Siirt University Institutional Repository
Not a member yet
1590 research outputs found
Sort by
Noxious Weed Species in Wheat Production Areas: Siirt Province Sample
In this study, it was aimed to determine the prevalence and density of weeds that cause problems in wheat cultivation areas. In accordance with this purpose; survey studies were conducted in the wheat fields of Siirt province, located in the Turkey’s Southeastern Anatolia Region, during vegetation period (March-May) of 2017 and 2018. In this research, a total of 84 sites were randomly surveyed to represent the area. A total of 137 weed species belonging to 30 families (1 seedlees, 4 monocotyledon and 25 dicotyledon) were recorded during the surveys in the province. These most important and problematic weed species were belonged to; Asteraceae (26 species), Poaceae (22 species), Fabaceae (13 species), Brassicaceae (10 species), Apiacecae (8 species), Caryophyllaceae (6 species), Eupharbiaceae (6 species), Boraginaceae (5 species) and Lamiaceae (5 species). Slight differences were observed in the prevalence and density of weed species among the surveyed districts. However, the most noxious weed species based on prevalence and density in the province were Wild mustard (Sinapis arvensis L.), Wild oat (Avena spp.), Common poppy (Papaver rhoeas L.), Cleaver (Galium aparine Dandy.), Field bindweed (Convolvulus arvensis L.), cowcockle, (Vaccaria pyramidata Medik.), Alfalfa (Medicago sativa L.) and vetch (Vicia sativa L.) Although some weed species such as Wall barley (Hordeum murinum L.), Italian thistle (Carduus pycnocephalus L.),Cheatgrass (Bromus tectorum L.), Corn buttercup (Ranunculus arvensis L.), Corn chamomile (Anthemis arvensis L.), Italian alkanet (Anchusa azurea Miller.) and Ivy-leaved Speedwell (Veronica hederifolia L.), were not widespread in the region, but can reach high concentrations and have been found to cause significant yield losses. Therefore, region-specific weed management strategies should be applied by considering the results of the study
Fabrication of Pure Sb2S3 and Fe (2.5%): Sb2S3 thin films and ınvestigation their properties
Pure Sb2S3 and Fe (2.5%): Sb2S3 thin films were synthesized on Zn2SnO4 coated with FTO conductive glasses using chemical bath deposition (CBD) technique. The X-ray diffraction (XRD) patterns obtained show that both thin films have an orthorhombic structure. Although the crystal structure of the two thin films was the same, the crystalline size of Fe (2.5%): Sb2S3 thin film (51.15 nm) was found to be smaller than that of pure Sb2S3 (52.89 nm). The effect of Fe doped metal on crystal size of Sb2S3 was observed with this result. Another important observation is that the energy band gap of Fe (2.5%): Sb2S3 thin film (2.00 eV) is larger than that of pure Sb2S3 (1.89 eV). The photovoltaic properties of the synthesized thin films were examined by applying both incident photon-to-current efficiency (IPCE) and current density (J)–voltage (V) measurements. The obtained IPCE(%) values at 600 nm for pure Sb2S3 and Fe (2.5%): Sb2S3 thin films are 30.29 and 49.06, respectively. Using the J–V curves, the calculated η (%) values for pure Sb2S3 and Fe (2.5%): Sb2S3 thin films are 3.95 and 5.44, respectively. Based on the data obtained from both measurements, it was observed that the Fe dopant significantly enhance the performance of the Sb2S3-based solar cell devices
Determination of Ecological and Carbon Footprints of Adıyaman Directorate of Provincial Agriculture and Forestry Staffs
