Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
Not a member yet
6557 research outputs found
Sort by
Uluslararası İlişkilerde Din Ve Ümmet İlkesi: Uluslararası Hukuk Kavramının İslam Hukuku Açısından Değerlendirilmesi
Bu çalışma kapsamında, İslam dinindeki ümmet anlayışı en geniş anlamda bir değerlendirme
yöntemi ile farklılıkların birlikte yaşamaları açısından incelenmiş ve bu çerçevede ümmet
kavramının İslam Hukuku bağlamında bir birliktelik anlayışı oluşumuna etkisi araştırılmıştır.
Günümüzde, toplumların ulusal ve uluslararası boyutta birbirleriyle iletişim ve etkileşimleri
de Uluslararası İlişkiler disiplininin bir çalışma alanını oluşturmaktadır.
Din olgusunun Uluslararası İlişkiler disipliniyle ilişkisi süreç içerisinde bir dönüşüm
geçirmiş ve bu olgunun disiplin tarafından tamamen reddedilme durumu terk edilerek, disiplin
tarafından dikkate alınması gereken bir unsur haline gelmiştir. Bu bağlamda din olgusu, Uluslararası
İlişkilerde teorik boyutta bir dikkate alınmama durumuyla karşılaşmış olsa da, pratik boyutta dış
siyasetin oluşumunda ve yürütülmesinde her zaman ve zeminde önemsenmiştir.
İslam Hukukunda Uluslararası İlişkiler alanı, ilk dönemden itibaren hukuki bir temel
üzerinden oluşturulmuştur. Bu bağlamda mütekabiliyet esasına başvurulmadan, İslami yönetimlerin
tek taraflı dikkate almaları gereken düzenlemeler yapılmıştır.
İslam Hukukunun bir alt unsurunu oluşturan ve İslam Hukuku kaynaklarına ve yöntemlerine
tam bir bağımlılık ilişkisinde bulunan İslam Uluslararası Hukuku, değişim ve gelişim olgularına açık
bir alanı oluşturmakta ve böylelikle ihtiyaç halinde içtihat çerçevesinde yeni düzenlemelere de imkan
sunmaktadır.
İslam Hukukunda, farklı kimliklerin varlığı onaylanmış ve tanışma odaklı bir anlayışla,
farklılıklar zenginlik olarak değerlendirilmiş ve birlikte gerçekleşecek yaşamın oluşumu
öngörülmüştür. Bu bağlamda, farklılıkların barışçıl bir şekilde birlikte yaşamaları için insanlar
arasında eşitlik kabul edilmiştir.
iv
Ümmet kavramı, sınırlandırılması mümkün olmayan bir kapsam alanına sahip olup, bu
kavram dahilinde yer almak isteyen herkese açık bir nitelik taşımaktadır. Bu bağlamda, ümmet
kavramının “Ümmet-i İcabet” ve “Ümmet-i Davet” çerçevesinde tüm insanlığı kapsam alanına dahil
etmesi, birleştirici etkisinin tezahürü niteliğindedir. Bu anlayışın en güzel örneğini ise, Medine
şehrinde Hz. Muhammed (S.A.V.) tarafından akdedilen Medine Sözleşmesi oluşturmaktadır.
Bu çalışma kapsamında, İslam Uluslararası Hukukunun bir özelliği olarak değerlendirilen
“Ümmet İlkesi” kavramı toplumsal işbirliği bağlamında incelenmiştir. Bu bağlamda “Ümmet İlkesi”
ile kastedilen; alınan tüm kararların ve gerçekleştirilen tüm eylemlerin (bireysel ve kurumsal; özel,
sosyal ve ticari; idari ve siyasi; ulusal ve özellikle uluslararası), ilkesel olarak dikkate alınması
gereken ümmetin toplamının (Ümmet-i İcabet ve Ümmet-i Davet) faydasına hareket etme prensibine
uygun olması durumudur. Böylelikle, itikadi boyutta olmayan bir kavramsallaştırmayla;
devletlerarası, milletlerarası ve toplumlararası bireysel ve kurumsal ilişkilerde ötekileştirmeme
duygu, düşünce ve davranışı ile hareket edilmesi prensibinin ve toplumsal işbirliği açısından, ulusal
ve uluslararası boyutta ortak ilkeler doğrultusunda barış içerisinde bir arada gerçekleşen bir yaşamın
oluşturulması amaçlanmıştır.
