Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
Not a member yet
6557 research outputs found
Sort by
The relationship between dry eye disease and anticholinergic burden
PurposeAnticholinergic drugs are widely prescribed for many medical conditions. However, data on the association of anticholinergic burden with dry eye disease (DED) are limited. In this study, we aimed to examine the relationship between anticholinergic burden and DED.MethodsIn this retrospective cohort study, we evaluated a total of 120 participants who underwent ophthalmological examination between February 2021 and February 2022. The drugs used by the patients in the last 2 months were recorded from the institute's electronic data system. Anticholinergic burden was assessed using the Anticholinergic Cognitive Burden (ACB) scale.ResultsThe mean age of those patients was 59.0 +/- 11.6 years and more than half (n = 33, 64.7%) were women. Patients with DED had significantly higher Charlson comorbidity index scores (p = 0.01), lower Schirmer test values (p = 0.01), higher Ocular Surface Disease Index (OSDI) scores (p = 0.01), and higher anticholinergic burden (p = 0.01). There was a statistically significant positive correlation between ACB and OSDI scores (r = 0.22, p = 0.02) and a negative correlation between ACB scores and Schirmer test values (r = -0.46, p = 0.01). After adjusting for potential confounding factors (age, gender, and comorbidities), each 1-point increase in anticholinergic burden was found to result in a 2.97-fold increase in the risk of DED (OR: 2.97, 95% confidence interval: 1.22-7.24, p = 0.02).ConclusionAnticholinergic burden appears to be associated with DED. Therefore, greater caution in prescribing anticholinergic drugs for adult patients may be important in reducing the rates of many adverse outcomes
The social, economical and political impact of people with turkish roots living in germany on the 60th anniversary of the German-Turkish advertisement agreement
Göç, insanlık tarihinin önemli bir parçasıdır ve toplumlar üzerinde etkileri olan karmaşık bir süreçtir. Bireylerin bir ülkeden başka bir ülkeye yerleşmesi ve yeni bir yaşam kurması, göçmenlerin ve ev sahibi toplumun sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi alanlarda değişikliklere yol açan bir dönüşüm sürecini içerir. Son yıllarda, dünya genelinde siyasi, ekonomik ve sosyal faktörler göç olaylarını artırmıştır. Almanya, bu süreçlerden etkilenen ülkelerden biri olarak uluslararası ve ulusal düzeyde dikkat çeken bir mülteci politikasıyla dikkat çekmiştir. Özellikle Suriye'deki iç savaşın etkisiyle, Almanya'ya olan göç dalgası büyük bir boyut kazanmış ve ülkede toplumsal, siyasi ve ekonomik tartışmalara yol açmıştır. Almanya'nın göç süreci ve mülteci politikaları, hem iç politika hem de toplumsal dinamikler açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu süreçte, Türk göçmenler de Almanya'daki göç hikâyesinde önemli bir rol oynamaktadır. Türk göçmenler, 1960'lı yıllardan itibaren Almanya'ya iş gücü ihtiyacı nedeniyle gelen ve uzun yıllar boyunca ülkede yaşamlarını sürdüren bir topluluktur. Bu durum, Türk göçmenlerin Alman toplumunda sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan önemli etkiler oluşturduğunu ve entegrasyon süreçlerinin incelenmesi iv gereken bir konu olduğunu ortaya koymaktadır. Türk göçmenlerin Almanya'daki entegrasyon sürecini ve bu süreçteki etkilerini anlamak için birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar, Türk göçmenlerin Alman toplumuna entegrasyon çabalarını, dil öğrenimi, eğitim, iş piyasasına entegrasyon gibi konuları ele almaktadır. Ayrıca, Türk göçmenlerin Alman toplumuyla olan ilişkilerini, çift kimlik oluşumunu ve kültürel etkileşimlerini araştırmaktadır. Türk göçmenlerin Almanya'daki varlığı, toplumsal çeşitlilik ve kültürel anlamda zenginlik oluşturmanın yanı sıra, ekonomik büyümeye de katkıda bulunmaktadır. Türk iş gücü, Alman ekonomisinde önemli bir rol oynamakta ve iş gücü piyasasında istihdam edilmektedir. Almanya'da gösterdikleri entegrasyon çabaları ve etkileri ile yumuşak gücün önemli bir örneğini temsil eden Türk göçmenlerin, kültürel ve sosyal alanda Almanya'ya yaptığı katkılar da göz ardı edilemez. Bu aynı zamanda Türkiye'nin Almanya'daki yumuşak gücünü temsil etmektedir. Yumuşak güç, bir ülkenin diğer ülkeler üzerinde etki oluşturmasında, değerler, kültürler, eğitim ve diğer çekicilik faktörlerini