Gazi University Dspace
Not a member yet
26981 research outputs found
Sort by
Analysıs Of 2018 Secondary School Turkısh Course Program In Terms Of 21st Century Skılls
Bu araştırmanın amacı 2018 yılı ortaokul Türkçe dersi öğretim programını 21. yüzyıl becerileri açısından incelemektir. Bu amaç doğrultusunda; 2018 yılı ortaokul Türkçe dersi öğretim programında 21. yüzyıl becerilerine yer verilme durumu ve Türkçe öğretmenlerinin programda yer alan 21. yüzyıl becerilerine ilişkin görüşleri incelenmiştir. Araştırmanın modeli betimsel, yöntemi karmadır. Türkçe dersi öğretim programı 21. yüzyıl becerileri açısından incelenirken nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmıştır. Bu çalışmada doküman Türkçe dersi öğretim programıdır. Araştırmanın nicel boyutunda Türkçe dersi öğretim programına ilişkin öğretmen görüşleri alınmıştır. Araştırmada iki evren bulunmaktadır. Araştırmanın birinci evreni 5.,6.,7., ve 8. sınıf Türkçe dersi öğretim programıdır. Araştırmanın ikinci evreni ise Ankara ilinde görev yapan Türkçe öğretmenleridir. Örneklemde Altındağ, Gölbaşı, Yenimahalle ve Çankaya ilçelerinde görev yapan 273 Türkçe öğretmeni yer almıştır. Araştırmada Türkçe dersi öğretim programının incelenebilmesi için öncelikle nitel veri toplama aracı olarak doküman analizinden yararlanılmıştır. Bu amaçla 2018 Ortaokul Türkçe dersi öğretim programının tamamı incelenmiştir. Doküman analizinde Partnership for 21 Century Skills (P21) sınıflandırması
vi
dikkate alınarak oluşturulmuş 21. yüzyıl becerileri seçilmiştir. Programı analiz etmek için araştırmacı tarafından hazırlanan belirtke tablosu kullanılmıştır. Araştırmanın öğretmen görüşlerinin belirlenmesine yönelik alt problemleri için veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan “2018 Türkçe Dersi Öğretim Programının Değerlendirilmesi- Öğretmen Görüşleri Anketi” ile toplanmıştır. Araştırmanın doküman incelemesine yönelik nitel verilerin analizi için betimsel analiz kullanılmıştır. Programda yer alan 21. yüzyıl becerilerini incelemek için kategori ve kodlar oluşturulmuş, güvenilirlik katsayısı hesaplanmıştır. Araştırmanın nicel boyutuna ait verilerin analizinde ankette yer alan maddeler için betimsel istatistik hesaplanmıştır. Anketin açık uçlu maddelerine ait verilerin betimlenebilmesi için içerik analizinden yararlanılmış ve tematik kodlama yapılmıştır. Doküman analizine göre Türkçe dersi öğretim programında en çok yer verilen beceriler; genel amaçlarda (özel amaç, yetkinlik, kazanım) iletişim, eleştirel düşünme ve karar verme; içerikte, iletişim, iş birliği problem çözme; öğrenme öğretme süreçlerinde, eleştirel düşünme, üretkenlik, medya okuryazarlığı, öğrenmeyi öğrenme; ölçme ve değerlendirme ögelerinde öğrenmeyi öğrenme, medya okuryazarlığı, yaratıcılık, öz yönlendirme becerileridir. En az yer verilen beceriler ise genel amaçlarda yenilikçilik, iş birliği, medya okuryazarlığı; içerikte, eleştirel düşünme, karar verme, medya okuryazarlığı; öğrenme-öğretme süreçlerinde hesap verebilirlik, liderlik, yenilikçilik, esneklik ve uyum; ölçme ve değerlendirmede ise iletişim, iş birliği, bilgi okuryazarlığı, liderlik ve sorumluluk alma becerileridir. Öğretmen görüşlerine göre programın boyutlarında en fazla yer verilen beceriler iletişim ve iş birliği, sosyal ve kültürel etkileşim becerileri; en az yer verilenler ise hesap verebilirlik, öğrenmeyi öğrenme, öz yönlendirme becerileridir. Öğretmenlere göre kazanımlarda en çok iletişim, iş birliği, sosyal ve kültürler arası etkileşim becerileri gerçekleşmektedir. Gerçekleşme düzeyinin en az olduğu beceriler ise yaratıcılık, hesap verebilirlik, öğrenmeyi öğrenme, öz yönlendirme becerileridir. Öğretmenlerin kendi derslerinde en çok yer verdikleri beceriler içerikte iletişim, işbirliği, bilgi ve iletişim teknolojileri okuryazarlığı; öğrenme-öğretme süreçlerinde iletişim, iş birliği, sosyal ve kültürler arası etkileşim; ölçme ve değerlendirme süreçlerinde iletişim, işbirliği, problem çözme becerileridir. Öğretmenlere göre derslerinde en az yer verdikleri beceriler ise içerikte; öğrenmeyi öğrenme, öz-yönlendirme, hesap verebilirlik; öğrenme-öğretme süreçlerinde hesap verebilirlik, esneklik ve uyum, öz-yönlendirme; ölçme ve değerlendirme süreçlerinde ise hesap verebilirlik, medya okuryazarlığı, esneklik ve uyum becerileridir. Öğretmenlerin derslerinde 21. yüzyıl becerilerini geliştirmek için en çok yer verdikleri etkinlikler drama, yaratıcı yazma, grup çalışmaları ve sunum yapmadır. Öğretmen görüşlerine göre 21. yüzyıl becerilerinin uygulanması sırasında karşılaşılan sorunlar şunlardır: kazanımların genel olması, birbirini tekrarlaması ve güncel olmaması; metinlerin ilgi çekiciliğinin az olması, içerik ve uzunluklarının yaş gruplarına uygun olmaması; öğrencilerin eleştirel düşünme, problem çözme, öğrenmeyi öğrenme, yaratıcılık becerilerini geliştirememeleri ve yazdıklarını paylaşmaktan hoşlanmamaları, fiziki alt yapı, materyal ve zaman yetersizliği, etkinliklerin ilgi çekiciliğinin az olması; sınav sisteminin becerilerin ölçülmesine yönelik
vii
olmamasıdır. Öğretmenlerin 21. yüzyıl becerilerinin geliştirilmesine yönelik önerileri ise okumaya, düşünmeye yönelik becerilere programda daha çok yer verilmesi, kazanım sayısının azaltılıp uygulanabilirliğin artması, ilgi çekici metinler ve etkinlikler kullanılması, eğitim ortamının okul dışına da taşınması, 21. yüzyıl becerilerini ölçmeye uygun güncel ölçme ve değerlendirme tekniklerinin kullanılmasıdırThe aim of this research is to examine the 2018 secondary school Turkish curriculum in terms of 21st century skills. In accordance with this purpose; The situation of 21st century skills in the 2018 Turkish class curriculum of secondary schools and the opinions of Turkish class teachers about 21st century skills in the program were examined. The model of the research is descriptive and the method is mixed. As a qualitative research method, document analysis method was used for examining the curriculum in terms of 21st century skills, and the sample document in this study is the Turkish class curriculum. In the quantitative dimension of the research, teachers' opinions regarding the Turkish class curriculum were taken. There are two universes in the research. The first universe of the research is the 5th, 6th, 7th and 8th grade Turkish course curriculum. The second universe of the research is the Turkish teachers working in Ankara. The sample included 273 Turkish teachers working in Altındağ, Gölbaşı, Yenimahalle and Çankaya districts. In the study, document analysis was
