Siirt University Institutional Repository
Not a member yet
1590 research outputs found
Sort by
Daristana Şêrîn Masal Setindeki Masalların Türkçeye Çevrilmesi ve Bu Masalların Türkçe Eğitimi Açısından Uygunluğunun İncelenmesi
Masallar, öğrencilerin diğer edebi metinlere nazaran daha keyifle okudukları veya kendilerine okunduğunda daha keyifle dinledikleri metinlerin başında gelmektedir. Nitelikli ve öğrencilerin seviyelerine uygun olarak yazılan masallardan eğitimde daha fazla yararlanmak gerekir. Bu araştırmanın amacı Kürtçe yazılmış bazı masalların Türkçeye çevrilerek bu masalların Türkçe eğitiminde kullanılabilirliğini incelemektir. Bu araştırmada doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Daristana Şêrîn masal setinin orijinali yayınevinden temin edildikten sonra Türkçeye çevrilmiştir. Bu sette yer alan masallar teker teker dil, anlatım, içerik ve değerler açısından incelenmiştir. Hangi masalda hangi değere ilişkin kaç örneğin olduğu tablo halinde gösterilmiştir. Ayrıca bu masalların okunabilirlik açısından ortalama hece ve cümle uzunlukları temel alınarak bu masallara ait zorluk dereceleri tablo haline getirilmiştir. Araştırmada bu masalların gerek dil anlatım ve içerik açısından gerekse değerler eğitimi açısından ilköğretim düzeyine uygun olduğu ve Türkçe ders kitaplarında kullanılabilecekleri sonucuna varılmıştır
130, 131, 132 ve 133 nolu Mühimme Defterlerinde Diyarbekir eyaleti ile ilgili hükümler [(M. 1720-1726)– (H. 1133-1138)]
Mühimme Defterleri, Osmanlı Devleti’nde üst düzey karar organı olan Divân-ı Hümâyûn toplantılarında görüşülen iç ve dış konulara ait siyasî, askeri, kültürel, ekonomik kararların kaydedildiği defterlerdir. Bu defterler, Osmanlı Devleti’nin merkez ve taşra teşkilatındaki idarî yapısı, sosyal, ekonomik, askeri alandaki özellikleri hakkında bilgi veren birinci elden kaynaklardır. Diyarbakır’ın Osmanlı hâkimiyetine girmesi, Yavuz Sultan Selim dönemine rastlar. Bu dönemde vuku bulan Osmanlı-Safevi savaşları sonucunda, Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı hâkimiyetine geçmesini müteakip Diyarbakır Beylerbeyliği de te’sis edilmiştir. Osmanlı Devleti’nde bir eyalet olan Diyarbakır Beylerbeyliği ile Merkez arasında yazışma trafiği oldukça fazladır. Transkripsiyon ve değerlendirmesini yaptığımız 130, 131, 132 ve 133 numaralı Mühimme Defterleri’nde Diyarbakır’a hitaben yazılan hükümler, bu durumu kanıtlamaktadır. Bu defterler, Sultan III. Ahmed (1703–1730) dönemine ait olup 1720-1726 yılları arasında tutulmuştur. 1720-1722 yılları arasında tutulan 130. Mühimme Defteri’nde Diyarbakır Beylerbeyliği’ne gönderilen hükümlerde daha çok eşkıyalık faaliyetleri, güvenlik meseleleri, halkın korunması gibi meseleler çoğunlukta iken, 1722-1726 yıllarını ihtiva eden 131, 132 ve 133. Mühimme Defterleri’nde ise 1722 yılında başlayan Osmanlı-İran savaşlarından dolayı daha çok askeri konular ele alınmıştır. Bu dönemde merkezden Diyarbakır’a gönderilen hükümlerde büyük bir artış göze çarpmaktadır
A‘râf Suresi, 189-190. ayetlerini anlamak bağlamında yaratılışı yeniden düşünmek
A‘râf suresi 189. ayette Allah yaratılışın menşeinden bahsederek insanı nefsi vâhideden / tek bir türden, eşini de aynı türden yarattığını beyan eder. 190. ayette ise bu insanların Allah’ın kendilerine verdiği evlatları sebebiyle şirke düştüklerinden bahseder. Tefsir kaynakları nefsi vâhideyi Âdem, eşini de Havva olarak algılayarak bu algının kaçınılmaz bir sonucu olarak, Hz. Âdem ve Havva’nın doğan çocukları sebebiyle şirke düştüklerini çoğunlukla kabul ederler veya peygamber olan Hz. Âdem’in şirke düşmesinin muhal olduğu düşüncesiyle ve zorlama yorumlarla böyle bir şeyin olamayacağını ispatlamaya çalışırlar. Bu makalede bu ayetlerde belirtilen nefsi vâhide kavramı çerçevesinde yaratılış konusu ele alınacak ve söz konusu ayetlerin anlamı belirlenmeye gayret edilecektir