kullanma yeteneğini ifade eder. Türk göçmenlerin Alman toplumunda dil öğrenimi, eğitim ve iş piyasasına entegrasyon gibi alanlarda gösterdikleri başarılar, Almanya'ya yönelik bir çekim gücü oluşturur. Bu durum, Türk göçmenlerin kültürel zenginlikleriyle birlikte Almanya'nın toplumsal çeşitliliğini artırırken, aynı zamanda ülkenin küresel arenadaki etkisini güçlendirmektedir. Türk göçmenlerin kültürel etkileşim ve çift kimlik oluşumu, yumuşak gücün bir diğer önemli yönünü temsil eder. Türk göçmenler, Almanya'da geleneksel Türk kültürünü korurken, aynı zamanda Alman toplumuna entegre olma çabası gösterirler. Bu kültürel çeşitlilik, Almanya'nın uluslararası alanda saygınlığını artırırken, kültürel anlayışı ve hoşgörüyü teşvik etmektedir. Türk göçmenlerin kültürel etkinliklere katkıları, sanat, müzik, edebiyat ve diğer alanlarda gerçekleştirdikleri faaliyetler, Almanya'nın kültürel bir cazibe merkezi hâline gelmesini sağlarken bunun yanı sıra ekonomik katkıları da Almanya'nın yumuşak gücünü desteklemektedir. Türk iş gücü, Alman ekonomisinde istihdam edilerek ülkenin ekonomik büyümesine katkıda bulunur. Türk işletmeciler ve girişimciler, Almanya'da yeni iş fırsatları üretirken, ticari ilişkileri güçlendirir ve uluslararası ticarete katkı sağlarlar. Bu ekonomik etkileşim, Almanya'nın ekonomik gücünün ve uluslararası ilişkilerdeki rolünü artırmaktadır. Sonuç olarak, Türk göçmenlerin Almanya'da gösterdikleri entegrasyon çabaları ve etkileri, Almanya'nın yumuşak gücünün önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Almanya v üzerindeki etkilerini daha kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamayan bu çalışma, Alman toplumuna entegrasyon süreçlerindeki başarıları, karşılaştıkları zorluklar, ekonomik katkıları, kültürel etkileşimleri ve toplumsal uyum konularını ele alacaktır. Tüm bunların yanında bu çalışmada bu etkilerin uyandırdığı yumuşak güç unsurları açıklanmaya çalışılacak ve ayrıca Türk göçmenlerin Almanya'nın göç politikaları ve toplumsal dinamikleri üzerindeki etkileri değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Göç, Türk göçmenler, Almanya, Yumuşak GüçMigration is an important part of human history and a complex process with impacts on societies. It involves a process of transformation in which individuals move from one country to another and establish a new life, leading to changes in the social, cultural, economic and political spheres of the migrants and the host society. In recent years, political, economic and social factors have increased migration across the world. Germany, as one of the countries affected by these processes, has drawn attention with a refugee policy that has attracted attention at the international and national level. Especially with the impact of the civil war in Syria, the wave of migration to Germany has gained a great dimension and led to social, political and economic debates in the country. Germany's migration process and refugee policies are of great importance in terms of both domestic politics and social dynamics. In this process, Turkish immigrants also play an important role in the migration story in Germany. Turkish immigrants have come to Germany since the 1960s due to the vii need for labor force and have been living in the country for many years. This situation reveals that Turkish immigrants have significant social, cultural and economic impacts on German society and their integration process is an issue that needs to be examined. Many studies have been conducted to understand the integration process of Turkish immigrants in Germany and their effects in this process. These studies address the integration efforts of Turkish immigrants into German society, language learning, education, integration into the labor market. They also investigate Turkish immigrants' relations with German society, dual identity formation and cultural interactions. The presence of Turkish immigrants in Germany contributes not only to social diversity and cultural richness but also to economic growth. The Turkish labor force plays an important role in the German economy and is employed in the labor market. Turkish immigrants represent an important example of soft power with their integration efforts and influence in Germany, and their cultural and social contributions to Germany cannot be ignored. Soft power refers to a country's ability to use values, cultures, education and other