Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
Not a member yet
6557 research outputs found
Sort by
Antrenörlerin Müsabaka Öncesi Hızlı Kilo Vermeye Yönelik Tutumları: Bir Olgubilim Çalışması
Araştırmanın amacı, sıklet sporu antrenörlerinin müsabaka öncesi hızlı kilo vermeye yönelik tutumlarını anlamaktır. Çalışmada, antrenörlerin hızlı kilo verme olgusuna ilişkin tutumlarını aydınlatmak amaçlandığı için nitel yöntem tercih edilmiş, desen olarak ise olgubilim deseninden yararlanılmıştır. Araştırmaya amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesine göre seçilen, farklı sıklet branşlarında antrenörlük yapan ve sporculuk yaşantılarında hızlı kilo verme deneyimi bulunan 10 antrenör (4 taekwondo, 3 judo, 2 karate, 1 güreş) gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmada veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formunda yer alan soruların oluşturulmasında uzmanlardan destek alınmıştır. Katılımcılarla gerçekleştirilen görüşmeler yüz yüze ve çevrimiçi ortamda gerçekleşmiştir. Görüşmeler, veri kaybını önlemek adına katılımcıların izni dahilinde kayıt altına alınmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, tümdengelimsel içerik analiziyle çözümlenmiştir. Bu süreçte görüşme kayıtları metne dönüştürülmüş, metin birçok defa okunduktan sonra metinde yer alan anlamlı bölümler kavramlarla kodlanmış, kodlama işleminden sonra kodlardan yola çıkarak temalar oluşturulmuştur. Analiz sonuçları hızlı kilo vermenin fiziksel olarak kuvvet/güç sorunlarına yol açtığı, kas sorunları oluşturduğu, enerji düşüklüğüne sebep olduğu, dayanıklılığı olumsuz
vii
etkilediği, zihinsel olarak konsantrasyon kaybı ve kafa karışıklığı oluşturduğu, duygusal olarak gerginlik oluşturduğu ve strese sebep olduğu, gelişimi engellediği, sağlık sorunlarına yol açtığı, spordan ve hedeften uzaklaşmaya sebep olduğuna yönelik olumsuz antrenör düşüncelerinin bulunduğunu; buna karşın avantaj oluşturduğuna ve çabukluğu artırdığına yönelik olumlu antrenör düşüncelerinin bulunduğunu göstermiştir. Bunun yanında analizler, hızlı kilo vermeye yönelik hissedilen nefret ve pişmanlık olduğunu göstermiştir. Analizler ayrıca, antrenörlerin hızlı kilo vermeyi sporcu gelişiminin tamamlanmış olması, düşük miktarda kilo verme ve kilo vermenin uzun süreye yayılmış olması şartıyla önerdiklerini, bunun haricinde ise önermediklerini ortaya çıkarmıştır. Sonuç olarak, araştırma kapsamında yer alan antrenörlerin müsabaka öncesi hızlı kilo vermeye yönelik genel olarak olumsuz tutuma sahip oldukları, buna karşın olumlu tutumlarının da bulunduğu görülmüştür
Toy in Kırşehi?r folklore
İnsanoğlu, tarih sahnesinde yer aldığından beri hayatın dönüm noktalarına erişmeyi kutlamış, bereketi temin etmek için doğa ve ruh ilişkisini ön planda tutmuş, kötü ve olumsuz durumlara maruz kalmamak için bazı kaçınmalarda bulunmuştur. Pek çok ritüeli belirli amaçlar doğrultusunda yerine getirmiştir. Bu bağlamda toylar, geçmişin kalıcılığını artırırken geleceğe de yön veren kültürün en ayrıcalıklı alanı olmuştur. Hiçbir kültür ögesi, tek başına çıkıp gelişmediği gibi toylar da birdenbire meydana gelmemiştir. Türk kültüründe her ritüelin, her törenin bir uygulanış şekli ve söz konusu uygulamaları belirli bir çerçevede devam ettirme gayesi vardır. Küreselleşmenin ve tek tipleşme tehdidinin en fazla görüldüğü alan törenlerdir. Milletler, kendi kültürel kimliğini bırakıp dünya üzerindeki diğer insanlarla aynı şekilde evlenmeye, aynı şeyleri beğenmeye, aynı amaçlar doğrultusunda bir araya gelmeye başlamıştır. Popüler kültürün etkisiyle günümüzde görülen cinsiyet partisi, baby shower, bekarlığa veda partisi gibi pek çok kutlama, törenlerdeki değişim ve dönüşümün ne denli hızlı ve etkili bir biçimde gerçekleştiğini göstermektedir. Bu değişimin ve dönüşümün etkisinde kalan insanlar, zamanla kendi kültürel mirasını yaşayamaz hâle gelmiştir. Başta dil olmak üzere birçok değerin yok olduğu görülmüştür. Bu çerçevede çalışmamızın amacı, çağa uygun olarak evrilmeye çalışılan toyların Türk kültür tarihindeki yerini, uygulamalardaki değişim ve dönüşümleri tespit ederek bunların yaşatılması