Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
Not a member yet
6557 research outputs found
Sort by
Parmak Görüntüleri Üzerinden Kişi Yaş Ve Cinsiyet Tahmini Yapılması
Bu tez çalışması, Deep Recurrent Fingerphotos Network (DRFN) olarak adlandırılan,
bir Derin Tekrarlayan Öğrenme (DRL) modeli, aracılığı ile parmak fotoğrafı görüntülerine
dayalı kişi tanıma, yaş tahmini ve cinsiyet tahmini işlemlerini içermektedir. Önerilen DRFN
modelinin mimarisi; bir giriş katmanı, birkaç gizli katman, bir çıkış katmanı ve bir geri besleme
bağlantısından oluşmaktadır. Önerilen modelin doğruluğunu test edebilmek adına,
araştırmacılar tarafından, tamamı özgün görüntülerden oluşan bir veri seti toplanmıştır. Söz
konusu veri seti içerisinde her bir insana ait 10 parmağın farklı açıdan çekilmiş 10 fotoğrafı
bulunmaktadır. Toplanan özgün veri seti üzerinde, çalışma kapsamında gerçekleştirilen işlemler
arasında parmak fotoğrafı görüntüleri aracılığıyla kişi tanıma, cinsiyet belirleme, yaş tahmini
ve performans sonuçlarının değerlendirilmesi yer almaktadır. Söz konusu çalışma içerisinde
ayrıca, önerilen DRFN modeli ile AlexNet, LeNet, GoogleNet, VGG16 ve ResNet-50 gibi
özellik çıkarma için kullanılan diğer iyi bilinen derin öğrenme ağları arasında yapılan kapsamlı
deneyler ve karşılaştırmalar da yer almaktadır. Bu değerlendirmelerde Destek Vektör Makinesi
(SVM), Rastgele Orman, Çok Katmanlı Algılayıcı (MLP), Doğrusal Regresyon ve Lojistik
Regresyon dahil olmak üzere çeşitli sınıflandırıcılar kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizlerin
değerlendirilmesinde, Precision, Recall ve F1-Score gibi çok çeşitli performans ölçütleri
kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar, önerilen DRFN modelinin kıyaslanan algoritmalardan daha
iyi performans gösterdiğini ve parmak fotoğraflarının kişi tanıma, cinsiyet tanıma ve yaş
tahmini gibi alanlarda kullanılabileceğini göstermiştir. Bu tez, parmak fotoğrafı kullanarak bireysel doğrulama için DRL tabanlı bir çerçeve
önermekle kalmamakta, aynı zamanda ayrıntılı deneyler ve karşılaştırmalı analizler yoluyla
etkinliğini göstermektedir
Nevşehir Bölgesi Pomzası Ve Pirinç Kabuğu Külünün Hafif Beton Üretiminde Kullanılabilirliğinin Araştırılması
Bu çalışmada, Nevşehir bölgesi pomza ve pirinç kabuğu külünün hafif beton
üretiminde kullanılabilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, %90
oranında Nevşehir pomzası ve %10 oranında kum agrega olarak kullanılmıştır. Farklı oranlarda
(%10, %20, %30) pirinç kabuğu külü ise çimento ikame malzemesi olarak hafif beton üretimine
katılmıştır. Çalışma üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada pirinç kabuğu ikameli
numunelerin karĢılaĢtırılması için referans numunesi üretilmiĢtir. Ġkinci aĢamada %10, %20,
%30 oranında pirinç kabuğu külü ikameli hafif beton numuneleri üretilmiĢtir. Üçüncü aĢamada
numunelerin fiziksel ve mekanik özelliklerinin tespiti için deneyler yapılmıĢtır. ÇalıĢma
sonucunda, en düĢük kuru birim hacim ağırlık, porozite, kompasite ve su emme değerlerinin
%30 oranında pirinç kabuğu ikamesiyle elde edildiği görülmüştür. Pirinç kabuğu külü
ikamesinin artmasıyla basınç dayanımı ve yarmada çekme dayanımında artış meydana geldiği
tespit edilmiştir. Ayrıca pirinç kabuğu külü ikamesinin hafif beton üretimine rahatlıkla
katılabileceği ve böylelikle atık bertarafına katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır
The estimation of pore size distribution of electroporated MCF-7 cell membrane
The size of the pores created by external electrical pulses is important for molecule delivery into the cell. The size of pores and their distribution on the cell membrane determine the efficiency of molecule transport into the cell. There are very few studies visualizing the presence of electropores. In this study, we aimed to investigate the size distribution of electropores that were created by high intensity and short duration electrical pulses on MCF-7 cell membrane. Scanning Electron Microscopy (SEM) was used to visualize and characterize the membrane pores created by the external electric field. Structural changes on the surface of the electroporated cell membrane was observed by Atomic Force Microscopy (AFM). The size distribution of pore sizes was obtained by measuring the radius of 500 electropores. SEM imaging showed non-uniform patterning. The average radius of the electropores was 12 nm, 51.60% of pores were distributed within the range of 5 to 10 nm, and 81% of pores had radius below 15 nm. These results showed that microsecond (µs) high intensity electrical pulses cause the creation of heterogeneous nanopores on the cell membrane. © 2024 Taylor & Francis Group, LLC
Role of vitamin D in the association between pre-stroke sleep quality and post-stroke depression and anxiety (vol 28, pg 841, 2024)
Purpose Poor sleep quality, mood disorders, and vitamin D defciency are common in stroke. We investigated the association between serum vitamin D levels and pre-stroke sleep quality and the occurrence of poststroke depression (PSD) and
poststroke anxiety (PSA) in acute ischemic stroke (AIS).
