları yüzde-frekans yöntemiyle analiz edilmiştir. Diğer verilerin analizinde ise parametrik olmayan testlerden Mann-Whitney U, Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ve Friedman Testi uygulanmıştır. Araştırma kapsamında verilen uygulamalı mutfak eğitiminin etkisi Cohen d değeri ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda, deney grubunda yer alan ilkokul çağı çocuklarının uygulamalı mutfak eğitimi öncesi ve sonrası bilişsel yeterliliklerinden beslenme bilgisinde anlamlı bir fark bulunurken (p0,05) belirlenmiştir. Ayrıca deney grubunda yer alan ilkokul çağı çocuklarının davranışsal yeterliliklerinden beslenme alışkanlıkları, diyet kalitesi ve mutfak becerilerinde uygulamalı mutfak eğitimi öncesi ve sonrasında anlamlı (p0,05). Deney grubunda yer alan ilkokul çağı çocuklarının sontest ve izleme verilerinin karşılaştırılması sonucunda, uygulanan testlerde anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Böylece araştırma kapsamında verilen uygulamalı mutfak eğitiminin, ilkokul çağı çocuklarının bilişsel ve davranışsal yeterliliklerini (besin neofobisi hariç) olumlu yönde etkilediği ve bu etkinin kalıcı olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda, uygulamalı mutfak eğitimlerinin etkilerinin sürdürülebilirliği için eğitim sonrası destekleyici programlar ve pekiştirici etkinliklerin düzenlenmesi önerilmektedir.Applied kitchen education designed for primary school children increases children's healthy eating habits and enables them to take an active role in food preparation processes by developing their kitchen skills. In this study, the effects of applied kitchen education on children's cognitive and behavioral competencies were examined. The study group of the study consisted of 43 primary school students in total, 21 experimental and 22 control. Nutrition knowledge test, food neophobia scale, nutritional habits index, Mediterranean diet quality index, kitchen skills scale and food choice questionnaire were used as data collection tools in the study. In addition, anthropometric measurements of primary school children were also included in the study. The process of the study consisted of pretest-posttest and follow-up test stages and the demographic distributions of the study group and the food choice questionnaire results were analyzed using the percentage-frequency method. In the analysis of other data, non-parametric tests such as Mann Whitney U, Wilcoxon Signed Rank Test and Friedman Test were applied. The effect of the applied kitchen education given in the study was evaluated with Cohen's d value. As a result of the research, while a significant difference was found in the cognitive competences of the primary school children in the experimental group before and after the practical kitchen training in terms of nutritional knowledge (p0.05). In addition, significant (p0.05). As a result of the comparison of the post-test and follow-up data of the primary school children in the experimental group, no significant difference was found in the applied tests (p>0.05). Thus, it was determined that the practical kitchen training given within the scope of the research positively affected the cognitive and behavioral competences of the primary school children (except for food neophobia) and that this effect was permanent. In this regard, it is recommended that post training supportive programs and reinforcement activities be organized to ensure the sustainability of the effects of practical culinary training

    Examining the change and development of presentation vessels exhibited in museums in the historical process

    Full text link
    Yüksek Lisans TeziMüzelerdeki sunum kaplarının değişim ve gelişimini sistemli biçimde ele alan çalışmaların azlığı, bu alanda önemli bir araştırma boşluğuna işaret etmektedir. Araştırmanın temel amacı, müzelerde sergilenen mutfak ekipmanları içerisinde yer alan sunum kaplarının tarihsel evrimini ortaya koymak ve bu kapların estetik, işlevsel ve kültürel yönlerini dönemsel bağlamda incelemektir. Çalışma, disiplinlerarası bir yaklaşımla gastronomi, arkeoloji, sanat tarihi ve kültürel miras alanlarını bir araya getirerek sunum kaplarının yerel ve ulusal kimliğin oluşumuna katkı sağlayan kültürel göstergeler olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmada yöntem olarak, nitel bir yaklaşım benimsenmiş; İzzet Koyunoğlu Müzesi ve Konya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen sunum kapları, doküman analizi yöntemiyle incelenmiştir. Sunum kapları; üretildikleri malzeme, teknik özellikleri, kullanım amaçları ve tarihsel bağlamları açısından analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, sunum kaplarının Neolitik Dönem’den Cumhuriyet Dönemi’ne kadar geçen süreçte malzeme, form ve işlev açısından önemli değişimler geçirdiği belirlenmiştir. Özellikle teknik gelişmelerin, estetik anlayışın ve dönemin sosyal yapısının bu kapların tasarımına doğrudan yansıdığı görülmüştür. Ayrıca, kapların törensel ve gündelik yaşamda taşıdığı sembolik anlamların da dönemlere göre farklılık gösterdiği saptanmıştır. Bu araştırma, mutfak ekipmanlarının sadece yemek sunumu için kullanılan araçlar olmadığını, aynı zamanda bir toplumun kültürel belleğini yansıtan önemli miras unsurları olduğunu göstermektedir. Araştırma bulguları, müzelerde yer alan mutfak eşyalarının belgelenmesi ve korunmasının hem akademik araştırmaların derinleşmesi hem de kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılması açısından büyük bir önem taşıdığını göstermektedir.The scarcity of studies systematically addressing the changes and developments of presentation vessels in museums indicates a significant research gap in this area. The main purpose of the research is to reveal the historical evolution of presentation vessels among the kitchen equipment exhibited in museums and to examine the aesthetic, functional and cultural aspects of these vessels in a periodic context. The study brings together the fields of gastronomy, archaeology, art history and cultural heritage with an interdisciplinary approach and reveals that presentation vessels are cultural indicators that contribute to the formation of local and national identities. A qualitative approach was adopted as a method in the research; presentation vessels exhibited in İzzet Koyunoğlu Museum and Konya Archaeology Museum were examined using the document analysis method. Presentation vessels were analyzed in terms of the material they were produced from, their technical features, their intended use and their historical context. As a result of the study, it was determined that presentation vessels underwent significant changes in terms of material, form and function from the Neolithic Period to the Republican Period. In particular, it was observed that technical developments, aesthetic understanding and the social structure of the period were directly reflected in the design of these vessels. In addition, it has been determined that the symbolic meanings of vessels in ceremonial and daily life vary from period to period. This research shows that kitchen equipment is not only used for food presentation, but also important heritage elements that reflect the cultural memory of a society. The research findings show that the documentation and preservation of kitchenware in museums is of great importance both in terms of deepening academic research and transferring cultural heritage to future generations

    10,205

    full texts

    18,430

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Necmettin Erbakan University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