Humans have always benefited from natural sources to satisfy their needs. Today, with the increase in population, the natural resources on our earth are decreasing and assumed to be consumed in the near future because of the consciousness of the individuals and the consciousness of consumption away from sustainability. It is important to determine how many planets the world will need in the future if the individual continues to live that way with his current consumption habits. The concept of ecological footprint emerges in determining this need. In this study, ecological and carbon footprints were calculated and evaluated according to the consciousness and consumption habits of Adıyaman Directorate of Provincial Agriculture and Forestry staffs. Web-based "Ecological Footprint Calculation Survey" was used as data collection tool in the research. Descriptive statistics such as mean, standard deviation were used in the analysis of the data. As a result of the calculations, the average ecological footprint of technical and administrative staffs was determined as 2.37 gha person-1, the average carbon footprint was 14.52 tons person-1 and the biocapacity deficit caused by technical and administrative staffs was -0.93 gha person-1. According to these results, at least 1.41 worlds are needed for Adıyaman Directorate of Provincial Agriculture and Forestry staffs for a sustainable life
DETERMİNATİON OF FRUİT AND TREE CHARACTERİSTİCS OF PERSİMMON (Diospyrus kaki L.) SPECİES GROWN AROUND SİİRT PROVİNCE
Bu çalışma, 2017-2018 yıllarında Siirt yöresinde yetiştirilen Trabzon Hurmalarının özelliklerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Siirt’in Eruh ve Şirvan ilçelerde toplanan 25 tane Trabzon hurması genotipi üzerinde meyvenin morfolojik, fenolojik, pomolojik ve kimyasal özelliklerini tanımlamak amacıyla yürütülmüştür. Pomolojik özellikler bakımından incelenen genotiplerin meyve ağırlığı 61.67-195.67 g, meyve boyu 39.97-67.68 mm, meyve eni 36.58-62.81 mm, meyve şekil endeksi 1.009-1.11 mm, meyve hacmi 51-176.75 ml, meyve yoğunluğu 1.08-1.34 g/ml, tohum sayısı 0.00-3.9 adet arasında değişmiştir. Ayrıca meyvelerin suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM) % 17-22,5; titre edilebilir asitliği (TA) % 0.01-0.5; meyvenin toplam kuru madde miktarı % 18.155-30.125, pH değeri 5.55-6.74 arasında değişim göstermiştir. Bunun yanında meyve şekli, meyve enine kesiti, meyve alt şekli, meyve kabuk rengi, meyve et rengi, tohum şekli, tohum sayısı, tohum ağırlığı, tohum şekli, meyve eti renkleri de belirlenmiştir
KURU KOŞULLARDA ANTEPFISTIĞINDA GÜBRELEMENİN VERİM VE KALİTEYE ETKİLERİ
Bitkiler büyüyüp gelişmek için besin maddelerine ihtiyaç duyarlar. Besin maddelerinin büyük bir kısmını topraktan kökleri ile alırlar. Toprakta yetiştirilen ürünün ihtiyacını karşılayacak kadar besin bulunmuyorsa, gübreleme yapılmalıdır. Tarımsal üretimde fazla ve kaliteli ürün alabilmek için toprakta eksik olan besin maddeleri toprağa verilmelidir. Bitki besin maddelerinin etkili olabilmesi için ihtiyaç duyulan suyun temin edilmesi gerekmektedir. Ülkemizde bazı bölgelerde sulama ve gübreleme yapılmadan tarımsal üretime devam edilmektedir. Yarı kurak iklim koşullarında yer alan bölgelerimizde, tarımsal üretimde ihtiyaç duyulan su, yağmur suyundan temin edilmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde özellikle Şanlıurfa ilinde antepfıstığı, zeytin ve bağ kuru koşullarda üretimi yapılan, çok önemli, ekonomik değeri yüksek ürün çeşitlerimizdir. İlimiz antepfıstığı üreticileri genellikle sulama ve gübreleme yapmadan üretime devam etmektedirler. Böylece verim düşüklüğü yaşanmaktadır. Araştırmada iki su yılı (2014-2015) boyunca kuru üretim yapılan örnek bir antepfıstığı bahçesi seçilmiş