Methods This prospective cross-sectional study included hospitalized patients with AIS and age- and sex-matched controls.
Vitamin D levels were measured within 24 h of admission. Sleep quality was assessed using the Pittsburgh Sleep Quality
Index (PSQI) at admission. The severity of depression and anxiety symptoms was evaluated according to Beck Depression
Inventory and Beck Anxiety Inventory scores, respectively, within 72 h after admission.
Results Comparing 214 AIS patients with 103 controls, patients had signifcantly higher scores of Beck Depression Inventory,
Beck Anxiety Inventory, and PSQI and lower vitamin D levels (p<0.001). Among AIS patients, Beck Depression Inventory
(p=0.004) and Beck Anxiety Inventory (p=0.018) scores were signifcantly higher in bad sleepers (PSQI score≥6) than
in good sleepers (PSQI score≤5). Correlation analysis revealed negative correlations between serum vitamin D levels and
Beck Depression Inventory (r= −0.234; p<0.001), Beck Anxiety Inventory (r= −0.135; p=0.016), and PSQI (r= −0.218;
p<0.001) scores.
Conclusion Decreased serum vitamin D levels at admission are associated with a high risk for PSD and PSA in patients with
poor pre-stroke sleep quality during the early stages of AIS
Haldun Taner Oyunlarında Jung Tipolojisi
Bu çalışma, Haldun Taner’in tiyatro eserlerinde yarattığı karakterlerin, Carl Gustav Jung'un
tipoloji kuramı çerçevesinde detaylı olarak incelenmesini hedeflemektedir. Haldun Taner, Türk
tiyatrosunun en önemli temsilcilerinden biri olarak, eserlerinde modern ve geleneksel ögeleri
bir araya getirerek Türk tiyatro sahnesine özgün ve yenilikçi bir bakış açısı kazandırmıştır.
Karakterlerindeki çeşitlilik Taner’in her yönden incelenmesi gereken eserler ortaya koyduğunu
göstermiştir. Taner'in oyunlarında yer alan karakterler, Jung’un içedönüklük-dışadönüklük,
düşünme-hissetme, duyum-sezgi gibi psikolojik işlevlere dair izler taşıyarak, bireysel ve
toplumsal yapılar arasındaki dinamikleri açığa çıkarmaktadır.