İslam Uluslararası Hukuku, tüm insanlığa hitap eden ve tüm insanlığın iyiliğini önceleyen
düzenlemeler barındırmakta olup, bu kapsamda alınan tüm kararlarda ve gerçekleştirilen tüm
eylemlerde, Ümmet-i İcabet ve Ümmet-i Davet anlayışı çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak,
ulusal ve uluslararası boyutta bir dayanışma düşüncesi ile ümmetin toplamının faydasına hareket
etme prensibi ilkesel olarak benimsenmiştir.
Sonuç olarak belirtmek gerekir ki; ümmet mefhumunu, “Ümmet-i İcabet” ve “Ümmet-i
Davet” anlayışıyla tanımlamak, benimsemek ve takip etmek; günümüz dünyasının ortak sorunlarına
“Ümmet İlkesi” çerçevesinde ortak çözümler bulabilme yolunda önemli bir yol gösterici niteliğinde
olacaktır
Isolation, characterization, and genetic diversity of Paenibacillus larvae from AFB suspected specimens in the Central and Eastern Black Sea Regions
American foulbrood is an important bacterial disease affecting the larvae of honey bees (Apis mellifera L.) caused by Paenibacillus larvae. Due to easy transmission of disease and the ability of bacteria to create spores, it is a bacterium resistant to both physical and chemical conditions. The study aims to isolate, perform microbiological analyses, and determine biochemical properties and genotypes P. larvae strains from AFB samples collected from Turkey's Central and Eastern Black Sea regions. An isolation study was conducted on adult bees, larvae, honey, and primary honeycomb samples from suspected colonies in the regions under study. After the purification of bacterial isolates from samples, P. larvae strains were identified using biochemical and molecular methods. The genetic diversity and ERIC types of P. larvae isolates were determined by rep-PCR DNA genotyping using BOX A1R and MBO REP1 primers and multiplex-PCR. A phylogenetic tree of P. larvae strains was constructed in the study. All P. larvae isolates were determined as ERIC I type. According to the rep-PCR results of P. larvae strains, 15 of the 28 isolates were Ab genotype (54%), 7 (25%) Aβ genotype, 4 (14%) AB genotype, 1 (3.5%) αB genotype, and 1 (3.5%) ab genotype. From an epidemiological viewpoint, it was determined that Ab and Aβ genotypes were widely distributed, while other genotypes (AB, αB, and ab) showed less spread. The results of the study will guide researchers in taking relevant measures to prevent and control American foulbrood. © 2023, The Author(s), under exclusive licence to Plant Science and Biodiversity Centre, Slovak Academy of Sciences (SAS), Institute of Zoology, Slovak Academy of Sciences (SAS), Institute of Molecular Biology, Slovak Academy of Sciences (SAS)
Al-Hilla Şehrindeki Çocuk Hastanelerinde Çalışan Hemşirelerin Çocuklarda Ağrı Yönetimi Hakkındaki Bilgi Düzeyleri
Ağrı, çocuklar için yaygın bir deneyimdir ve genellikle bir çocuğun hastanede geçirdiği zamanın
en rahatsız edici kısmı olarak kabul edilir. Hemşirelerin ağrı yönetimi konusundaki bilgi
eksikliği, çocuğun hastanede kalışını ve iyileşme sürecini olumsuz etkilemektedir. Bu çalışma
