Siirt University Institutional Repository
Not a member yet
1590 research outputs found
Sort by
Comparison of serum procalcitonin, haptoglobin and C-reactive protein levels in goats with Corynebacterium pseudotuberculosis
This study was conducted to investigate the response of acute phase proteins, mainly Haptoglobin, C-reactive protein,
Procalcitonin and the negative acute phase response, especially albumin in goats suffering from C. pseudotuberculosis. A
total of 19 Turkish hair goats between the ages of 1.5 and 2 years in a special dairy farm was selected for the study,
consisting of 9 healthy animals and 10 with C. pseudotuberculosis. There was a statistically significant difference in serum
haptoglobin, C-reactive protein, procalcitonin and albumin levels in goats with C. pseudotuberculosis, compared to the
control group (p<0.05). The results showed that Haptoglobin, C-reactive protein and Procalcitonin produce a higher, and
Alb a lower, response in goats with C. pseudotuberculosis compared to the control. The presented study suggests that C.
pseudotuberculosis can influence the level of acute phase proteins in goats. These results indicate that monitoring a number
of acute phase proteins can increase the diagnostic information available for this disease
Muğla’da Örtüaltı Domates Üretiminde Girdi Kullanım Etkinliğinin Analizi
Bu araştırmada, Muğla ilinde örtüaltı domates üretiminde girdi kullanımına yönelik teknik etkinlik analizi yapılmıştır. Araştırmada oransal örnekleme yöntemi ile seçilen 93 işletmeden anket yöntemiyle elde edilen veriler derlenmiştir. İşletmelerin analizinde öncelikle sosyo-ekonomik özellikler ortaya konulmuş, daha sonra Veri Zarflama Analizi (VZA) ile işletmelerde örtüaltı domates üretiminin girdi kullanım etkinliği saptanmıştır. VZA sonuçlarına göre ortalama etkinlik değerleri CCR modelinde plastik seralarda %55-%76 arasında, cam seralarda ise %63-%81 arasında değişmektedi
XIX. yüzyılda Siird Sancağı'nın nüfus durumu
Tarihin her döneminde nüfuslar devletlerin en önemli gücü olmuştur. XIX. Yüzyıla gelindiğinde Osmanlı Devleti için de nüfusun önemli bir varlık olduğu gerçektir. Ülkedeki ekonomik faaliyetlerin yürütülmesi, yurdun her bir noktasının iskân edilmesi ve cephelerde savaşacak insan gücünü oluşturmaları bakımından nüfus, devletin ana harcı konumundadır. Tüm bu ekonomik ve siyasi boyutları sebebiyle tarihin her döneminde nüfuslar üzerinde bir nüfuz mücadelesi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren vergi mükellefi erkek nüfus odaklı değişik zamanlarda nüfus ve arazi tahrirleri gerçekleştirmiştir. Fakat bu sayımlar, sınırlı bölgelerde ve farklı zaman dilimlerinde yapıldığından ülke genelindeki toplam nüfusun sayısal ve niteliksel özellikleriyle alakalı çok sağlıklı bir veriye ulaşmak güçtür. Osmanlı Devleti, ülke genelini kapsayan ilk nüfus sayımını Sultan II. Mahmud döneminde H.1246 / M.1831 yılında yapmıştır. 1831 yılı nüfus sayımında iki temel amaç olduğu görülmektedir. Bunlardan birincisi sayım neticesinde ülkede yaşayan Müslim ve Gayr-i Müslimlerin miktarının belirlenmesi ve bunun neticesinde de askere alınabilecek nüfus potansiyelinin saptanmasıdır. İkincisi ise Osmanlı hazinesinin önemli gelir kaynaklarından birisini oluşturan cizye vergisi yükümlüsünün belirlenmesi hedefidir. Cizye vergisinden gelecek geliri tahmin edebilmek için ülke genelindeki cizye vergisi vermekle yükümlü Gayr-i Müslim nüfusun tespit edilmesi gerekliydi. Çalışmanın birinci bölümünde Siird Sancağının tarihçesi ile alakalı kısa bir bilgi verildikten sonra, XIX. Yüzyıldaki idari yapılanması üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci kısmında ise nüfus defterlerinin fiziksel ve içerik özellikleri hakkında bilgiler verilerek, XIX. yüzyılda Diyarbekir Vilayetine (1880 sonrası