Eyyûbî-Memlûk döneminde tefsir (Ezdî Örneği)
Eyyûbî-Memlûk döneminde, ilme son derece önem verilmiş; ilmin gelişmesi, yayılması için birçok eğitim kurumu inşa edilmiş ve bu kurumlara zengin vakıflar tahsis edilerek ilmî faaliyetlerin canlılığını koruması hedeflenmiştir. Söz konusu eğitim kurumlarında başta tefsir olmak üzere dinî ilimler ile bu ilimlerin anlaşılmasını sağlayan dil bilimleri öğretilmiştir. Bu dönemde çok önemli müfessirler yetişmiş ve değerli tefsirler kalem alınmıştır. Bu müfessirlerden biri de Hıdır b. Abdurrahman el-Ezdî’dir (v. 700/1301). Ezdî, et-Tibyân fî tefsîri’l-Kur’ân adıyla kaleme aldığı tefsirinde nüzul sebeplerine dâir rivayetlere, muhtelif kıraatlere çokça yer vermiş; özellikle Kur’ân’ı Kur’ân ile lügat ve nahiv ilimleriyle tefsir etmeye büyük önem vermiştir. Ezdî, kendisinden önce yapılan tefsirlerden de yararlanmış, özellikle de Hz. Peygamber ve sahabenin tefsirlerine başvurmuştur
Determination of growing degree-day (gdd) values: pistachio (pistacia vera l.) case
Pistachio is a drought-tolerant fruit that can be grown in arid areas under limited water conditions. Therefore, in our
country, most of the cultivation is done in Southeastern Anatolia. Therefore, The Southeastern Anatolia Region was
determined as the research area. Growing Degree Day Method (GDD) was also used as the method in this study. GDD
values: Long-term daily maximum and minimum temperature values of the provinces in our region are used. Growing
degree-day values are calculated according to the recommended temperature values for phenological periods of
pistachio. According to GDD values, Kilis and Adıyaman were determined as the second most proper growth area after
Şanlıurfa. It may be suggested due to the similarity between the geographical, soil, topographical and ecological
structures of Kilis with those of Gaziantep that studies should be carried out for improving pistachio cultivation and
that projects should be carried out for increasing yield per tree based on the consideration that it is not possible to
increase areas of agriculture. Therefore, this and other similar studies will result in attaining higher yields by carrying
out production activities in suitable areas while also contributing to the country economy
Genetic Similarity of Pomegranate Genotypes Grown in Siirt Province.
Siirt is famous with its pomegranate which is called Zivzik and is an important livelihood of the region. Zivzik
pomegranate is a variety registered in 2008 and geographic sign studies are currently underway. Due to the
genetic diversity of Siirt region, there are different genotypes not registered there yet. This is the first study
carried out to investigate relationship status of Zivzik (Punica granatum L.) and Şirvan pomegranates by
constructing the phylogenetic trees. 30 genotypes studied were numbered from 1 to 30 in our experiment. Four
of 30 genotypes, which have different fruit characteristics from Zivzik variety, were included in the study. These
four genotypes are called as Asili (Genotype 21), sour pomegranate (Genotype 22 and 23) and red pomegranate
(Genotype 24). Neighbor Joining (NJ) and Bootstrap analysis were used to generate dendrogram showing the
genetic relationship of Zivzik pomegranate, which is the most well-known genetic resource in Southeastern
Anatolia region of Turkey. The phylogenetic tree of genotypes indicated that genotypes 9, 18, 21, 6, 24 and 7;
genotypes 17, 13, 12, 4 and 3 and genotypes 5, 8, 20, 11, 19, 2 and 27 were substantially similar. Genotypes 29,
16 and 14, in terms of physiological properties, were located at the furthest position on the phylogenetic tree
from the other genotypes
Effects of Ontogenetic and Diurnal Variability on Essential Oil Rate ın Mentha spicata L., Origanum onites L., Melissa officinalis L., Lavandula angustifolia Mill. Plants
