Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
Not a member yet
    6557 research outputs found

    Investigation of the characteristics of primary school students regarding the life study course

    No full text
    Hayat bilgisi dersi öğrencilere gündelik yaşamlarında karşılaşabilecekleri olası sorunlarla başa çıkmaları için çözüm stratejileri üretmelerine olanak sağlayan bir ders olarak tanımlanabilir. Bu ders, öğrencilere yakın çevresinden başlayarak doğal ve toplumsal çevresine uyumu için gerekli olan temel bilgi ve becerileri kazandırması bakımından önemlidir. Öğrencilerin hayat bilgisi dersinde istenen özellikleri edinebilmesinde birçok unsurun etkisi vardır. Öğrencilerin derste eğlenme, derse yönelik tutum ve inançları ile öğretmen-öğrenci yakınlık düzeyleri bunlardan bazılarıdır. Söz konusu bu özellikler hakkında elde edilecek bilgiler, hayat bilgisi dersinin öğrenilmesinde ve öğretilmesinde etkisi olabilecektir. Bundan dolayı bu araştırmanın temel amacı, ilkokul öğrencilerinin hayat bilgisi dersinde eğlenme düzeylerinin, hayat bilgisi dersine yönelik inanç, tutum ve öğretmen-öğrenci yakınlık düzeyleri değişkenleri ile ilişkisini belirlemektir. Nicel araştırma paradigmasının işe koşulduğu bu çalışma, ilişkisel tarama modelindedir. Araştırmanın evrenini 2022-2023 eğitim öğretim yılında Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı ilkokullarda 2. ve 3. sınıf öğrenim gören 175323 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma kapsamında öğretmen ve öğrencilerden oluşmak üzere iki örneklem grubu oluşturulmuştur. Örneklem grupları, çok aşamalı küme örneklem yöntemi ile belirlenmiştir. İlk aşamada maksimum çeşitlilik örneklemesi oluşturabilmek için tabakalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. İkinci aşamada her tabakayı temsil eden okullar içerisinden rastgele ikişer okul seçilmiştir. Üçüncü aşamada ölçüt örnekleme yöntemi benimsenerek 416 öğrenciye ulaşılmıştır. Birinci örneklem grubunu oluşturan öğrencilerin sınıf öğretmenleri (12) ise araştırmanın ikinci örneklem grubunda yer almıştr. Veriler "Hayat Bilgisi Dersinde Eğlenme Düzeyini Belirleme", "Hayat Bilgisi Dersi İnanç Ölçeği", "Hayat Bilgisi Dersi Tutum Ölçeği" ve "Öğretmen–Öğrenci İlişki Ölçeği"nin öğretmen-öğrenci yakınlık maddeleri kullanılarak toplanmıştır. Toplanan verilerin analizinde; pearson korelasyon tekniği, çoklu doğrusal regresyon analizi, çoklu regresyon analizi, hiyerarşik regresyon analizi, betimsel istatistikler, tek örneklem t-testi, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi, Scheffe testi ve LSD testi, Hayes aracılık testi, Sobel testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları şöyledir: İlkokul öğrencilerinin hayat bilgisi dersinde eğlenme, hayat bilgisi dersine yönelik inanç ve tutum düzeyleri ve öğretmen-öğrenci yakınlık düzeyleri olumlu düzeyde yüksektir. İlkokul öğrencilerinin hayat bilgisi dersinde eğlenme düzeyleri ile hayat bilgisi dersine yönelik tutum düzeyleri, hayat bilgisi dersine yönelik inanç düzeyleri ve öğretmen-öğrenci yakınlık düzeyleri arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler vardır. Eğlenme ile inanç ve tutum düzeyleri arasında orta, eğlenme ile öğretmen-öğrenci yakınlık arasında düşük düzeyde ilişki vardır. İlkokul öğrencilerinin hayat bilgisi dersine yönelik tutum düzeyleri ile hayat bilgisi dersine yönelik inanç düzeyleri arasında pozitif yönlü, anlamlı ve orta düzeyde bir ilişki, tutum ve inanç ile öğretmen-öğrenci yakınlık düzeyleri arasında pozitif yönlü, anlamlı ve düşük düzeyde bir ilişki vardır. İlkokul öğrencilerinin hayat bilgisi dersinde eğlenme düzeyinde öğrencilerinin hayat bilgisi dersine yönelik inanç düzeylerinin etkisi olduğu, hayat bilgisi dersine yönelik inanç düzeyinin hayat bilgisi dersine yönelik tutum ve öğretmen-öğrenci yakınlık düzeylerini anlamlı olarak yordadığı, hayat bilgisi dersine yönelik inanç, aracı değişkenler olan hayat bilgisi dersine yönelik tutum ve öğretmen-öğrenci yakınlık ile birlikte modele dâhil edildiğinde; hayat bilgisi dersine yönelik inanç düzeyinin hayat bilgisi dersinde eğlenme düzeyini anlamlı bir şekilde yordamaya devam ettiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Aracı değişkenlerden hayat bilgisi dersine yönelik tutum düzeyi, hayat bilgisi dersinde eğlenme düzeyini anlamlı olarak yordarken, öğretmen-öğrenci yakınlık düzeyi, hayat bilgisi dersinde eğlenme düzeyini anlamlı olarak yordamamaktadır. Hayat bilgisi dersine yönelik tutumun kısmi aracı