ix
used as a qualitative data collection tool in order to examine the Turkish course curriculum. For this purpose, the entire 2018 secondary school Turkish class curriculum was examined. In the document analysis, benchmark skills are created according to the “Partnership for 21 Century Skills” (P21) classification. To analyze the program, a token table prepared by the researcher was used. The data for the sub-problems of the research for determining teachers' views were collected with the "Evaluation of the 2018 Turkish Lesson Curriculum-Teacher Opinion Survey" prepared by the researcher.Descriptive analysis was used for the analysis of qualitative data for document analysis of the research.In order to examine the 21st century skills in the program, categories and codes were created and the reliability coefficient was calculated. Descriptive statistics were calculated for the items in the questionnaire in the analysis of the data of the quantitative dimension of the study.In order to describe the data of the open-ended items of the questionnaire, content analysis was used and thematic coding was made.According to the document analysis, the skills mostly included in the Turkish course curriculum; communication, critical thinking and decision making in general purposes (specific purpose, competence, achievement); problem solving, communication and collaboration in content; critical thinking, productivity, media literacy, learning to learn in teaching and learning processes; creativity, , media literacy, learning to learn and self-direction skills in measurement and evaluation items. The least frequently mentioned skills are innovativeness, collaboration, media literacy in general purpose; critical thinking, decision making, media literacy in content; accountability, leadership, innovation, flexibility and adaptability in learning-teaching processes; communication, cooperation, information literacy, leadership and taking responsibility skills in assessment and evaluation. According to the teachers' views, the skills that are mostly included in the dimensions of the program are communication and cooperation, social and cultural interaction skills; The least included are accountability, learning to learn, and self-direction skills. According to the teachers, communication, cooperation, social and intercultural interaction skills are the most common achievements. The skills with the lowest realization level are creativity, accountability,
x
learning to learn, and self-direction skills. The skills in the content that teachers mostly include in their lessons are communication, collaboration, information and communication technologies literacy; communication, collaboration, social and intercultural interaction in learning-teaching processes; communication, cooperation, problem solving skills in measurement and evaluation processes. According to the teachers, the skills in the content they rarely included in their lessons were; learning to learn, self-direction, accountability; self-direction, accountability, flexibility and adaptation skills in learning-teaching processes; media literacy, accountability, flexibility and adaption skills in measurement and evaluation processes. Drama, creative writing, group work and presentation are the most frequently used activities in the lessons of teachers to improve 21st century skills. According to the opinions of the teachers, the problems encountered during the application of 21st century skills are: the gains are general, repetitive and outdated; the texts are of low interest, their content and length are not suitable for age groups; students' lack of critical thinking, problem solving, learning to learn and creativity skills and dislike sharing their writings, lack of physical infrastructure, materials and time, and low interest in activities; exam system is not intended to measure skills. Teachers' suggestions for the development of 21st century skills include “putting more reading and thinking skills in the program”, “reducing the number of attainment and increasing applicability”, “utilizing interesting texts and activities”, “creating educational environment out of school”, and “using appropriate measuring and evaluation techniques for 21st century skills”
Diagnostic Accuracy Of Multiparametric Mri And 68ga-Psma Pet/Mri In Detecting Index Tumors Of Prostate Cancer
Çalışmamızın amacı; prostat kanseri tanı ve evrelemesinde kullanılan Mp MRG ve Ga-68 PSMA PET/MRG yöntemlerinin, prostat bezindeki indeks tümör lokalizasyonunu belirlemedeki duyarlılıklarını değerlendirmektir.
Çalışmada 2017-2020 yılları arasında preoperatif evrelemesinde mp MRG ve Ga-68 PSMA PET/MRG uygulanmış, radikal prostatektomi yapılan 64 hasta retrospektif incelenmiştir. Hastaların radikal prostatektomi spesmenleri histopatolojik olarak incelenmiştir. Histopatolojik kadran bazlı inceleme ile indeks lezyon lokalizasyonları belirlenen hastaların sonuçları, preoperatif uygulanan mp MRG ve Ga-68 PSMA PET/MRG ile karşılaştırılmıştır. Görüntüleme yöntemlerinin Duyarlılık, özgüllük, PPV ve NPV değerlerleri belirlenmiştir.