Bu çalışmada, Labiatae familyasına ait bazı bitkiler (Mentha spicata L., Origanum onites L., Melissa officinalis L. ve Lavandula angustifolia Mill.)’de ontogenetik ve diurnal varyabilitenin uçucu yağ oranı üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma, Türkiye’nin Orta Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Bafra Ovası koşullarında iki yıl süre ile yürütülmüştür. Çalışmada, üç farklı hasat dönemi (Çiçeklenme öncesi, % 50 çiçeklenme ve % 100 çiçeklenme) ve üç farklı hasat saati [sabah (07.00), öğle (13.30) ve akşam (19.00)] araştırma konusu olarak ele alınmıştır. Araştırma sonucuna göre uçucu yağ oranı değerleri, M. spicata, O. onites, L. angustifolia ve M. officinalis bitkilerinde sırasıyla % 0.83-1.75, % 1.50-2.67, % 0.25-1.33 ve % 0.13-0.50 arasında değişiklik göstermiş olup; M. spicata ve M. officinalis’de % 50, diğer bitkilerde ise tam çiçeklenme devrelerinde en yüksek değer ölçülmüştür. Hasat devreleri uçucu yağ oranını; M. spicata, ve L. angustifolia’da istatiksel olarak anlamlı derecede (p<0.01) etkilerken, O. onites ve M. officinalis türlerindeki etkileri istatistiksel açıdan önemsiz bulunmuştur. Hasat saatlerinin uçucu yağ oranı üzerine etkisi ise tüm bitkilerde önemli ve/veya çok önemli olmuştur. Araştırma sonucuna göre, ontogenetik varyabilite bakımından M. spicata ve M. officinalis bitkilerinin % 50 çiçeklenme döneminde, L. angustifolia ve O. onites bitkilerinin ise % 100 çiçeklenme döneminde hasat edilmesinin; diurnal varyabilite bakımından ise hasatların, M. spicata’da öğle, O. onites ve M. officinalis’te sabah, L. angustifolia’da ise akşam saatlerinde yapılmasının uygun olduğu önerilmiştir
Medreseler, Antalya, Arşiv Belgeleri
Tarihi ve doğal güzellikleriyle günümüzün cazibe kenti olan Antalya, milattan önceki dönemlerde de "cennet gibi bir belde" şeklinde tasvir edilmiştir. XIII. yüzyıla kadar çeşitli medeniyetlere ve devletlere ev sahipliği yapan bu şehir, Selçuklu Devleti'nin bölgeyi tam olarak ele geçirmesinden sonra önemli bir liman kenti haline dönüşmüştür. Selçuklular, hüküm sürdükleri bölgelerde uyguladıkları medeniyet tasavvurunu ve şehirleşme politikasını Antalya'da da uygulamıştır. Bu dönemde yapılan camiler, medreseler, mektepler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, imarethaneler ve su sarnıçları şehrin dokusunu değiştirmiş ve imarını hızlandırmıştır. Osmanlılar döneminde de söz konusu sosyal müesseselerin bazıları varlığını devam ettirirken bazıları da faaliyetlerine son vermek zorunda kalmış, ancak bu dönemde de yeni sosyal müesseselerin yapılmasıyla şehirleşme kaldığı yerden devam etmiştir. Genellikle cami yanlarına veya bitişiğine yapılan medreseler, bir toplumun gelişmesinde ve kültürel yapısında önemli etkenlerden biri olmuştur. Antalya'daki medreseler de şehrin eğitim sistemini ayakta tutan kurumlar olmasına rağmen, söz konusu medreseler üzerine yapılan çalışmalar genellikle mimari alanda olmuş ve sadece üç-dört medrese üzerinde ayrıntıya gidilmiştir. Bu nedenle hazırlanan bu çalışmada 17. ve 20. yüzyıllar arasında arşiv belgelerine yansıyan Antalya medreselerinin (Antalya, Korkuteli ve Elmalı) işleyiş yapıları, yaşadıkları sorunlar ve medreseler üzerinde nüfuzu olan kimseler veya da kurumlar ortaya konulmaya çalışılacak ve böylelikle Antalya medreseleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olunabilecektir.
Özet: Sultan I. Alâeddin Keykubat (1219-1236) döneminde tam anlamıyla Selçuklu hâkimiyetine giren Antalya şehri, Sultan’ın ismine ithafen “Alâiyye” olarak adlandırılmış ve bu tarihten sonra da Selçuklu Devletinin önemli bir liman kenti haline gelmiştir. Selçuklu Devleti’nin yıkılması ve Beylikler döneminin başlaması sürecinde şehir, Hamid-Oğullarının bir kolu olan Teke-Oğullarına geçmiş ve 1390 yılında Yıldırım Bayezid’in Teke-Oğulları ile mücadelesi neticesinde Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.