hususunda yapılabileceklere katkı sağlamaktır. Çalışmamızın araştırma alanı olan Kırşehir'de toyları yerinde araştırırken insanların bir araya gelme sebepleri ve törenlerdeki uygulamalar tespit edilmiştir. Toyların geçmişten günümüze kadar olan süreçte ortaya çıkan değişimlerin yansımaları açıklanmıştır. Ayrıca toyların bünyesinde barındırdığı ritüellerin, eğlencelerin, sözlü ürünlerin insan ve toplum üzerindeki etkisine değinilmiştir. Kültürün aktarımı, eğitme, eğlendirme, sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve politik işlevleri dile getirilmiştir. Anahtar kelimeler: Kırşehir, toy, ritüel, şölen, bayram.Since its emergence on the stage of history, human beings have celebrated reaching the turning points of life, prioritized the relationship between nature and spirit to ensure abundance, and made some avoidances to avoid being exposed to bad and negative situations. He performed many rituals for certain purposes. In this context, toys have become the most privileged area of culture that increases the permanence of the past and directs the future. Just as no cultural element emerged and developed on its own, novices did not emerge suddenly. In Turkish culture, every ritual and ceremony has a way of implementation and the aim of continuing these practices within a certain framework. The areas where globalization and the threat of uniformization are most visible are ceremonies. Nations have begun to abandon their own cultural identities and marry in the same way as other people around the world, like the same things, and come together for the same purposes. Many celebrations such as gender parties, baby showers and bachelorette parties that are seen today under the influence of popular culture show how quickly and effectively the change and transformation in ceremonies takes place. People affected by this change and transformation have become unable to enjoy their own cultural heritage over time. It has been observed that many values, especially language, have disappeared. In this context, the aim of our study is to determine the place of the buddies, which are tried to evolve in accordance with the age, in the history of Turkish culture, the changes and transformations in practices, and to contribute to what can be done to keep them alive. While investigating the wedding ceremonies on site in Kırşehir, which is the research area of our study, the reasons why people came together and the reflections of the changes that occurred in the process from the first form of ceremonial practices to the present day were identified. In addition, the effects of the rituals, entertainments and oral products that the buddies contain on people and society are mentioned. The transfer of culture, education, sociological, psyhcological, entertainment, economic and political functions have been mentioned. Keywords: Kırşehir, toy, rıtuel, festival, celebration
8.Sınıf Öğrencilerinin Almanya Ve Türkiye Ders Kitaplarında Yer Alan Olasılık Problemlerini Çözme Süreçleri
Olasılık hem öğretmenler hem de öğrenciler için en karmaşık ve zorlayıcı
konulardan biri olarak kabul edilmektedir. Olasılık konusunun anlaşılmasındaki bu
zorlukların nedenleri arasında, öğrencilerin konuyu anlamak yerine formülleri
ezberlemeye odaklanmaları, soruları yeterince anlamamaları, olasılıkla ilgili kavramlara
karşı olumsuz tutum geliştirmeleri ve uygun öğretim materyallerinin yetersizliği yer
almaktadır. Bu araştırmada, olasılık konusunun TMMS (Trends in International
Mathematics and Science Study) sıralamasında Türkiye'nin önünde yer alan
Almanya'nın ders kitaplarında nasıl ele alındığını ve bu kitaplarda yer alan problemlerin
çözüm süreçlerinin karşılaştırılmasını amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, özel
durum çalışması yöntemi kullanılarak, araştırmacının sınıfındaki dört öğrenci çalışma
grubunu oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak, Türkiye ve Almanya ders
kitaplarında yer alan olasılık problemleri, öğrencilerin bu problemleri çözerken
izledikleri adımlar ve bu süreçte öğrencilerle gerçekleştirilen görüşmeler kullanılmıştır.