Al-Hilla ilindeki çocuk hastanelerinde çalışan hemşirelerin çocuklarda ağrı yönetimi
konusundaki bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma
01.10.2022 ve 28.02.2023 tarihleri arasında, Al-Hilla’da bulunan Al-Noor Çocuk Hastanesi,
İmam Sadık Eğitim Hastanesi, Babil Çocuk ve Doğum Hastanesi’nde çalışan 255 hemşire ile
gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ve
Çocuklarda Ağrı Yönetimi Bilgi Formu ile toplanmıştır. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler
ve Ki-Kare testi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin çoğunluğu kadın, 30 yaş altı, evli
ve lisans mezunudur. Çocuk hastanelerinde çalışan hemşirelerin ağrı yönetimi konusundaki
bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu, hemşirelerin eğitim düzeyleri ve çalıştığı birimin bilgi
düzeylerinde anlamlı fark yarattığı saptanmıştır. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda
hemşirelerin ağrı yönetimi bilgilerini geliştirecek eğitim programlarının planlaması ve ileri
düzey araştırmaların yapılması önerilir
Ebeveyn Sağlık Okuryazarlığının Çocuk Sağlığı İle İlişkilerinin İncelenmesi
Sağlık okuryazarlığı bireylerin sağlığını iyi bir şekilde yönetebilmesi için doğru bilgiye
erişmesini, anlamasını ve bu bilgileri kullanma becerilerini tespit eden kişisel, bilişsel ve
sosyal becerilerini ifade etmektedir. Yetişkin nüfusunun önemli bir alt grubunu oluşturan
ebeveynler hem kendi sağlık tutum ve davranışlarından hem de bakım verdikleri çocukların
sağlık tutumlarından sorumludurlar. Ebeveynlere sağlık okuryazarlığının kazandırılması ya
da iyileştirilmesi çocuklara nitelikli bir sağlık bakımı sunulması ve sağlık eşitsizliklerini
ortadan kaldırılması için önemlidir. Sağlık sisteminde önemli bir grubu oluşturan hemşireler
nitelikli sağlık hizmetinin sunulması ve sağlık okuryazarlığı seviyesinin yeterli düzeylere
ulaşmasında önemli role sahiptir. Bu araştırma ebeveyn sağlık okuryazarlığı düzeyinin,
çocuk sağlığı ile ilişkisini belirlemeye yönelik tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır.
Araştırmanın evreni 6-12 yaş arası en az bir çocuğa sahip ebeveynler, örneklem ise evrenin
özelliğini taşıyan Kırşehir il merkezinde ikamet etmekte olan ebeveynlerden oluşmaktadır.
Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ve Çocuk Sağlık Çıktısı soruları ile veriler toplanmıştır.
Araştırmada AMOS, SPSS 25 ve MS Excel programları ile tanımlayıcı istatistikler,
doğrulayıcı faktör analizi, korelasyon analizleri ve varyans analizleri yapılmıştır. Ebeveyn
sağlık okuryazarlık boyut ortalamaları aile üye sayısı, gelir durumu, eğitim durumu, ebeveyn
yaşı, sahip olunan çocuk sayısı ve ebeveynin mesleğine göre farklılık gösterdiği sonucuna
varılmıştır. Sonuç olarak çocuk sağlık çıktıları ile ebeveyn sağlık okuryazarlığı boyutları
arasında anlamlı pozitif ilişki bulunmuştur. Sağlık okuryazarlığı seviyesini artırmada
hemşire hasta ilişkisi fırsatı doğru stratejiler ve planlamalar yapılarak değerlendirilmelidir.