Antalya şehri hem Selçuklular hem de Osmanlı Devleti döneminde örgün eğitim kurumlarından biri olan medreselere ev sahipliği yapmıştır. Cami bitişiğine ya da müstakil bir alanda yaptırılan medreseler, bazen devlet yöneticileri ya da devlet adamları bazen de hanedan mensupları veya maddi durumu yerinde olan vatandaşlar tarafından yaptırılmıştır. Antalya’da tek katlı medreseler bina edildiği gibi çift katlı medreseler de inşa edilmiştir.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, meşhur seyyahlar İbn Bibi ve Evliya Çelebi’nin seyahatnameleri esas alınarak ve Antalya medreseleri üzerine yapılan eserler araştırılarak yapılan bu çalışma neticesinde Antalya ve Antalya’nın ilçeleri Korkuteli ve Elmalı’daki medreseler tespit edilmeye çalışılmıştır. Antalya’da Selçuklulardan kalma medreseler olan İmaret Medresesi, Atabey Armağan Medresesi ve Karatay Medresesi’nin yanı sıra Osmanlı Devleti döneminde yaptırılan medreseler de mevcuttur. Nitekim medreselerin en fazla artış yaşadığı dönem, Osmanlı devleti dönemidir. Herhangi bir sebepten ötürü arşiv belgelerine yansıyan Antalya medreseleri şunlardır: Hatip Süleyman Mahallesinde yer alan “Süleyman Medresesi”, Elmalı Mahallesindeki “Hacı Mehmed’in bina eylediği medrese”, Süleyman Mahallesinde “Hacı Abbaszâde Hacı Süleyman Medresesi”, Tahtapazarı Kızılsaray Mahallesinde “İsmail Efendi Medresesi”, Kasab Hac8ı Ahmed Medresesi, Hacı Cafer Ağa Medresesi, Murad Ağa Medresesi, Esir Hacı Ali Medresesi, Hacı Hasan Medresesi, Keçiyalar Mahallesinde “Hasan Efendi’nin bina eylediği medrese”, Gediz kasabasının Kadılar Mahallesinde “Yusuf Efendi’nin bina eylediği medrese”, Cami-i âtik Mahallesinde “Hızır Efendis’nin bina eylediği medrese”, Murad Paşa Medresesi”, sur dışında yer alan “Sefer Ağa Medresesi”, “Büyülü Minare Medresesi”, “Hacı Emin Medresesi”, “Hatuniye Medresesi” ve sur dışındaki Köseler köyünde inşa edilen “Şeyh Sinan Camii Medresesi” bulunmaktadır. Ayrıca zikredilen bu medreseler haricinde bazı çalışmalarda Antalya’da; Müsellim Medresesi, Kesik Minare Medresesi, Karakaş Medresesi, Varsaklı Mehmet Efendi Medresesi, Meydan Medresesi, Sürmeli Medresesi, Canmülk Medresesi, Ahi Kız Medresesi, Hacı Naim Efendi Medresesi, Susam Medresesi, Çömlekçi Medresesi, Değirmenönü Medresesi, Ak Mescid Medresesi, Âşık Doğan Medresesi ve Çukur Medresesi gibi medreselerin de olduğu belirtilmiştir.
Antalya’nın yaylak veya yayla bölgesi olarak kullanılan İstanoz nahiyesinde ise arşiv belgelerine göre; Pınarbaşı Medresesi, Hızır Efendi Medresesi, Mustafa Efendi Medresesi, Emir Sinaneddin Medresesi, Hacı Menlü (Mevlüt) oğlu Ömer Medresesi, Ebu Bekir Ağa Medresesi, Koca Hafız Medresesi, Hacı Mollaoğlu El-Hac Ömer Medresesi, Şeyh İsmail Efendi Medresesi bulunmaktadır. Ancak Antalya üzerine çalışmalar yapan Süleyman Fikri Erten medrese sayısının 8 olduğunu ve medreselerin de Kalkanlı Hacı Ahmet Medresesi, Sultan Hatun Medresesi, Koparanzade Hacı Hüseyin Medresesi, Karabayırlı Hacı Hüseyin Medresesi, Kaşlı Ali Efendi Medresesi, İlpağı Hacı Hüseyin Medresesi, Şalaka Ahmet Medresesi, Oyunyeri Medresesi ve Kalkanlı Hacı Ahmet Medresesi, olduğunu belirtmiştir.
