Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
Not a member yet
    6557 research outputs found

    Gonartrozlu Bireylerde Hastalık Algısı ile Hemşirelik Bakım Algısı Arasındaki İlişki

    No full text
    Bu araştırma, gonartrozlu bireylerin hastalık algısı ile hastanın hemşirelik bakımını algılayışı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın verileri 27 Eylül-27 Nisan tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma, Kırşehir ili Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne bağlı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezinde ve Ortopedi servisinde gonartroz tanısı ile yatarak tedavi gören hastaları kapsamaktadır. Araştırma kapsamında 193 gonartrozlu birey rastgele yolla araştırmaya dâhil edilmiş ve araştırmaya katılım da gönüllük aranmıştır. Veri toplama sürecinde; Hasta Bilgi Formu, Hastalık Algısı (HAÖ) ve Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçekleri (HHBAÖ) kullanılmıştır. Gonartrozlu bireylerden elde edilen veriler bilgisayar ortamında frekans (f), yüzde (%), ortalama ( ) ve standart sapma (SS), Mann Whitney U, Kruskall Wallis H testi, Spearman Brown Sıra Farkları korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Gruplar arası anlamlı farkın kaynağı çoklu karşılaştırma testi (multiple comparison) yapılarak belirlenmiştir. Araştırmadaki bireylerin büyük çoğunluğunun (%77.2) 60-79 yaĢ aralığında, (%78.2) kadın, evli, ev hanımı, geliri giderine denk, olduğu ve sigara alkol kullanmadığı saptanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerde en fazla ağrı (%98.4), uzun süre yürüyememe (%91.2), uzun süre ayakta duramama (%89.6), diz ekleminden ses gelme (%87.6), yorgunluk Şikâyetleri yaşadığı bulunmuştur. HAÖ‟nin hastalık hakkındaki görüşleri alt boyutu yaĢ, yaptığı iĢ, alkol kullanma durumu, dizinden ameliyat olma durumu, yardımcı cihaz kullanma durumu (p<0.05), eğitim durumu (p<0.001), günlük aktivite durumu ve kronik hastalık durumu (p<0.01) açısından değişmektedir. HAÖ‟nin hastalık nedenleri alt boyutu cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, günlük aktivite durumu, tanı süresi (p<0.05) yaşanılan kişiler (p<0.01) açısından değişmektedir. HHBAÖ dizinizde ameliyat olma durumu, yardımcı cihaz kullanma durumu, beden kitle indeksi (p<0.05) değişkenler açısından etkilidir. HAÖ‟nin hastalık hakkındaki görüşleri alt boyutu ile hastanın hemşirelik bakımını algılama durumları arasındaki ilişki incelendiğinde sadece hastanın hemşirelik bakımını algılayışı ile duygusal temsiller arasında çok düşük düzeyli pozitif yönlü anlamlı bir ilişki (r=.143; p<0.05) oluştuğu görülmektedir. HAÖ‟nin hastalık nedenleri alt boyutu ile hastanın hemşirelik bakımını algılayışı arasında ilişki incelendiğinde ise psikolojik atıflar (r=-.165) ve risk faktörleri (r=-.203) arasında negatif yönlü düşük düzeyli anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0.05). Bu sonuçlara göre; gonartrozlu bireylerin hastalık algıları ve hemşirelik bakımını algılayışları değerlendirilerek çok yönlü bir yaklaşım ile takip ve tedavilerinin sürdürülmesi önerilmektedir

    Hemşirelik Öğrencilerinin Kültürel Farkındalık Ve Kültürlerarası Duyarlılık Düzeylerinin İncelenmesi