olduğu, öğretmen-öğrenci yakınlık değişkeninin aracı değişken olmadığı tespit edilmiştir.Life sciences course can be defined as a course that enables students to produce solution strategies to cope with possible problems they may encounter in their daily lives. This course is important in terms of providing students with the basic knowledge and skills necessary for their adaptation to their natural and social environment starting from their immediate surroundings. Many factors have an effect on the ability of students to acquire the desired characteristics in the life sciences course. Some of these factors are enjoyment of the course, their attitudes and beliefs towards the course, and the level of teacher-student intimacy. The information to be obtained about these characteristics may have an effect on the learning and teaching of life sciences course. Therefore, the main purpose of this study is to determine the relationship between primary school students' level of having fun in life sciences course and the variables of beliefs, attitudes and teacher-student closeness levels towards life sciences course. This study, in which the quantitative research paradigm is employed, is a relational survey model. The population of the study consisted of 175,323 students studying 2nd and 3rd grade in primary schools affiliated to Ankara Provincial Directorate of National Education in the 2022-2023 academic year. Within the scope of the research, two sample groups were formed, consisting of teachers and students. The sample groups were determined by multi-stage cluster sampling method. In the first stage, stratified sampling method was used to create maximum diversity sampling. In the second stage, two schools were randomly selected from the schools representing each stratum. In the third stage, 416 students were reached by adopting the criterion sampling method. The classroom teachers (12) of the first sample group were included in the second sample group of the study. The data were collected by using "Determining the Level of Fun in Life Sciences Course", "Life Sciences Course Belief Scale", "Life Sciences Course Attitude Scale" and teacher-student closeness items of "Teacher-Student Relationship Scale". Pearson correlation technique, multiple linear regression analysis, multiple regression analysis, hierarchical regression analysis, descriptive statistics, one sample t-test, independent groups t-test, one-way analysis of variance, Scheffe test, LSD test, Hayes mediation test, Sobel test were used to analyse the collected data. The results of the research are as follows: That primary school students have fun in life sciences course, belief and attitude levels towards life sciences course and teacher-student closeness levels are positively high. There are positive and significant relationships between primary school students' levels of having fun in life studies course and their attitudes towards life studies course, belief levels towards life studies course and teacher-student closeness levels. There is a medium level relationship between having fun and belief and attitude levels, and a low-level relationship between having fun and teacher-student closeness. There is a positive, significant and medium level relationship between primary school students' attitudes towards life sciences course and their beliefs towards life sciences course, and there is a positive, significant and low-level relationship between attitudes and beliefs and teacher-student closeness levels. It is concluded that the level of belief towards life sciences course has an effect on the level of having fun in life sciences course of primary school students, the level of belief towards life sciences course significantly predicts the level of attitude towards life sciences course and teacher-student closeness, and when the belief towards life sciences course is included in the model together with the mediating variables of attitude towards life sciences course and teacher-student closeness, the level of belief towards life sciences course continues to predict the level of having fun in life sciences course in a significant way. Among the mediating variables, the level of attitude towards life science course significantly predicted the level of having fun in life sciences course, while the level of teacher-student closeness did not significantly predict the level of having fun in life sciences course. It was established that attitude towards life sciences course was a partial mediator and teacher-student closeness variable was not a mediator variable