Ebeveyn sağlık okuryazarlığı ve çocuk sağlığına ilişkin çalışmaların sayısı arttırılması ve
çalışmalarda çocuk sağlık çıktılarının sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek adına bir
standart oluşturulması önerilmektedir
Kıssa-i Anter volume 5 (Text-review-dictionary)
Daha sonra doldurulacaktır.Çalıştığımız metin, 16. yüzyılda yazılmıştır. Metinde, Arap toplumu içinde meşhur olan Anter bin Şeddad'ın başından geçen hik?yeler anlatılmaktadır. Metin, Anter kıssalarının anlatıldığı ciltlerden 5. cilt olup 336 varaktan oluşmaktadır. Mütercimi belli olmayan Anter kıssaları, 1477'de Fatih Sultan Mehmet'in isteğiyle Türkçeye çevrilmeye başlanmıştır. Çalıştığımız metin Anter kıssalarının 5. cildidir. Bu metnin 1568 yılında tamamlanmıştır. Bu bilgi, metnin sonunda yer alan Arapça bilgilere dayanılarak tespit edilmiştir. Metnin bilinen 35 yazması bulunmaktadır. Türkiye'de, Fransa'da, Mısır'da nüshaları bulunan metnin Türkiye'deki nüshalarının Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde, Ankara Üniversitesi Kütüphanesinde bulunduğu tespit edilmiştir. Kıssa-i Anter'in 5. cildi olan çalışmamız, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. K. 890 arşiv numarası ile kayıtlı olan metinde, Anter'in kahramanlıkları anlatılmaktadır. Metinde, hik?yeler birbirinden bağımsız olmamakla birlikte tamamen bağlı bir nitelik de taşımamaktadır. Hik?yelerde Anter'in bir kahramanlıktan başka bir kahramanlığa koştuğu anlar anlatılmakta olup anlatıcının zengin anlatım gücü sayesinde hik?yeler okunulurken sürükleyici, heyecan verici bir anlatım tarzıyla karşılaşılmaktadır. Hik?yeleri şu başlıklar altında toplamak mümkündür: Anter, Zü'l-Himar ve Gamra Hik?yeleri; Anter ve Cömert Hatem'in Hik?yesi; Mecid, Esma ve Meysere'nin Hik?yesi; Anter, Melik Numan, Hani bin Mes'ud ve Kiseri'nin Hik?yesi, Meysere'nin Esma'yı Kaçırması Hik?yesi. Çalışmamız, dört ana bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde Anter bin Şeddad'ın hayatı, yazar hakkında bilgiler; ikinci bölümde metnin incelemesi; üçüncü bölümde 5. cildin transkripsyonlu metni; dördüncü bölümde sözlük çalışması yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Anter bin ?eddad, kahraman, 5. cilt, hik?yeler.The work I have been working on was written in the 16th century and it tells the stories of Anter bin Şeddad, who is famous in the Arab community.This work is the 5th volume of the volumes in which Anter stories are told, and the work consists of 336 leaves. The work, whose translator is unknown, was translated into Turkish in 1477 at the request of Fatih Sultan Mehmet.The work we studied was completed in 1568. The work has 35 known manuscripts. The copies of the work, which have copies in Turkey, France and Egypt, are in the Topkapı Place Museum Library and Ankara University Library. Our work, which is the 5th volume of Kıssa-i Anter, is in the Topkapı Palace Museum Library. In the work, which is registered with the archive number K. 890, different stories are told and information about Arab culture and civilization is obtained in these stories, and we learn about Anter's heroism with excitement. İn the text, the stories are not independent from each other, but they do not have a completely connected nature. In the stories, the moments when Anter rushes from one hero to another heroism are told, and thanks to the rich narrative power of the narrator, an immersive and exciting narrative style is encountered while the stories are being read. It is possible to collect the stories under the following headings:Stories of Anter, Zü'l-Himar and Gamra; The Story of Anter and the Generous Hatem; The Story Mecid, Esma and Meysere; The Story of Anter, Melik Numan, Hani bin Kidnapping of Esma. Our study consists of 4 main parts: In the first part, Anter bin Şeddad's life, information about the author of the text;In the second part, the analysis of the text of volume 5 in the third partİ In the fourth part, there is a dictionary study. The work, which belongs to the Old Anatolian Turkish period and has a rich vocabulary, is a cultural asset and a language treasure with its volume and expression. We are happy to bring this treasure to the world of science. Keywords: Anter bin ?eddad, volume 5, stories, spelling, cultural property