    No full text
    Hemşirelik öğrencilerinin farklı kültürlere sahip sağlıklı/hasta bireylere bakım verirken farklı kültürlerden gelen öğrenci arkadaşları ve yurtdışında farklı kültürlerde tanıştıkları insanlar ile iletişim kurarken belli düzeyde kültürel farkındalık ve kültürlerarası duyarlılıklara sahip olması gerekir. Ayrıca öğrencilik yıllarından itibaren hemşirelik öğrencilerinin kültürel farkındalık ve kültürlerarası duyarlılık düzeyleri belirlenirse hemşirelik eğitimi bu doğrultuda şekillenebilir. Bu doğrultuda yapılan bu araştırmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinin kültürel farkındalık ve kültürlerarası duyarlılık düzeylerini belirlemektir. Tanımlayıcı nitelikteki bu araştırma, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde okuyan 616 hemşirelik öğrencisi üzerinde yapılmıştır. Araştırma verileri; Tanıtıcı Özellikler Formu, Kültürlerarası Farkındalık Ölçeği (KFÖ) ve Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği (KDÖ) ile toplanmıştır. Veriler toplanmadan önce çalışmanın yapıldığı kurumdan kurum izni, etik kurul izni ve öğrencilerden onam alınmıştır. Veriler; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, cronbach alfa katsayısı, Kolmogrow Smirnow ve Shapiro Wilk testi, bağımsız gruplarda t testi, One Way ANOVA ve pearson korelasyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda öğrencilerin çoğunun kadın (%66.4), Türkiye Cumhuriyeti uyruğuna mensup (%93.5), 1. Sınıf (%31.7), 21-25 yaş aralığında (%53.1), bekar olduğu (%96.9), gelirinin giderini karşıladığı (%55), en uzun süre İç Anadolu bölgesinde yaşadığı (%43.5), il merkezinde oturduğu (%56.5), Türkçe dışında yabancı dil bilmediği (%66.9), yurt dışında bulunmadığı (%90.6) ve yurt dışında çalışmak istediği (%60.4) belirlenmiştir. Öğrencilerin çoğunun kültürlerarası hemşirelik kavramını bildiği (%74.3), yabancı uyruklu arkadaşlarının var olduğu (%70.3), onlarla iletişim kurma isteğine sahip oldukları (%84.9), herhangi bir sağlık kuruluşunda staj yapmış (%68.3), stajlarda yabancı uyruklu hastalarda iletişim kurma (%81.7) ve onlara hemşirelik bakımı hizmeti sunma isteğine sahip olduğu (%73.4) belirlenmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin kültürel farkındalık düzeyleri (33.42±4.90) çok yüksek olmamakla birlikte orta düzeyin üzerindedir. Kadınların, Türkiye Cumhuriyeti’ne mensup olanların, son sınıf öğrencilerinin, yaşı daha genç olanların, boşanmış/ayrı yaşayan bireylerin, Marmara bölgesinde yaşayanların, ilçede oturanların ve yurt dışında çalışmak isteyenlerin diğer gruplara göre KFÖ puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Bu çalışmadaki öğrencilerin kültürlerarası duyarlılık düzeyleri (84.14±8.00) çok yüksek olmamakla birlikte orta düzeyin üzerinde bulunmuştur. Kadınların, Türkiye Cumhuriyeti uyruğuna mensup olanların, son sınıfların, yaşı büyük ve gelir durumu fazla olanların, ilçede oturan öğrencilerin kültürel duyarlılık düzeyleri diğerlerine göre daha yüksektir. Öğrencilerin kültürel farkındalık ile kültürlerarası duyarlılık arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin kültürel farkındalık düzeyleri arttıkça kültürlerarası duyarlılıklarının da arttığı saptanmıştır. Bu doğrultuda; hemşirelik bölümü müfredatlarında 1. sınıftan itibaren bu kavramların açıklandığı dersler, ders konularının daha fazla yer alması, öğrencilerin yabancı uyruklu öğrencilerle daha fazla bir araya gelmelerini, çalışma ve projeler yapmalarını sağlamaları için Mevlâna ve Erasmus gibi programlardan daha fazla yararlanması konusunda destek olunmalıdır. Ayrıca öğrencilerin kültürel farkındalık ve kültürlerarası duyarlılık düzeyleri düzenli aralıklarla ölçülmeli, bu konuya yönelik nitel ve müdahale araştırmaları yapılabilir

    Simulation of solar-wind hybrid system model with maximum power point tracking (MPPT) algorithm for small-scale applications

    No full text
    Enerji üreticilerinin yanı sıra tüketicilerin de paydaşları olduğu mikro şebekeler, şebeke içi ve şebeke dışı olarak gelişmektedir. Çevre kirliliği ve artan maliyetler nedeniyle mikro şebekelerde yenilenemeyen enerji kaynaklarının tek enerji kaynağı olarak görülmesi sürdürülebilir değildir. Konvansiyonel enerji kaynaklarına ek olarak, öncelikle rüzgar ve güneş enerjisinden oluşan hibrit enerji sistemleri, mikro şebekeler için kritik ikincil enerji kaynakları olacaktır. Böylece elektrik hattı arızaları, dış aksaklıklar gibi durumlarda şebekenin kendi içinde çalışması ve ana şebekeye yeniden bağlanana kadar çalışması mümkün olacaktır. Bu çalışmada ilk olarak hibrit rüzgar-fotovoltaik sistem tasarlanmıştır. Daha sonra geliştirilen sistemde değişken hızlı rüzgar türbini için farklı kontrolörler tasarlanarak şebeke içi ve şebeke dışı durumlar için analiz edilmiştir. Geliştirilen hibrit enerji sistemi, mikro şebekedeki durum uzay modeli kullanılarak PID, LQR ve H-sonsuz kontrol yöntemleri ile kontrol edilmiştir. Sonuçlar, H-sonsuzun diğer tekniklerle karşılaştırıldığında hız ve maksimum güç açısından en iyi performansı verdiğini göstermektedir.Microgrids, in which consumers are stakeholders as well as energy producers, are developing as on-grid and off-grid. It is not sustainable to consider non-renewable energy sources in microgrids as the only energy source due to environmental pollution and increasing costs. In addition to conventional energy sources, hybrid energy systems consisting primarily of wind and solar energy will be critical secondary energy sources for microgrids. Thus, in cases such as power line faults, external disturbances, it will be possible for the network to work within itself and to work until it is reconnected to the main grid. In this study, a hybrid wind-photovoltaic system was first designed. Then, the developed system by designing different controllers for the variable speed wind turbine was analyzed for on-grid and off-grid situations. The developed hybrid energy system is controlled by PID, LQR and H-infinite controlling methods using the state space model in the microgrid. The results indicate that H-infinity gives the best performance in terms of speed and maximum power, comparing with other techniques

