Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
Not a member yet
    6557 research outputs found

    The effects of birth weight and growth traits on first lactation milk and reproduction traits in Anatolian buffaloes

    No full text
    Bu çalışmada, Amasya ilinde yetiştirilen Anadolu mandalarının doğum ağırlığı ile 6. ay ve 12. ay ağırlıklarının ilk laktasyon süt ve döl verim özellikleri üzerine etkisinin ortaya konulması ve bu özellikler üzerine etkili çevre faktörlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, 2014-2018 yılları arasında doğan ve 2017-2021 yılları arasında malaklayan 202 baş Anadolu mandası bu çalışmanın materyalini oluşturmuştur. Çalışmada her bir doğum ağırlığı (0.05), 12. ay ağırlıkları doğum mevsiminden etkilenmiştir (P0.05). Malaklama yılının, kuruda kalma süresi ve malaklama aralığı dışında (P>0.05), laktasyon süt verimi (P0.05). Büyüme özelliklerinden yalnızca 12. ay ağırlık grubunun ilkine malaklama yaşı üzerine etkisi önemli olup (P0.05). Her ne kadar istatistiki olarak önemli olmasa da genel olarak doğum ve büyüme özellikleri bakımından daha yüksek ağırlığa sahip olan malakların daha fazla ilk laktasyon süt verimi, daha erken ilkine malaklama yaşı ve daha kısa malaklama aralığına sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak mandalarda doğum ağırlığı ve büyüme özellikleri ile süt ve döl verim özelliklerini konu alan çalışma sayısının sınırlı olması nedeniyle bu özellikler arasındaki ilişkileri konu alacak daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Anadolu mandası, Doğum ağırlığı, Büyüme özellikleri, Süt verimi, Döl verimiThis study aimed to reveal the effects of birth weight, 6th and 12th month weights of Anatolian water buffalo bred in Amasya province on the first lactation milk and reproductive traits and to determine the environmental factors affecting these traits. For this purpose, 202 head Anatolian buffaloes born between 2014-2018 and calved between 2017-2021 years formed the material of this study. In the study, birth weight (0.05), 12th month weights were affected by birth season (P0.05). Lactation milk yield (P0.05). The effect of calving season on milk and reproduction traits only on daily average milk yield was found to be significant (P0.05). The effect of growth traits on the first calving age of the 12th month weight group was significant (P0.05). Although it is not statistically significant, it can be said that calves with higher weight in terms of birth and growth traits had higher first lactation milk yield, earlier first calving age and shorter calving interval. As a result, due to the limited number of studies on birth weight and growth traits and milk and reproductive traits in buffaloes, more studies are needed to discuss the relationships between these traits. Keywords: Anatolian buffalo, Birth weight, Growth traits, Milk yield, Reproductio

    Knowledge levels of health workers in al-diwanyah city in İraq on autism spectrum disorder

    No full text
    Otizm Spektrum Bozukluğu, karşılıklı sosyal temas ve sosyal iletişimi başlatma ve sürdürme becerisindeki kronik eksikliklerin yanı sıra çeşitli sınırlı, tekrarlayıcı ve esnek olmayan davranışlarla karakterize edilen bir bozukluktur. Otizm tedavisinde, tanının erken dönemde konması önemlidir ve sağlık çalışanları bu noktada kritik bir konumdadır. Bu çalışma, Irak'ın Al-Diwaniyah kentindeki sağlık çalışanlarının otizm hakkındaki bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırma örneklemi, Al-Diwaniyah'deki eğitim hastanelerinde çalışan ve tabakalı örnekleme ile seçilen 447 sağlık çalışanından oluşmuştur. Verilerin toplanması 11.09.2022 ve 12.12.2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların %61,3'ü kadın, %54,1'i evli ve %50,6'sı çocuk sahibidir. Deneyim yılı açısından sağlık çalışanlarının %59,3'ünün 1-5 yıl arasında deneyime sahip olduğu, %88,1'inin kentsel bölgelerden geldiği, %35,3'ünün hemşire olduğu görülmüştür. Sağlık çalışanlarının %92,6'sının otizmli bir çocuğunun olmadığı, %88,1'inin otizm spektrum bozukluğu hakkında bilgi sahibi olduğu, bilgi kaynağına ilişkin olarak %52,8'inin internetten bilgi edindiği tespit edilmiştir. Yapılan analizde sağlık çalışanlarının otizm hakkında orta düzey bilgiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Bu doğrultuda sağlık çalışanlarına yönelik otizm eğitim programlarının düzenlenmesi ve bilgi düzeylerinin geliştirilmesi önerilir.Autism Spectrum Disorder is characterized by a variety of limited, repetitive and inflexible behaviors as well as chronic deficits in mutual social contact and the ability to initiate and maintain social contact. Early diagnosis is important in the treatment of autism, and healthcare professionals are in a critical position at this point. This study was conducted as a descriptive study to evaluate the knowledge level of healthcare professionals about autism in the city of Al-Diwaniyah, Iraq. The research sample consisted of 447 healthcare professionals working in teaching hospitals in Al-Diwaniyah and selected by stratified sampling. Data collection continued between 11.09.2022 and 12.12.2022. 61.3% of the participants are women, 54.1% are married and 50,6% have children. In terms of years of experience, it was seen that 59.3% of the health workers had 1-5 years of experience, 88.1% came from urban areas and 35.3% were nurses. It has been determined that 92.6% of the healthcare professionals do not have a child with autism, 88.1% have information about autism spectrum disorder, and 52.8% obtain information from the internet regarding the source of information. In the analysis, it was concluded that health workers have moderate knowledge about autism. In this direction, it is recommended to provide autism education programs to health professionals and to improve their knowledge levels