factors of attraction to influence other countries. The success of Turkish immigrants in German society in areas such as language learning, education and integration into the labor market creates an attraction factor towards Germany. This, together with the cultural richness of Turkish immigrants, increases Germany's social diversity and strengthens the country's influence in the global arena. Cultural interaction and dual identity formation of Turkish immigrants represent another important aspect of soft power. Turkish immigrants strive to integrate into German society while preserving traditional Turkish culture in Germany. This cultural diversity promotes cultural understanding and tolerance while enhancing Germany's international prestige. The contribution of Turkish immigrants to cultural events, their activities in art, music, literature and other fields make Germany a cultural center of attraction, while their economic contributions support Germany's soft power. Turkish labor force is employed in the German economy, contributing to the country's economic growth. Turkish businesses and entrepreneurs generate new business opportunities in Germany, strengthen trade relations and contribute to international trade. This economic interaction increases Germany's economic power and its role in international relations. In conclusion, the integration efforts and impact of Turkish immigrants in Germany constitute an important part of Germany's soft power. This study, which does not aim to viii examine their impact on Germany more comprehensively, will focus on their successes in their integration into German society, the challenges they face, their economic contributions, cultural interactions and social cohesion. In addition to all these, this study will try to explain the soft power elements that these influences evoke and will also evaluate the impact of Turkish immigrants on Germany's immigration policies and social dynamics. Keywords: Migration, Turkish migrants, Germany, Soft Powe
Investigation of the effect of friction stir welding on mechanical properties of aluminum alloys
Alüminyum alaşımları, üretim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte hafif ve yüksek mukavemetli olmaları sebebiyle imalat endüstrilerinde oldukça popüler hale gelmiştir. Alüminyum malzemelerin artan kullanım alanları nedeniyle farklı imalat yöntemleri geliştirilmiştir. Bu yöntemlerden biri de sürtünme karıştırma kaynağı (SKK) işlemidir. Geleneksel kaynak yöntemi füzyon kaynağıdır, ancak füzyon kaynağı sonucu kaynak dikişlerinde düşük mukavemet değerleri görülmektedir. Füzyon kaynağı sırasında ergime sıcaklığına ulaşan alüminyum, ısıl işlemle kazandırılan mukavemetini kaybeder ve bu nedenle kaynak dikişi dayanımı azalır. Katı hal birleştirme kaynağı yöntemi olan SKK, mukavemeti korumak amacıyla geliştirilmiştir ve sektörde yaygın olarak kullanılmaktadır. Kaynak işlemi, karıştırıcı takımın malzemeye temas etmesi sonucu ortaya çıkan ısının malzemeyi yumuşatması ve dönen pim sayesinde iki iş parçası malzemesinin birbirine karıştırılmasıyla gerçekleştirilir. Malzemenin ergime sıcaklığına çıkmaması sayesinde, kaynak dikiş mukavemet değerleri ana malzemelerin mukavemet değerlerini büyük ölçüde koruyabilir. Ancak, bu yöntemde kaynak mukavemetinin birçok parametreye göre değişmesi en büyük sorundur. Bu çalışmada, 2.5 mm kalınlığındaki 5754-H111 ve 2024-T3 alüminyum alaşımlarının farklı kaynak parametreleri ile sürtünme karıştırma kaynağı yöntemi kullanılarak birleştirilmesi incelenmiştir. Kaynak edilen parçalar lazer tezgahında kesilerek çekme ve eğme numuneleri hazırlanmıştır. Farklı kaynak parametrelerinin mekanik özelliklere etkisi incelenmiştir. Aynı tür ve farklı türdeki iki alaşım başarılı bir şekilde kaynatılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda kaynak parametrelerinin oldukça önemli olduğu ve detaylı olarak belirlenmesi gerektiği tespit edilmiştir. Fakat elde edilen mekanik değerler ana malzemelerin mekanik değerlerinin oldukça altındadır. Verimlilik istenilen seviyenin altında kalmıştır.Aluminum alloys have become very popular in the manufacturing industries due to their light weight and high strength with the development of production technologies. Different manufacturing methods have been developed due to the increasing usage areas of aluminum materials. One of these methods is Friction Stir Welding (FSW) process. The traditional