    Kirsehir province Mucur district in folk culture located in the traditional ware

    No full text
    Halk kültüründe geleneksel eşyaların önemli bir yeri vardır. Geleneksel eşyalar, halk bilgisinin geleneksel öğretilerinin somut örnekleridir. Bir toplumun tarihsel süreçte, geçmişte ve yakın zamanda kullandığı geleneksel eşyalar, toplumsal bellekte yer ederek, kültürünün aynası olmaktadır. Halk bilimsel ve halk kültürüne yönelik çalışmalarla, kişinin yaşamı boyunca kullanmış olduğu gereçlere dayanılarak, yani kişinin özünden yola çıkılarak, bütün bir toplumu tanıyabilmek mümkündür. Hızla gelişen teknoloji ve değişen yaşam koşullarının koşutunda, günümüzde bu alanda kaydedilen en önemli sorun, geleneksel eşyalara sahip çıkılmaması sonucu yok olmalarıdır. Geleneksel eşyaları, resmi veya özel, derlem bütünlüğünde saklayan ve koruyan bireysel derlemciler vardır. Bu derlemcilerin geleneksel eşyaları gelecek kuşaklara aktarma çabalarının yanı sıra, bağışçılar sayesinde de günümüzde müzelere kazandırılmış parçalara rastlamak mümkündür. Aynı zamanda, geleneksel eşyalar, fiziksel olarak yok olsalar bile, o eşyayı kullanmış veya kullanıldığına tanıklık etmiş kişilerin belleğinde ya da eski fotoğraflarda yaşayabilmektedirler. Mucur yöresi özelinde, böyle bir örnekleme, emekli öğretmen Muzaffer Yıldırım'ın, kişisel çabalarıyla topladığı derleminde rastlanılmıştır. Tarım, hayvancılık, ev eşyaları gibi alanlara özgü, yörede eskiden üretilmiş ve kullanılmış, böylece Mucur halk kültüründeki yerini almış birçok eşya derlemin kapsamındadır. Bu tezin amacı, Muzaffer Yıldırım derleminde bulunan, Kırşehir ili Mucur ilçesi halk kültüründeki geleneksel eşyaların tespitini yapmak ve kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel kültürde yer alan araçların korunmaya alınmasına katkıda bulunmaktır. Ana amaç doğrultusunda, bu eşyaların yapıldığı malzeme ve yapım tekniğini, yöreye özgü adlandırmalarını, kullanım alanlarını, varsa bilinen hikayelerini derlemek, eşyaları fotoğraflarla belgelemek hedeflenmiştir. Muzaffer Yıldırım derleminde yer alan geleneksel kullanım eşyaları on bir bölümde sınıflandırılıp, listelenerek incelemeye alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Halk Kültürü, Halk Bilimi, Geleneksel Eşya, Mucur.Traditional objects have an important place in folk culture. Traditional objects are concrete examples of traditional teachings of folk knowledge. The traditional items used by a society in the historical process, in the past and recently, take place in the social memory and become a mirror of its culture. With folklore and all scientific studies, it is possible to recognize a whole society based on the tools that a person has used throughout his/her life, that is, starting from the essence of the person. In parallel with the rapidly developing technology and changing living conditions, the most important problem in this field today is the disappearance of traditional items as a result of not protecting them. There are individual collectors, public or private, who preserve and protect traditional items in their corpus integrity. In addition to the efforts of these collectors to pass on traditional items to future generations, it is possible to come across pieces that have been donated to museums today thanks to donors. At the same time, traditional objects, even if they physically disappear, can live on in the memory of people who have used or witnessed their use, or in old photographs. In the Mucur region, such an example was found in the collection of retired teacher Muzaffer Yıldırım, which he collected with his personal efforts. Many items specific to areas such as agriculture, animal husbandry and household items, which were produced and used in the region in the past and thus took their place in Mucur folk culture, are within the scope of the collection. The aim of this thesis is to identify the traditional items in the folk culture of Mucur district of Kırşehir province, which were found in Muzaffer Yıldırım's corpus, and to contribute to the protection of the tools in the traditional culture that are about to be lost. For the main purpose, it is aimed to compile the materials and construction techniques of these items, their local names, usage areas, known stories, if any, and to document the items with photographs. The traditional objects of use in Muzaffer Yıldırım's corpus were classified in eleven sections, listed and analyzed. Keywords: Folk Culture, Folklore, Traditional Goods, Mucur