Bitlis Vilayetine bağlanıyor) bağlı bulunan Siird Sancağı’nın nüfus yapısı Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nden temin edilen H. 1262/M.1846, H. 1264/M. 1848, H. 1270/ M. 1854 ve H. 1284/ M. 1868 yıllarına ait altı aded Nüfus icmal defteri ışığında incelenerek aydınlatılmaya çalışılmıştır. Siird merkezini oluşturan mahallelerin demografik yapısı, her mahallede ne kadar nüfusun ikamet ettiği ve bu nüfusun mali özellikleri üzerinde durulmuştur. Dönemin diğer basılı kaynakları salnamelerden de nüfus sayıları ve nüfusun ekonomik faaliyetleri ile alakalı bilgiler ile nüfus defterlerindeki veriler desteklenmiştir. Konsolosluk görevlisi olarak geldiği Osmanlı ülkesinin Van ve Bitlis vilayetlerinde beş seneden fazla bir süre kalan Rus General Maywesky ve Vital Cuinet gibi yabancı yazarların eserlerindeki nüfus verilerinden de faydalanılarak nüfus defterlerindeki verilerin sağlıklı bir temel üzerinde tartışılması amaçlanmıştır
Narince Üzüm Çeşidinde Verim ve Şıra Komposizyonu Üzerine Salkım Seyreltmenin Etkileri
Bu çalışmada, 2014–2015 yıllarında Tokat ilinde yetiştirilen Narince üzüm çeşidinde 4 farklı salkım seyreltme uygulamasının [kontrol, %15 (1200 kg/da), %30 (900 kg/da), %60 (600 kg/da)] verim, salkım, tane ve şıra kompozisyonuna etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Üzümler şaraplık üretim amacına yönelik olarak, teknolojik olgunluk döneminde hasat edilmiştir. Tanede salkım sayısı, salkım ağırlığı, üzüm verimi, 100 tane ağırlığı ve tane kabuk rengi parametreleri; şırada ise pH, SÇKM, toplam asitlik, olgunluk indisi, şıra randımanı, özgül ağırlık, toplam fenolik bileşik ve toplam flavonoid içerikleri saptanmıştır. Salkım Seyreltme Uygulamaları (SSU)’na göre şırada toplam fenolik bileşik ve toplam flavonoid miktarı en fazla 2014 yılı için sırasıyla 113.622 mg/L (%30 SSU) ve 31.156 mg/L (%60 SSU); 2015 yılı için sırasıyla 172.511 mg/L (%15 SSU) ve 31.489 mg/L (kontrol) olarak belirlenmiştir. Narince çeşidinde şaraplık üretim için, 900 kg/da olacak şekilde salkım seyreltmenin uygun olacağı kanaatine varılmıştır
Only a Subset of Normal Modes is Sufficient to Identify Linear Correlations in Proteins.
Identification of correlated residues in proteins is very important for many areas of protein research such as drug design, protein domain classification, signal transmission, allostery and mutational studies. Pairwise residue correlations in proteins can be obtained from experimental and theoretical ensembles. Since it is difficult to obtain proteins in various conformational states experimentally, theoretical methods such as all-atom molecular dynamics simulations and normal-mode analysis are commonly used methods to obtain protein ensembles and, therefore, pairwise residue correlations. The extent of agreement for the correlations obtained with all-atom molecular dynamics and elastic network model based normal-mode analysis is an important issue to investigate due to orders of magnitude computational advantage in terms of wall time for normal-mode based calculation. We performed multiple microsecond long equilibrium classical molecular dynamics simulations for six proteins. We calculated normalized dynamical cross-correlations and linear mutual information as pairwise residue correlations from the trajectories of these simulations. Then, we calculated the same pairwise residue correlations with two elastic network model based normal-mode analysis methods and compared our results with the former. The results show that elastic network model based normal-mode analysis can provide a fast and accurate estimation of linear correlations within proteins. Finally, we observed that only a subset of modes is sufficient to obtain linear correlations in proteins. This conclusion has crucial implications for understanding correlations within very large protein assemblies such as viral capsids