Verilerin analizi betimsel analiz yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda,
Türkiye'deki ders kitaplarında yer alan sekiz olasılık problemine öğrencilerin genellikle
doğru yanıt verdikleri, ancak birkaç problemde rastgele işlem yaparak yanlış sonuçlara
ulaştıkları belirlenmiştir. Öte yandan, Almanya ders kitaplarındaki problemlerde
öğrencilerin büyük bir kısmının yanlış cevap verdiği ve doğru çözüm oranının düşük
olduğu gözlenmiştir. Yanlış çözümlerin, öğrencilerin problemleri anlamada güçlük
çekmeleri, terimlerin anlamını kavrayamamaları ve doğru işlem basamaklarını
belirleyememeleri gibi sebeplerden kaynaklandığı tespit edilmiştir
Comparative analysis of speaker identification performance using deep learning, machine learning, and novel subspace classifiers with multiple feature extraction techniques
Speaker identification is vital in various application domains, such as automation, security, and enhancing user experience. In the literature, convolutional neural network (CNN) or recurrent neural network (RNN) classifiers are generally used due to the one-dimensional time series of speech signals. However, new approaches using subspace classifiers are also crucial in speaker identification. In this study, in addition to the newly developed subspace classifiers for speaker identification, traditional classification algorithms, and various hybrid algorithms are analyzed in terms of performance. Stacked Features-Common Vector Approach (SF-CVA) and Hybrid CVA-Fisher Linear Discriminant Analysis (HCF) subspace classifiers are used for speaker identification for the first time in the literature. In addition, CVA is evaluated for the first time for speaker identification using hybrid deep learning algorithms. The study includes Recurrent Neural Network-Long Short-Term Memory (RNN-LSTM), i-vector + Probabilistic Linear Discriminant Analysis (i-vector+PLDA), Time Delayed Neural Network (TDNN), AutoEncoder+Softmax (AE+Softmax), K-Nearest Neighbors (KNN), Support Vector Machine (SVM), Common Vector Approach (CVA), SF-CVA, HCF, and Alexnet classifiers for speaker identification. This study uses MNIST, TIMIT and Voxceleb1 databases for clean and noisy speech signals. Six different feature structures are tested in the study. The six different feature extraction approaches consist of Mel Frequency Cepstral Coefficients (MFCC)+Pitch, Gammatone Filter Bank Cepstral Coefficients (GTCC)+Pitch, MFCC+GTCC+Pitch+seven spectral features, spectrograms,i-vectors, and Alexnet feature vectors. High accuracy rates were obtained, especially in tests using SF-CVA. RNN-LSTM, i-vector+KNN, AE+Softmax, TDNN, and i-vector+HCF classifiers also gave high test accuracy rates. © 2024 Elsevier Inc
Genç Futbolcularda Paraşüt Antrenmanlarının Sürat İvmelenme Çeviklik Ve Patlayıcı Kuvvet Üzerine Etkisi
Bu çalışmada, genç kadın futbolculara uygulanan paraşüt antrenmanlarının sürat,
ivmelenme, çeviklik ve patlayıcı kuvvet üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlandı.
Çalışmaya, 2023-2024 sezonunda Türkiye Futbol Federasyonuna bağlı 3. lig takımlarından
Kadirli Savrun Spor Kulübü’nde lisanslı oynayan 14-17 yaş arasındaki kadın sporculardan
20 kadın futbol oyuncusu gönüllü olarak dahil edildi. Çalışmaya gönüllü olarak katılan kadın
futbolcuların, araştırma grubu yaş ortalamaları 14.90 yıl, vücut ağırlığı 54.90 kg, boy 1.64
cm, kontrol grubu yaş ortalamaları 15.40 yıl, vücut ağırlığı 52,00 kg, boy 1.61 cm’dir.
Sporcuların sürat performansını ölçmek için 30 m sürat testi, ivmelenme performansını
ölçmek için 10 metre ivme testi, çeviklik performansını değerlendirmek için 505 çeviklik
testi ve patlayıcı kuvvetlerini ölçmek için ise durarak uzun atlama testi kullanılmıştır.
Denekler, son bir yıl içerisinde nörolojik hastalık, vestibüler-vizüel rahatsızlık veya son 6 ay
içerisinde ciddi bir alt ekstremite sakatlığı geçirmemiş bireylerden seçilmişlerdir.