welding method for aluminum is fusion welding. Low strength values are observed in weld seams as a result of the fusion welding of aluminum alloys. Aluminum that reaches the melting temperature during fusion welding loses its strength gained through heat treatment, and therefore, the weld seam strength decreases. The FSW is a solid-state joining welding method, has been developed to maintain strength and has become widely used in the industry. The welding process is achieved by softening the material due to the heat generated by the contact of the mixer tool with the material and mixing the two workpiece materials with the help of a rotating pin. Due to the fact that the material does not reach its melting temperature, the weld seam strength can largely preserve the strength values of the main materials. However, the biggest problem in this method is that the weld strength can vary depending on many parameters. In this study, the joining of 2.5 mm thick 5754-H111 and 2024-T3 aluminum alloys with different welding parameters using friction stir welding method was investigated. Tensile and bending samples were prepared by cutting the welded parts on the laser bench. The effects of different welding parameters on mechanical properties were investigated. Two alloys of the same type and different type have been successfully welded. As a result of the examinations, it has been determined that the welding parameters are very important and should be determined in detail. However, the mechanical values obtained are well below the mechanical values of the main materials. Efficiency remained below the desired level
The locus of control and motivation perceptions of teachers of primary and secondary schools (The case of Kırşehir province)
Bu araştırmada devlet okulları ile özel okullarda görev yapmakta olan öğretmenlerin denetim odağı ve motivasyon algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Kırşehir il merkezinde bulunan kamuya ve özel sektöre ait ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapmakta olan toplam 2055 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise bu evren üzerinden küme örnekleme yöntemi ile belirlenen, 92 anaokulu, 560 ilkokul, 739 ortaokul ve 664 lisede görev yapan öğretmen olmak üzere toplam 606 öğretmenden oluşmaktadır. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırmada bu kapsamda öğretmenlerin denetim odağı ve motivasyon algılarının ne düzeyde olduğu ve motivasyon algılarının istatistiksel olarak denetim odağı algılarından yordanıp yordanamayacağı sorularına cevap aranmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu ile Çok Boyutlu Kontrol Odağı Ölçeği (Kıral, 2012) ve Öğretmen Motivasyon Ölçeği (Uçar, 2015) kullanılmıştır. Ölçme araçlarının yapı geçerlikleri doğrulayıcı faktör analizleri (DFA) ile test edilmiştir. Veri analizi sürecinde; öğretmenlerin denetim odağı ve motivasyon algılarının betimlenmesinde aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri esas alınmış, öğretmenlerin motivasyon algılarının istatistiksel olarak denetim odağı algılarından yordanıp yordanamayacağı ise regresyon analizi ile test edilmiştir. Araştırma sonucunda, öğretmenlerin denetim odağı algılarının orta düzeyde, motivasyon algılarının ise yüksek düzeyde olduğu, ayrıca motivasyon algılarının iç ve dış motivasyon alt boyutlarında denetim odağı algılarından istatistiksel olarak yordanabildiği tespit edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular ilgili alanyazında bu kapsamda yapılan araştırma sonuçlarıyla karşılaştırılarak yorumlanmış ve araştırmada ulaşılan sonuçlara bağlı olarak bazı öneriler sunulmuştur.In this study, it was aimed to examine the relationship between the locus of control and motivation perceptions of teachers working in public and private schools. The population of the research consists of a total of 2055 teachers working in public and private primary, secondary and high schools in Kırşehir city center in the 2021-2022 academic year. The sample of the study consists of 606 teachers, 246 of whom work 92 in preschool, 560 in primary schools, 739 in secondary schools and 664 in high schools, determined by cluster sampling method over this universe. The research was designed in the correlational survey model, one of the quantitative research methods. In this context, the research sought answers to the questions of what level of teachers' locus of control and motivation