Tez kapsamında, Haldun Taner’in tüm tiyatro eserleri ele alınmış olup, yalnızca “Vatan
Kurtaran Şaban” haricindeki diğer kabare oyunları, karakterlerde derinlik bulunmadığı
gerekçesiyle incelemeye dâhil edilmemiştir. Taner'in tiyatro metinlerinde oluşturduğu
karakterlerin, toplumsal ve bireysel kimlikleri, Jung’un psikolojik tipler teorisi ışığında analiz
edilerek değerlendirilmiştir. Bu inceleme, Türk tiyatrosuna karakter derinliği açısından
psikolojik bir perspektif kazandırmayı ve Haldun Taner’in karakter yaratımında Jung’un
tipolojisinin nasıl bir etkiye sahip olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular,
Jung’un tipoloji kuramının sanatsal ve edebi çalışmalarda nasıl uygulanabileceğine dair yeni
bir bakış açısı sunarken, Taner’in Türk tiyatrosundaki etkisini de psikolojik bir çerçevede
değerlendirme fırsatı sağlamaktadır. Bu araştırma, Jung tipolojisinin edebiyat ve tiyatro
bağlamındaki uygulama potansiyelini de açığa çıkarmayı hedeflemektedir
Borsa İstanbul’da Fiyat – Hacim İlişkisi: Frekans Alanı Nedensellik Analizi
Bu çalışmanın amacı, 02.01.2017 – 31.12.2023 dönem aralığını kapsayan günlük frekanslı
veriler kullanılarak BİST 100, BİST Sınai, BİST Mali ve BİST 30 endeks fiyatları ile işlem hacimleri
arasındaki nedensellik ilişkisinin varlığını frekans alanı nedensellik testi gibi ekonometrik yöntemler
ile ortaya koymaktır. Meng vd. (2014) ile Meng, Lee ve Payne (2017) tarafından geliştirilen RALS-
LM birim kök testleri kullanılarak, seviyelerinde durağanlık göstermediği tespit edilen seriler
arasındaki olası nedensellik ilişkisi, Breitung ve Candelon (2006) frekans alanı nedensellik testi ile
incelenmiştir. Bu çalışmada, veri setinin dinamik yapısından kaynaklanabilecek potansiyel sorunları
minimize etmek ve analitik modelin istikrarını artırarak daha güvenilir sonuçlar elde edebilmek
amacı ile zaman serisi değişkenlerine logaritmik dönüşüm uygulanmıştır. Breitung ve Candelon
(2006) frekans alanı nedensellik testi sonuçlarına göre, hisse senedi fiyatlarından işlem hacmine
doğru uzun ve orta vadede tüm dönemlerde %1 ve %5 istatistiksel anlamlılık seviyelerinde tek yönlü
bir nedensellik ilişkisinin varlığını ortaya koymaktadır. İşlem hacminden hisse senedi fiyatlarına
doğru uzun ve orta dönemde herhangi bir nedensellik ilişkisinin varlığı tespit edilememiştir. Ancak
hacimden hisse senedi fiyatlarına doğru kısa dönemde bir nedensellik ilişkisinin varlığı söz konusu
olmaktadır. Yapılan analizin bulgularına göre tüm endekslerde yatırımcılar teknik analiz yöntemi ile
geçmiş fiyat hareketlerinden yola çıkarak yatırım kararlarını verdiği tespit edilmiştir. Yatırımcıların
bu eğilimlerinden yola çıkarak BİST 100, BİST Sınai, BİST Mali ve BİST 30 endekslerinde 2017 –
2023 dönem aralığında zayıf form etkin piyasa hipotezinin varlığı tespit edilememiştir
Kırşehir İlinin Doğal Fon Radyasyon Haritasının Çıkarılması
Bu tez çalışmasının amacı, toprak numunelerinin radyoaktivite seviyelerini, su
numunelerinde toplam alfa ve beta aktivite konsantrasyonlarının belirlenmesi ve çevresel
radyasyon ölçümlerini analiz ederek Türkiye'de Kırşehir ilinin radyolojik haritasını
oluşturmaktır. 47 lokasyondan toplanan toprak numunelerinde 226Ra, 232Th, 40K ve 137Cs
radyonüklidleri HPGe dedektörlü gama spektrometresi kullanılarak analiz edilmiştir. Elde
ed൴len sonuçlara göre, 226Ra, 232Th, 40K ve 137Cs için gama radyoaktivite konsantrasyon
aralıkları ve ortalama değerleri 133±15- 1515±128 Bq/kg (599. 40 Bq/kg), 0.3±0.09 – 21.1±1.7
Bq/kg (4.61 Bq/kg), 8.7±0.9 – 128.5±8.5 (29.66 Bq/kg) ve 11.6±8.6 – 273.8±19.9 Bq/kg (48.80
Bq/kg) olarak belirlenmiştir. 40K ve 232Th için ortalama radyoaktivite seviyeleri dünya
ortalamasının üzerindedir. Su numunelerinde analiz edilen toplam alfa aktivite konsantrasyonu
il ortalama değeri 0.207±0.04 Bq/L olarak tespit edilmiştir. Su numunelerinde analiz edilen
toplam beta aktivite konsantrasyonu il ortalama değeri 0.275±0.04 Bq/L olarak tespit edilmiştir.