Futbolcuların programlarına ek olarak 6 hafta sürecek şekilde haftada 3 gün paraşüt
antrenman programı uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler ortalama ve standart
sapma (Std. Sapma) olarak özetlenmiştir. Normallik sınaması Shapiro Wilk Testi ile
gerçekleştirilmiştir. Değişkenlerin normallik analizi sonuçlarına göre grupların
karşılaştırılmasında bağımsız örneklemler için t-testi ve Mann Whitney U testi
uygulanmıştır. Ön test-son test karşılaştırmalarında bağımlı örneklemler için t-testi ve
Wilcoxon testi gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel önem düzeyi 0,05 olarak kabul edilmiştir.
Verilerin analizinde SPSS 27.0 paket programı kullanılmıştır. Katılımcılara ait tanımlayıcı
bilgiler karşılaştırma sonucunda yaş, boy uzunluğu, vücut ağırlığı ve spor deneyimleri
arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p>0,05).
xii
Araştırma ve kontrol grubunun ön testte ölçülen sürat (t=-,952), patlayıcı kuvvet (t=1,804)
ve ivmelenme (U=49,000) skorlarının istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği
belirlenmiştir (p>0,05). Buna karşılık çeviklik skorlarının karşılaştırılmasında ise
istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu, araştırma grubunun kontrol grubundan daha
düşük çeviklik değerlerine sahip olduğu tespit edilmiştir (t=-3,027; p<0,05). Ön test ile
kıyaslandığında paraşüt antrenmanları sonrasında ölçülen son test sürat (t=5,953), çeviklik
(t=5,308) ve ivmelenme (U=-2,703) değerlerinde anlamlı düzeyde azalma, patlayıcı
kuvvette (t=-7,235) ise anlamlı düzeyde artış olduğu belirlenmiştir (p< 0,05).
Sonuç olarak 6 hafta süreyle uygulanan paraşüt antrenmanlarının sürat, ivmelenme, çeviklik
ve patlayıcı kuvvet özelliklerini geliştirdiği bulunmuştur
Heısenberg Gruplarında Schrödinger Operatörlerine Karşılık Gelen Kesirli İntegral Operatörlerinin Morrey Tipli Uzaylarda Sınırlılığı
Bu yüksek lisans tezinde, Heisenberg gruplarında tanımlanan Schrödinger operatörlerine kar ̧sılık gelen kesirli integral operatörlerinin bazı Morrey tipli uzaylarda sınırlılığı hakkında da bilgi verilecektir. ̇Ilk bölümde, literatürde bu konu ile ilgili araştırmaları olan bir çok
matematikçi hakkında bilgi verilmiş ve bu çalışmanın amacından bahsedilmiştir. ̇İkinci
bölümde, tez konusunda geçen bazı temel tanım ve özellikler verilecektir. Üçüncü bölümde,
tez konusu ile ilgili materyal ve metotlar hakkında kısa bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde,
Heisenberg gruplarında tanımlanan Morrey tipli uzaylarda Schrödinger operatörlerine karşılık
gelen kesirli integral operatörlerinin sınırlılığı ile ilgili sonuçlara yer verilerek, Heisenberg
gruplarında Schrödinger operatörlerine karşılık gelen kesirli integral operatörlerinin Morrey
tipli uzaylarda sınırlılığı ile ilgili sonuçlara yer verilmiştir. Son bölümde, tez konusunun
araştırılmasındaki amaç ve hedefi hakkında kısaca bahsedilmiştir
Which is superior to local ozone injection or dextrose prolotheraphy injection in chronic plantar fasciitis?: a randomised controlled trial
Plantar fasiit (PF), etyolojisi net olmayan, multifaktöriyel bir patolojidir. İnflamasyon ve/veya dejenerasyon etyolojide suçlanmaktadır. Atletik bireylerde sık görülmekle birlikte fiziksel inaktif 40-60 yaş arası fazla kilolu kadınları da çoğunlukla etkilemektedir. PF, topuk ağrısı sebebiyle yürüyüşü bozmakta, sosyal ve iş yaşamını etkileyebilmektedir. Tanısı kliniktir. Ultrasound görüntüleme (USG) ile plantar fasya kalınlığının 4 mm üzerinde oluşu tanıyı desteklemektedir. Tedavide öncelikle konservatif yöntemler tercih edilmektedir. Konservatif tedavilere rağmen hastaların yaklaşık %30'u kronik hale gelmektedir. Dekstroz proloterapi ve lokal ozon enjeksiyonu son dönemlerde popüler hale gelen rejeneratif tedavi yöntemleridir. Bu çalışma kronik PF'de dekstroz proloterapi ve lokal ozon enjeksiyonunun birbirlerine ve kontrol grubuna üstünlüklerini karşılaştırmak için randomize tek kör kontrollü olarak tasarlanmıştır. Bildiğimiz kadarıyla kronik PF'de bu iki enjeksiyon yöntemini kıyaslayan bir çalışma bulunmamaktadır. Randomize edilen gruplardan; Grup 1'e haftalara göre sırasıyla 