Siirt University Institutional Repository
Not a member yet
1590 research outputs found
Sort by
Effects on Chemical Composition and Phenolic Compounds of Mustand Wines Produced with Remove Approximately 45 of Leaves of Narince Grapes Grown in Three Territories
This study was conducted to determine the effects of excessive leaf harvest treatments (control, 6 harvests) on must and wine composition of Narince grapes grown in Tokat City Center (Central), Erbaa and Niksar districts in 2014. With 6 leaf harvests, approximately 45% of the leaves were removed. As compared to control treatments, leaf harvest treatments reduced grape yields (Central, 40.8%; Erbaa, 63.6%; Niksar, 39.6%). The grapes harvested at industrial maturity stage were processed into wines with microvinification method. The pH, total soluble solid contents (TSSC), total acidity, specific gravity, ethyl alcohol, volatile acid, reducing sugar, total sulphur dioxide, total phenolics, total flavonoids and some phenolic compounds of the must and wines were determined. In all three territories, leaf harvest treatments increased TSSC, total acidity and ripening index of the must; ethyl alcohol content of the wine; specific gravity, total phenolics and flavonoids of both the must and the wine, but reduced sensory analyses scores. Total phenolics and flavonoids generally increased with increasing altitudes and resultant UV radiations. It was concluded based on these findings that increases in total temperatures of 37 C and over accelerated the disintegration of Narince phenolics. Thus 37 C was identified as the critical temperature for phenolic disintegration. Among 8 different individual phenolics looked for in present study, vanillic acid and catechin were identified as the major ones. It was concluded based on present findings that leaf harvest treatments reduced the must and wine quality parameters of Narince grapes
Siirt yöresinde sebze olarak tüketilen bazı yabancı otlar
Siirt ili yenilebilir otlar bakımından oldukça zengindir. Kış ve İlkbahar mevsiminde bol yağış alan Siirt ilinde yenilebilir otlardan oluşan yemek kültürü zengindir. Yılanyastığından (Arum maculatum) kenger otuna (Gundelia tournefortii), peynir otundan ısırgan otuna kadar çeşitli türlerde yenilebilir otlar mevsiminde toplanarak gerek çiğ gerekse pişirilerek veya salamura yapılarak tüketilmektedir. Tamamen “doğal” ortamında toplanan, çeşitli işleme tekniklerinden ve insan müdahalelerinden uzak şekilde yetişen ancak mevsiminde bulabildiğimiz ve tükettiğimiz, en önemlisi de tarımı yapılmayan ve sebze niyetine kullanılan otlardır çalışmamızın konusu. Bu otların birçoğu başka yörelerde bulunabilmektedir. Doğal sebze olarak nitelenen bu otlar, farklı metotlarla günlük gıda gereksinimlerimizi karşılayan yiyecekler arasında bulunmaktadır. Bazıları için yılda en az bir kere yenmeli dusturundan yola çıkılarak gerçekleştirdiğimiz bu çalışmamızda Siirt bölgesinde sebze olarak tüketilen bazı otlar bölge insanı ile görüşülerek tespit edilmiştir. Tespit edilen yenilebilir otlar arasında; Korpit (Rışvat veya Dêjnik de denir), Kenger, Ahbandır, Strizek (Altındiken), Kardi (Yılanyastığı), Isırgan otu, Sırdim (Yabani sarımsak), Ebegümeci (Tolık), Kuzukulağı, Işgın otu bunların başlıcaları arasındadır. Özellikle etken maddelerinin sağlığımız açısından önemine dair yapılan araştırmaların sonuçlarına göre bu otlara talep her geçen gün artmaktadır. Gerek şekilleri ve gerekse isimlerinden dolayı bu otlar ekzotik (exotic) sebzeler grubuna da girebilecek türlerdir. Kültüre alınmamaları ve kayıtlı pazarlama piyasalarında ticarete konu olmamalarından dolayı da minör sebzeler grubuna girebilmektedirler. Her birinin yüksek tecrübelerle aktarılmış hikâyeleri vardır. Her bir yenilebilir otun sağlığımız açısından çok değerli ve telafi edilemeyecek değerde önemi bulunmaktadır. Erken ilkbaharda başlayan yenilebilir otların toplanmasına mevsim koşullarına bağlı olarak Mayıs ayının sonuna kadar devam edilmektedir. Bu otlardan bazıları toplandığı gibi çiğ olarak veya pişirilerek tüketilmektedir. Bazı otlar ise salamura halinde işlenerek tüketilmektedir