Kur'an'ın kitaplaşması
Tefsir ve Kur'an tarihinin nemli alimlerinden, üçüncü yüzyılda yaşamış olan Abdullah b. Ebu Davud, sadece tefsir, kıraat ve Kur'an tarihi alanında değil İslami ilimlerin hemen hemen her dalında bilgi sahibi olan ve önemli eserler veren ilk dönem alimlerimizden bir tanesidir. Sünen sahibi Ebu Davud gibi büyük bir muhaddisin oğlu olması sebebiyle, devrin önde gelen alimlerinden dersler alarak kendini yetiştiren İbn Ebu Davud'un İsfahan'da doğumuyla başlayan hayatı, pek çok faydalı eserler ererek Bağdat'ta son bulmuştur. Tercümesini yaptığımız bu eser, Kitabü'l-mesahif adıyla yazılan pek çok eserden günümüze kadar ulaşan yegane eser olması münasebetiyle de önemlidir
Solutions of fractional order differential equations by reproducing kernel method
Bu tez 6 bölümden oluşmaktadır. Bu tezin ilk bölümü tarihsel gelişim ile alakalı bilgilerden
oluşmaktadır. İkinci bölümü kesirli hesabın genel kavramlarını vermektedir. Kesirli türevler ve integraller
detaylı bir şekilde üçüncü bölümde ele alındı. Dördüncü bölümde yüksek mertebeden kesirli türevler ve
integraller verildi. Yeni uygulamalar beşinci bölümde ele alındı. Son bölümde sonuç verildi
Carbon Storage Potentials of Soils under Different Land Uses In Upper Tigris Basin
Organik karbonun (C) toprakta zenginleşmesi, atmosferdeki C konsantrasyonunu azaltarak iklim değişikliği ile mücadelede geçerli bir stratejidir. Bu çalışmanın amacı, Yukarı Dicle Havzasında farklı arazi kullanımları altındaki topraklarının C depolama potansiyellerinin belirlenmesi ve haritalanmasıdır. Yaklaşık 8700 km2 genişliğindeki çalışma alanı 5 km x 5 km'lik gridlere ayrılmış ve her gridin köşe noktasından toplam 210 adet bozulmuş ve bozulmamış yüzey (0-20 cm) toprak örneği alınmıştır. Toprak özelliklerinin 5 km'den daha kısa mesafelerde değişkenliğini belirlemek amacıyla, birbirini izleyen iki kare gridin köşeleri arasında 250 m, 750 m ve 1750 m mesafelerden 42 toprak örneği daha alınmıştır. Toprak örneklerinin organik C ve hacim ağırlıkları belirlenmiş ve her nokta için karbon stoku hesaplanarak çalışma alanının toprak organik C stoku (TOCS) haritası hazırlanmıştır. Arazi kullanımlarının TOCS üzerine istatistiksel olarak önemli düzeyde etki ettiği belirlenmiştir. Çalışma alanında TOCS miktarı 8.06 ile 66.68 Mg ha-1 arasında değişmekte olup, ortalama TOCS miktarı 30.33 Mg ha-1’dir. Farklı arazi kullanımları arasında en yüksek TOCS miktarının 44.33 Mg ha-1 ile ormanlık alanlarda iken en düşük TOCS miktarının ise 28.91 Mg ha-1 ile tarla bitkileri ekili alanlarda olduğu görülmüştür. Özellikle mera alanlarında aşırı otlatma ve tarım arazilerindeki geleneksel toprak işleme ile hasat atıklarının yakılması Yukarı Dicle Havzasında TOCS miktarı üzerinde olumsuz etki yaptığı belirlenmiştir
Seed Structures of Some Alyssum Taxa (Brassicaceae) from Turkey and Their Taxonomic Importance
Ebeveynlerin görüşlerine göre ev okulu uygulaması ve Türkiye’de uygulanabilirliği
Problem Durumu
Hayatın kendisi kadar doğal bir süreç olan eğitimin, geleneksel okullar aracılığıyla çocuğun yaratıcılığını sınırlandırdığı, özgün fikir oluşturamayan, ezberci bireyler yetiştirdiği uzun yıllardır süregelen bir tartışmadır. Tartışmaların odak noktasında
ise uzmanlarca belirlenen mevcut eğitimin ve okulların doğruluğunun sorgulanması düşüncesi ile öğrencilerin zihinsel ve ruhsal anlamda özgür hissederek yaratıcı kapasitelerini geliştirecekleri öğrenme ortamlarının oluşturulması hayali yer
almaktadır. Ailelerin ve eğitimcilerin geleneksel eğitimin kalıplarını sorgulayarak çocuklarının yaratıcı doğasına ve öğrenme hızına daha uygun şartlar oluşturma istekleri onları ev okulu gibi alternatif okul uygulamalarına yöneltmiştir.