ve ağaçların yaşı da dikkate alınarak yağmur suyundan yararlanarak, gübreleme uygulaması yapılmıştır. Sonbaharda yağmurlardan önce ortalama 1,25 kg/ağaç DAP gübresi ile birlikte 40 kg/ağaç çiftlik gübresi, ilkbaharda ise ortalama 1,50 kg/ağaç Amonyum Sülfat gübresi uygulanmıştır. İki yıllık çalışma sonucunda; geleneksel uygulamadan ortalama 12,4 kg meyve alınırken tam gübreleme konusunda ortalama 22,05kg meyve alınmıştır. Ağaçlarda verim artışı yanında gelişim ve kalite özellikleri de farklılık göstermiştir. Bu çalışma sonucunda yarı kurak iklimlerde kuru koşullarda meyve üretimi yapan çiftçilerimiz sonbahar ve ilkbahar yağışlarından yararlanarak gübreleme programlarını belirleyerek daha fazla ürün elde edebilecekleri sonucuna varılmıştır
Hydrogen production through the cooperation of a catalyst synthesized in ethanol medium and the effect of the plasma
In the present study, nanostructured Ni-B catalysts were successfully prepared in ethanol medium using the chemical reduction method for hydrogen production from the catalytic hydrolysis of sodium borohydride (NaBH4). Ni-B nanostructures were characterized by several analysis methods including XRD, SEM/EDS, FT-IR and BET. The effects of factors such as solution temperature, NaBH4 loadings, catalyst amount and NaOH concentration on the performance of these catalysts in the production of hydrogen from alkaline NaBH4 solutions were investigated in detail. In addition, the Ni-B catalyst prepared in ethanol medium and subjected to plasma for the hydrogen production from the catalytic hydrolysis of NaBH4 was investigated. The Ni-B catalyst prepared in ethanol medium showed maximum hydrogen production rate (1000 mL min-1gcatalyst-1) which was approximately 2 times higher than the rate obtained from the Ni-B catalyst prepared in water (400 mL min-1gcatalyst-1) and acethone (550 mL min-1gcatalyst-1). The Ni-B nanoparticles showed the best catalytic activity at 333 K with a maximum hydrogen production rate of 7134 mL min-1gcatalyst-1 and activation energy of 46.83 kJmol-1 for the NaBH4 hydrolysis reaction in the Ni-B catalysts prepared in ethanol and subjected to plasma. As the Ni-B catalyst is inexpensive and easy to prepare, it is feasible to use this catalyst in the construction of practical fuel cells for portable and in situ applications.BEBA
Reklam Sloganları ve Narsisizm
Bu çalışmada, bazı reklamların narsisizm epidemisinin yayılmasına etkisi tartışılmaktadır.
Reklam, bir toplumun kültürünü yansıttığı gibi reklamın söz konusu toplumun kültürüne etki
etmesi de söz konusudur. Kültürel unsurları içerebildiği gibi kültürel unsurları değiştirmeye
yönelik muhtevalara da sahip olabilmektedir. Ayrıca toplumsal ve bireysel alışkanlıklar
üzerine etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Reklamın etkisi, gündelik yaşamdaki tüketim
pratiklerinin yanı sıra davranış ve söylemlerde görülmektedir. Kişilerarası sohbet ve
konuşmalarda reklam sloganlarının kullanılması reklamın hayatımızdaki yerini göstermesi
açısından önemlidir. Ticari bir faaliyet olarak reklam, bireyin ilgi ve dikkatini çekerek bireyi
tüketime yöneltmektedir. Bu amaçla her reklam bir slogan üretir. Reklam sloganları kısa, öz
ve etkileyici olması tercih edilir. Sloganların bu özellikler taşıması, sloganın hem kolay
kullanımına hem de sık kullanımına neden olur. Böylelikle, reklam sloganının herkeste bir
etki oluşturması ve her kesimin diline pelesenk olması kolaylaşır. Reklam sloganları,
bireyler üzerinde farklı etkilere neden olmaktadır. Her kategoriden bireyleri etkileyecek
argümanlar tercih edilmektedir. Özellikle genç nesil üzerindeki etkisi daha belirgindir.