Duyarlılık, özgüllük, PPV ve NPV değerleri mp MRG için % 55.7, % 91.8, % 80.6 ve % 77.2, Ga-68 PSMA PET/MRG için % 60.8, % 94.3, % 86.8 ve % 79.8 (p=0.464) olarak izlenirken kombine kullanımda ise duyarlılık % 76.3, özgüllük %88.1 saptanmıştır (p<0.05). Subgrup analizleri ile ilgili olarak, mp MRG' in artmış total PSA, PSAD, PI-RADS skoru ve lezyon uzunluğunda duyarlılığının arttığı görülmüştür. Yüksek total PSA, PSAD, SUV max değerlerinde Ga-68 PSMA PET/MRG nin duyarlılığının arttığı görülmüştür. Kombine görüntülemede; yüksek total PSA ve PSAD değerlerinde duyarlılığın arttığı görülmüştür ancak tüm subgrup analizleri istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.
İndeks tümörün saptanmada yüksek tanısal doğruluğa sahip olan mp MRG ve Ga-68 PSMA PET/MRG’nin kombinasyonu, önümüzdeki yıllarda prostat kanserinde fokal ablatif tedaviler için birincil görüntüleme tekniği adayıdır.The purpose of our study; To evaluate the sensitivity of the MP MRI and Ga-68 PSMA PET/MRI methods used in the diagnosis and staging of prostate cancer in determining the index tumor localization in the prostate gland.
Between 2017-2020; In the preoperative staging mp MRI and Ga-68 PSMA PET/MRI were used, 64 patients who underwent radical prostatectomy were retrospectively examined. Radical prostatectomy specimens of the patients were examined histopathologically. The results of index lesions localization determined by histopathological quadrant-based examination, were compared with preoperative mp MRI and Ga-68 PSMA PET/MRI. Sensitivity, specificity, PPV and NPV values of imaging methods were determined.
Sensitivity, specificity, PPV and NPV values were monitored as 55.7%, 91.8%, 80.6% and 77.2% for mp MRI, 60.8%, 94.3%, 86.8% and 79.8% (p = 0.464) for PSMA PET/MRI. In combined use, sensitivity was found to be 76.3% and specificity 88.1% (p <0.05). Regarding subgroup analysis, it was observed that mp MRI sensitivity is higher with increased total PSA, high PSAD, high PI-RADS score and increased lesion length. Also, it was observed that Ga-68 PSMA PET/MRI sensitiviy increased with high total PSA, high PSAD, high SUV max values. In combined imaging; sensitivity increased with high total PSA and high PSAD values. All subgroup analyzes were found statistically non significant.
The combination of mp MRI and Ga-68 PSMA PET/MRI, which have high diagnostic accuracy in the detection of the index tumor, is the primary candidate for imaging technique for focal ablative treatments in prostate cancer in the coming year
Experımental Investıgatıon Of The Performance Of Hybrıd Nano Fluıd Wıth Plate And Concentrıc Tube Heat Exchanger
Endüstriyel uygulamalarda sıkça kullanımıyla karşılaştığımız ısı değiştiricilerde, ısı transferini iyileştirmek için geliştirilen yöntemlerden biri de iş akışkanı olarak nanoakışkanların kullanılmasıdır. İş akışkanı olarak hibrit bakır oksit alümina (CuO + Al2O3) nanoakışkanının kullanıldığı bu çalışmada, türbülanslı akışta nanoakışkanın, eş merkezli iç içe borulu ve plakalı ısı değiştiricilerindeki performansı deneysel olarak incelenmiştir. Deneylerde hibrit nanoakışkan, eş merkezli iç içe borulu ısı değiştiricisinde ağırlıkça %0,5 ve %1 derişimlerinde, plakalı ısı değiştiricisinde ağırlıkça %1 derişiminde kullanılmıştır. Hibrit nanoakışkan içinde çökelmeyi engellemek ve çözeltinin homojenliğini artırmak için ağırlıkça %0,2 derişiminde Triton X-100 katyon tipi yüzey aktifleştirici ilave edilmiştir. Deneyler sonucunda ısı transfer katsayısındaki artış, ağırlıkça %0,5 ve %1 derişimlerde, eş merkezli iç içe boru ısı değiştiricisinde, paralel akışta %4,1 ve %7,4, zıt akışta %5,4 ve %8, ağırlıkça %1 derişimde plakalı ısı değiştiricisinde %15,1 oranında olmuşturOne of the methods developed to improve heat transfer in the heat exchangers, which are frequently used in industrial applications, is the use of nanofluids as a working fluid. In this study, hybrid copper oxide alumina (CuO + Al2O3) nanofluid was used as the working fluid and the performance of the nanofluid in the turbulent flow in concentric tube and plate heat exchangers was investigated experimentally. In the experiments, hybrid nanofluid was used in concentrations of 0,5% and 1% by weight in concentric tube heat exchanger and 1% by weight in plate heat exchanger. Triton X-100 cation type surfactant was added at a concentration of 0,2% by weight to prevent precipitation in the hybrid nanofluid and to increase the homogeneity of the solution. As a result of the experiments, the increase in the heat transfer coefficient was 0,5% and 1% by weight concentration, in the concentric tube heat exchanger, 4,1% and 7,4% in the parallel flow, 5,4% and 8% in the counter flow, and 15,1% in the plate heat exchanger at 1% by weight concentration
Investıgatıon Of Change In The Behavıor Problems Of An Indıvıdual Wıth Autısm Spectrum Dısorder Partıcıpatıng In Adapted Physıcal Actıvıtıes
Bu araştırmanın amacı, uyarlanmış fiziksel aktivite (UFA) programına katılan otizm
spektrum bozukluğu (OSB) olan bir bireyin davranış problemlerindeki değişimlerin
incelenmesidir. Bu genel amaç doğrultusunda, araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden
biri olan “durum (vaka) çalışması” yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya, resmi olarak otizm
spektrum bozukluğu (OSB) tanısı almış 3 yaşında 1 birey (katılımcı) katılmıştır.