    Star Palace (The palace and its outbuildings and the importance of the palace in Ottoman history)

    No full text
    Bu çalışmanın amacı tarihi kaynaklar, notlar ve biyografiler üzerinden Yıldız Sarayının yapıları, yönetimi, örf ve adetleri açısından tarihsel bir incelemesini yapmaktır. Osmanlı saraylarının son örneklerinden biri olan saray, özellikle Sultan II. Abdülhamid döneminde padişahın ikametgahı ve imparatorluğun ana karargâhı olarak kullanılmıştır.Çalışmanın sorunsalı, Türkiyenin önemli siyasi anıtlarından biri olarak kabul edilen bu konunun önemine ilişkin ortaya atılan birkaç soru etrafında dönmektedir. Bu soruların altında giriş bölümünde ilk Osmanlı saraylarının neler olduğundan ve Osmanlı Devletinde kurulan saray, saray ve köşklerin neler olduğundan bahsetmiştir. Birinci bölümde Yıldız Sarayına genel bir bakış, Yıldız Sarayı nerededir, isminin sebebi nedir? Yıldız bölgesinde mevcut olan en önemli ekler nelerdir? Yıldız Sarayında Sultan Abdülhamid döneminde ve ondan önce hüküm süren padişahlar döneminde yapılan yapılar nelerdir? İkinci bölümde, iktidarın Yıldız Sarayı'na devrinin yöntemi ve sebepleri tespit edilmiştir.Saray idaresi nasıl yapılmıştır ve saray idaresinin teşekkülleri nelerdir? Padişah nasıl tahttan ndirildi ve Yıldız Sarayı nasıl yağmalandı? Üçüncü bölümde Sultan Abdülhamidin en önemli günlük örf ve adetleri özel olarak tespit edilmiştir. Yıldız Sarayı ve ona bağlı yapılarda genel olarak sosyal, siyasi ve dini yönden Osmanlı örf ve adetleri olduğu gibi harem bölümünde de örf ve adetler yer almaktadır. Araştırma yöntemlerine gelince, tarihsel çalışmalar alanında iyi bilinen bilimsel yöntemleri takip etmeye çalıştık, örneğin: 1.Tanımlayıcı tarih yöntemi : Tarihsel olaylara ışık tutarken ve olayların tarihi ve kronolojik sırasını takip ederken tarihsel bir açıklama yaparken bu yaklaşıma güvendik. 2. Analitik metod: Bu yaklaşım, içsel veya dışsal farklı durumların analizinde ve konuyla ilgili fikirlerin analizinde benimsenmiştir. Bu konunun yazılmasında yeni bir özellik olan bu tezin yazımında Arapça ve Türkçe kaynaklar kullanılmıştır. Sonuç olarak,Osmanlı Devletinin Osmanlı Devletinde birçok karargâhı bulunuyordu. Padişahların değişmesiyle değişiyordu ve Yıldız Sarayı, ihtiyaçları kendi sınırları içinde karşılanabilen bütünleşik bir şehirdi. Ve Osmanlı Devletinin son döneminde yaşanan tehlikeler nedeniyle Şehirden izole olmak ve örf ve adetlere bağlı merkezi bir kuralla idare edilmek için birkaç bina eklenmiş ve etrafı yüksek duvarlarla çevrilmiştir.The aim of this study is to make a historical analysis of Yıldız Palace in terms of structures, management, customs and traditions through historical sources, notes and biographies. The palace, which is one of the last examples of Ottoman palaces, especially Sultan II. It was used as the residence of the sultan and the main headquarters of the empire during the reign of Abdülhamid. The problem of the study revolves around a few questions raised regarding the importance of this issue, which is accepted as one of the important political monuments of Turkey. Under these questions, in the introduction part, he talked about what the first Ottoman palaces were and what the palaces, palaces and mansions were established in the Ottoman Empire. In the first part, an overview of Yıldız Palace, where is Yıldız Palace, what is the reason for its name? What are the most important annexes present in the Yıldız region? What are the structures built in the Yıldız Palace during the reign of Sultan Abdülhamid and the sultans who ruled before him? In the second part, the method and reasons for the transfer of power to Yıldız Palace were determined. How was the palace administration done and what are the formations of the palace administration? How was the Sultan deposed and how was Yıldız Palace looted? In the third part, the most important daily customs and traditions of Sultan Abdulhamid were determined specifically. There are Ottoman customs and traditions in general in terms of social, political and religious aspects in Yıldız Palace and its structures, as well as in the harem section. As for the research methods, we tried to follow the scientific methods well known in the field of historical studies, for example: 1. Descriptive history method: We have relied on this approach when making a historical explanation while shedding light on historical events and following the historical and chronological order of events. 2. Analytical method: This approach is adopted in the analysis of different situations, internal or external, and in the analysis of relevant ideas. Arabic and Turkish sources were used in the writing of this thesis, which is a new feature in the writing of this subject. As a result, the Ottoman Empire had many headquarters in the Ottoman Empire. It was changing with the change of sultans and Yıldız Palace was an integrated city whose needs could be met within its borders. And due to the dangers experienced in the last period of the Ottoman Empire, a few buildings were added and surrounded by high walls in order to be isolated from the city and to be governed by a central rule based on customs and traditions