10, 15, 20 ?g/ml dozda lokal ozon enjeksiyonu, Grup 2'ye %15 dekstroz proloterapi enjeksiyonu 0. , 2. ve 4. haftalarda 2'şer hafta arayla 3 kez USG eşliğinde plantar fasyaya yapıldı. Grup 1 ve 2'ye enjeksiyona ek olarak ev egzersiz programı verildi. Grup 3 kontrol grubu olarak tasarlandı. Enjeksiyon yapılmadı ve sadece ev egzersiz programı verildi. Hastalar 0. , 2. , 4. ve 12. haftalarda VAS-İ, VAS-A ve AFİ anketi ile değerlendirildi. USG ile plantar fasya kalınlığı 0. ve 12. haftada ölçüldü. Tedavi öncesinde (0. haftada) gruplar arasında VAS-İ, VAS-A, AFİ ağrı, AFİ yetersizlik, AFİ aktivite kısıtlılığı, AFİ total ve plantar fasya kalınlığı parametrelerinde fark saptanmadı (p>0.05). VAS-İ ve VAS-A'da azalma; Grup 1'de 2. haftada diğer gruplara göre istatistiksel anlamlıydı (p0.05). AFİ ağrı skorunda azalma; Grup 1'de 2. haftada diğer gruplara göre istatistiksel anlamlıydı (p0.05). 4. haftada Grup 1 ve Grup 3 arasında istatistiksel anlamlı fark vardı (p0.05). AFİ yetersizlik skorunda azalma; tüm zamanlarda gruplar arası istatistiksel anlamlı fark yoktu (p>0.05). AFİ aktivite kısıtlılığı skorunda azalma; 2. haftada Grup 1 ve Grup 2 arasında istatistiksel anlamlı fark vardı (p0.05). AFİ total skorunda azalma; 12. haftada Grup 1 ve 2'de Grup 3'e göre istatistiksel anlamlıydı (p0.05). 2. ve 4. haftalarda gruplar arasında AFİ total skorunda istatistiksel anlamlı farklılık yoktu (p>0.05). USG ile ölçülen plantar fasya kalınlığında azalma; Grup 2'de 12. haftada diğer gruplara göre istatistiksel anlamlıydı (p0.05). Sonuç olarak kronik PF'li hastalarda ağrı skorlarının azaltılmasında erken dönemde (2.hafta) lokal ozon enjeksiyonu proloterapi enjeksiyonuna göre üstünken, 12. haftada %15 dekstroz proloterapi enjeksiyonu lokal ozon enjeksiyonuna göre üstündür. Plantar fasya kalınlığının azaltılmasında %15 dekstroz proloterapi enjeksiyonu lokal ozon enjeksiyonuna göre üstündür. Fonksiyonellik artışında ise 12. haftada her iki grup arasında fark bulunmazken iki grup da kontrol grubuna göre üstündür. Her iki enjeksiyon yöntemi de kronik PF'de etkili ve güvenilirdir. Ancak lokal ozon ve proloterapi enjeksiyonlarının kronik PF'de uygulama şekli, sıklığı, doz ve enjeksiyon sayısı optimizasyonu için uzun dönem takiplerin olduğu randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.Plantar fasciitis (PF) is a multifactorial pathology with unclear aetiology. Inflammation and/or degeneration have been blamed for the aetiology. Although it is common in athletic individuals, it also affects overweight women aged 40-60 years who are physically inactive. PF, impairs gait due to heel pain and may affect social and work life. The diagnosis is clinical. Ultrasonography (US) with a plantar fascia thickness of more than 4 mm supports the diagnosis. Conservative methods are primarily preferred in treatment. Despite conservative treatment, approximately %30 of patients become chronic. Dextrose prolotherapy and local ozone injection are recently popular regenerative treatment methods. This study was designed as a randomised single-blind controlled trial to compare the superiority of dextrose prolotherapy and local ozone injection to each other and to a control group in chronic PF. To our knowledge, there is no study comparing these two injection methods in chronic PF. Among the randomised groups; Group 1 received local ozone injection at doses of 10, 15, 20 ?g/ml, and Group 2 received 15% dextrose prolotherapy injection into the plantar fascia 3 times with 2 weeks intervals at 0, 2, and 4 weeks, respectively, under USG guidance. Groups 1 and 2 were given home exercise programme in addition to injection. Group 3 was designed as a control group. Group 3 did not receive injection and only home exercise programme was given. Patients were evaluated with VAS-I, VAS-A and FFI questionnaire at 0, 2, 4 and 12 weeks. Plantar fascia thickness was measured by US at 0 and 12 weeks. Before treatment (at week 0), there was no difference between the groups in VAS-I, VAS-A, FFI pain, FFI disability, FFI activity limitation, FFI total and plantar fascia thickness parameters (p>0.05). The decrease in