perceptions and whether their motivation perceptions can be statistically predicted from their locus of control perceptions. Personal Information Form, Multidimensional Locus of Control Scale (Kıral, 2012) and Teacher Motivation Scale (Uçar, 2015) were used to collect research data. The construct validity of the measurement tools was tested with confirmatory factor analysis (CFA). In the data analysis process; arithmetic mean and standard deviation values were taken as basis in describing teachers' locus of control and motivation perceptions, and whether teachers' motivation perceptions could be predicted statistically from locus of control was tested by regression analysis. As a result of the research, it was determined that the teachers' locus of control perceptions were at a moderate level and their motivation perceptions were at a high level, and that their motivation perceptions could be statistically predicted from their locus of control perceptions in the internal and external motivation sub-dimensions. In addition, the findings obtained in the research were interpreted by comparing with the results of the research conducted in this context in the relevant literature, and some suggestions were presented depending on the results obtained in the research
The relationship between cognitive flexibility and communication conflict and empathy
Üniversite öğrencilerinin bilişsel esneklik düzeylerinin iletişim çatışmaları ve empati ile ilişkisini amaçlayan bu çalışmada nicel araştırma yönteminden ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde öğrenim gören 770 üniversite öğrencisinin katılımıyla gerçekleşen çalışmada, 'Bilişsel Esneklik Envanteri', 'Çatışma Eğilimi Ölçeği', 'Empatik Eğilim Ölçeği' ve 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılarak veri toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, pearson korelasyon analizi, t testi, ANOVA ve çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre üniversite öğrencilerinin bilişsel esneklik düzeylerinin cinsiyete göre farklılaştığı; sınıf düzeyi, okunan bölüm, ebeveyn eğitim düzeyi, mezun olunan lise türü, akademik başarı puanına göre farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca üniversite öğrencilerinin bilişsel esneklik eve empatik eğilim düzeyleri arasında anlamlı pozitif yönlü bir ilişki; çatışma eğilimi ve bilişsel esneklik düzeyi arasında negatif yönlü bir ilişki; empatik eğilim ve çatışma eğilimi arasında da negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Son olarak yapılan çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda en güçlü yordayıcı değişkenin empatik eğilim değişkeni olduğu sonucuna ulaşılmıştır.In this study, which aims to investigate the relationship between university students' cognitive flexibility levels and communication conflicts and empathy, relational survey design from quantitative research method was used. In the study, which was carried out with the participation of 770 university students studying at Kırşehir Ahi Evran University Faculty of Education, data were collected using 'Cognitive Flexibility Inventory', 'Conflict Tendency Scale', 'Empathic Tendency Scale' and 'Personal Information Form'. Pearson correlation analysis, t test, ANOVA and multiple linear regression analysis were used to analyse the data. According to the results of the analyses, it was concluded that the cognitive flexibility levels of university students differed according to gender, but did not differ according to class level, department studied, parental education level, type of high school graduated from, and academic achievement score. In addition, a significant positive relationship was found between university students' cognitive flexibility and empathic tendency levels; a negative relationship between conflict tendency and cognitive flexibility level; and a negative relationship between empathic tendency and conflict tendency. Finally, as a result of the multiple linear regression analysis, it was concluded that the strongest predictor variable was the empathic disposition variable
Examination of statistical research processes of 8th grade students for the field of data processing learning