    Evaluation of insulin degrading enzyme in autism, its relationship with vitamin D and some biochemical parameters

    No full text
    Bu çalışmanın temel amacı, Iraklı otizm hastalarında, insülin degrade edici enzim (IDE) ile D vitamini konsantrasyonu, glukoz konsantrasyonu, lipid konsantrasyonu (Kolesterol, Trigliserit, HDL, LDL ve VLDL), bazı antioksidan parametlerin konsantrasyonları (süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon (GSH) ve malondialdehit (MDA)) arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Tikrit Eğitim Hastanesi/Otizm Merkezi'nde tanısı konulan 1-20 yaş arası 60 otistik hasta ve 30 sağlıklı birey çalışmaya dahil edilmiştir. Otizmin erken tespiti ve tedavisi için kullanılabilecek biyokimyasal göstergeleri bulmak için bu çalışmada otizm hastalarında ve kontrol grubunda IDE aktivitesi ve kan biyobelirteçleri ölçülmüştür. Otizmli hasta grubunda kontrol grubuna göre IDE aktivitesinde anlamlı düşüşler gözlenmiştir (p<0,001). Otizmli hasta grubunda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, D vitamini, glukoz, HDL, GSH konsantrasyonları ve CAT, SOD aktiviteleri anlamlı olarak azalırken (p<0,001) MDA, kolesterol, trigliserit, LDL ve VLDL konsantrasyonları anlamlı olarak artmıştır (p<0,001). IDE ile D vitamini (r=0.984), glukoz (r=0.970), CAT (r=0.927), SOD (r=0.927), GSH (r=0.927), MDA (r=- 0.841), kolesterol (r=- 0.842), trigliserit (r=- 0.842), HDL (r=0.915), LDL (r=- 0.940) ve VLDL (r=- 0.842) arasında anlamlı düzeylerde güçlü korelasyon görülmüştür. Sonuç olarak, bu çalışmada otizmli hasta grubunda IDE ve diğer biyokimyasal parametrelerin istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyona sahip olduğu belirlenmiş olup, otizmin önlenmesi ve tedavisinde, hekimlerin otizmli hastalarda D vitamini, lipid ve antioksidan düzeylerini daha sık tarama ve tedavi etmelerinin büyük fayda sağlayacağı tavsiye edilmektedir.The main purpose of this study was to determine the relationship between insulin degrading enzyme (IDE) and vitamin D concentration, glucose concentration, lipid concentration (Cholesterol, Triglyceride, HDL, LDL and VLDL), some antioxidants parameters's concentration (superoxide dismutase (SOD), catalase (CAT), glutathione (GSH) and malondialdehyde (MDA)) in Iraqi autism patients. 60 autistic patients aged 1-20 years diagnosed in Tikrit Training Hospital/Autism Center and 30 healthy individuals were included in the study. In order to find biochemical markers that can be used for early detection and treatment of autism, IDE activity and blood biomarkers were measured in autism patients and control group in this study. Significant decreases in IDE activity were observed in the autistic patient group compared to the control group (p<0.001). Vitamin D, glucose, HDL, GSH concentrations and CAT, SOD activities decreased significantly in the autistic patient group compared to the control group (p<0.001), while MDA, cholesterol, triglyceride, LDL and VLDL concentrations increased significantly (p<0.001). Strong correlation showed between IDE and Vitamin D (r=0.984), glucose (r=0.970), CAT(r=0.927), SOD (r=0.927), GSH (r=0.927), MDA (r=- 0.841), cholesterol (r=- 0.842), triglyceride (r=- 0.842), HDL (r=0.915), LDL (r=- 0.940), and VLDL (r=- 0.842). As a result, in this study IDE and other biochemical parameters were found to have a statistically significant correlation in the autistic patient group, and it is recommended that physicians screen and treat vitamin D, lipid and antioxidant levels more frequently in autism patients in the prevention and treatment of autism