Su numunelerinde tespit edilen il ortalama değerleri dünya ortalaması değerinin altında tespit
edilmiştir. Ortalama radyum eşdeğeri aktivite (Raeq), gama doz hızı (D), yıllık etkin doz
eşdeğeri (AEDE), dış tehlike indeksi (Hex) ve aşırı yaşam boyu kanser riski (ELCR) sırasıyla
145.45 Bq/kg, 122.13 nGy/saat, 0.15 mSv/saat, 0.392 ve 0.292x10-3 olarak hesaplanmıştır.
Ayrıca Kırşehir ilinde yoğun olarak yetişen ve tüketilen gıda ürünlerinin radyoaktivite
konsantrasyonları tespit edilmiştir
Pleurotus Djamor Mantarı Yetiştirme Ortamı Hazırlığında Kullanılan Fenolik İçeriği Yüksek Tarımsal Atıkların Mantarın Verimi Ve Bazı Biyokimyasal Özellikleri Üzerine Etkisi
Bu çalıĢmada, Pleurotus djamor (Rumph. ex Fr.) Boedijn mantarının ihtiyaçları
hakkında daha geniĢ bir veri yelpazesi sunmak amacıyla, üretimde kullanılan substratların
mantar verimi, besin içeriği ve antioksidan aktivitesi arasındaki iliĢkinin belirlenmesi
hedeflenmiĢtir. Ayrıca farklı substratların biyolojik etkinlik, mantarın Ģapka özellikleri de
araĢtırılmıĢtır. Bu amaçla P. djamor, çay atığı (ÇA), zeytin pirinası (ZP), üzüm posası (ÜP),
yeĢil ceviz kabuğu (YCK) ve buğday samanı (BS) üzerinde yetiĢtirilmiĢtir. Atıkların bozunma
süreci, 90 günlük yetiĢtirme periyodu boyunca karakterize edilmiĢ ve sonuçlar, misel
büyümesi ve verimi karĢılaĢtırılarak aralarındaki iliĢkiler belirlenmiĢtir. BS8:ZP2, daha kısa
ürün döngüsü (23.6 gün), BS8:ÇA2 yüksek verim (213 g/kg) ve biyolojik etkinlik (BE%)
(%71) ile P. djamor için en iyi substratlar olarak belirlenmiĢtir. Kimyasal analizler, P.
djamor‘un kültivasyonu sırasında substratların pH, C:N oranı, azot ve kül içeriğindeki artıĢı
doğrulamıĢtır. Ayrıca, farklı ortamlarında yetiĢtirilen Ģapkalar, yüksek protein (%15.17-
26.25), kül (%6.13–8.77) ve karbonhidrat (%64.88–74.81), toplam fenolik içerik (21.74-34.41
mg gallik asit eĢdeğeri (GAE)) ve düĢük yağ içeriği (%1,24-%1,56) sergilemiĢtir. ÇalıĢma,
üretimde kullanılan farklı substratların mantar verimi, kalitesi ve besin içeriğinde etkili
olduğunu ve baĢarılı bir P. djamor yetiĢtiriciliğine hâkim olan temel faktörlerin içeriğine
sahip olduğunu ortaya koymuĢtur
On Birinci Sınıf Öğrencilerinin Radyan Ve Derece Kavramları İle Sinüs Ve Kosinüs Fonksiyonları Hakkındaki Temel Bilgilerinin İncelenmesi
Trigonometri konusu, Millî Eğitim Bakanlığı’nın en son yayınladığı 2018 müfredatına
göre ortaöğretim kurumlarında 11. sınıf ve 12. sınıf düzeylerinde öğretilmektedir.