Araştırmada sekizinci sınıf öğrencilerinin veri işleme öğrenme alanına yönelik istatistiksel araştırma süreçlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Özel durum çalışması yöntemi kullanılmıştır. Katılımcıları Kırşehir ilinde bir devlet ortaokulunda 2022-2023 eğitim-öğretim yılında sekizinci sınıfta olan 8 erkek ve 12 kız toplam 20 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler görüşme ve doküman analizi ile toplanılmış. Verilerin analizi nitel veri analiz yöntemleri ile yapılmıştır. Hazırlanan araştırma sorularının çoğunluğunun araştırma sorusu olduğu fakat araştırma sorusu olma özelliği taşımayan sorularında olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Bazı öğrenciler araştırma sorusu ile matematiksel problemin aynı anlamı ifade ettiğini düşünmüşlerdir. Örneklem seçimlerini yakın çevrelerinden yaptıklarından veri toplama aşaması kolay geçmiştir. Fakat örneklemin dar bir çevreden olması yüzeysel verilere sebep olmuştur. Veri gösterim kısmında öğrenciler veri çeşidine dikkat etmeden gösterim yapmışlardır. Ayrıca öğrencilerin büyük kısmı tablo ve grafiklerin yapısal özelliklerine dikkat etmemişlerdir. Verileri analiz kısmında merkezi eğilim ölçülerinin işlemsel olarak öğrenildiği fakat kavramsal öğrenmenin gerçekleşmediği görülmüştür. Verileri yorumlama kısmında ise öğrenciler çıkarım yapamamışlardır. Yapılan çalışma sonucunda öğrenciyi merkeze alan, istatistiksel sürece dayalı gerçek yaşam durumları yaşatan uygulamaların yer aldığı öğretim ortamlarının artırılması öğrencilerin bu süreçlerde yaşadıkları zorlukları azaltacağı gözlemlenmiştir.In the study it was aimed to examine the statistical research processes of eighth grade students in the field of data processing learning. Special case study method was used. The participants consisted of a total of 20 students, 8 boys and 12 girls, who were in the eighth grade in a public secondary school in Kırşehir province in the 2022-2023 academic year. Data were collected through interviews, document analysis. The data were analyzed with qualitative data analysis methods. It was found that the majority of the prepared research questions were research questions, but there were also questions that weren't research questions. Some students thought that a research question and a mathematical problem meant the same thing. Since the sample was selected from their immediate environment, the data collection phase was easy. However, the fact that the sample was from a narrow circle caused superficial data. In the data display section, students displayed without paying attention to the type of data. In addition, most of the students didn't pay attention to the structural features of tables and graphs. In the data analysis part, it was observed that measures of central tendency were learned procedurally but conceptual learning was not realized. In the data interpretation part, students could not make inferences. As a result of the study it was observed that increasing the teaching environments that center the student and include applications that provide real life situations based on the statistical process will reduce the difficulties experienced by students in these processes
A study on the determination of agricultural characteristics of some chickpea varieties in Karaman ekological conditions
Ayrancı/Karaman ekolojik koşullarında bazı nohut çeşitlerinin tarımsal özelliklerinin ortaya konulması amacıyla 2022 yılında yürütülen çalışma Ayrancı ilçe merkezinde bulunan çiftçi arazisinde kurulmuştur. Tarımsal araştırma enstitüleri ile özel tohumluk şirketi tarafından tescil ettirilmiş 14 adet nohut çeşidinin (Akça, Akçin, Aksu, Arda, Azkan, Çağatay, Çakır, Hasanbey, Ilgaz, İnci, Sezenbey, Uzunlu 99, Yaşa 05 ve Zuhal) kullanıldığı çalışma tesadüf blokları deneme desenine göre dört tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Çalışmada %50 çiçeklenme gün süresi (gün), %50 bakla bağlama gün süresi (gün), vejetasyon süresi (gün), bitki boyu (cm), ilk bakla yüksekliği (cm), biyolojik verim (g/bitki), bitkide bakla sayısı (adet), bitkide tane sayısı (adet), yüz tane ağırlığı (g), ana dal sayısı (adet/bitki), bitkide tane verimi (g), hasat indeksi (%) ve dekara tane verimi (kg) olmak üzere 13 adet tarımsal özellik incelenmiştir. Çalışma sonucunda nohut çeşitlerinin incelenen verim özelliklerinden önemli ya da çok önemli derecede etkilendikleri ortaya konulmuştur. En yüksek dekara tane verimi 265.4 kg/da ile Akça standart nohut çeşidinde belirlenirken, en düşük dekara tane verimi ise 108.6 kg/da ile Uzunlu 99 standart nohut çeşidinde ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Karaman, Nohut, Adaptasyon, Çeşit, VerimThe