Araştırmada, katılımcı ile birlikte 3’ü değerlendirme oturumu 39’u UFA oturumu olmak
üzere toplamda 42 eğitim oturumu yürütülmüştür. Oturumlarda literatür taraması ve uzmanebeveyn
görüşlerine göre şekillendirilen 78 farklı UFA gerçekleştirilmiştir. UFA
programında, uzman görüşleri doğrultusunda OSB olan bireyin davranış problemlerine etki
edebilecek ve OSB olan bireyin ilgisini çekebilecek aktivitelere ağırlık verilmiştir. Araştırma
süresince gerçekleştirilen tüm oturumlar video kamera ile kayıt altına alınmıştır. Araştırma
verileri farklı veri toplama araçları (gözlem formu, saha notları ve yansıtmacı günlük) ile
elde edilmiştir. Gözlem formu aracılığıyla elde edilen nicel verilerin analizinde grafiksel
analiz yöntemi; saha notları ve yansıtmacı günlük aracılığıyla elde edilen nitel verilerin
analizinde ise içerik analizi ve betimsel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonucu
elde edilen bulgular nicel ve nitel başlıkları altında incelenmiştir. Nicel bulgular ise kendi
içinde; dışsallaştırılmış davranış problemleri, içselleştirilmiş davranış problemleri ve genel
davranış problemleri olarak 3 başlık altında ele alınmıştır. Katılımcının dışsallaştırılmış
davranış problemlerine ilişkin nicel bulgular analiz edildiğinde, katılımcının ön
değerlendirme bölümünde 22 puan, son değerlendirme bölümünde ise 6 puan aldığı
görülmektedir. Katılımcının içselleştirilmiş davranış problemlerine ilişkin bulgular
incelendiğinde, katılımcının ön değerlendirme bölümünde 12 puan, son değerlendirme
vii
bölümünde ise 4 puan elde ettiği saptanmıştır. Katılımcının genel davranış promlemlerine
ilişkin bulgular değerlendirildiğinde, katılımcının ön değerlendirme bölümünde 34 puan, son
değerlendirme bölümünde ise 10 puan aldığı belirlenmiştir. Katılımcının dışsallaştırılmış
davranış problemleri, içselleştirilmiş davranış problemleri ve genel davranış problemlerine
ilişkin nitel bulgular analiz edildiğinde, katılımcının program başlangıcında aktivitelere karşı
ilgisiz olduğu, mutsuz göründüğü, yalnız kalmayı tercih ettiği, sürekli sinirlendiği, öfke
nöbetleri geçiridği ve ağlama-bağırma davranışları sergilediği gözlemlenmiştir. UFA
programının ilerleyen aşamalarında katılımcının aktivitelere olan ilgisinin arttığı, daha mutlu
görünmeye başladığı, daha az sinirlilik hali gözlendiği, öfke nöbetlerinin ve ağlama-bağırma
davranışlarının azalma gösterdiği saptanmıştır. Sonuç olarak, UFA programının OSB olan
bireyin davranış problemleri üzerinde olumlu yönde bir etki oluşturduğu izlenimi
edinilmiştir. Bu sonucun ileriki araştırmalarda daha geniş kapsamlı araştırma gruplarıyla
desteklenmesinin, alanda çalışan öğretmenler, antrenörler ve uzmanlar tarafından UFA
programının yaygın kullanımı açısından önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir.Autism Spectrum Disorder, Adapted Physical Activity, Behavioral
Proble
The Long-term Effects of Abobotulinumtoxin A on Skin in A Rat Model
Botulinum nörotoksini, Clostridium botulinum tarafından üretilen, nöromusküler kavşakta asetilkolin salınımını bloke eden güçlü bir toksindir. Yedi farklı serotipi bulunan botulinum nörotoksininin, A ve B serotipleri 1970'li yıllardan itibaren çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaya başlanmış ve günümüzde en sık uygulanan estetik işlem haline gelmiştir. Literatürde çok sayıda çalışma botulinum toksinini konu almış olsa da deri üzerindeki uzun süreli etkileri üzerine araştırmalar kısıtlı sayıdadır. Çalışmamızın amacı uzun süreli botulinum nörotoksin uygulamasının deri yapısındaki etkilerinin deneysel olarak ortaya koyulması ve bu bilgiler ışığında klinik pratiğin değerlendirilmesine katkı sağlamaktır. Çalışmada 24 adet Wistar abino türü erkek rat 4 gruba ayrıldı. Sırtta iliak krestin 1cm kraniyalinde belirlenen 2x3cm'lik alan da 6 noktada olacak şekilde enjeksiyonlar yapıldı. Grup-1'de ( Deney Grubu-1) bir defa 100U/kg dozunda Abobotulinumtoxin A (AboBT), Grup-2'de (Kontrol Grubu-1) bir defa serum fizyolojik (SF) enjeksiyonu yapıldı. Grup-3 (Deney Grubu-2) ve Grup-4 (Kontrol Grubu-2) için sırasıyla aynı işlemler, 3 ay arayla 2 kez gerçekleştirildi. Son enjeksiyondan 3 ay sonra denekler sakrifiye edilerek makroskopik değerlendirme kıl uzunlukları ve deri örnekleri alınarak yapılan histolojik değerlendirmede epidermis, dermis, hipodermis, panniculus carnosus kalınlıkları, birim alanda kıl folikülü sayısı, sebase bez alanlarının dermis alanına oranı, kollajen-1 ve 3 yüzdeleri ve birbirlerine oranları ele alındı. AboBT enjeksiyonu yapılan gruplarda, kontrol gruplarına göre deri altındaki kas dokusu olan Panniculus Carnosus kalınlığı azalmış bulundu (p<0,05). Birim alandaki kıl folikülü sayısında 2 kez enjeksiyon yapılan gruplarda 1 kez enjeksiyon yapılan gruplara göre azalma olduğu görüldü (p<0,05). SF enjeksiyonu yapılan gruplarda sebase bez alanının dermis alanına oranı 2 kez enjeksiyonla azalmış, 2 kez AboBT enjeksiyonunun bu etkiyi azalttığı görülmüştür (p<0,05). Diğer parametrelerde AboBT'nin etkisi anlamlı değildir. Abobotulinumtoxin A enjeksiyonlarının uzun süreli uygulanmasında kas kalınlığını azaltıcı etkisi olduğu görülmüştür. Botulinum toksin uygulamalarının deri yapısındaki etkileri değerlendiren, uzun süreli çalışmalarla bu konunun araştırılması klinik uygulamalara yol gösterici olması açısından önemlidir.Botulinum neurotoxin (BT) is a potent toxin, produced by Clostridium
botulinum, that blocks release of acetylcholine in neuromuscular junction. Serotype
A and B have been used in various medical treatments since 1970s. BT injections
have become the most popular aesthetic procedure. Although there is lots of
researches about BT, the number of publications investigating the effect on skin
structure of it is limited. The aim of our study is elucidating the long-term effect of
BT on skin experimentally and making contribution to the reassessment of clinical
practice.