    Analysis of reinforcement applications made to reinforced concrete educational institutions in Kirikkale province

    No full text
    Bu tez çalışmada, Kırıkkale İlinde bulunan 3 adet eğitim yapısının güçlendirilmesi üzerine yapılan çalışmalar incelenmiştir. Çalışmada yapının mimarisi ve kullanıcıların minimum düzeyde etkilenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda uygulama aşamasında değerlendirmeler yapılarak güçlendirme önerilerinin sunulması hedeflenmiştir. Çalışmada sonuç olarak, üç eğitim kurumunda da yerinde dökme perde duvar uygulaması yapıldığı tespit edilmiştir. Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi'nde güçlendirmenin yanı sıra binaya bitişik bir şekilde yangın merdiveni depo, engelli asansörü ve holden oluşan bir mahal tasarlanmıştır. Ayrıca tüm eğitim kurumlarında güçlendirmenin yanı sıra duvar ve tavana boya, ıslak zeminlere ve koridorlara mozaik karo kaplaması ve yer yer laminant parke uygulaması yapılmıştır. Tüm eğitim kurumlarında güçsüz olan iç duvarlar yıkılıp yerine yeni duvarlar inşa edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güçlendirme, yerinde dökme perde duvar, eğitim kurumları, KırıkkaleIn this thesis, the studies on the strengthening of 3 educational structures in Kırıkkale Province were examined. In the study, it is aimed to affect the architecture of the building and the users at a minimum level. For this purpose, it is aimed to present reinforcement suggestions by making evaluations during the implementation phase. As a result of the study, in-situ shear wall application was made in all three educational institutions. In Yıldırım Beyazıt Anatolian High School, in addition to the reinforcement, a fire escape, warehouse, disabled elevator and hall were designed adjacent to the building. In addition to reinforcement, paint on walls and ceilings, mosaic tile coating on wet floors and corridors, and laminate flooring in places were applied in all educational institutions. The inner walls, which were weak in all educational institutions, were demolished and new walls were built in their place. Keywords: Reinforcement, cast-in-situ curtain wall, educational institutions, Kırıkkal

    Humor and irony in Republic period Turkish poetry (1923-1938)