VAS-I and VAS-A was statistically significant in Group 1 compared to the other groups at week 2 (p0.05). The decrease in FFI pain score was statistically significant in Group 1 compared to the other groups at week 2 (p0.05). At week 4, there was a statistically significant difference between Group 1 and Group 3 (p0.05). Decrease in FFI disability score; there was no statistically significant difference between the groups at all times (p>0.05). Decrease in FFI activity limitation score; there was a statistically significant difference between Group 1 and Group 2 at week 2 (p0.05). The decrease in FFI total score was statistically significant in Groups 1 and 2 compared to Group 3 at week 12 (p0.05). At the 2nd and 4th weeks, there was no statistically significant difference in FFI total score between the groups (p>0.05). The decrease in plantar fascia thickness measured by US was statistically significant in Group 2 compared to the other groups at 12 weeks (p0.05). As a result, local ozone injection is superior to prolotherapy injection in the early period (2nd week) in reducing pain scores in patients with chronic PF, while 15% dextrose prolotherapy injection is superior to local ozone injection in the 12th week. In the reduction of plantar fascia thickness, 15% dextrose prolotherapy injection is superior to local ozone injection. There was no difference between the two groups at week 12 in the increase of functionality, but both groups were superior to the control group. Both injection methods are effective and safe in chronic PF. However, randomised controlled trials with long-term follow-up are needed for the optimisation of the application method, frequency, dose and number of injections of local ozone and prolotherapy injections in chronic PF
Systematic investigation of physical properties of Mg3XO4 (X = Cr, Mn, Fe, Co, Ni); a computational approach
Material development is primarily dependent on their design and theoretical exploration. Density functional theory is a great tool to achieve this goal. Here, Mg3XO4 (X = Cr, Mn, Fe, Co, Ni) are considered in order to reveal their full characteristics using density functional theory. Mg3XO4 (X = Cr, Mn, Fe, Co, Ni) are investigated in terms of their structural, elastic, mechanical, thermodynamic, electronic, and dynamic properties. The formation energies for Mg3XO4 (X = Cr, Mn, Fe, Co, Ni) are found to be negative implying synthesisability and dynamic stability of these materials. The evolution of elastic constants of materials demonstrates that all materials satisfy the Born stability criterion, hence Mg3XO4 (X = Cr, Mn, Fe, Co, Ni) are mechanically stable. Several polycrystalline parameters are derived by using elastic constants and evaluated. All materials are found be brittle, hard (Vickers hardness) and magnetic. They exhibit some degree of anisotropy in Young/Shear modulus and Poisson’s ratio. The electronic band structures for Mg3CrO4, Mg3MnO4 and Mg3FeO4 indicated a semi-metallic nature whereas for Mg3CoO4 and Mg3NiO4 indicated metallic nature because both the majority and minority energy bands cut the Fermi level. The phonon modes are found to be in positive frequencies that confirms dynamical stability. The materials’ free energy, entropy, specific heat capacity, Debye and melting temperatures, minimum thermal conductivity and Grüneisen parameters are also obtained and discussed. © 2024 IOP Publishing Ltd. All rights, including for text and data mining, AI training, and similar technologies, are reserved
Detection of plasmid mediated pAMC and beta- lactamase resistance genes in Acinetobacter baumannii isolates