    Relationship of iraqi premier league volleyballplayers with emotional intelligence and planningthinking and accuracy of fluctuating transmission

    No full text
    Araştırma, 2022-2023 sezonu Irak Premier Ligi'ne katılan 175 voleybolcudan oluşan bir grup üzerinde yapılan anket çalışması ile hazırlanmıştır. Ankete katılan 25 oyuncu anketlere yanlış cevap verdiği için çalışmadan çıkarılmış kalan 150 oyuncu üzerinden çalışma tamamlanmıştır. Araştırma, araştırmanın doğasına uygun olarak hem tarama hem de ilişkilendirme yöntemleri kullanılarak, betimsel analiz yöntemi ile yapılmıştır. Genel olarak spor alanında ve özellikle voleybolda bilinen bir duygusal zekâ ölçüsünün bulunmaması sebebiyle, bilimsel araştırmalarda ve seminerlerde yayınlanan analizler uygun olmadığından testlerin ve standartların oluşturulması için bu yönteme başvurulmuştur. Bu yöntemle mevcut ölçüm yöntemlerinin geliştirilmesine de yardımcı olmaya çalışılmıştır. Hazırlanan anket formu 12.03.2023-15.03.2023 tarihleri arasında beden eğitimi ve spor bilimleri meslek yüksekokulu, kız meslek yüksekokulu, beden eğitimi ve spor bilimleri bölümü ve beden eğitimi kolejlerinde kişisel görüşme yöntemiyle yapılmıştır. Anket sonuçlarına göre voleybolcuların güçlü bir duygusal zekâya sahip oldukları, bu sayede başkalarının duygularını ve kendi duygularını tam olarak anlayıp ifade etme, akıllı kararlar vermek için duygularını kontrol etme, başkalarıyla empati kurma, onları hissetme ve kendini motive etme becerisine sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca sonuçlar, duygusal zekâ ile taktik davranış arasındaki ilişkinin pozitif (doğrudan) bir korelasyon olduğunu ve duygusal zekâ derecesi ne kadar yüksekse, taktik davranış derecesinin de o kadar yüksek olduğunu göstermektedir. Bu nedenle duygusal zekânın hayal kırıklıklarını, dürtüleri ve duyguları kontrol etmeye, ruh halini düzenlemeye ve çözülmesi gereken yaşam sorunlarıyla yüzleşmeye yardımcı olduğu belirlenmiştir.The research was prepared with a survey study on a group of 175 volleyball players who participated in the Iraq Premier League in the 2022-2023 season. The study was completed out of the remaining 150 players who were excluded from the study because 25 players who participated in the survey gave wrong answers to the surveys. The research was carried out with descriptive analysis method, using both scanning and preservation methods in accordance with transportation. This method has been applied to the lack of an emotional intelligence dimension in the field of sports in general and especially in volleyball, and to organize appropriate tests and standards in accordance with the analyzes published in scientific requirements and seminars. It has also been tried to help the structure of the existing measurement methods of these methods. The prepared questionnaire formula was made between 12.03.2023 and 15.03.2023 by personal interview method in physical education and sports sciences vocational school, girls' vocational school, physical education and sports sciences department and physical education colleges. According to the survey groups, it is aimed that volleyball players have a strong emotional intelligence, thus having the ability to fully understand and express general judgments and their own management, to have superior control to make smart decisions, to empathize with others, to feel them and to motivate themselves. The results show that the assumption between emotional intelligence and tactical behavior is a positive (direct) measure, and the higher the emotional intelligence rating, the higher the tactical behavior rating. This is why emotional intelligence is meant to help control frustrations, impulses, and emotions, regulate mood, and face life challenges that need to be derived from the

    Project on Promoting Integration of Syrian Children into Turkish Education System according to the school administrators and teachers' views

    No full text