    No full text
    Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Mizah ve İroni (1923-1938) adlı bu çalışmada, 1923-1938 yılları arasında yayımlanan (baskısı yapılmış olan) toplam yetmiş dört şiir kitabı, kuramsal çerçevesi çizilen mizah ve ironi bağlamında ayrıntılı bir şekilde incelenir. Çalışmada insanoğlunun birtakım duygu ve düşüncesini ifade etmek için sosyal yaşamda bir söylem biçimi olarak kullandığı mizah ve ironinin, edebiyatın en estetik türü olan şiirdeki kullanımı, örnek metinler aracılığıyla irdelenir. Mizah, çoğunlukla muhataplarını güldürmek ve eğlendirmek için düzenlenen bir söylem biçimidir. Olayların, kişilerin ve durumların kimi yönlerini komikleştirerek ele alır. Bu yönüyle "gülme" edimine hizmet eder. İroni ise mizah ve hiciv/satir arasına konumlanan yapısıyla iki söylem şeklinin sentezidir. Başat amacı, muhatabını "eleştirmek" ve "alaya almak"tır. Ancak bunu yaparken kullandığı üslûp, örtük/imgesel ve çoğunlukla mizahîdir. Bu yüzden ironi, niyet açısından hicve; biçem açısından ise mizaha yaklaşır. Bu ölçütler ışığında incelenen Cumhuriyet Türkiye'sinin ilk on beş yılında yayımlanan eserlerde, mizahtan ziyade ironin baskın bir anlatım şekli olarak tercih edildiği görülür. İronin ise anlamsal açıdan daha çok imgesel, dolaylı ve örtük bir şekilde vücut bulduğu; yer yer de mizahî unsurlarla bezenerek okur beğenisine sunulduğu gözlenir. 1923-1938 yılları arasında eser yayımlayan toplam otuz altı şairin olmasına rağmen mizah ve ironiyi bilinçli bir söylem karakteristiği yapan sanatçı sayısının sınırlı olduğu sonucuna varılır. Elde edilen bulgular ve yapılan tahliller, geleneksel mizah anlayışının bu dönemde değişmeye başladığını gösterir. Türk edebiyatında köklü bir mazisi olan mizahın -özellikle hicvin- evrilerek ironik düzleme kaydığı saptanır.In this study, Humor and Irony in Turkish Poetry in the Republican Era (1923-1938), a total of seventy-four poetry books (in print) published between 1923-1938 are analyzed in detail in the context of humor and irony, the theoretical framework of which is drawn. In the study, the use of humor and irony, which is used as a form of discourse in social life in order to express some feelings and thoughts of human beings, in poetry, which is the most aesthetic type of literature, is examined through sample texts. Humor is a form of discourse that is mostly organized to make its interlocutors laugh and entertain. In this respect, it serves the act of "laughing". Irony, on the other hand, is the synthesis of two forms of discourse with its structure positioned between humor and satire/satire. Its primary purpose is to "criticize" and "make ridicule" of its interlocutor. Therefore, irony is satire in terms of intent; in terms of style, it approaches humor. In the works published in the first fifteen years of the Republic of Turkey, which are examined in the light of these criteria, it is seen that irony is preferred as a dominant way of expression rather than humor. Irony, on the other hand, is semantically more imaginative, indirectly and implicitly embodied; It is observed that it is presented to the reader's taste by being decorated with humorous elements from time to time. Although there were a total of thirty-six poets who published works between 1923 and 1938, it is concluded that the number of artists who make humor and irony a conscious discourse characteristic is limited. The findings and analyzes show that the traditional sense of humor began to change in this period. It is determined that humor -especially satire-, which has a deep-rooted past in Turkish literature, has evolved and shifted to the ironic plane