Antalya’nın diğer bir ilçesi olan Elmalı’da ise inşa edilen medreseler şunlardır: Ketenci Ömer Paşa Medresesi, Esbak Mir-i Ahur Hacı Mehmet Bey Medresesi, Haydar Baba Medresesi, Arifî Ahmed Paşa Medresesi, Hüseyin Efendi Medresesi, Debbağ Baba Medresesi, Şeyh Ümmi Sinan Medresesi, Babazade Hacı Abdurrahman Medresesi, Hacı Şeyh Efendi Medresesi, Mustafa Efendi Medresesi, Hasan Efendi Medresesi, Salih Efendi Medresesi, Halil Efendi Medresesi, Çankırlı Medresesi, Osman Efendi Medresesi ve Örtekiz Köyü’nde “Mehmet Efendi Medresesi”. Ayrıca bu medreseler haricinde ismi verilmeyen iki medreseye de arşiv belgelerinde rastlanılmıştır.
Antalya’nın her mahallesinde neredeyse bir medrese yaptırılmış ve medreseler genellikle banilerin ismiyle adlandırılmıştır. Medreselerde eğitim ve derecelendirme okutulan derslere, müderrislerin maaşlarına, medreseyi yaptıran kişinin statüsüne göre derecelenmiş ve medrese öğrencilerine de belirli oranda burs verilerek eğitimlerine devam etmeleri sağlanmıştır. Medresede görev yapan müderrisler berat-ı şerif adı verilen bir belge ile çalışmışlar ve bu belgenin kaybolması durumunda Şeyhülislamlık makamı tarafından yeni bir berat-ı şerif hazırlanmıştır. Söz konusu belge olmadan çalışan müderrislerin varlığına da rastlanılmıştır.
Müderris atamalarında; vâkıf, mütevelli heyeti, müftü ve şehir naibi etkili olmuş ve ölüm, terfi ya da el çektirme gibi durumların yanı sıra müderrisin kendi rızasıyla görevi bırakması sonrasında bu atamalar gerçekleşmiştir. Atamalar hususunda Antalya’daki medreselerde de sorun yaşanmış ve bu sorunlar halledilinceye kadar medresenin bağlı bulunduğu vakıf gelirleri belirli kişilere teslim edilmiştir.
Antalya’daki medreselerde ilim tahsiline oldukça önem verilmiş ve ilme mani olacak her türlü maddi husus hem müderrislere hem de öğrencilere verilen bağışlarla giderilmeye çalışılmıştır. Ancak buna rağmen medreselerin Antalya’da yaşanan bazı hadiselere karıştığı görülmektedir. Nitekim 1510-1511 yılında cereyan eden Şah Kulu İsyanı’na katılanların arasında medrese öğrencilerin de olduğu ve eğitim-öğretimin bu nedenle uzunca bir müddet aksadığı, devletin bu isyancıların ayaklanmalarını önleyebilmek için ard ardına bölgede bulunan kadılara talimat gönderdiği bilinmektedir. Ayrıca bu dönemde bazı medreseler silahlı suhtelerin ya da onların kılığına girmiş insanların faaliyet merkezi olarak kullanılmıştır.
Antalya’daki medreselerde eğitim-öğretimi aksatan hususlardan biri de 1890 yılında muhacirlerin Antalya’da misafir edilmeye başlanması ve yer olmadığı için de gelenlerin genelde medreselerde misafir edilmesidir. Bu durum uzunca bir müddet devam etmiş hatta medrese öğrencilerinin kaldırımda kaldıklarına dair telgraflar gönderilmiştir.
Eğitim-öğretimi aksatan diğer bir önemli husus da; salgın hastalıklardır. Özellikle çiçek hastalığından dolayı İstanoz nahiyesinde çok fazla insanın öldüğü, doktorun bulunmadığı ve bölgeye ivedi bir şekilde sağlık personelinin gitmesi gerektiği bildirilmiştir.
Medreselerde yaşanan her türlü olumsuzluğa rağmen Antalya’daki medreseler faaliyetlerine devam etmiş ve vakıfların kontrolünde hayatlarını devam ettirirken 1826 yılında Evkaf Nezareti’nin kurulmasıyla peyderpey bu kuruma bağlanmıştır