Use of NRS-2002 and m-nutric score to predict hospital mortality in intensive care unit patients
Malnütrisyon değerlendirirken birçok tarama testi kullanılabilir ancak bugüne kadar yoğun bakımda kullanılmak üzere altın standart tarama aracı bulunmamaktadır. ASPEN yoğun bakımlarda NRS-2002 ve m-NUTRIC kullanımını tavsiye etmektedir. Bu çalışmada yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda NRS-2002 ve m-NUTRIC skoru kullanılarak malnütrisyonun taranması, malnütrisyonla hastane mortalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi, kritik hasta grubunda hangi tarama testinin daha uygun olduğunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 01.06.2023-31.10.2023 tarihleri arasında Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi EAH, Genel YBÜ'de yürütülen prospektif çalışmaya 24 saatten daha uzun süre kalan, 18 yaşından büyük toplam180 hasta dahil edilmiştir. Hastaların %48,3'ü (n=87) kadın, %51,7'si (n=93) erkek, yaş aralığı 24 ile 96 arasında değişmekte ve medyan yaş 72±16,7 idi. Hastaların medyan NRS-2002 puanı 5 (0-7), medyan m-NUTRIC puanı ise 5 (1-9) idi. NRS-2002' ye göre %58,3 (n=105) hastada ve m-NUTRIC skoruna göre %53,9 (n=97) hastada malnütrisyon açısından yüksek risk saptandı. NRS-2002 ve m-NUTRIC skoruna göre yüksek riskli (puan?5) olan hastalarda mortalite oranı düşük riskli olan gruptan anlamlı (p<0,05) olarak daha yüksekti. Mortalite tahmininde NRS-2002 5 cut off değerinin anlamlı [Eğri altı alan 0,694 (0,617-0,772)] etkinliği gözlenmiştir (duyarlılık % 77.8, özgüllük % 61.1) idi. m-NUTRIC 5 cut off değerinin anlamlı [Eğri altı alan 0.672 (0.593-0.752)] etkinliği gözlenmiştir (duyarlılık %71.1, özgüllük %63.3) di. NRS-2002 ve m-NUTRIC skorları hastane mortalitesini öngörmede benzer performansa sahipti. Her iki beslenme skoru da yoğun bakımda malnütrisyon taramasında ve mortaliteyi öngörmede kullanılabilir. Bu konuda daha geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: NRS-2002, m-NUTRIC, yoğun bakım, beslenme, malnütrisyon, mortaliteMany screening tests can be used to assess malnutrition, but to date there is no gold standard screening tool for use in intensive care. ASPEN recommends the use of NRS-2002 and m-NUTRIC in intensive care units. In this study, we aimed to screen for malnutrition using NRS-2002 and m-NUTRIC scores in patients followed up in the intensive care unit, to determine the relationship between malnutrition and hospital mortality, and to evaluate which screening test is more appropriate in the critically ill patient group. Between 01.06.2023 and 31.10.2023, a total of 180 patients older than 18 years of age who stayed for more than 24 hours were included in the prospective study conducted in the Internal Medicine ICU of Kırşehir Ahi Evran University EAH. Of the patients, 48.3% (n=87) were female, 51.7% (n=93) were male, the age range was between 24 and 96 years and the median age was 72±16.7 years. The median NRS-2002 score was 5 (0-7) and the median m-NUTRIC score was 5 (1-9). A high risk for malnutrition was found in 58.3% (n=105) patients according to NRS-2002 and 53.9% (n=97) patients according to m-NUTRIC score. The mortality rate was significantly (p<0.05) higher in patients with high risk (score?5) according to NRS-2002 and m-NUTRIC score than in the low risk group. Significant [area under the curve 0.694 (0.617-0.772)] efficacy of the NRS-2002 5 cut off value was observed for mortality prediction (sensitivity 77.8%, specificity 61.1%). m-NUTRIC 5 cut off value had significant [area under the curve 0.672 (0.593-0.752)] efficacy (sensitivity 71.1%, specificity 63.3%). NRS-2002 and m-NUTRIC scores had similar performance in predicting hospital mortality. Both nutrition scores can be used in screening for malnutrition and predicting mortality in intensive care units. We think that more large-scale studies are needed in this regard. Key words: NRS-2002, m-NUTRIC, intensive care, nutrition, malnutrition, morta