    In practice offenses of injury and killing by negligence: Traffic accidents

    No full text
    5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu "Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar" başlığı altında ulusal ve uluslararası temel haklardan biri olan taksirle yaralama suçunu düzenleyerek, kişilerin vücut dokunulmazlığını yasal olarak korunma altına almıştır. TCK'nın 22. maddesi taksirin tanımı ve devam eden fıkralarında basit ve bilinçli taksir ayrıca, TCK 21/2'de olası kast kavramları düzenlenmiştir. Trafik kazalarının sebebi olan eylemlerin taksirin bir şekli olan bilinçli taksirle mi yoksa kastın bir şekli olan olası kastla mı işlendiği konusunda ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Mülga 765 sayılı TCK'da trafik kazaları genel olarak kusur oranıyla açıklanmışken günümüz yargı kararlarında artık bu eylemlerin bazılarının taksirden daha ağır istisnai bir sorumluluk olan olası kast alanına sokulmaya başlanılmıştır. Bunun sebebi hiç şüphesiz sürücülerden kaynaklı ihmaller zincirinin fazlalığı sonucunda meydana gelen trafik kazalarının artması ve bunun sonucunda ölüm sayılarındaki artış yaşanması caydırıcılık için daha ağır yeni bir derece oluşturulmasına neden olmuştur. Bu nedenle kanun koyucu ceza artırımı ve trafik kazalarını taksirden kastın bir derecesi olan olası kasta dahil etmek yoluyla caydırıcılığı sağlamakla birlikte ayrıca kazaların azaltılması bakımından sürücüler için de tehdit algısı oluşturmaya çalışmıştır. Trafik kazalarından kaynaklı ölüm ve yaralama suçunda hukuka uygun bir cezaya hükmedilmesi için her iki kavramın net bir ayrımının yapılması önem arz etmektedir. Resmi istatistiklere göre trafik kazalarının yüksek oranı ve sonuçları karşısında hem devlet hem de toplum açısından tehlikeliliğini devam ettirmektedir. Tezin amacı, bu suçta caydırıcılığın yanında taksirli suç ile olası kast konusundaki kafa karışıklığını azaltmak, kanun maddesinin daha basit ve anlaşılabilir bir şekilde ifade edilmesini sağlamak için öğreti ve uygulamada eksik olarak ifade edilen hususları incelemek, tartışmak ve çözüm önerileri sunmaktır.The new Turkish Penal Law No. 5237 regulates the crime of injury by negligence, which is one of the national and international fundamental rights, under the title of "Offenses Against Body Immunity", and legally protects the immunity of the user's body. The definition of negligence in Article 22 of the TPL and simple and graphic negligence in the following paragraphs, as well as possible caste concepts in TPL 21/2. There are serious points about whether the cards, which are the causes of traffic accidents, are processed with negligence, which is a form of negligence, or with possible intent, which is a form of intent. In the repealed TCK No. 765, traffic accidents were generally explained with the defect rate, but in our judicial decisions, some of these acts are no longer included in the probable caste zone, which has an exceptional burden heavier than negligence. The reason for this is undoubtedly the emergence of traffic accidents that occur as a result of the excess chain of negligence caused by drivers and the resulting series in the number of deaths, causing a new, heavier degree of deterrence to be written. For this reason, the legislator has tried to increase the penalty and create a threat perception in order to keep what the accidents see, as well as providing deterrence by including traffic accidents from negligence to a degree of possible intent. It is important to make a clear distinction between the two concepts in order to impose a lawful punishment for death and injury caused by traffic accidents. According to official statistics, the high rate of traffic accidents and their consequences continue to be dangerous for both the state and society. The aim of the thesis is to reduce the confusion about negligent offense and possible caste in this offense, to teach in order to obtain a simpler and more understandable expression of the law, and to examine, discuss and offer solutions to the issues that are expressed incompletely in the guide