Değişen Zaman ve Mekân Algısı Tasarımları: Kafamda Bir Tuhaflık
Bu çalışmada, Orhan Pamuk'un “Kafamda Bir Tuhaflık” adlı romanı, romanın karakterleri üzerinden, zaman ve mekân kavramlarının değişimiyle bir arada incelenecektir. Romanda yer alan pek çok öğe; köyden şehre göç, gecekondulaşma, şehre adapte olma, sınıf ve etnik köken çatışmaları, kutuplaşma (sağ-sol, milliyetçi-komünist, Kürt-Türk, Alevi-Sünni gibi) kavramsallaştırmaları ekseninde tartışılacaktır. Aynı zamanda roman karakterlerinin temsil etmiş oldukları ideolojilerin o günkü toplumsal ve siyasal yapının anlaşılmasında belirleyici etkinliği, çalışma boyunca, sorgulanacaktır. Böylece bireyler ve ait oldukları toplumsal bütünlük, egemen değerlerin birer yansıtıcı öğesi olacaktır. Roman boyunca ataerkil zihniyetin hâkim olduğu anlam evreninde bu, yapısal değişimleri daha rahat okumamızı sağlamaktadır. Roman boyunca İstanbul şehri, değişimlerin hem hızını hem de yönünü açığa çıkarmaktadır. Nitekim İstanbul geçmişin ve geleceğin sancılarını ve hüznünü aynı anda üzerinde taşımaktadır. Şehrin insanlarında mevcut bulunan ve geçiş halinde olan pek çok duygu, acayiplik nitelemesi ile romanın tümü üzerinde belirleyicidir. Bu da, hayal edilen ile gerçekte yaşanan arasındaki bağın kırılganlığını ve bağlayıcılığını keşfetmemize olanak tanımaktadır
Etik liderlik
etik ve etik kuramları, eğitimde etik, ahlak felsefesi ve temel kavramlar, eğitim yönetiminde etik, meslek etiği ve kamu yönetiminde etik adlı bölümlerden oluşmaktadır
GAP Bölgesi Yarı Kurak İklim Koşullarında Class A Pan’dan Oluşan Günlük Buharlaşmanın Penman ve Priestley-Taylor (PT) Modelleri ile Tahmini
Hidrolojik çevrimin en önemli bileşeni olarak kabul edilen buharlaşma, atmosferden
yeryüzüne düşen yağışın yüzey akışına geçmeden, güneşten gelen radyasyon etkisiyle su
molekülleri arasındaki çekim gücünün zayıflaması ve moleküllerin bulundukları ortamdan
uzaklaşması olarak bilinmektedir. Buharlaşmanın oluşmasında en temel etken, buharlaşma
yüzeyi ile enerji kaynağı olan güneş arasındaki enerji akısıdır. Buharlaşma toprak yüzeyinden
olabileceği gibi bitki yüzeylerinden ve açık su yüzeylerinden de oluşabilmektedir. Sulama
programlarının oluşturulması, su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi, tarımsal
faaliyetten beklenen faydanın sağlanması, bitki su tüketimlerinin doğru tahmin edilmesi ile
olasıdır. Class A Pan’dan olan buharlaşmanın doğrudan ölçülmesi ya da eşitlikler yoluyla
tahmin edilmesi, buharlaşmanın tahmin edilmesinde kullanılan en önemli yöntemler olarak
sayılabilir. Ancak uygulamada, ölçüm maliyeti, insan kaynaklı hatalar, buharlaşma kabının
yanlış konumlandırılması gibi pek çok olumsuzluklar, çeşitli buharlaşma tahmin
yöntemlerinin geliştirilmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu çalışmada, A sınıfı buharlaşma
kabından olan buharlaşmanın tahmininde kullanılan Penman ve Priestley-Taylor eşitliklerinin
yarı kurak iklim koşullarındaki kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla, GAP bölgesi
koşullarında Siirt iline ait 2 yıllık meteorolojik veriler kullanılarak, eşitlikler yardımıyla
hesaplanan günlük ve aylık buharlaşma değerleri, meteoroloji istasyonunda ölçülen değerlerle karşılaştırılmış ve en iyi performans gösteren eşitlik belirlenmeye çalışılmıştır. İstatistiksel değerlendirme parametreleri olarak Karekök ortalama hatası (RMSE), ortalama mutlak hata (MAE), hata %’si (PE), ortalama oran (MR) ve determinasyon katsayısı (R2) kullanılmıştır.