Examination of class teachers' attitudes and opinions on distance education
Dünyada hızla yayılan pandemi ile tüm dünyada çeşitli kısıtlamalar yaşanmıştır. Yaşanan bu kısıtlamalar eğitim alanında da kendini göstermiş ve okullarda uzaktan eğitim sistemine geçilmiştir. Geçilen bu sistemde kuşkusuz çeşitli sorunlar yaşanmıştır. Sınıf öğretmenlerinin uzaktan eğitime ilişkin tutumları ve pandemi döneminde uzaktan eğitime yönelik görüşlerinin incelenmesi amacıyla yapılan bu araştırmada nicel ve nitel yöntemin birlikte kullanıldığı karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini sınıf öğretmenleri oluştururken, örneklemini 2022-2023 eğitim öğretim yılında Erzurum ve Kırşehir illerinde görev yapmakta olan sınıf öğretmenleri oluşturmuştur. Verilerin toplanması amacıyla 300 sınıf öğretmenine ulaşılmıştır. Katılımcı öğretmenlerin demografik bilgilerine ulaşabilmek amacıyla "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Nicel verilerin toplanmasında Ağır (2007) tarafından hazırlanan tutum ölçeği, nitel verilerin toplanmasında ise araştırmacı ve danışmanı tarafından hazırlanan 12 sorudan oluşan yarı yapılandırılmış anket formu kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde kullanılan tutum ölçeğinin doğrulayıcı faktör analizi yapılmış ve ölçek revize edilmiştir. Nicel verilerin analizinde SPSS 25 istatistik programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde öğretmen görüşlerinin cinsiyete, kıdeme, sınıf mevcuduna, kurs alıp almama durumuna, görev yapılan ile ve yerleşim tipine göre farklılaşması incelenmiştir. İncelemeler için normallik testleri, t tesleri ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Normallik varsayımının sağlanmasının ardından LISREL 8.80 (Linear Structural Relations 8.80) paket programı kullanılarak doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Nitel verilerin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Katılımcı öğretmenlerin yarı yapılandırılmış anket formundaki sorulara verdikleri cevaplar başlıklar altında gruplanmış ve yüzdesel dağılımı incelenmiştir. Nicel verilerin analizi sonucunda katılımcı öğretmenlerin uzaktan eğitime yönelik tutumlarının cinsiyete göre ve görev yapılan ile göre anlamlı bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılırken kıdeme göre, hizmet süresine göre, sınıf mevcuduna, kurs alıp almama durumuna göre ve yerleşim tipine göre anlamlı bir farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcı öğretmenlerin 1-5 yıl hizmet süresi olanların 26 yıl ve üstü hizmet süresi olan öğretmenlere göre tutum puanları daha yüksek çıkmıştır. Ayrıca araştırma sonucuna göre Erzurum'da görev yapan öğretmenlerin Kırşehir'de görev yapan öğretmenlere göre uzaktan eğitime olan tutumları daha yüksek bulunmuştur. Nitel verilerin sonucunda, öğretmenlerin uzaktan eğitime karşı olumlu yaklaşımları olurken olumsuz yaklaşımları da olduğu, en çok yaşadıkları sorunun erişim ve donanımdan kaynaklı sorunlar olduğu, en çok zorlandıkları dersin ise matematik dersi olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan sınıf öğretmenlerin uzaktan eğitime olan tutumlarının yüz yüze eğitime göre daha düşük olduğu görülmektedir. Gelecekte olası uzaktan eğitim sisteminin başarılıyla yönetilmesi için öğretmenlere uzaktan eğitim konusunda gerekli eğitimler verilmeli, eğitimde teknolojinin kullanımı artırılmalı ve uzatan eğitime olan erişim-donanım sorunu giderilmelidir.With the rapidly spreading pandemic in the world, various restrictions have been experienced all over the world. These limitations have also manifested themselves in the field of education and the distance education system has been started in schools. Undoubtedly, there were various problems in this system. In this research, which was conducted to examine the attitudes of classroom teachers towards distance education and their views on distance education during the pandemic period, a mixed method in which