    A model study to develop the academic success and social skills of migrant students in the context of inclusive education

    No full text
    Son yıllarda Türkiye'ye göç eden ve eğitim öğretime katılan, Türkiye'de doğmuş ve eğitim-öğretime katılmaya devam eden göçmen öğrenciler için hazırlanmış ve halihazırda bütün okullarda standart uygulanan bir eğitim, öğretim, uyum eğitimi programı veya modeli bulunmamaktadır. Bu araştırma ile göçmen öğrenciler için yürürlüğe giren yasal düzenlemeler ve uygulanmaya çalışılan eğitim politikaları incelenmiş, aynı okulda eğitim-öğretim alan yerli ve göçmen öğrencilerin, bu okullarda görev yapan okul yöneticileri ve öğretmenlerin göçmen öğrencilerin eğitimi konusundaki görüşleri alınmıştır. Bu çalışma için yöntem olarak nitel araştırma desenlerinden gömülü teori deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 6 okul yöneticisi, 10 öğretmen, 12 göçmen öğrenci ve 8 yerli öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin analizi nitel araştırma analizi programı MAXQDA 2020 ile yapılmıştır. Araştırma ile çalışma grubunda yer alan eğitim paydaşlarının görüşlerine ait göçmen öğrencilerin okuldaki ve toplumdaki durumları, okul başarıları, gelecekteki başarı beklentisi, hayal edilen okul profili, kendini ifade etme becerisi, arkadaş ilişkileri ve okulda güvende hissetme gibi durumuna ait bulgular; göçmen öğrencilerin eğitimine yönelik yasal düzenlemeler ve uygulamalara ilişkin bulgular; göçmen öğrencilerin eğitimine yönelik uygulamalara ilişkin bulgular elde edilmiştir. Araştırma ile elde edilen bulgular göçmen öğrencilerin kapsayıcı eğitim bağlamında akademik başarı ve sosyal becerileri hakkında bilgiler ortaya çıkarmaktadır. Araştırma bulgularından elde edilen sonuçlara göre katılımcı görüşleri analiz edildiğinde bir süreç temelli kapsayıcı uyum modeli önerilmiştir. Araştırma ile öne sürülen model önerisinin uygulandığında göçmen öğrencilerin entegrasyonuna katkı sağlayacağı, okul yöneticilerine bir yol haritası oluşturacağı, öğretmene eğitim ve öğretim uygulamalarında kolaylık getireceği, yerli ve göçmen öğrencilerin daha kolay uyum sağlayacaktır.There is no education, training, integration education program or model that has been prepared for immigrant students who have immigrated to Turkey in recent years and attended education, born in Turkey and continue to participate in education, and which is currently standardized in all schools. With this research, the legal regulations enacted for immigrant students and the educational policies that are tried to be implemented were examined, and the opinions of local and immigrant students studying in the same school and school administrators and teachers working in these schools were taken on the education of immigrant students. Embedded theory design, one of the qualitative research designs, was used as a method for this study. The study group of the research consists of 6 school administrators, 10 teachers, 12 immigrant students and 8 local students. The analysis of the data was made with the qualitative research analysis program MAXQDA 2020. The findings of the views of the education stakeholders in the research and study group, such as the status of immigrant students at school and in society, their school success, future success expectation, imagined school profile, ability to express themselves, friendships and feeling safe at school; findings on legal regulations and practices for the education of immigrant students; Findings on applıcatıon for the education of immigrant students were obtained. The findings of the research reveal information about the academic success and social skills of immigrant students in the context of inclusive education. According to the results obtained from the research findings, a process-based inclusive adaptation model was proposed when the participant views were analyzed. The model proposal put forward by the research will contribute to the integration of immigrant students, create a roadmap for school administrators, bring convenience to teachers in education and training practices, and local and immigrant students will adapt more easily when implemented