The study designed with a total of 24 male, Wistar rats divided in 4 groups.
Injections were made at 6 point in 2x3 cm area localized 1 cm cranial to the iliac
crest. In Group-1 (Experimental Group-1), single dose of (100U/kg)
Abobotulinumtoxin A (AboBT), in Group-2 (Control Group-1), saline (SF)
injection was performed. In Group-3 (Experimental Group-2) and Group-4 (Control
Group-2), AboBT and SF injected 2 times with an interval of 3 months,
respectively. 3 months after the last injection, the subjects were sacrificed and the
hair lengths at the injection site were measured. Skin samples were taken and
histological evaluation of epidermis, dermis, hypodermis, panniculus carnosus
thickness, number of hair follicles per unit area, ratio of sebaceous gland areas to
dermis area, collagen-1 and 3 percentages and their ratios to each other were
evaluated.
66
Panniculus Carnosus, the subcutaneous muscle tissue, thickness was found
to be decreased in the groups with the injection of AboBT compared to the control
groups (p <0.05). There was a decrease in the number of hair follicles per unit area
in groups that were injected 2 times compared to the single injection groups (p
<0.05). In the saline injected groups, the ratio of sebaceous gland area to the dermis
area decreased with 2 injections, besides 2 times of AboBT injection reduced this
effect (p <0.05). For other parameters, the effect of AboBT is not significant.
It has been observed that the long-term administration of
Abobotulinumtoxin A injections have a decreasing effect on muscle thickness.
Investigating this issue with long-term studies evaluating the effects of botulinum
toxin applicatio
Whıte Matter Tracts Anatomy Of The Corpus Callosum
Hedefler: Korpus kallozum beyinde bulunan en büyük kommissüral lif
topluluğudur. Korpus kallozum her iki hemisferin homolog alanlarını birbirine
bağlar ve beyin cerrahları tarafından bu yapının bilinmesi ve bağlantılarının
anlaşılması çok önemlidir.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Temmuz 2019 ve Ekim 2019 tarihleri
arasında Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi A.D.
Mikrocerrahi – Nöroanatomi Laboratuarı’nda ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hızır Alp Mikroşirurji Anatomi ve Ak Madde Laboratuarı’nda yapıldı. 10 adet
postmortem insan beyin spesimeni ve 4 adet postmortem insan kafa spesimeni,
Klingler metodu uygulanarak hazırlandı. Hemisferlerde lateralden mediale,
medialden lateral, süperiordan inferiora ve inferiordan süperiora doğru ak madde
lif diseksiyonları, mikrocerrahi seti ile operasyon mikroskobu altında yapıldı ve her
aşama stereoskopik olarak fotoğraflandı. MRG traktografi bulununan ak madde
yollarının gösterilmesinde ve doğrulanmasında kullanıldı.
48
Sonuçlar: Korpus kallozum ve bağlantılı olduğu ak madde yolları
disseeksiyonlar ve bunlara karşılık gelen MRG traktografilerle korele bir şekilde
incelendi. Kademeli olarak yapılan disseksiyonlar sonucu elde edilen bulgular;
kallozal lifler koronal kesitte 3 katmana ayrıldı. Bunlar bağlantı sağladıkları
bölgelere göre sınıflandı. Dorsal kallozal liflerin kortikal alanları bağladığı,
intermediate kallozal liflerin her iki internal kapsüle girdiği ve ventral kallozal
liflerin kaudat nukleusu bağladığı gösterildi. İki farklı ak madde yolu bulundu. İlk
yolun; spleniumun antero-dorsalinden çıkıp hippotalamusa uzandığını, diğeri yolun
spleniumdan köken alıp singuluma ve sledge runner’a lifler verdiğini ve bu yapıları
bağladığını gösterildi. Aynı zamanda spleniumun infero-anteriorunda singuluma
verdiği ikinci bir lif demeti göserildi. Kallozal segmentasyon revize edildi. Motor
alanları birbirne bağlayan liflerin daha posteriordan yani isthmustan geçtiği
gösterildi.
Tartışma: Korpus kallozumun mikrocerrahi anatomisi ve ilişkili ak madde
yolları beyin cerrahisi açısından büyük önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra bu
anatomik yapıyı bilmek yeni cerrahi tekniklerin gelişmesi, glial tümör invazyon
yollarının açıklanması ve epileptik nöbet yayılım patternlerinin anlaşılmasında
büyük öneme sahiptir.Objectives: Corpus callosum is the biggest commissural fiber bundle and
connects homolog areas between two hemispheres. It’s crucial that neurosurgeons
have to know corpus callosum anatomy and understand it’s connections.
Material And Methods: Dissections were made at Acıbadem University
Faculty of Medicine Neuroanatomy Laboratory and Gazi University Faculty Of
Medicine Hızır Alp Microsurgery Laboratory between july 2019-october 2019. Ten
adult human formalin-fixed cadaveric hemispheres and 4 formalin-fixed human
head were examined using the fiber dissection technique. Dissections performed by
surgical microscobe and surgical micro-dissection tools were used. Every step of
dissections were photographed stereoscopically. The dissections were performed
from lateral to medial, medial to lateral, superior to inferior, and inferior to superior.