quantitative and qualitative methods were used together was used. While the primary school teachers constituted the universe of the research, the sample consisted of the primary school teachers working in Erzurum and Kırşehir provinces in the 2022-2023 academic year. In order to collect data, 300 classroom teachers were reached. "Personal Information Form" was used in order to reach the demographic information of the participating teachers. An attitude scale prepared by Ağır (2007) was used to collect quantitative data, and a semi-structured questionnaire consisting of 12 questions prepared by the researcher and his supervisor was used to collect qualitative data. Confirmatory factor analysis of the attitude scale used in the analysis of quantitative data was made and the scale was revised. SPSS 25 statistical program was used in the analysis of quantitative data. In the analysis of the data, the differentiation of teachers' opinions according to gender, seniority, class size, whether or not they took a course, the type of job and the type of settlement was examined. Normality tests, t-tests and ANOVA tests were used for the examinations. After providing the assumption of normality, confirmatory factor analysis was performed using the LISREL 8.80 (Linear Structural Relations 8.80) package program. Content analysis was used in the analysis of qualitative data. The answers given by the participating teachers to the questions in the semi-structured questionnaire were grouped under the headings and their percentage distribution was examined. As a result of the analysis of the quantitative data, it was concluded that there was no significant difference between the attitudes of the participant teachers towards distance education according to gender and the type of job, while there was a significant difference according to seniority, length of service, class size, whether or not they took a course, and type of placement. The attitude scores of the participating teachers with a service period of 1-5 years were higher than the teachers with a service period of 26 years or more. In addition, according to the results of the research, the attitudes of the teachers working in Erzurum to distance education were found to be higher than the teachers working in Kırşehir. As a result of the qualitative data, it was determined that while teachers have positive approaches to distance education, they also have negative approaches, the most common problem is access and hardware related problems, and the most difficult course is mathematics. It is seen that the attitudes of the classroom teachers participating in the research towards distance education are lower than that of face-to-face education. In order to successfully manage a possible distance education system in the future, teachers should be provided with necessary training on distance education, the use of technology in education should be increased, and the access-hardware problem for extended education should be resolved
Archaeologıcal And Analytıcal Investıgatıon Of A New Neolıthıc Sıte In Western Anatolıa: Eksı Hoyuk (Denızlı, Turkey)
Archaeological excavations in the western half of Anatolia in the Lake District and the Aegean coast had provided significant findings on how and when the Neolithic lifestyle emerged in these regions. However, until the beginning of archaeological excavations at Eksi Hoyak, our knowledge about the Neolithisation of the Upper Menderes Basin, which lies between these two regions, was limited to the Neolithic settlements identified during surface surveys. With the start of excavations at Eksi Hoyak, one of the oldest known settlements in Western Anatolia, it became clear how and when the Neolithic lifestyle emerged in the region. The excavations at Eksi Hoyak have also provided detailed information on the diet, raw material use, division of labour and specialisation of Neolithic communities in the Upper Menderes Basin. This paper presents the results of these excavations between 2015 and 2020. A