    Investigation of parents' relationship with their children and their status of being phubber

    No full text
    Teknolojinin hızla gelişmesi ile akıllı telefonlar günlük hayatımızın pek çok alanında vazgeçilmez hale gelmektedir. Yaptığımız birçok işte kolaylıklar sağlayan akıllı telefonun aşırı kullanımı riskleri de beraberinde getirmektedir. Özellikle aile içinde varlığını sürdüren ve günümüzde sanal bağımlılık olarak da ifade edilen sosyotelizm davranışı gitgide yaygınlaştığı gözlenmektedir. Sosyotelizm davranışı kişiler arası etkileşimin önüne geçmekte olup aile içi iletişimimizi olumsuz etkilediği söylenebilir. Bu nedenle araştırmamız çocuklu ebeveynler arasından seçilen 400 kişi ile yapılmıştır. Bu çocuklu ebeveynlerin 206'sı anneden 194'ü babadan oluşmaktadır. Bu araştırmanın amacı; ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki ile sosyotelist olma durumları arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik olup, ebeveyn-çocuk ilişkisinin olumlu ya da olumsuz olmasının ebeveynlerin sosyotelist puanlarını anlamlı düzeyde yordayıp yordamadığını belirlemektir. Verilerin toplanmasında Genel Sosyotelist Olma Ölçeği (GSOÖ), Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Ölçeği (EÇİÖ) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS programından yararlanılmıştır. Sosyotelizm ile ebeveyn-çocuk ilişkisi düzeyleri arasındaki ilişkileri belirlemek için Pearson Momentler Çarpımı Korelayon analizi sonucunda sosyotelizm ile ebeveyn-çocuk ilişkisi arasında negatif yönlü düşük düzeyde (r=-0.14) anlamlı (p<.01) bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları olumlu ilişki ve olumsuz ilişki puanlarının sosyotelizm puanlarını yordayıp yordamadığına bakmak amacıyla yapılan Regresyon analizinin sonucuna göre ise ebeveyn-çocuk ilişkisinin alt boyutları olan olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi ve olumsuz ebeveyn-çocuk ilişkisi düzeylerinin sosyotelizmi %7 oranında yordadığı tespit edilmiştir. Ayrıca; ebeveynlerin olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi puanları sosyotelizm puanlarını anlamlı düzeyde yordamakta, ebeveynlerin olumsuz ebeveyn-çocuk ilişkisi puanları sosyotelizm puanlarını anlamlı düzeyde yordamamaktadır. Bu sonuçlarla beraber ebeveynlerin sosyotelizm düzeylerinin; cinsiyet, aktif kullanılan sosyal medya hesabı değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini bulmak için yapılan Bağımsız Örneklemler T testi sonucuna göre kadın ve erkek ebeveynlerin sosyotelizm puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Ebeveynlerin sosyotelizm düzeylerinin; yaş, eğitim durumu, ekonomik düzey, meslek, günlük telefon kullanım süresi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini bulmak için ise yapılan Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) sonuçlarına göre yaş, eğitim durumu, meslek, günlük telefon süresi değişkenleri ile sosyotelizm puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak ekonomik düzey değişkeni ile sosyotelizm puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyotelizm davranışının artması ile kişilerarası iletişimin zedeleneceği dolayısıyla toplumun temel yapı taşı olan ailede, ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki kalitesini düşüreceği düşünülmektedir. Yüz yüze iletişimi geliştirmek ve ilişki kalitesini arttırmak adına düzenli dijital cihaz kullanma zaman aşımı dönemleri, ebeveynlerin çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmesi gibi farkındalık uygulamalarından yararlandığımızda sosyotelizm davranış riskinin azalacağı dolayısıyla sosyotelist olmamızın önüne geçilebileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Sosyotelizm, Sosyotelist, Ebeveyn-Çocuk İlişkisiSmartphones have become indispensable in many areas of daily lives with the rapid development of technology. Excessive use of smartphones does not just make most daily routines easier, but also brings risks with it. It is observed that behavior of phubbing, which is defined as virtual addiction, and continues to exist especially in the family, is becoming more widespread every day. It can be said that the behavior of phubbing prevents interpersonal interaction and negatively affects communication among family members. Therefore, our research was conducted with 400 people selected from people who have children. 206 of the participants are mothers, and 194 of the participants are fathers. The purpose of this research is to determine the relationship between parents` relationship with their children and their status as being a phubber, and to determine whether that the relationship between parents and children is negative or positive significantly predicts the phubber scores of the parents. The General Phubbing Scale (GSOS), the Parent-Child Relationship Scale (EPRS) and the Personal Information Form were used to collect the data. SPSS program was used to analyze the data. As a result of The Pearson Correlation coefficient method, to determine the relationships between phubbing and parent-child relationship levels, it was concluded that there was a negative (r=-0.14) significant (p<.01) relationship between phubbing and parent-child relationship. According to the results of the Regression analysis conducted to see whether the positive and negative relationship scores of parents` relationship with their children predict their phubbing scores, it was determined that the levels of positive parent-child relationship and negative parent-child relationship, which are the sub-dimensions of parent-child relationship, predict phubbing at the rate of 7%. Moreover, positive parent-child relationship scores of parents predicted phubbing scores to a considerable extent while negative parent-child relationship scores of parents did not significantly predict phubbing scores According to the results of the Independent Samples T test, which was conducted to find out whether there is a significant difference according to gender and actively used social media account variables, there is a significant difference between the phubbing score averages of male and female parents. According to the results of the One-Way Analysis of Variance (ANOVA), which was conducted to find out whether parents` phubbing levels vary according to the variables of age, education status, economic level, occupation, daily phone usage time, it was concluded that there was a significant difference between the variables of age, education status, occupation, daily phone usage time, and phubbing score averages, however; there was no significant difference between the economic level variable and the mean score of phubbing. It is thought that interpersonal communication will be damaged with the increase in phubbing behavior, thus the quality of the relationship between parents and their children in the family, which is the basic building block of society, will decrease. It can be said that when people use digital devices consciously, and parents spend more time with their children in order to improve face-to-face communication and increase the quality of the relationship, the risk of phubbing behavior will decrease, and thus we can be prevented from being a phubber. Keywords: Phubbing, Phubber, Parent-Child Relationshi

    Relationship between blood parameters, type of treatment and mortality in hemorrhagic strokes