Trigonometri, matematik dersinde temel teşkil eden konulardan biridir ve önemli bir yere
sahiptir. Bu konuyu anlamak için, temel kavramların iyi öğrenilmesi gerekmektedir. Bu
nedenle, bu araştırmada ortaöğretim 11. sınıf öğrencilerinin radyan ve derece kavramları ile
sinüs ve kosinüs fonksiyonları hakkındaki temel bilgileri incelenmiştir. Araştırmanın
katılımcılarını, Orta Anadolu’da bulunan bir ilimizin ilçesindeki iki farklı lise türünden toplam
85 öğrenci oluşturmaktadır. Öğrencilerin trigonometrik kavramlara yönelik tanımlamalarını
incelemek için, nitel araştırma yöntemlerinden temel nitel araştırma deseni (basic qualitative
research) kullanılmıştır. Verileri toplamak için araştırmacı tarafından hazırlanan ve uzman
görüşü alınan yedi soruluk bir açık uçlu soru formu kullanılmıştır. Bu formda, derece ve radyan
kavramı tanımları, aralarındaki ilişkiye yönelik sorular, sinüs ve kosinüs fonksiyonlarının
tanımları ve bu fonksiyonlara yönelik temel sorular yer almaktadır. Araştırmada, öğrencilerin
derece ve radyan tanımlarını tam olarak doğru tanımlayamadıkları belirlenmiştir. Derece
sembolüne yeterince dikkat etmedikleri hatta neredeyse hiç kullanmadıkları için, radyan açı
değerleriyle verilen sorularda açı ölçü birimlerini derece olarak kabul ettikleri ve bu şekilde
işlem yaptıkları gözlemlenmiştir. Öğrenciler, bir radyanı 1800 olarak algılamışlardır. Radyanı
π ile özdeşleştirip, 1 radyanı 1π'ye eşit olarak düşünmüşlerdir. Bir radyanın yaklaşık olarak
57.20'ye denk geldiğini bilmedikleri görülmüştür. Radyan ile ilgili kavramsal sorularda sorun
yaşadıkları belirlenmiştir. Radyan hakkında zayıf imajlar, öğrencilerin kavram yanılgılarının
da sebepleri olmuştur. Sinüs ve kosinüs fonksiyonlarının yaklaşık değerlerini tam olarak
bulamadıkları ve bu konuda sorun yaşadıkları tespit edilmiştir. Bu sorunun, açı
indirgenmesinde zorlandıkları, bilindik açı ölçülerinin değerlerini belirleyememesi ve daha
önce benzer soruların çözülmemiş olması gibi faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir
Ortaokul Öğrencilerinin Kesirlerde Temsiller Arası Dönüşüm Yapabilme Yeterlik Düzeylerinin İncelenmesi
Bu araştırmada ortaokul öğrencilerinin kesirlerde temsiller arası dönüşüm yapabilme
yeterlik düzeyleri araştırılmıştır. Temsil türü olarak “Gerçek yaşam”, “Görsel/Sayı Doğrusu”,
“Görsel/Model”, “Sembolik”, “Dilbilimsel” ve “Manipülatif” temsiller kullanılmıştır. Analiz
sonucunda beşinci ve altıncı sınıf öğrencilerinin girdi temsil türü görsel/model ve gerçek yaşam
olan sorularda diğer temsil türlerine oranla daha yüksek performanslar elde ettiği; girdi temsili
dilbilimsel olan sorularda ise çok düşük performanslar elde ettiği görülmüştür. Yedinci ve
sekizinci sınıf öğrencilerinin ise girdi temsil türü manipülatif ve sembolik olan sorularda daha
yüksek performanslar elde ettiği görülürken, yine girdi temsil türü dilbilimsel olan sorularda
zorlandıkları ortaya çıkmıştır. Girdi ve çıktı temsil türü açısından incelendiğinde, beşinci ve
altıncı sınıf öğrencilerin en çok dilbilimsel temsilden manipülatif temsile dönüşüm yapmada;
yedinci ve sekizinci sınıf öğrencilerinin ise dilbilimselden gerçek yaşam temsile dönüşüm
yapmada zorlandıkları belirlenmiştir. Öte yandan, sınıf düzeyi arttıkça girdi temsil türü
görsel/sayı doğrusu, sembolik, dilbilimsel ve manipülatif olan sorularda öğrencilerin
performanslarında bir artış olduğu görülmüştür. Bu temsil türlerinin diğer temsillere oranla
daha soyut ve karmaşık bir yapıya sahip olması daha alt sınıflarda öğrenim gören öğrencilerin
daha düşük performanslar sergilemesinin bir nedeni olabilir. Sınıf düzeyi arttıkça öğrencilerin
hem bilişsel olarak ilerlemesi hem de bu temsil türlerine yönelik öğretim sürecinde deneyim
kazanması daha yüksek performanslar elde etmesine zemin hazırlamış olabilir. Öğretim
sürecinde kesirlerin farklı temsil türleri ile çeşitlendirilerek sunulması öğrencilerin bilişsel
gelişimlerini destekleyebilir