Acinetobacter (A.) baumannii'nin neden olduğu nozokomiyal enfeksiyonlar, tüm dünyada halk sağlığı için ciddi bir tehdit olarak kabul edilmektedir. A. baumannii birçok beta- laktam antibiyotiğe karşı direncinin gelişmesi ve artması nedeniyle günümüzde tedavisi güç olan ciddi enfeksiyonlara neden olmaktadırlar. Bu çalışmada, Kırşehir Eğitim- Araştırma Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji laboratuvarında çeşitli klinik örneklerden izole edilen ve Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı kültür koleksiyonunda stoklanan Beta-laktam dirençli 29 A. baumannii izolatlarında plazmid aracılı pAMC (blaMOX, blaCIT, blaDHA, blaACC, blaEBC, blaFOX) ve Beta-lactam direnç genlerinin (blaTEM, blaSHV, blaCTX-M1, blaCTX-M2, blaGES, blaVEB, blaOXA-1) varlığını araştırmak amaçlanmıştır. Plazmid aracılı pAMC ve Beta-laktam genlerini belirlemek için konvansiyonel PCR kullanılmıştır. İzolatların tamamının imipenem, piperasilin/tazobaktam ve seftazidime dirençli iken tigesikline duyarlı olduğu belirlenmiştir. A. baumannii izolatlarında Beta-laktamaz direnç genlerinden blaTEM, blaSHV, blaCTX-m1, blaCTX-m2, blaOXA-1 ve blaGES genleri sırasıyla 9 (%31), 16 (%55.1), 2 (%6.8), 10 (%34.4), 2 (%6.8) ve 20 (68.9) olarak tespit edilmiştir. İzolatlarda plazmid aracılı pAMC direnç genlerinden ise sadece 1 izolatta blaDHA geni belirlenmiştir. Disk difüzyon yöntemiyle antibiyotik duyarlılıkları belirlenen bu izolatların birinin 8 farklı antibiyotiğe (Ampisilin, seftriakson, amoksisilin-klavulanik asit, sefotaksin, piperasilin/tazobaktam, seftazidim, aztreonam ve trimethopsim) dirençli olduğu tespit edilirken, diğer ikisinin sadece iki antibiyotiğe (ampisilin ve amoksisilin- klavulonik asit) dirençli olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; yapılan bu çalışmada A. baumannii izolatlarında konjugatif plazmid varlığının potansiyel olarak antibiyotik direncin yayılmasında potansiyel ciddi riskler meydana getirdiği tespit edilmiş ve konu ile alakalı daha kapsamlı analizlerin yapılacağı araştırmaların gerektiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Acinetobacter baumannii, beta laktamaz, pAMC, konjugativ plazmidNosocomial infections caused by Acinetobacter (A.) baumannii are recognized as a serious threat to public health worldwide. A. baumannii causes serious infections that are difficult to treat today due to the development and increase of resistance to many beta- lactam antibiotics. In this study, beta-lactam resistant 29 A. baumannii isolates isolated from different clinical samples stored in Kırşehir Ahi Evran University Medical Microbiology Laboratory culture collection were aimed to detect plasmid mediated pAMC (blaMOX , blaCIT , blaDHA, blaACC, blaFOB) and beta-lactam resistance genes (blaTEM, blaSHV, blaCTX-M1, blaCTX-M2, blaGES, blaVEB, blaOXA-1). Conventional PCR was used to identify beta-lactam resistance genes and plasmid mediated pAMC genes. All of the isolates were resistant to imipenem, piperacillin/tazobactam and ceftazidime, while tigecycline was susceptible. Among the beta-lactamase resistance genes in A. baumannii isolates, blaTEM, blaSHV, blaCTX-m1, blaCTX-m2, blaOXA-1 and blaGES genes were determined as 9 (%31), 16 (%55.1), 2 (%6.8), 10 (%34.4), 2 (%6.8) and 20 (68.9), respectively. Among the plasmid-mediated pAMC resistance genes in isolates, blaDHA gene was determined in only one isolate. Conjugative plasmid was detected in 3 isolates examined in the study. One of these isolates, whose antibiotic susceptibility was determined by disc diffusion method, was found to be resistant to 8 different antibiotics (Ampicillin, ceftriaxone, amoxicillin- clavulanic acid, cefotaxine, piperacillin/tazobactam, ceftazidime, aztreonam and trimethopsim), while the other two were only resistant to two antibiotics (ampicillin and amoxicillin-clavulonic acid) was found to be resistant. In conclusion; In this study, it is thought that the presence of conjugative plasmid in A. baumannii isolates potentially poses serious risks in the spread of antibiotic resistance, so more comprehensive analyzes should be conducted on the subject. February, 2024, 66 pages. Keywords: Acinetobacter baumannii , ?-Lactamases, pAmpC, conjugative plasmid
The nationalism in the Turkish state history