Çalışma sonunda, günlük düzeyde yapılan karşılaştırmada en iyi R2 değeri 0.8783 ve 0.8062 ile 2015 ve 2016 yılında EPM-Epan karşılaştırmasından elde edilirken bu yıldaki RMSE değerleri 1.35 ve 1.32 olarak hesaplanmıştır. Aylık düzeydeki karşılaştırmada ise, aynı eşitlik en iyi performansı göstermiştir. Bu sonuçlara göre, günlük ve aylık düzeyde pan buharlaşmasını tahmin etmek için, yarı kurak iklim koşullarında Penman (1948) eşitliği önerilmektedir
Almanca yazılmış çocuk kitaplarında Türk imajı: “Hatschi Bratschis Luftballon” örneği
Din ve tarih içerikli birçok Almanca çocuk kitabında, Türkler ve Müslümanlar, genellikle olumsuz bir figür olarak tanıtılmıştır. Çocuklara yönelik yazılan bu eserlerde, Türk kavramı, Osmanlı akınları ve devşirme sistemi üzerinden yorumlanarak çocuk ve gençlerin zihinlerinde, Türkleri kötüleme, ötekileştirme (Müslüman/Hristiyan; Doğulu/Batılı), onlardan nefret ettirme şeklinde yer almış olduğu görülmektedir. Ayrıca korkunç ve canavar bir Türk portresi çizilerek, Almanca da “Türkenfurcht” olarak ifade edilen “Türk korkusu” pekiştirilmiştir. Bu çalışma, öncelikle Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun hâkimiyet sahasında yayımlanan Almanca kaynaklarda Türk algısının nasıl olduğunu anlamaya yöneliktir. Zikredilen eserlerde Türk kelimesi; “Müslüman”, “Doğulu” yani “Avrupalı olmayan”ı ifade etmek için kullanılmıştır. Bu eserlerde Türk’e karşı geliştirilen yaklaşımın tarihsel geçmişi ortaya konularak, bu sürecin en son örneklerinden birisi olan ve Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında Viyana’da yazılan bir çocuk kitabı olan “Hatschi Bratschis Luftballoon” adlı eserdeki Türk imajı etraflıca irdelenmiş ve kitabın farklı dönemlerdeki basımları mukayese edilmiştir. Böylece eserin, kapak resminden içeriğine kadar pek çok hususta Türk imajındaki değişim incelenmiştir
Synthesis of ionic liquid‑based Ru(II)–phosphinite complexes and evaluation of their antioxidant, antibacterial, DNA‑binding, and DNA cleavage activities
Two Ru(II) complexes were synthesized by reaction of phosphinite-functionalized imidazolium salts [(Ph2PO)C7H11N2Cl] Cl (1) and [(Cy2PO)C7H11N2Cl]Cl (2) with 1/2 equivalent of [Ru(η6-p-cymene)(μ-Cl)Cl]2 in anhydrous CH2Cl2 and under argon atmosphere. The complexes were then isolated as analytically pure substances and characterized using multinuclear NMR and infrared spectroscopies and elemental analysis. The Ru(II) compounds were used to study their biological assay. For this purpose, radical scavenging, reducing power, antibacterial activity, DNA binding, and DNA cleavage activity were fully studied. The maximum 1,1-diphenyl-2-picrylhydrazyl radicals (DPPH) scavenging (78.9%) and reducing power were obtained from compound 4 at the concentration of 200 μg/ml. The compounds were also tested against three Gram-positive and three Gram-negative bacteria, and they were found to be more effective against Gram-positive bacteria. In addition, both compounds showed excellent DNA binding and DNA cleavage activity
Molla Halil es-Si‘irdî’nin biyografisi