Gençler arasında gittikçe yayılan narsisizm, günümüz dünyasının bir gerçeğidir. Narsisizm
tanımlamada güçlük çekilmekle birlikte bireyin kendine aşırı hayran olma ve değer verme
olarak açıklamak mümkündür. Narsist birey, gösterişe önem veren ve bencil olarak nitelenen
davranışlar sergiler. Birey burada benliği, kimliği, zekâsı, tarzı ve alışkanlıklarıyla diğer
kişilerden kendini farklı ve üstün görür. Günümüz modern dünyası birey ve bireyselliği ön
planda tutması narsisizm epidemisinin artmasına yol açar. Bazı reklam ve reklam sloganları
bireyin diğerlerinden farklı olma, kendini gösterme ve tatmin olma üzerine kurulur. Çalışma,
reklam sloganlarındaki narsisizm emareleri incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel bir araştırma
olarak tasarlanan çalışmada söylem analizi yöntemi benimsenmiştir. Bu amaçla bazı reklam
sloganlarındaki narsisizmi çağrıştıran söylemler ortaya çıkarılmaktadır
Naki Tezel’in “Türk Masalları” Adlı Kitabının Çocuk Edebiyatının Temel İlkeleri Bakımından İncelenmesi
Masal türü, halk edebiyatı alanında çocuk eğitimine katkıları ile ön plana çıkan ürünlerden biridir. Masalların çocuk edebiyatının temel ilkeleri açısından incelenmesi, son yıllarda birçok araştırmacının akademik araştırma alanlarından biri olmuştur. Bu araştırmada ünlü masal araştırmacısı Naki Tezel tarafından derlenmiş masallardan oluşan “Türk Masalları” adlı eserin biçim ve içerik özellikleri çocuğa görelik ilkesi başta olmak üzere çocuk edebiyatının temel ilkeleri açısından değerlendirilmiştir. Çalışmada, örneklem grubunda yer alan ve Naki Tezel tarafından derlenerek “Türk Masalları” adlı kitapta toplanan elli dört adet masal, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman analizi yöntemi kullanılarak çözümlenmiştir. Masalların çözümlemesi; tasarım ve içerik özellikleri başlıkları altında gerçekleştirilmiştir. Tasarım özellikleri bölümünde masalların kapak, sayfa, punto, resim, boyut nitelikleri ele alınmış; içerik özellikleri başlığında masallar konu–kurgu, izlek– tema, ileti, dil ve anlatım, eğitsel ve yazınsal ilkeler karakter ve çevre özellikleri bakımından değerlendirilmiştir. Çözümlemeler çerçevesinde Naki Tezel’in “Türk Masalları” adlı eserinde yer alan masalların genel olarak çocuk okurlara okuma alışkanlığı kazandırabilecek ve estetik zevk verecek nitelikte olduğu fakat bazı masalların gerek tasarım gerekse de taşıdığı eğitsel değerler açısından çocuğa görelik prensibine ters düştüğü tespit edilmiştir
Genetic characterization and virulence of Fusarium spp. isolated from chickpea
Abstract: Fusarium wilt causing yield losses in chickpea is one of the most important diseases, and occurs due to some fungi especially F. oxysporum and F. solani. Molecular studies are important in revealing the genetic characterization and virulence of the pathogen. In this study ten Fusarium genotypes isolated from chickpea plants showing symptoms of wilting were used. The ITS region was amplifed by using the thermal cycler and genetic similarities and di?erences among species were revealed by performing sequence analysis of ITS region. Samples except for two of Fusarium genotypes; N1, N2, N3, N4, N5, N7, N9 and N10 genotypes showed a close relative to F. oxysporum. However, the N8 genotyped was found to be similar to F. solani, and interestingly the N6 genotype showed an equal relationship with F. solani and F. oxysporum so, it could not be fully identifed. According to the phylogenetic tree, F. oxysporum, N2, N4 and N10 were determined in a separate group and F. oxysporum N5, N7 and N9 formed separate another group which showed a close relationship to each other. The severity of disease caused by isolates on ILC-482 chickpea variety varied between 1.25 and 3.50. The close relationship was found between F. oxysporum, N2, N4, N5, N7, N9 and N10 isolates was confrmed the result of the pathogenicity test of same isolates. The results revealed that N7 isolate prevented the emergence of plants by causing disease on chickpea seeds and it also indicated the high virulence