    Comparison of physiological response to the YO-YO intermittent recovery test applied in menstrual and early follicular phase in female handball players

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, kadın hentbolcularda menstruasyonun benzer östrojen ve progesteron seviyelerinde kadın hentbolcularda performansı etkisini araştırmaktır. Araştırmaya Türkiye Hentbol 1. Lig B grubunda oynayan 15 gönüllü kadın sporcu (yaş: 18,40±1,76 yıl, kilo: 61,20±5,51 kg, boy: 169,07±2,96 cm) katılmıştır. Katılımcılara menstrual dönemde (regl) ve erken foliküler dönemde Yo-Yo Aralıklı Toparlanma Testi (Yo-Yo IRT I) uygulanmıştır. Testler sonrasında Laktik asit (La) değerleri ve Maksimum Oksijen Tüketim miktarları (VO2max) ölçülmüştür. Araştırmada ölçümler sonunda elde edilen verilerin analizinde IBM SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadın sporcuların menstruasyon dönemi (13,48±2,78 mmol•L-1) ile erken foliküler faz dönemi (13,56±2,42 mmol•L-1) arasında laktik asit açısından anlamlı bir farklılık olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Maksimum oksijen (VO2max) tüketiminde menstruasyon dönemi (42,34±0,84 ml/kg/dk) ile erken foliküler faz dönemi (42,58±0,95 ml/kg/dk) arasında istatistiki açıdan anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Yo-Yo IRT kat edilen mesafe menstruasyon dönemi (706,67±99,91 m) ile erken foliküler faz dönemi (736,0±112,94 m) karşılaştırıldığında aralıklı dayanıklılık ölçümleri arasında anlamlı bir farklılık bulunduğu saptanmıştır (p0,05). It was determined that there was no statistically significant difference in maximum oxygen (VO2max) consumption between the menstrual period (42,34±0,84 ml/kg/min) and the early follicular phase period (42,58±0,95 ml/kg/min) (p>0,05). When the distance covered by Yo-Yo IRT was compared between the menstrual period (706,67±99,91 m) and the early follicular phase period (736,0±112,94 m), a significant difference was found between intermittent endurance measurements (p<0,05). As a result, the Yo-Yo intermittent recovery test applied during the menstrual period and early follicular phase of female handball players participating in the study has no effect on performance

    Racism against Muslims in Germany, foreign enemy and hate speech: Example of mosque attacks