Ev okulu (homeschooling); ebeveynlerin gözetimi ve sorumluluğu altında çocuklara evde verilen eğitim faaliyetlerini içeren bir alternatif okul uygulamasıdır (Reich, 2005). Çocukların evde eğitimi, başta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olmak üzere
Avusturalya’da ve Batı Avrupa ülkelerinde giderek daha fazla tercih edilmeye başlanan bir eğitim seçeneği haline gelmiştir (Arai, 1999; Aurini ve Davies, 2005; Collom, 2005; Stevens, 2003). Çocukları için evde eğitimi tercih eden aileler kendilerini,
alışılageldik toplum yapısından ayrı görmektedir (Nemer, 2002). Ancak şimdilerde özellikle ABD’de artan sayısı ve çeşitliliği ile ev okulu giderek ana akım haline gelmekte; eğitimcilerin ve politika belirleyicilerin evde eğitime ilgi duymaları ile birlikte
konuya ilişkin yapılan araştırmalar hızla artmaktadır (Collom, 2005).
En eski eğitim yöntemlerinden birisi olan ev okulunun (Hanna, 2012) başlangıç noktasını; ülke dışında görev yapan devlet görevlileri, askerler ve misyonerlerin kendilerinden uzakta bulunan çocuklarını eğitme istekleri ile okula devam etmek için
sağlık durumu uygun olmayan çocukların eğitilmesi isteği oluşturmuştur (Özkaya, 2013). Günümüzdeki anlamıyla ev okulu ise 1970’lerde güçlü dini kaygılar ve daha iyi akademik eğitim olmak üzere iki temel hareket noktasına dayanmaktadır (Isenberg, 2007; Marlow, 1994). Çocukları için evde eğitimi tercih eden aileler, değer ve inançlarının standart okul
yöntemleriyle bağdaşmadığını (Nemer, 2002), tüm yönleri ile tanıdıkları çocuklarına bir şeyler öğretmek için en doğru kişinin kendileri olduğunu düşünmektedir (Aurini ve Davies, 2005). Ayrıca ev okulu; her çocuk için eğitim programının ve öğrenme çevresinin bireyselleştirilmesinin yanı sıra fiziksel şiddet, uyuşturucu, alkol, psikolojik istismar gibi kötülüklerden çocukları uzaklaştırarak onlara daha güvenli bir çevre sunma arzusuyla tercih edilmektedir (Ray, 2015). Türkiye’de anne-babaların çocuklarına evde eğitim vermeleri yalnızca çocuğun sağlık problemi nedeniyle en az dört ay süreyle örgün eğitim kurumlarından yararlanmasının mümkün olmadığı durumlarda, velinin başvurusu ve ev ortamının bu eğitime uygunluğunun onaylanması şartıyla mümkün olabilmektedir (MEB, 2010). Çocuklarının sağlık sorunları nedeniyle onlar için evde eğitim yapan aileler, uygulamanın yararlı olduğunu ve çocuklarının gelişimine katkı sağladığını düşünmektedir
(Taşdemir ve Bulut, 2015). Bunun dışında Türkiye’de yukarıda bahsedildiği anlamıyla bir ev okulu uygulaması yasal olarak bulunmamaktadır ve ev okulu uygulamalarına ilişkin ailelerin bilgileri oldukça sınırlıdır (Memduhoğlu, Mazlum ve Alav, 2015). Bu çalışmanın amacı, ev okulu uygulamasına ve bu uygulamanın Türkiye’de uygulanabilirliğine ilişkin ebeveynlerin (annebabadan birisi) görüşlerini belirlemektir. Bu doğrultuda çalışmada aşağıdaki sorulara yanıt aranmıştır:
Ebeveynler çocukları için nasıl bir eğitim/okul hayal etmektedirler?
Ebeveynlerin, mevcut ev okulu uygulamalarının avantajları ve dezavantajlarına ilişkin görüşleri nelerdir?