    No full text
    Amaç: Hemorajik inmeler, tüm serebrovasküler hastalıkların yaklaşık %20'sini oluştururken, yüksek morbidite ve mortaliteye sahip olmaları nedeniyle erken tanı ve müdahale büyük önem taşımaktadır. Hemorajik inmeler, intraparankimal kanamalar (İPK) ve subaraknoid kanamalar (SAK) olmak üzere iki farklı patogenezle ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, nötrofil/lenfosit oranı (NLR), monosit/lenfosit oranı (MLR), platelet/lenfosit oranı (PLR) gibi güncel enflamatuvar parametreler ile plazma aterojenik indeks (PAİ) gibi laboratuvar parametrelerinin, SAK ve İPK arasındaki farklılıklarını belirlemeyi ve bu parametrelerin cerrahi ihtiyaç ve mortaliteyi öngörmedeki prognostik rolünü değerlendirmeyi hedefledik. Gereç ve Yöntem: Bu tez çalışması Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 01/09/2019 – 01/09/2023 tarihleri arasında hemorajik inme tanısı konulan hastalar üzerinde retrospektif kohort olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya hemorajik inme tanısı konulan ve 18 yaşından büyük olan hastalar dahil edildi. Hastaların klinik ve demografik verilerinin yanı sıra NLR, MLR, PLR gibi hematolojik parametreleri ile lipit profili çalışılan hastaların lipit değerleri kaydedildi. PAİ değeri, trigliseridin (TG) yüksek yoğunluklu lipoprotein-kolesterole (HDL-K) oranının 10 tabanında logaritmik dönüşümü olarak hesaplandı. Hastaların 48 saatlik, 1 aylık ve 3 aylık mortaliteleri incelendi. Aynı zamanda cerrahi tedavi ihtiyacı olup olmadığı incelendi. Çalışmanın primer sonlanımı mortalite ile NLR, MLR, PLR ve PAİ arasındaki ilişkinin saptanması olarak belirlendi. Sekonder sonlanımlar ise bu değerlerin cerrahi ihtiyacının saptanmasındaki değeri ve SAK/İPK arasında bu değerlerin dağılımı arasındaki farkın tespiti olarak belirlendi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p0.05). Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen verilere göre İPK grubunda SAK grubuna göre daha ileri yaş, daha sık hipertansiyon ve daha sık antihipertansif kullanımı olduğu tespit edildi. Ayrıca İPK grubunda HDL-K değeri SAK grubuna göre anlamlı düzeyde düşükken; PAİ, NLR, MLR ve PLR oranları daha yüksekti. Ancak bununla birlikte İPK ve SAK hastalarında cerrahi ve konservatif tedavi arasında anlamlı bir fark gözlenmedi. Mortalite sonlanımı açısından da gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenmedi. SAK ve İPK farklı patogenezlere sahip klinik antitelerdir. Bu sebeple İPK açısından yüksek riskli hastaların takibinde bu parametreler önemli bir yere sahip olabilir. Seri ölçümlerin yapıldığı kohort ve vaka-kontrol çalışmalarına ihtiyaç devam etmektedir. Anahtar sözcükler: Hemorajik İnme, Nötrofil lenfosit oranı, Monosit Lenfosit Oranı, Platelet Lenfosit Oranı, Plazma Aterojenik İndeks, Acil TıpObjective: While hemorrhagic strokes constitute approximately 20% of all cerebrovascular diseases, early diagnosis and intervention are of great importance due to their high morbidity and mortality. Subarachnoid hemorrhages (SAH) and intraparenchymal hemorrhages (IPH) are distinct subtypes with differing pathogenic mechanisms. Our study aims to distinguish between SAH and IPH by examining current inflammatory markers such as neutrophil/lymphocyte ratio (NLR), monocyte/lymphocyte ratio (MLR), and platelet/lymphocyte ratio (PLR), along with the plasma atherogenic index (PAI). Furthermore, we seek to evaluate the predictive value of these parameters in determining the necessity for surgery and mortality. Materials and Methods: The study was conducted as a retrospective cohort at Kırşehir Ahi Evran University Faculty of Medicine Hospital with patients presenting with hemorrhagic stroke between 01/09/2019 and 01/09/2023. Inclusion criteria for the study were patients diagnosed with hemorrhagic stroke through imaging methods and aged 18 and above. In addition to the patient's clinical and demographic data, hematological parameters such as NLR, MLR, PLR, and lipid profiles were recorded for those whose lipid profiles were studied. The PAI value was calculated as the logarithmic transformation of the ratio of triglycerides (TG) to high-density lipoprotein cholesterol (HDL-K) with a base of 10. Mortality rates at 48 hours, one month, and three months were examined for the patients. The need for surgical treatment was also assessed. The study's primary outcome was the relationship between mortality and NLR, MLR, PLR, and PAI. Secondary outcomes included determining the value of these parameters in identifying the need for surgery and assessing the distribution of these values between SAH and IPH. A statistical significance level of p0.05). Conclusion: Based on the findings of this study, it was discovered that the IPH group had older individuals, more frequent cases of hypertension, and a higher use of antihypertensive medication compared to the SAH group. Furthermore, the HDL-C levels were significantly lower in the IPH group compared to the SAH group. The rates of PAI, NLR, MLR, and PLR were higher in the IPH group as well. However, no significant difference was observed between surgical and conservative treatments for both IPH and SAH patients. Additionally, no significant difference was observed in terms of mortality outcome between the two groups. Since SAH and IPH have different causes, these parameters may be crucial in monitoring high-risk patients for IPH. Further studies with ongoing monitoring are still needed. Keywords: Hemorrhagic Stroke, Neutrophil -Lymphocyte Ratio, Monocyte -Lymphocyte Ratio, Platelet-Lymphocyte Ratio, Plasma Atherogenic Index, Emergency Medicin