    No full text
    Almanya uzun yıllardır yabancılara yönelik ırkçı hareketlerin devam ettiği Avrupa ülkelerinden biridir. Bu ırkçı ve ayrımcı hareketler antisemitizme dönüştüğünde zirvesini yaşamıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkede antisemitizm devlet politikası hâline gelmiş, savaşın bitimine doğru da bir soykırıma dönüşmüştür. Irkçılık ve yabancı düşmanlığı politikaları antisemitizmden sonra son yıllarda ise İslam'a ve Müslümanlara yönelmiştir. Bu durum Avrupa ülkelerinde de zamanla ırkçılıktan İslamofobiye ve son olarak "İslam düşmanlığına" evrilmektedir. Oysaki Almanya'da İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ırkçı merkezli bir sistemin yıkılmasından sonra geçmişten ders çıkartılarak insan hakları merkezli bir anayasa hazırlanmıştı. Bu anayasa özellikle de beşerî sapmaya da vurgu yaparak, girişinde insanın Tanrıya ve insana karşı mesuliyet bilincini öne çıkartmıştır (Grundgesetz- Präambel=Giriş). Bu ifade ile yeni anayasa Almanya için yeni bir sayfa açmıştır. 60 yılı aşkın bir süredir Almanya'da göçmen kökenli Müslümanların sayısında artış yaşanmaktadır. Buna paralel olarak son dönemlerde Müslümanlara karşı önyargılar ve ayrımcı tutumlar sergilenmeye başlamıştır. Özellikle son dönemlerde başörtüsü, dinî eğitim, cami ve minare karşıtlığı şeklinde İslam'ın inançlarına ve dinî motiflerine yönelik eylemler şeklinde kendini göstermektedir. Bu karşıtlık zaman zaman şiddete de dönüşmektedir. Şiddet eylemleri kişilere yönelik fiziksel saldırılar ve İslami sembollere saldırı şeklinde gerçekleşmektedir. Müslümanlar arasında endişeye sebep olan bu durum toplumsal yaşamı da etkilemektedir. Almanya'da egemen olan özgürlükçü demokratik sistem bu konularda ayrımcılık, ırkçılık ve İslam düşmanlığını önlemeye yönelik tedbirler almaktadır fakat bu eylemlerin önü etkin bir şekilde kesilememektedir. Bu önlemlerin daha etkin hâle gelebilmesi için çok boyutlu politika ve tedbirlere ihtiyaç vardır. Bu çalışmada Almanya'da Müslümanlara yönelik ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve nefret söylemi ile ilgili geniş kapsamlı olarak araştırma yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Almanya, Ayrımcılık, Irkçılık, İslam Düşmanlığı, Nefret SöylemiWhen examining the historical process, it can be observed that racism and discrimination against foreigners have existed in Germany for many years. However, this racism and discrimination reached its peak when it transformed into anti-Semitism. During the process leading up to the Second World War, anti-Semitism became a state policy in the country and eventually turned into a genocide towards the end of the war. After xenophobia and antisemitism, racism and discrimination against Islam and Muslims are nowadays also evident. This situation gradually evolves from racism to Islamophobia in European countries and ultimately transforms into "Islamophobia." However, after the collapse of a racially centered system in Germany following the Second World War, a constitution centered on human rights was prepared by learning from the past. This constitution particularly emphasizes human responsibility towards God and fellow human beings, with a reference to human aberration in its preamble (Grundgesetz-Präambel). With this statement, the new constitution has opened a new page for Germany. Muslims of migrant origin have been living in Germany for over 60 years, and recently observed prejudices against Muslims, particularly in the form of opposition to the headscarf, religious education, mosques, and minarets, have manifested themselves as hostility towards the beliefs and religious motifs of Islam, in the form of Islamophobia. This hostility sometimes turns into violence. This situation has frequently manifested itself as attacks on Islamic symbols. This situation, which causes concern among Muslims, affects social life. The liberal democratic system takes measures against discrimination, racism, and Islamophobia in these matters, but the progress of these developments cannot be effectively halted. Multidimensional measures are needed for these measures to become more effective. This study will extensively research racism, xenophobia, and hate speech against Muslims in Germany. Keywords: Germany, Discrimination, Racism, Islamophobia, Hate Speec

    Evaluation of the effectiveness of action observation therapy and mirror therapy on upper extremity functions and quality of life in patients with parkinson