combination of locus and code systems was adopted to record fieldwork, and vector drawing software was used for digitising finds and architectural remains. The distribution of finds and analyses of site use was carried out using GIS software. The ceramics' internal and external surface colours were measured with spectrocolorimetry equipment, and the additives were determined by macroscopic observations. Chipped stone finds were analysed typologically, and macroscopic observations were used to identify obsidian sources. Animal remains are presented statistically by species and age. The demographic distribution of the human remains and the identified diseases are presented
Tarihsel Süreçte Rus-Alman İlişkileri Ve Ukrayna Savaşının Almanyanın Güvenlik Ve Savunma Politikasına Etkisi
Bu tez çalışmasında Rusya-Ukrayna savaşının Alman savunma ve güvenlik politikasındaki etkileri araştırılmak istenmiştir. Savaş’ın Almanya’ya ekonomik ve siyasi yansımaları araştırılmış olup Rusya ve Almanya arasındaki tarihsel ilişkilerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Rusya’nın Ukrayna’ya başlatmış olduğu savaş sebebiyle Ukrayna devlet başkanı Volodimir Zelenski’nin özellikle Angela Merkel’i Rusya ile enerji ilişkileri bağlamında suçlamasından dolayı Rusya ve Almanya’nın tarihsel enerji ilişkilerine değinilmiştir. Rusya ve Almanya’nın enerji ilişkilerinin ve iki devlet arasındaki boru hattı projelerinin Soğuk Savaş dönemine tekabül ettiği tespit edilmiştir. Tarihsel sürece bakıldığında Alman diplomasisi Otto von Bismarck ile başlayan denge politikasından II. Wilhelm ile uzaklaşmış ve bu uzaklaşmanın sonucu I. Dünya Savaşının yaşanması ile neticelenmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası Bismarck’ın denge arayışı 1969’da Şansölye Willy Brandt ile tekrar hayata geçmiş çok yönlü dış politikayla birlikte Sovyetler Birliği ile iyi ilişkiler geliştirerek ortaya çıkmıştır. Almanya’ya göre Avrupa’nın güvenliğini tesis etmenin yolu dönemin Sovyetler Birliği bugünün ise Rusya’sını Avrupa’ya dahil etmekten ve ticari ilişkiler geliştirmekten geçmektedir. Angela Merkel döneminde de bu politika dâhilinde gelişen ilişkiler Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte değişmeye başlamıştır. Avrupa güvenliği ve Almanya’nın güvenliği düşünüldüğün de savunma bütçesini düşük tutan ve bu sebeple ABD ve NATO müttefikleri tarafından sık sık eleştirilen Almanya, AB içinde de oynadığı liderlik rolünü de göz önüne alarak, savunma bütçesini artırmaya karar vermiştir. Şansölye Olaf Scholz tarafından 100 milyar euroluk özel bir fon kurulacağı bu fonun yatırım ve silahlanma projeleri için kullanacağı açıklanmıştır
Evaluating science teachers' flipped learning readiness: a GETAMEL approach test
Flipped learning has become an ally in education. However, although the literature has identified multiple benefits of using this strategy to improve student learning outcomes, its adoption and implementation by teachers in science education remain scarce. This study examines antecedents of science teachers' flipped teaching readiness to act, aiming to encourage more teachers to use this strategy. The study implemented the General Extended Technology Acceptance Model for E-Learning (GETAMEL) approach as the theoretical framework. A cross-sectional research design study, including 398 in-service science teachers, was implemented in five Turkish cities during the first semester of 2022. The results indicated that the GETAMEL approach provided adequate prediction power to explain science teachers' flipped teaching readiness. It was also shown that all hypotheses were supported, and constructs of the conceptual model were significant activators of intention to use the flipped learning approach for science teaching. Moreover, subjective norm, experience, perceived enjoyment, anxiety, and self-efficacy on perceived usefulness, attitude, and intention acted as mediator constructs. Overall, this study guides researchers and practitioners to better comprehend science teachers' flipped teaching readiness