    Türkiye, Arap Baharı isimli hareketin etkisi ile yoğun bir Suriyeli göçüne maruz kalmıştır. Bu göç sosyal ve kültürel alanda olduğu gibi eğitim alanında birtakım ihtiyaçları doğurmuştur. Eğitim ihtiyaçlarının karşılanması için ilk olarak kamp içi nüfusa yönelik eğitim hizmetlerini içeren çalışmalar yapılmıştır. Kamp içi nüfusa yönelik çalışmaların ardından kamp içinde ve dışında yaşayan çocuklar arasında oluşan iki farklı eğitim sisteminin oluşturduğu problemlerin çözülmesi için üç farklı genelge yayımlanmıştır. Bu çalışmaların devamı olarak Avrupa Birliği ile yapılan görüşmeler doğrultusunda PIKTES projesi geliştirilmiştir. Araştırmanın amacı Suriyeli Çocukların Türk Eğitim Sistemine Entegrasyonunun Desteklenmesi Projesinin öğretmen ve yöneticilerin görüşlerine göre değerlendirilmesidir. Nitel bir araştırmadır. Çalışma grubu 2022-2023 Eğitim-Öğretim yılında Kayseri ilinde, okul bünyesinde 10 ve üzeri Suriyeli öğrencisi olan ya da PIKTES projesinin yürütüldüğü okullarda görev yapan yönetici ve öğretmenlerden oluşmuştur. Veri toplama aracı, araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formudur. Araştırma verileri bizzat araştırmacı tarafından ses kaydı alınarak görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Verilerin sınıflama işlemi yapıldıktan sonra kodlama işlemine geçilmiştir. Dikkatli bir şekilde birkaç defa kontrol edilen veriler ışığında kodlar oluşturulmuştur. Kodlama işleminin ardından, kodlar birleştirilerek temalar oluşturulmuştur. Çalışmanın analizinde betimsel veri analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, katılımcıların biri hariç PIKTES projesi kapsamında eğitim ve seminer almışlardır. Katılımcıların büyük çoğunluğu PIKTES projesini olumlu bulmuşlar, bazıları eksik, bir kısmı da olumsuz bulmuşlardır. Katılımcıların bir kısmı yeterli görürken, büyük çoğunluğu PIKTES projesini kısmen yeterli görmüş, yarıya yakını yetersiz görmüşlerdir. Katılımcılar PIKTES projesinde karşılaştıkları olumsuz durumları çatışmalar, gruplaşmalar, Türkçe öğretimindeki yetersizlik, kalabalık mevcut, fazladan iş yükü olarak belirtirken, olumlu durumları; okulların desteklenmesi, maddi destekler, öğretmen ve yönetici eğitimleri olarak belirtmişlerdir. Katılımcılar önceki dönemle kıyaslandığında projenin olumsuz etkisini, çatışmalar olarak belirtirken, olumlu kazanımları öğretmen ve yönetici eğitimi, maddi destekler olarak ifade etmişlerdir. Katılımcılar Türkçe eğitimi, sosyal, kültürel etkinlikler ve okul öncesi eğitimi PİKTES projesi olarak geliştirmek istediklerini belirtmişlerdir.Turkey has been exposed to an intense Syrian migration with the effect of the Arab Spring movement. This migration has created some needs in the field of education as well as in the social and cultural field. Firstly, studies including educational services for the population in camps has been carried out to supply the educational needs. After the studies on the population in camps, 3 different circulars were issued to solve the problems created by the two different education systems among the children living inside and outside the camps. As a continuation of these studies the PIKTES Project was developed in line with negotiations with the European Union. The aim of the research is to evaluate the Project of Promoting the Integration of Syrian Children into the Turkish Education System according to the views of teachers and administrators. Qualitative research method was used in the research. The working group was formed by the administrators and teachers working in the province of Kayseri in the 2022-2023 academic year, having 10 or more Syrian students in the school, or working in the schools where the PIKTES project is carried out. The data collection tool is an interview form being developed by the researcher. The data of the study were obtained by researcher own his own by interview technique via recording voice. The data held from the study has been transferred to the computer. After the classification of the data being done, the coding progress was begun. Codes were formed in the light of carefully checked by several times. After the coding process, themes were formed by combining the codes. Descriptive data analysis method was used in the analysis of the study. According to the findings obtained from the research, except for one of the participants, they received training and seminars within the scope of the PIKTES project. The majority of the participants found the PIKTES project positive, some found it incomplete, and a small part negative. While a small part of the participants found it sufficient, most of them saw the PIKTES project partially sufficient, and nearly half of them considered it insufficient. While the participants stated the negative situations, they encountered in the PIKTES project as conflicts, groupings, inadequacy in teaching Turkish, crowded, extra workload, positive situations, support of schools, financial support, teacher and administrator training. Compared to the previous period, the participants stated the negative impact of the project as conflicts, while the positive gains were expressed as teacher and administrator training and financial support. Participants stated that they want to develop Turkish education, social, cultural activities and pre-school education as a PİKTES project