Allâme Molla Halil es-Si‘irdî, XVIII. yüzyılın son yarısı ile XIX. yüzyılın ilk yarısı arasında yaşamış önemli bir Osmanlı âlimi ve müellifidir. Ciddi bir ilim ve tasavvuf eğitimi alan Molla Halil, Şark bölgesinin ilmî geleneğine ve medrese sistemine kalıcı katkılar sağlamış üst düzey ilmî donanıma sahip bir kişiliktir. O, İslâmî ilimlerin hemen hemen bütün branşlarında, ilmî yetkinliğine tanıklık eden irili-ufaklı kırkı aşkın eser kaleme almıştır. Şark medrese geleneğinin temel halkalarından ve bölgenin en büyük ilim otoritelerinden kabul edilen Molla Halil; ilmî kişiliği, yetiştirdiği nüfuzlu talebeleri, yazdığı nâdide/nâdir eserleri ve sürdürdüğü istikrarlı tedrîsât faaliyetleriyle; ilmî hareketliliğe ivme/canlılık kazandırmış, medrese eğitim müfredâtının ve eğitim sisteminin kısmen şekillenip yenilenmesinde etkin bir rol üstlenmiştir. Molla Halil, ilim câmiasınca “mutlak üstâd” olarak kabul edilmiş ve günümüze intikal eden şark medreselerinin icâzet silsilelerinin kavşak noktasında yer almıştır
Catalytic activity of cobalt-boron-fluoride particles with different solvent mediums on sodium borohydride hydrolysis for hydrogen generation
Catalysts prepared in a different solvent medium have different activities because of its different acidity, basicity and viscosity properties. The synthesis mechanism of cobalt-boron-fluoride in water, propanol and ethanol solvents was evaluated. Characterization studies of cobalt-boron-fluoride catalyst were performed with Brunauer-Emmett-Teller surface area, X-ray diffraction, Fourier transform infrared spectroscopy, and scanning electron microscopy- energy dispersive x-ray spectroscopy measurements. The effects of sodium borohydride (SB), and temperature on the SB hydrolysis reaction with the catalyst samples were studied. The maximum hydrogen generation rate (HGRs) of the cobalt-boron (ethanol solvent) and cobalt-boron-fluoride (ethanol solvent) catalysts were 1942 and 4533 mlmin−1g−1, respectively. The activation energy was 32.45 kJ mol−1
The effect of salt (NaCl) concentrations on leaf and bulb development of hyacinth (Hyacinthus orientalis “Fondant”) growing in water-culture
In this study, the effects of salt concentrations applied to hyacinth (Hyacinthus orientalis “Fondant”) on leaves and bulbs were determined in water culture. In water culture, a solution of ½ percent diluted Hoagland nutrient solution was used. Four different concentrations (500 (S1), 1000 (S2), 2000 (S3) and 4000 ppm (S4)) salt (NaCl) were applied together with the control group (T0) which was not salted into the water culture. Hyacinth bulbs were planted in pots with peat:perlite mixture in 1:1 ratio. They were kept in the laboratory until leaves emerged. The hyacinths taken into the water culture were applied with salt in the flowering stage. At the end of the study, according to the applications the lowest and highest average values were in the number of leaf, leaf length, leaf width, bulb weight, bulb length and bulb width as 6.000-7.026 pieces (S4-S3), 107.401-254.343 mm (S4- S1), 20.723-29,769 mm (S3-S1), 20.35-24.900 g (S4-S3), 32.364-36.724 mm (S4-S3) and 35.215- 36.618 mm (S4-S3), respectively. The difference between the average values of the applications was statistically insignificant in bulb width; the difference between leaf number, leaf length and leaf width averages at p <0.001; bulb weight at p <0.05 and bulb length at p <0.01 level was found to be significant. At the end of the study, it was determined that 4000 ppm salt application (S4) had a negative effect on leaf and bulb growth