study, which was carried out in 2022 in order to reveal the agricultural characteristics of some chickpea varieties in Ayrancı/Karaman ecological conditions, was established on the farmer's land in the Ayrancı district center. The research, in which 14 chickpea varieties (Akça, Akçin, Aksu, Arda, Azkan, Çağatay, Çakır, Hasanbey, Ilgaz, İnci, Sezenbey, Uzunlu 99, Yaşa 05 ve Zuhal) registered by agricultural research institutes and a private seed company were used, was carried out in four replications according to the randomized blocks trial design. In the study carried out, 50% flowering time (day), 50% pod setting time (day), vegetation period (day), plant height (cm), first pod height (cm), biological yield (g plant-1), number of pods per plant (unit), number of seeds per plant (unit), hundredseed weight (g), number of main branches per plant (unit), grain yield per plant (g), harvest index (%) and 13 agricultural characteristics, including grain yield (kg), were examined. As a result of the study, it was revealed that chickpea cultivars were significantly or very significantly affected by the yield characteristics examined. While the highest grain yield per decare was determined in Akça standard chickpea variety with 265.4 kg da-1, the lowest grain yield per decare was determined in Uzunlu 99 standard chickpea variety with 108.6 kg da-1. Keywords: Karaman, Chickpea, Adaptation, Variety, Yiel
Investigating the increase in cerebrovascular disease and st eleve myocardial infarction cases after COVİD-19
Amaç: Çalışmamızda COVID-19'un akut iskemik inme (Aİİ) ve ST elevasyonlu miyokart enfarktüsü (STEMI) insidanslarını artırıp artırmadığını tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmamız pandemi (1 Temmuz- 31 Aralık 2020) ve pandemi öncesi (1 Temmuz- 31 Aralık 2019) aynı dönemde acil servise başvuran Aİİ ve/veya STEMI tanısı konan hastalar ile yapılmıştır. Pandemi ve pandemi öncesi dönemde başvuran hastaların yaş, cinsiyet, hasta sayıları, komorbidite durumları, tanıları ve mortalite durumları karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 71,8± 13 yıl olup, %48,3'ü erkekti. Pandemi öncesi dönemde başvuran 255 iskemik (STEMI ve/veya Aİİ) hastanın, pandemi döneminde 165'e düştüğü saptandı (p0,05). Tüm iskemik (STEMI ve/veya Aİİ) grupta ve Aİİ tanılı hastalarda pandemi döneminde başvuran hastalarda kronik böbrek yetmezliği ve hiperlipidemi (HL) sıklığı yüksek saptandı (p0,05). Tüm iskemik (STEMI ve/veya Aİİ) hastalar ve STEMI tanılı hastalarda pandemi döneminde, pandemi öncesi döneme kıyasla eksitus oranı anlamlı olarak yüksek saptandı (p0,05). STEMI'li grupta COVID-19 pozitif olan hastaların, COVID-19 negatif olanlara kıyasla HL sıklığının anlamlı olarak yüksek olduğu saptandı (p0.05). The prevalence of chronic renal failure and hyperlipidemia (HL) was high in all ischemic (STEMI and/or AIS) groups and in patients with AIS who presented during the pandemic period (p0.05). In all ischemic patients (STEMI and/or AIS) and patients diagnosed with STEMI, the excitation rate was significantly higher during the pandemic period compared to the pre-pandemic period (p0.05). In the STEMI group, the frequency of HL was significantly higher in COVID-19 positive patients compared to COVID-19 negative patients (p<0.05). Conclusion: compared to the pre-pandemic period, there was a decrease in the number of patients admitted due to AIS and/or STEMI during the pandemic period, while mortality rates increased. Key words: COVID-19, ischemic stroke, ST elevation myocardial infarctio
Fatigue analysis in leaf springs
Bu çalışma, yaprak yayların bir diğer ismiyle makas yaylarının bilgisayar ortamında SolidWorks 2018 programından yardım alarak tasarlanıp ardından yine bilgisayar ortamında Ansys Workbench 18.1 programından yardım alarak yaprak yayların analizlerinin yapılması amaçlanmıştır. Yapmış olduğumuz bu çalışmada gerçekte üretilmiş (Tip – 1) olan parabolik yaprak yay numunesini bilgisayar ortamında tasarlayıp ardından sonlu elemanlar analizi yaparak gerekli incelemeler yapılmıştır daha sonra aradaki farkı daha net görebilmek amacıyla numunenin teknik ölçülerini değiştirilmiş versiyonuyla (Tip – 2)'de yapılmıştır. Yapılan incelemeler de alt başlıklar halinde yazılmıştır. Bu çalışmanın temel amacı kısa bir süre zarfında yaprak yayın hem tasarımını yapmak hem de üretilen yaprak yayların fiziki testlere ihtiyaç