Ebeveynlerin, (Türkiye’de yasal olarak uygulanması durumunda) çocukları için ev okulunu tercih etme/etmeme nedenleri
nelerdir?
Ebeveynlerin, Türkiye’de ev okulunun uygulanabilirliğine yönelik görüşleri nelerdir?
Araştırma Yöntemi
Nitel yöntemle yapılan bu çalışma, bir ayağı ABD’de yürütülen “Alternatif Okul Uygulamaları ve Türkiye Açısından
Uygulanabilirliği” başlıklı Proje kapsamında gerçekleştirilmiştir. Proje kapsamında ABD’nin çeşitli eyaletlerinde bir aylık süre
boyunca yapılan gözlem ve araştırmalar sonucu elde edilen teorik ve pratik bilgiler; akademisyenlerin, il eğitim yöneticilerinin,
kamu ve özel okul yöneticilerinin ve öğretmenlerinin, müfettişlerin, sendika temsilcilerinin, sivil toplum örgütü temsilcilerinin ve
velilerin katılımıyla Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesinde düzenlenen panelde paylaşılmıştır. Panelin ardından eş
2018 Bildiri Özetleri Kitabı / EJERCONGRESS 2018 Conference Proceedings
477
zamanlı olarak düzenlenen üç ayrı çalıştayda katılımcılara üçer alternatif okul türü ile ilgili detaylı bilgiler paylaşılmış, konuya
ilişkin tartışma ortamı yaratılmıştır. Araştırmanın verileri, bu sırada yapılan odak grup görüşmesi yoluyla toplanmıştır. Odak
grup (focus group) görüşmesi, katılımcıların birbirlerinin düşünce ve konuşma arzularını tetiklemelerine ve böylece konuya
ilişkin kendi algılarını daha net ve açık yüreklilikle ortaya koymalarına ortam hazırlamaktadır (Kitzinger, 1990).
Araştırmanın çalışma grubu, ilgili çalıştaya katılım gösteren 13 ebeveynden (anne-babadan birisi) oluşmuştur. Bu çalışmada
konu edilen ev okulu uygulamasına yönelik olarak daha önceden geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formundaki sorular
çalıştay esnasında katılımcılara yöneltilmiştir. Yapılan görüşmeler iki farklı video kayıt cihazı ile bir ses kayıt cihazına
kaydedilmiş, daha sonra kayıtlar deşifre edilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Bu
amaçla katılımcı görüşleri, yarı yapılandırılmış görüşme formundaki sorular esas alınarak kategorilere ayrılmıştır. Daha sonra
yapılan betimlemeler tümevarım yöntemi ile yorumlanmıştır.
Ev okulu (homeschooling); ebeveynlerin gözetimi ve sorumluluğu altında çocuklara evde verilen eğitim faaliyetlerini içeren bir
alternatif okul uygulamasıdır. Çocukların evde eğitimi, başta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olmak üzere Avusturalya’da ve
Batı Avrupa ülkelerinde giderek daha fazla tercih edilmeye başlanan bir eğitim seçeneği haline gelmiştir. Çocukları için evde
eğitimi tercih eden aileler, değer ve inançlarının standart okul yöntemleriyle bağdaşmadığını, tüm yönleri ile tanıdıkları
çocuklarına bir şeyler öğretmek için en doğru kişinin kendileri olduğunu düşünmektedir. Türkiye’de ise çocuğun örgün eğitime
devam edemeyecek bir sağlık problemiyle karşılaşması durumu dışında ev okulu uygulaması yasal olarak bulunmamaktadır.
Bu çalışmanın amacı, ev okulu uygulamasına ve bu uygulamanın Türkiye’de uygulanabilirliğine ilişkin ebeveynlerin (annebabadan birisi) görüşlerini belirlemektir. Bir ayağı ABD’de yürütülen “Alternatif Okul Uygulamaları ve Türkiye Açısından
Uygulanabilirliği” başlıklı BAP Projesi kapsamında gerçekleştirilen bu çalışma nitel yöntemle yürütülmüştür. Araştırma verileri
söz konusu Proje kapsamında gerçekleştirilen çalıştayda yapılan odak grup görüşmesi yoluyla toplanmıştır. Araştırmanın
çalışma grubu, ilgili çalıştaya katılım gösteren 13 ebeveynden (anne-babadan birisi) oluşmuştur. Çalıştayın ardından video
kayıt cihazından deşifre edilen verilerin çözümlenmesinde betimsel analiz tekniği kullanılmıştır.