    Examination of measuremental estimation performance of secondary students

    No full text
    Bu araştırmanın amacı ortaokul (5., 6., 7., 8. sınıf) öğrencilerinin ölçümsel tahmin performanslarının bazı değişkenlere göre incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini 2022-2023 eğitim öğretim yılında Kırşehir'deki farklı sosyoekonomik düzeylere sahip altı devlet ortaokulunda öğrenim gören 1140 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden betimsel tarama modelinin bir çeşidi olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmacı öğrencilere uygulamak amacıyla; bağımsız değişkenlere dair bilgilere ulaşmak için 24 sorudan oluşan 'Katılımcı Veri Toplama Formu' ve ölçümsel tahmin performanslarını belirlemeye yönelik 22 sorudan oluşan 'Ölçümsel Tahmin Testi' geliştirmiştir. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında genel olarak yaş düzeyi ve sınıf seviyesi arttıkça ölçümsel tahmin ortalamalarının arttığı görülmüştür. Yüksek sosyoekonomik bölge okulları öğrencilerinin orta ve düşük sosyoekonomik bölge okulları öğrencilerine göre istatistiksel olarak anlamlı biçimde yüksek puanlar elde ettikleri belirlenmiştir. Yapılan bağımsız gruplar t testine ait sonuçlarında cinsiyet ile anne-babalarının sağ ve birlikte olma değişkenlerine göre puanlar arasında anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Eğitimle en çok ilgilenen kişi değişkenine göre öğrencilerden eğitimleriyle aile bireyleri hariçinde kişilerin ilgilendiği gruptaki öğrencilerin tahmin puanlarının oldukça düşük olduğu saptanmıştır. Genel olarak anne ve babanın eğitim seviyesi arttıkça öğrencilerin tahmin ortalamalarında artış olduğu görülmüştür. Öte yandan matematiği günlük hayatla ilişkilendirme düzeyine göre öğrencilerin puanları arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmezken cetvel-pergel kullanma, zemin kaplama-duvar boyama, sıvı ölçme tecrübelerine göre analiz edildiğinde öğrencilerin birbirine çok yakın ancak düşük tahmin ortalamaları elde ettikleri görülmüştür.The aim of this study is to examine the measurement estimation performance of secondary school (5th, 6th, 7th, 8th grade) students according to some variables. The sample of the study consisted of 1140 students studying in six state secondary schools with different socioeconomic levels in Kırşehir in the 2022-2023 academic year. Relational survey model, which is a type of descriptive survey model, which is one of the quantitative research methods, was used in the research. The researcher developed the 'Participant Data Collection Form' consisting of 24 questions and the 'Measurative Estimation Test' consisting of 22 questions to determine the measurement estimation performances. Looking at the results of the study, it was observed that the mean of the measurement estimates increased as the age and class level increased. It was found that students from high socioeconomic district schools achieved statistically significantly higher scores compared to middle and low socioeconomic district schools. In the results of the independent groups t-test, no significant difference was found between the scores according to gender and the variables of being alive and together with their parents. According to the variable of the person most interested in education, it was determined that the estimation scores of the students in the group of people who were interested in their education, except for their family members, were quite low. In general, as the education level of the parents increased, it was observed that the average of the students' estimations increased. On the other hand, there was no significant difference between the scores of the students according to the level of associating mathematics with daily life, but when analysed according to their experiences of using ruler-compass, floor covering-wall painting, measuring liquid, it was seen that the students obtained very close and low estimation averages

    Analysis of the effect of organizational culture on employee motivation: Al-alawi children's hospital case