MR tractography showing corpus callosum and connected tracts aided in explaining
the relationship of white matter tracts and corpus callosum.
50
Results: Microsurgical anantomy of the corpus callosum and related white
matter tracts were examined by dissections and MRI tractographies. Results of the
step by step dissections were; callosal fibers in coronal plane divided into three
different layers. From superior to inferior first layer was; dorsal callosal fibers
which connect two homolog cortical areas, second layer was intermediate callosal
fibers that merges into internal capsula and the last layer of the fibers was ventral
callosal fibers which provide connection between two caudate nucleus. Two new
white matter tracks were identified. First white matter bundle was originating from
antero-dorsal splenium and has a course through hippothalamus. Second fiber tract
was originating from posterior splenium and gave fibers to cingulum and sledge
runner. Also another fiber bundle which originates from antero-inferior spleniuma
and merging into cingulum was identified. Callosal segmentation was revisied
according to our findings about the fact that; two motor cortical areas are connects
through isthmus of the corpus callosum.
Conclusion: Microsurgical anatomy of the corpus callosum and related
white matter tracts are important for the neurosurgery. Knowing this anatomical
structure and understanding it’s connections will lead new developments for
surgical interventions. And also these connections have a crucial role to understand
invasion patterns of the glial tumors and disseminetion of the epileptical seizures
Absorptıon Of Carbon Dıoxıde Wıth Carbıtol Acetate
Günümüzün en önemli ve güncel problemlerinden biri atmosfere salınan sera gazları sonucu meydana gelen küresel ısınmadır. Küresel ısınmadaki en kritik etkiyi yapan sera gazı, karbon dioksit (CO2) olarak kabul edilmektedir. Karbon dioksit en yüksek oranda, fosil yakıtların güç üretimi ve ısı için yakılması sonucu ortaya çıkmaktadır. Günümüzde, atmosfere salınan karbon dioksit emisyonlarını kontrol altına almak amacıyla birçok çalışma yapılmaktadır. Bunun için en etkili yöntemlerden biri, noktasal emisyon kaynaklarındaki baca gazı içerisindeki karbon dioksitin bir çözelti içerisine absorplanmasıdır. Ticari uygulamalarda çoğunlukla absorbent olarak alkanolamin çözeltileri kullanılmaktadır. Bununla birlikte, alkanolaminlerin karbon dioksit yükleme kapasiteleri sınırlı ve kullanılan çözeltinin rejenerasyonu için harcananan enerjinin yüksek olması nedeniyle işletme maliyeti oldukça yüksektir. Bu sebeple, araştırmacıların odaklandığı konu, mevcut sistemlerdeki dezavantajları ortadan kaldıracak verimli, alternatif çözeltiler bulmaktır. Bu yüksek lisans tezi çalışmasında, karbon dioksitin, karbitol asetat ile absorpsiyonu incelenmiştir. Karbitol asetat, yüksek kaynama noktası ve düşük viskozite özelliğine sahip olması, korozif olmaması, suda kolayca çözünebilmesi, kararlı yapıda olması gibi özellikleri sebebiyle tercih edilmiştir. Ayrıca, kolay bir şekilde rejenere edilebilen karbitol asetat, yapısal olarak karbon dioksitin fiziksel absorpsiyonuna uygundur. Bu özellikleri ile karbitol asetat, enerji tasarrufu sağlaması ve daha az maliyetli olması yönüyle dikkate değer alternatif bir çözeltidir. Literatürde bu çözeltinin karbon dioksit absorpsiyonunda kullanılması ile ilgili çok az çalışma olduğundan bu çalışmada karbon dioksit-karbitol asetat sisteminin kütle transferinde etkin olan parametrelerin çalışması yapılmıştır. Çalışmada öncelikle, karbon dioksitin karbitol asetat içerisindeki difüzyon katsayıları diyafram hücre sisteminde deneysel olarak belirlenmiştir. Bu çalışmadan elde edilen deneysel verilerle teorik olarak yapılan hesaplamaların karşılaştırması yapılmıştır. Daha sonra Raschig halkalı laboratuvar ölçekli dolgulu kolonda kütle transferi karakterizasyonu çalışmaları yapılmıştır. Kütle transferi karakterizasyonu çalışmalarında öncelikle sıvı ve gaz tarafı bireysel fiziksel kütle transferi katsayıları (����0�� ve ����0��) deneysel olarak elde edilmiştir. Daha sonra, iki direnç teorisi ile su-karbon dioksit sistemi için gaz tarafı toplu fiziksel kütle transfer katsayısı (����0��) hesaplanmıştır. Çalışmalara, karbon dioksitin sodyum hidroksit çözeltisine absorpsiyonu ile devam edilmiştir. Bu sistemden, gaz tarafı toplu kimyasal kütle transfer katsayıları (������) elde edilmiştir. Son olarak, karbon dioksitin karbitol asetat çözeltisine absorpsiyonu incelenmiş olup, bu sistemden de gaz tarafı toplu fiziksel kütle transferi katsayıları elde edilmiştir. Ayrıca doğrusal olmayan regresyon yöntemi ile her iki sistem için korelasyonlar geliştirilmiştirGlobal warming is one of the most recent and important problem of the world, which is caused by greenhouse gases released to the atmosphere. Carbon dioxide (CO2) is considered to have the highest critical impact that affects global warming amongst all greenhouse gases. Carbon dioxide occurs at the highest rate by burning fossil fuels for power generation and heat. Currently, many researches are carried out to control the carbon dioxide emissions released into the atmosphere. One of the most effective method is to capture carbon dioxide in flue gases at the source of emission into a solution. Alkanolamine solvents are mostly used as absorbent in commercial applications. However, these solvents have several drawbacks related to limited cyclic carbon dioxide loading capacity and the operating cost is fairly high due to the high energy requirement for regeneration of the solution. Therefore, researchers have been focused on finding efficient alternative solutions that may eliminate the disadvantages of the current systems. In this master’s thesis, possibility of using carbitol acetate for carbon dioxide capture was investigated. Carbitol acetate has been preferred because of its thermally stable characteristic, high boiling point, low viscosity, non-corrosivity and its high solubility in water. In addition, carbitol acetate can be easily regenerated and it is structurally suitable for physical absorption of carbon dioxide. With these features, carbitol acetate is a remarkable alternative solution in terms of energy saving and lower cost. Since, there are hardly any studies about using carbitol acetate for absorption of carbon dioxide in literature, studies about parameters that are effective on mass transfer in carbon dioxide-carbitol acetate system were done. Firstly, diffusion coefficients of carbon dioxide in carbitol acetate were determined experimentally using a diaphragm cell system. Theoretical calculations were compared with experimental data which obtained from this part of the study. Then, mass transfer characterization studies were performed using a laboratory scale Raschig ring packed column. In the mass transfer characterization studies, primarily the liquid side and gas side physical individual mass transfer coefficients (��0� ve ��0�) were obtained experimentally. Subsequently, the gas-side physical overall mass transfer coefficients (��0�) were calculated regarding the two-resistance theory for the carbon dioxide-water system. Studies were continued by absorption of carbon dioxide into sodium hydroxide solution. In this means, gas side overall chemical mass transfer coefficients (���) were obtained. Finally, absorption of carbon dioxide with carbitol acetate were investigated and gas side overall physical mass transfer coefficients were obtained. In addition, by nonlinear regression method correlations were developed for both systems