    Otizmli Çocuğu Olan Annelerin Depresyon Anksiyete Ve Stres Düzeylerine Yönelik Bir Araştırma

    Get PDF
    Otizm Spektrum Bozukluğu bir çocuğun yaşamını değiştiren ve çocuk kadar aile, özellikle de bakım veren anneler üzerine etkileri bulunan bir hastalıktır. Bu tanımlayıcı araştırma Irak'ta bir otizm merkezine kayıtlı çocukların annelerinin depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Eylül 2022 ile Mayıs 2023 tarihleri arasında gerçekleşmiş, Irak'ın Nasiriye şehrinde bulunan Dhi Qar Otizm Merkezi'ne kayıtlı 218 çocuğun annesi katılmıştır. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışmanın sonucunda katılımcıların çoğunluğunun 40 yaş ve üstü olduğu, iki çocuk sahibi olduğu, okuma ve yazma bildiği ve gelirlerinin giderlerini karşılamadığı ortaya çıkmıştır. Annelerin ileri düzeyde depresyon, çok ileri düzeyde anksiyete ve orta düzeyde strese sahip oldukları görülmüştür. Anksiyete için çocuğun zeka düzeyinin anlamlı bir fark yarattığı, sınırda veya düşük zeka düzeyine sahip annelerde anksiyete düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca depresyon ile anksiyete arasında güçlü bir pozitif korelasyon (r=0,647, p<0,001) ve depresyon ile stres arasında zayıf bir pozitif korelasyon olduğu (r=0,219, p=0,001) bulunmuştur. Bütün bu sonuçlara dayanılarak sağlık ekibinin annelere yönelik tedavi edici, önleyici ve ruh sağlığını geliştirici destek sağlaması önerilmektedir

    Ortaöğretim Öğrencilerinin Beden Eğitimi Ve Spor Dersine İlişkin Tutumları

    Get PDF
    Bu araştırmanın amacı, ortaöğretim öğrencilerinin beden eğitimi ve spor dersine yönelik tutumlarını derinlemesine aydınlatmaktır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim deseniyle gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu, araştırmaya gönüllü olarak katılan 6 erkek ve 6 kadın olmak üzere toplamda 12 ortaöğretim öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacılar tarafından uzman görüşleri alınarak hazırlanmış yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmada elde veriler içerik analiziyle çözümlenmiştir. İçerik analizi sürecinde, öğrencilerle gerçekleştirilen görüşme kayıtları yazılı metne dönüştürülmüş, metin birçok defa okunduktan sonra anlamlı birimler kavramlarla kodlanmış, elde edilen kodlar benzerliklerine göre temalar altında toplanmıştır. Analiz sonuçları, öğrencilerin beden eğitimi ve spor dersine yönelik fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişime katkı sağladığına, öz-düzenleme becerisi kazandırdığına, kültür oluşturduğuna, sağlığı geliştirdiğine ve farkındalık oluşturduğuna yönelik olumlu düşüncelere sahip olduklarını; genel olarak olumlu hisler beslediklerini ve bu doğrultuda beden eğitimi ve spor ders saati, tesis ve malzeme imkânlarının artırılmasına yönelik önerilerinin bulunduğunu göstermiştir. Buna karşın, nadir de olsa sakatlanma riski gibi faktörler sebebiyle öğrencilerin beden eğitimi ve spor dersine yönelik olumsuz düşünceleri de bulunmaktadır. Sonuç olarak, öğrencilerin beden eğitimi ve spor dersine ilişkin tutumları olumludur ve tutumlarının temelinde beden eğitimi ve spor dersiyle ilgili deneyimleri yatmaktadır

    3,945

    full texts

    6,557

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