Etnisite, milli kimlik ve milliyetçilik konuları sosyal bilimcilerin çok tartıştıkları ancak üzerlerinde pek de uzlaşıya varamadıkları kavramlar arasındadır. Etnisite ve milli kimlik gibi kavramların geçmişi eskilere kadar gitse de millet ve milliyetçilik kavramları daha modern terimlerdir. Bu çalışmada milli kültür ve milli şuurun tarihsel arka planı incelenmiş, tarihte Türk devletlerinin kuruluş süreçlerindeki milletleşme çabaları ile devletlerin milliyetçilik konusundaki tutum ve düşünce yapıları analiz edilerek modern dönemde ortaya çıkan bu mefhumların esasen tarihsel bir sürekliliğin sonucu olduğu ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın amacı, Türk milliyetçiliğinin farklı görünümlerini, Batı'da hâkim olan milliyetçilik kuramları açısından değerlendirmek ve diğer yandan kendine has özelliklerini tespit etmektir. Bu bağlamda çalışmada temel yöntem olarak tarihsel karşılaştırma kullanılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde dünyada milli kimliklerin ortaya çıkması, etnisite ile ilgili kavramlar, millet kavramı ve farklı milliyetçilik fikirlerinin ortaya çıkması ve gelişmesi ile ilgili veriler karşılaştırmalı tarihsel yöntem ile tartışılmaktadır. İkinci bölümde Türk kimliği ve Tük milliyetçiliği, Türk milletinin kökenleri, ortaya çıkması ve gelişmesi aynı yöntemle tartışılmaktadır. Son bölümde ise Türk milliyetçiliğinin türleri, ortaya çıkışları, gelişimi ve özellikle modern bir Türk devleti olarak Türkiye'ye siyasi etkileri örneklerle ortaya konulmuştur. Çalışmanın sonucunda kaynakların bir kısmında modern döneme has bir mefhum olarak ele alınan milliyetçiliğin çıkış noktaları itibarıyla kökeninin oldukça eskilere dayandığı ve kavramın icadından önce mefhumun kendisinin var olduğu Türk milleti bağlamında tespit edilmiştir. Özellikle Türklere en eski ait siyasi metinlerde Türklerin kendilerini gerek siyasi ve gerekse de kültürel varlıklarıyla müstakil bir millet olarak gördükleri ve bu müstakil varlıklarını sürdürmek iradesinde oldukları ortaya konulmuştur. Bu bağlamda özellikle Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda daha da ivme kazanan milliyetçi uygulamaların az ya da çok benzerlerine Türk tarihinde çeşitli dönemlerinde de rastlanıldığı görülmüştür.Ethnicity, national identity and nationalism are among the concepts that social scientists discuss a lot but cannot agree on. Even though the history of concepts such as ethnicity and national identity goes back to ancient times, the concepts of nation and nationalism are more modern titles. In this study, the historical background of national culture and national consciousness was examined, and the nationalization efforts of the Turkish States in the founding processes of history and the attitudes and thought structures of the states towards nationalism were analyzed and their historical continuity with the modern period was tried to be revealed. The aim of the study is to evaluate the different aspects of Turkish nationalism in terms of the nationalism theories prevailing in the West. Therefore, historical comparison method was used as the main method in the study. In the first part of the research, data related to the emergence of national identities in the world, the concept of ethnicity, the concept of nation and the emergence and development of nationalisms are discussed with the comparative historical method. In the second part, Turkish identity and Turkish nationalism, the origins of the Turkish nation, and their emergence and development are discussed with the comparative historical method. In the last part, the types, emergence and developments of Turkish nationalism are discussed with the comparative historical method. As a result of the study, it has been determined within the context of the Turkish nation that the origins of nationalism, which is considered a concept specific to the modern period in some sources, actually date back to much earlier times, and that the concept itself existed before its invention. Particularly in the oldest political texts attributed to the Turks, it has been revealed that the Turks saw themselves as an independent nation both politically and culturally, and demonstrated the will to maintain this independent existence. In this context, it has been observed that nationalist practices, which gained even more momentum during the establishment of the Republic of Turkey, have been encountered in various periods of Turkish history to varying degrees