T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük Dersinde Kullanılan Görsel Materyallere Felton-Allen ile Nichol Modeline Göre Soru Sormanın Akademik Başarı ve Kalıcılığa Etkisi
Bu araştırmanın amacı, ortaöğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük dersinin konusu olan Çanakkale Savaşları’nın anlatımında görsel materyale Felton-Allen modeli ile Nichol modeline göre soru sormanın akademik başarı ve kalıcılığa etkisini saptamaya çalışmaktır. Araştırmada deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Ankara ilinin Mamak ilçesinde bulunan bir lisede öğrenim gören 11. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından uzman görüşü alınarak geliştirilen Çanakkale Savaşları konusuyla ilgili 20 adet çoktan seçmeli soru kullanılmıştır. Bu testin soruları güvenilirlik analizi için “Cronbach Alfa Katsayısı” testine tabii tutulmuştur. Araştırmada bu sorular, 3 gruptan meydana gelen toplam 63 öğrenciye ön-test son-test ve kalıcılık testi şeklinde uygulanmıştır. Araştırmaya ilişkin uygulama, 2017-2018 eğitim-öğretim yılının bahar döneminde gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler, SPSS 20.0 programı ile grupların kendi içindeki başarı ve kalıcılık düzeylerini ölçmek için ön-test, son test ve kalıcılık testi sonuçları bağımlı örneklemler t-testine tabii tutulmuştur. Grupların birbirleri arasındaki başarı ve kalıcılık sonuçlarını analiz etmek için ise SPSS 20.0 programı ile ön test, son test ve kalıcılık testi sonuçları tekrarlı ölçümler için çift faktörlü anova analizine tabii tutulmuştur. Araştırma neticesinde, akademik başarı bakımından geleneksel anlatım yönteminin uygulandığı grup ile Felton-Allen modeli uygulanan grubun arasında yapılan ölçümlerde, Felton-Allen
vii
modeli lehine anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Buna göre Felton-Allen modeliyle ders işlemenin akademik başarıyı arttırmada geleneksel anlatım yönteminden daha etkili olduğu söylenebilir. Felton-Allen modelinin akademik başarıya etkisi Nichol modeli ile kıyaslandığında ise anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bununla birlikte, akademik başarıya etki bakımından Nichol modeli ile geleneksel anlatım yöntemi kıyaslandığında, ikisi arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Ayrıca, görsel materyale soru sorarak anlatımın yapıldığı derslerde öğrencilerin merak ve dikkatlerinin de arttığı gözlemlenmiştir. Bu durumun, görsel materyallerin göze hitap etme ve ilgi çekici olma gibi özelliklerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Araştırmada uygulanan kalıcılık testi başarı puanları sonucunda; Felton-Allen modelinin diğer iki modele göre kalıcılık düzeyini arttırmada daha etkili olduğu, Nichol modelinin ise geleneksel anlatım yöntemine göre kalıcılık düzeyini arttırmada daha etkili olduğu görülmüştür.The purpose of this research, the Republic of Turkey Revolution History and Ataturkism course of lectures on the subject of the Battle of Çanakkale; to try to determine the effect of asking questions on visual material according to Felton-Allen model and Nichol model on academic success and retention. Experimental design was used in the research. The study group of the study consists of 11th grade students studying in a high school in Mamak district of Ankara province. In the research, 20 multiple choice questions related to Çanakkale Wars which were developed by the researcher by taking expert opinion as data collection tool were used. The questions of this test were subjected to the "Cronbach Alpha Coefficient" test for reliability analysis. In the study, these questions were applied to a total of 63 students consisting of 3 groups as pre-test, post-test and retention test. Research related application was carried out in the spring semester of the 2017-2018 academic year. The data obtained from the research have been subjected to the pre-test, post-test and retention test dependent samples t-test to measure the success and retention levels of the groups within the SPSS 20.0 program. In order to analyze the success and retention results of the groups, the results of pre-test, post-test and retention test with SPSS 20.0 program were subjected to two way anova analysis for repeated measurements. As a result of the research, it was observed that there was a significant difference in favor of the Felton-Allen model in the measurements made between the group in which the traditional
ix
expression method was applied and the group applied the Felton-Allen model in terms of academic success. Accordingly, it can be said that teaching with the Felton-Allen model is more effective than traditional expression method in increasing academic success. When the effect of Felton-Allen model on academic success was compared with Nichol model, no significant difference was found. In addition, it was observed that the curiosity and attention of the students increased in the lessons where the lecture was made by asking questions to the visual material. This situation is thought to be due to the visual materials such as appealing to the eye and being interesting. As a result of the retention test success scores applied in the research; Felton-Allen model was found to be more effective in increasing the level of retention than the other two models, while the Nichol model was more effective in increasing the level of retention than the traditional method of lecture
Deep Learnıng Based Vehıcle Detectıon And Classıfıcatıon On Aır And Satellıte Images
Hava görüntüleri üzerinde araç tespit ve sınıflandırması; istihbarat, keşif ve gözetleme
açısından önemlidir. Ancak bu görev; düşük uzamsal çözünürlük, karmaşık arka plan, nesne
üzerine düşen ışık/gölge farklılıkları ve nesnelerin çevre tarafından kamufle olması gibi
sebeplerle zordur. Son zamanlarda geliştirilen CNN tabanlı ağlar umut vericidir ancak bu
ağlar doğrudan küçük nesnelerin tespiti için yeterli değildirler ve ince ayara ihtiyaç duyarlar.