    Get PDF
    Parkinson Hastalığı bazal ganglionlardaki dopaminerjik nöronların kaybıyla giden nörodejeneratif bir hastalıktır. Klinik bulguları arasında bradikinezi, rijidite, istirahat tremoru ve postür bozukluğu görülür. Üst ekstremite bozuklukları daima asimetrik başlangıç göstermekte ve bu bozukluklar yaşam kalitesinde azalmaya sebep olabilmektedir. Hastalığın ana tedavisi medikaldir ancak beraberinde rehabilitasyon programları da uygulanmaktadır. Konvansiyonel rehabilitasyon programlarında eklem hareket açıklığı, germe, güçlendirme, denge, postür, yürüme ve solunum egzersizleri bulunur. Son yıllarda yeni egzersiz yöntemleri de kullanılmaya başlanmıştır. Bu tedaviler içerisinde hareketin nöral yapılarını organize etmek ve hareketi kolaylaştırmayı hedefleyen aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi de bulunmaktadır. Bu çalışma, aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisinin üst ekstremite fonksiyonlarına ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek için tek kör, randomize kontrollü olarak tasarlandı. Hoehn Yahr evresi ? 3 olan toplam 45 Parkinson hastası kapalı zarf yöntemiyle 3 gruba ayrıldı. İlk gruba sadece konvansiyonel tedavi, ikinci gruba konvansiyonel tedaviye ek aksiyon gözlem terapisi ve üçüncü gruba konvansiyonel tedaviye ek olarak ayna terapisi verildi. Hastaların tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3.ayda el kavrama gücü, el becerisi (Dokuz Delikli Tahta Çivi Testi, Kutu Blok Testi, Minnesota El Beceri Testi), yaşam kalitesi ve fonksiyonelliği (Parkinson Hastalığı Anketi, Duruöz El İndeksi) ve motor gelişimi (Birleşik Parkinson Değerlendirme Ölçeği motor muayene bölümü) değerlendirildi. El becerisi değerlendirilmesi için yapılan testlerin hepsinde, tüm gruplarda tedavi sonrasında iyileşme görüldü. Dokuz Delikli Tahta Çivi Testi'nde tedavi sonrası 3.ay değerlerinde konvansiyonel tedavi grubundaki el becerisi aksiyon gözlem terapisi grubuna göre anlamlı olarak geriledi (p0,05), ancak grup içi değerlendirmelerde tüm gruplarda iyileşme görüldü. Tedavi sonrası 3.ay ölçümlerinde, konvansiyonel tedavi grubunda kaba kavrama ve lateral kavrama gücünde azalma bulunurken aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi grubunda kavrama gücünün korunduğu bulundu. Yaşam kalitesini değerlendirmek için uygulanan Parkinson Hastalığı Anketinde tüm gruplarda tedavi sonrası değerlendirmede yaşam kalitesinde iyileşme vardı, gruplar arası değerlendirmede tedavi sonrası ölçümler arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Duruöz El İndeksi'nde tüm gruplarda tedavi sonrası değerlendirmede el fonksiyonlarında iyileşme bulundu, aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi grubundaki iyileşmeler ise konvansiyonel tedavi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p0,05). Sonuç olarak, üst ekstremite fonksiyonlarında etkilenme olan Parkinson hastalarında konvansiyonel tedaviye eklenen aksiyon gözlem terapisi veya ayna terapisi el becerilerinde artış sağlamakta, bu da fonksiyonelliğe ve yaşam kalitesine olumlu olarak yansımaktadır.Parkinson's Disease is a neurodegenerative disease with the loss of dopaminergic neurons in the basal ganglia. Clinical findings include bradykinesia, rigidity, resting tremor, and posture disorder. Upper extremity disorders always show an asymmetrical onset and these disorders can cause a decrease in quality of life. The main treatment of the disease is medical, but rehabilitation programs are also applied. Conventional rehabilitation programs include range of motion, stretching, strengthening, balance, posture, walking and breathing exercises. In recent years, new exercise methods have also been used. Among these treatments are action observation therapy and mirror therapy, which aim to organize the neural structures of movement and facilitate movement. This study was designed as a single-blind, randomized controlled trial to evaluate the effects of action observation therapy and mirror therapy on upper extremity functions and quality of life. A total of 45 Parkinson's patients with Hoehn Yahr stage ? 3 were divided into 3 groups using the closed envelope method. The first group received only conventional treatment, the second group received action observation therapy in addition to the conventional treatment, and the third group received mirror therapy in addition to the conventional treatment. Hand grip strength, dexterity (Nine Hole Peg Test, Box and Block Test, Minnesota Manual Dexterity Test), quality of life and functionality (Parkinson's Disease Questionnaire, Duruöz Hand Index) and motor development (Unified Parkinson's Assessment Scale (motor examination section) were evaluated. In all tests for dexterity assessment, all groups showed improvement after treatment. In the Nine Hole Peg Test, dexterity in the conventional treatment group decreased significantly at the 3rd month after the treatment compared to the action observation therapy group (p0.05), but improvement was observed in all groups in intragroup assessments. In the 3rd month measurements after the treatment, it was found that the coarse grip and lateral grip strength were decreased in the conventional treatment group, while the grip strength was preserved in the action observation therapy and mirror therapy group. In the Parkinson's Disease Questionnaire applied to evaluate the quality of life, there was an improvement in the quality of life in the post-treatment evaluation in all groups, but there was no significant difference between the post-treatment measurements in the evaluation between the groups (p>0.05). In the Duruöz Hand Index, hand functions were improved in all groups in the post-treatment evaluation, while the improvements in the action observation therapy and mirror therapy group were statistically significant compared to the conventional treatment group (p0.05). As a result, action observation therapy or mirror therapy added to conventional treatment in Parkinson's patients with impaired upper extremity functions increases hand skills, which positively reflects on functionality and quality of lif

    Thermal Conversion Behavior of Paper Mill Sludge: Characterization, Kinetic, and Thermodynamic Analyses

    No full text
    The present paper reports the pyrolysis behavior, kinetic, and thermodynamic parameters of paper mill sludge (PMS), which is a paper manufacturing residue and cannot be re-evaluated, at three heating rates (5, 10, and 20 °C min−1) under non-isothermal conditions. Ultimate and proximate analyses of the paper mill sludge were carried out. Kinetic and thermodynamic parameters were calculated using four model-free methods; Flynn-Wall Ozawa (FWO), Friedman, Kissinger-Akahira-Sunose (KAS), and distributed activation energy model (DAEM). High R2 values revealed that all models are compatible with TGA data. The activation energy calculated (101.01 kJ mol−1) from FWO was higher than the other three methods. Pre-exponential factor values ranged from 0.56 × 103 and 14.55 × 103 s−1 for all methods. Kinetic and thermodynamic findings will be beneficial in terms of the process design of PMS pyrolysis. Graphical abstract: [Figure not available: see fulltext.]. © 2021, The Author(s), under exclusive licence to Springer-Verlag GmbH, DE part of Springer Nature

    3,945

    full texts

    6,557

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