duymamıza gerek kalmadan seri üretime başlayabilmektir.This study aims to design leaf springs, also known as scissor springs, with the help of SolidWorks 2018 program in computer environment and then analyze the leaf springs with the help of Ansys Workbench 18.1 program in computer environment. In this study, we designed the parabolic leaf spring sample, which was actually produced (Type - 1), in the computer environment and then made the necessary examinations by performing finite element analysis, and then the technical dimensions of the sample were made in the modified version (Type - 2) in order to see the difference more clearly. The investigations are also written under sub-headings. The main purpose of this study is to design the leaf spring in a short period of time and to start mass production of the leaf springs produced without the need for physical tests
Comparison of the efficacy of two different kinesio taping methods on pain, function and electrophysiological findings in the treatment of carpal tunnel syndrome
Karpal tünel sendromu (KTS), median sinirin el bileğinde fleksör retinakulum düzeyinde basıya uğraması sonucu oluşan tuzak nöropatidir. Kliniği ağrı, beceri ve fonksiyon kaybı, uyuşma gibi şikâyetlerden ve kas atrofisi ve güçsüzlük gibi bulgulardan oluşur. Tanı klinik olarak konulur, elektrofizyolojik çalışmalar destekleyicidir. Orta ve hafif dereceli KTS hastalarında konservatif tedavi yöntemleri ilk seçenektir. Kinezyo bantlama son yıllarda kas iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinde oldukça yaygın kullanılan bir yöntemdir. KTS tedavisinde de etkinliğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Ancak literatürdeki çalışmalarda farklı tip kinezyo bantlama yöntemleri kullanılmıştır. Bildiğimiz kadarıyla bu bantlama yöntemlerini birbiri ile kıyaslayan bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, KTS tanısı alan hastalarda iki farklı kinezyo bantlama yönteminin ağrı, fonksiyon ve elektrofizyolojik bulgular üzerine olan etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada klinik ve elektrofizyolojik olarak hafif veya orta dereceli karpal tünel sendromu tanısı konan 108 hasta(165 el bileği) kapalı zarf yöntemi ile 3 gruba ayrıldı. Kinezyo bantlama haftada 1 olmak üzere 3 seans, egzersiz tüm gruplarda 3 hafta toplamda 21 seans verildi. İlk gruba Button hole tekniği ile kinezyo bantlama ve egzersiz, ikinci gruba I bandı tekniği ile kinezyo bantlama ve egzersiz, üçüncü gruba ise egzersiz tedavisi verildi. Hastaların tedavi öncesi, tedavi bitimi (3. hafta) ve 12.haftada ağrı (VAS), nöropatik ağrı (DN4 anketi), fonksiyonellik ve semptom şiddeti (Boston karpal tünel sendromu anketi) ve kaba kavrama gücü (Jamar dinamometresi) ile değerlendirildi. Ayrıca tedavi öncesi ve 12.haftada hastalar EMG ile değerlendirildi. VAS ile DN4 skorlarında ki azalma, el fonksiyonlarındaki iyileşme ve semptom şiddetinde ki azalma tedavi sonrası(3.hafta) ve 12.haftada yapılan kontrollerde Button hole ve I bandı grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlıyken (p0,05). El kavrama güçlerinde ki iyileşme 3.haftada ve 12.haftada I bandı grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlıyken (p0,05). Median sinir duyu aksiyon potansiyelleri, birleşik kas aksiyon potansiyeli ve distal duyu latans ölçümlerinde ki iyileşmeler 12.haftada Button hole grubunda I bandı grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p0,05). Duyu ileti hızında ki artış Button hole grubunda diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p0.05). While the improvement in hand grip strength was statistically significant in the I band group compared to the control group at the 3rd and 12th week (p0.05). Improvements in median nerve sensory action potentials, combined muscle action potentials and distal sensory latency measurements were statistically significant in the Button hole group compared to the I band group at week 12 (p0.05). The increase in sensory conduction velocity was found statistically significant in Button hole group compared to the other groups (p<0.05). As a result, both methods of kinesio taping therapy added to exercise therapy were found to be effective on pain, functionality, symptom severity, gross grip strength and EMG parameters in patients with carpal tunnel syndrome. The Button hole technique added to exercise therapy is superior to the I-band technique in terms of EMG parameters