Araştırmaya katılan ebeveynler; çocuklarının ahlaki ve manevi yönlerden gelişimini öncelikli hale getiren, tek tip birey
yetiştirmeyen, çocuğun özgüvenini ve sorumluluk bilincini geliştiren, eleştirel düşünmeyi teşvik eden, özgürlük alanlarının ve
yapılacak etkinliklerin türünün ve zamanının çocuklarla birlikte belirlendiği bir okul hayali kurulmaktadır. Katılımcılar ev
okulunu çocuğun bireysel öğrenme hızına göre eğitilmesi, kendi evinde rahat hissetmesi, çocuğu okulun gereksiz
müfredatından kurtarması, anne-babanın çocuğu tüm yönleriyle tanıyan en doğru kişi olması yönleriyle olumlu; çocuğun
sosyalleşmesinin kısıtlanması ve çocuğun eğitim kalitesinin anne-babanın eğitim seviyesine ve becerisine bırakılması gibi
yönleriyle olumsuz değerlendirmişlerdir. Katılımcıların tamamına yakını; toplumun sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapısı
ile eğitim seviyesinin uygun olmadığı ve bu konunun suiistimali de beraberinde getirebileceği gibi nedenlerle Türkiye’de ev
okulunu uygulanamaz bulmuşlardır. Ayrıca katılımcılar, çocuklarının sosyalleşmelerinin kısıtlanması ve kendilerinin de yeteri
kadar vakit ayırıp nitelikli bir eğitim yapamayacakları düşüncesiyle Türkiye’de bu uygulamanın yasal olması durumunda dahi
kendi çocukları için böyle bir eğitimi tercih etmeyeceklerini belirtmişlerdir. Ebeveynlerin, çocukları için hayal kurdukları eğitim
ortamını sağlama potansiyeli taşıyan ev okulu uygulamasının Türkiye’de uygulanabileceğine inanmamaları ve yasal şartlar
oluşsa dahi çocukları için ev okulunu tercih etmemeleri araştırmanın önemli bir bulgusudur. Türkiye’de eğitimin merkeziyetçi
yapılanmasının yanı sıra toplumun sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapısı ile eğitim düzeyi, ev okulunun uygulanabilirliğine ve uygulanması durumunda ailelerin buna girişebileceklerine yönelik inancı düşürmektedir.
Beklenen/Geçici Sonuçlar
Araştırmaya katılan ebeveynler; çocuklarının ahlaki ve manevi yönlerden gelişimini öncelikli hale getiren, tek tip birey
yetiştirmeyen, çocuğun özgüvenini ve sorumluluk bilincini geliştiren, eleştirel düşünmeyi teşvik eden, özgürlük alanlarının ve
yapılacak etkinliklerin türünün ve zamanının çocuklarla birlikte belirlendiği bir okul hayali kurulmaktadır. Katılımcılar ev
okulunu çocuğun bireysel öğrenme hızına göre eğitilmesi, kendi evinde rahat hissetmesi, çocuğu okulun gereksiz
müfredatından kurtarması, anne-babanın çocuğu tüm yönleriyle tanıyan en doğru kişi olması yönleriyle olumlu; çocuğun
sosyalleşmesinin kısıtlanması ve çocuğun eğitim kalitesinin anne-babanın eğitim seviyesine ve becerisine bırakılması gibi
yönleriyle olumsuz değerlendirmişlerdir. Katılımcıların tamamına yakını; toplumun sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapısı
ile eğitim seviyesinin uygun olmadığı ve bu konunun suiistimali de beraberinde getirebileceği gibi nedenlerle Türkiye’de ev
okulunu uygulanamaz bulmuşlardır. Ayrıca katılımcılar, çocuklarının sosyalleşmelerinin kısıtlanması ve kendilerinin de yeteri
kadar vakit ayırıp nitelikli bir eğitim yapamayacakları düşüncesiyle Türkiye’de bu uygulamanın yasal olması durumunda dahi
kendi çocukları için böyle bir eğitimi tercih etmeyeceklerini belirtmişlerdir