Bu çalışmada daha hızlı RCNN algoritması ve görece büyük nesnelerin tespitinde başarısı
kanıtlanmış ResNet modeli ile araba, pikap, kamyon, uçak, kamp arabası, panelvan, traktör,
iş makinası ve tekne gibi görünüm ve boyut olarak birbirinden farklı 9 sınıfı barındıran
VEDAI veri kümesi üzerinde çalışılmıştır. Nesnelerin görüntüdeki toplam piksellerin
0.5×10-3’ü kadar az yer kapladığı görüntüler üzerinde araç tespitinde başarım artırımı için
daha hızlı RCNN algoritmasında değişiklikler ile çeşitli deneyler yapılmıştır. Deneyler
sonucunda VEDAI veri kümesi üzerindeki araçların tespitinde %74.9 ortalama hassasiyet
elde etmenin mümkün olduğu gösterilmiştir. Ayrıca küçük nesne tespiti için daha sığ ağların
daha faydalı olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Araç tespitinde en çok başarı sağlayan deney
modeli ile araçların sınıflandırılması gerçekleştirilmiş ve araba için %72.4, kamyon için
%58.6, pikap için %72, traktör için %57.6, kamp arabası için %69.9, tekne için %60,
panelvan için %56.4, iş makinası için %53.1 ve uçak için %85.7 ortalama hassasiyet elde
edilmiştir.Vehicle detection and classification on aerial images are important for intelligence,
discovery and surveillance. However, this task is difficult due to low spatial resolution,
complex background, light/shadow differences on the object and objects being camouflaged
by the environment. Recently developed CNN-based networks are promising, but they are
not sufficient for direct detection of small objects and need fine tuning. In this study, VEDAI
dataset containing 9 different classes in terms of appearance and size such as car, pickup,
truck, plane, camper, van, tractor, work machine and boat with faster RCNN algorithm and
proven ResNet model was studied. Various experiments have been carried out with changes
in the faster RCNN algorithm for performance enhancement in vehicle detection on images
where objects occupy as little as 0.5×10-3 pixels of the total image. As a result of the
experiments, it has been shown that it is possible to achieve an average sensitivity of 74.9%
in the detection of vehicles on the VEDAI dataset. It was also concluded that shallower
networks may be more useful for small object detection. The classification of the vehicles
has been realized with the most successful experiment model in vehicle detection and 72.4%
for the car, 58.6% for the truck, 72% for the pickup, 57.6% for the tractor, 69.9% for the
camper, 60% for the boat, 56.4% for the van, work average precision of 53.1% for machine
and 85.7% for airplan
Recommendatıon System Based On Dıstrıbutıon Predıctıon In Stream Data And Unexpected Recommendatıon
Olayların, sonraki meydana gelme zamanlarının tahmin edilmesine yönelik çalışmalar uzun yıllardır devam etmektedir. Bu sayede olaylar meydana geldiğinde ortaya çıkacak zararı minimuma indirmek ya da elde edilecek faydayı maksimum yapmak amaçlanır. Bir müşterinin sonraki davranışının tahmini, doğal afetlerin sonraki olma zamanının tahmini, belirli bir zaman aralığında gelecek talep sayısının tahmini gibi çok farklı alanlarda çalışmalar yapılmaktadır. Ancak, literatürde olayların meydana gelmeden önce bir sonraki olma zamanının ve olay türünün tahminine yönelik beklenen düzeyde başarılı sonuç veren bir çalışma bulunmamaktadır. Bu tez çalışmasında, olay zamanı tahminine yönelik hibrit bir derin öğrenme modeli olan HDLM geliştirilmiştir. HDLM ile elde edilen sonuçlar, RF, SVM, ARIMA, MLP, CNN, GRU, LSTM ve CNN ile GRU modelleri kullanılarak oluşturulan CNN+GRU hibrit modeli ile kapsamlı bir şekilde karşılaştırılmıştır. Geliştirilen model e-ticaret, DDoS, suç ve acil çağrı veri kümeleri üzerinde uygulanmıştır. Deneysel sonuçlar, geliştirilen hibrit derin öğrenme modelinin ileriye dönük bir sonraki olayın olma zamanının tahmininde diğer modellerden daha başarılı olduğunu göstermiştirStudies for predicting the occurrence time of events have been going on for many years. In this way, it is aimed to minimize the damage when events occur or to maximize the benefit to be obtained. Studies are carried out in many different areas such as the prediction of a client's next behavior, the prediction of the time of natural disasters, and the prediction of the number of requests that will come in a certain period of time. However, there are no studies in the literature that give the expected level of successful results for the prediction of the next time and event type before the events occur. In this thesis, HDLM, a hybrid deep learning model has been developed for event time prediction. The results obtained with HDLM have been extensively compared with RF, SVM, ARIMA, MLP, CNN, GRU, LSTM and CNN+GRU hybrid model created using CNN and GRU models. The developed model has been applied on e-commerce, DDoS, crime and emergency call datasets. Experimental results showed that the developed hybrid deep learning model is more successful than other models in predicting the time of the next event