    Get PDF
    Örgütsel kültürü, çağdaş yönetimde önemli kavramlardan biridir. Çünkü pek çok araştırmacı, şirket yöneticisi, organizasyonların başarı ve başarısızlıklarının, onlarda hâkim olan kültür ve düşünce tarzından büyük ölçüde etkilendiğini teyit etmektedir. Her örgütün kendi içlerinde çalışan bireyler ve onları çevreleyen dış çevre tarafından edinilen değer, varsayım ve inançlardan oluşan, çalışanların davranış, tutum ve eylemlerini şekillendirmeye çalışan, kendi kültürüne sahip olması nedeniyle çalışanları motive etmek de dâhil olmak üzere örgütün tüm iş ve faaliyetlerine olumlu ya da olumsuz yansıyabilir. Bu nedenle çalışan bireylerin duygularını harekete geçirme ve davranışlarını örgütün amaçlarına hizmet edecek bir şekilde yönlendirme, çalışan bireyleri motive etme ve onların güdülerini harekete geçirmek için çalışır. Gizli enerji ve yetenekleri ile onları motive eder ve amacı gerçekleştirmek için istek ve şevk uyandırır. Çalışan bireylerde adalet duygusunun yüksek olması, Yönetime olan güvenin artmasına ve buna bağlı olarak çalışan bireylerin iş güvencesi sağlandıktan sonra davranışlarında iyileşmeye yol açması gibi çalışan bireylerin iş performansının verimliliğini de etkileyen değişkenlerdir. Bunun tersi ise, bireylerin kendilerini haksız hissetmeleri durumunda ortaya çıkmakta, bu da örgütsel vatandaşlık davranışlarının ve performansının azalmasına yol açmaktadır. Çünkü insan kaynağı, örgütlerin başarı ve hayatta kalmaları için güvendikleri kaynaktır. Bu hayatta kalma ve süreklilik, üyelerinin davranışlarını inceleme, onları etkileme ve iş tatmini duygularıyla ilgilenmedir. Buna göre motivasyonun örgütlerde çalışan bireylerin bağlılık ve iş birliğini sağlamak için yönetimin kullandığı yöntemlerden biri olabileceği ve onların iş doyumlarını etkileyebileceği ortaya çıkmaktadır. Buna bağlı olarak, birçok kuruluş bu kaynağa dikkat etmeye ve onu korumaya çalıştı. Çalışanların işlerinden ve ait oldukları örgütten duydukları tatmin duygusunu etkileyebilecek örgütsel adalet, araç ve yöntemleri inşa edilmedikçe ulaşılamayan, çalışanları elde tutmaya ve daha fazla çaba sarf etmeye teşvik etmeye yardımcı olan bir motivasyon stratejisi geliştirmelidir. Dolayısıyla, çalışmanın iki değişkeni, araştırılan kuruluşla (Alawiyya Çocuk Eğitim Hastanesi) uyumlu bir şekilde, örgüt kültürünü geliştirme ve çalışanlarını motive etme yolu ile çalışma göstermek için uygun hale getirildi. Yukarıdakilere dayanarak, bağımsız değişken "örgüt kültürü" ile bağımlı değişken "çalışanları motive eden" üzerindeki etkisi arasındaki ilişkinin doğasını belirleyen varsayımsal bir model oluşturulmuştur. Çalışmayı yürütmek ve hipotezlerini test etmek için Alawiyya Çocuk Eğitim Hastanesi'ndeki bir çalışan örneği test edildi. Araştırma modelinde yer alan değişkenlere ilişkin veri toplamak için kişisel görüşme yönteminin yanı sıra anket yöntemi de benimsenmiştir. Anket verilerinin doğruluğunu desteklemek ve sonuçları analiz etmek amacıyla saha gözlemleri ve yıllık raporlar alınmış ve sonuçlar bilgisayar programı (SPSS V.25, AMOS V.25) kullanılarak çıkarılmıştır.Araştırmacı, hastanenin çalışmalarını takip etme arayışında bir dizi engel ve sorunla karşı karşıya kaldı. Aynı şekilde Korona virüsü pandemisi nedeniyle ülkenin durumu daha da kötüleşmişti. Neyse ki araştırmacı işin geri kalanını güçlükle de olsa tamamlamayı başardı. Bazı görüşmeleri gerçekleştirmenin zorluğuna ek olarak, çalışma koşulları ve yeterli zamanın olmaması nedeniyle bazı çalışanlardan ve yöneticilerden anket formunu alamadı. Anket, ilki çalışmanın genel çerçevesini temsil eden dört bölümden oluşmakta olup iki bölüm metodoloji ve en öne çıkan önceki çalışmalar ile birliktedir. İkinci bölüm, çalışmanın teorik yönünü ele almış, ilk bölüm örgüt kültürü olmak üzere iki bölüm ile ele alınmıştır.İkinci bölüm çalışanları motive etme, üçüncü bölüm çalışmanın pratik tarafını ve üç konuyu temsil ederken, ardından dördüncü bölüm pratik sonuçların ve önerilerin gözden geçirildiği, kaynakları ve ekleri ile çalışmayı tamamlamaktır. Mevcut anket, bölümleri aracılığıyla yanıt veren bir değişken olarak çalışan bireylerin motivasyonunda açıklayıcı bir değişken olarak örgüt kültürünün ilişkisini ve etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Alawiyya Çocuk Eğitim Hastanesi'nde araştırılan kurum için öneminin farkına varmanın yanı sıra, araştırılan kuruma en iyi hizmeti sunmasını sağlamak için çalışanlarını motive etmeye katkıda bulunan bir dizi tavsiye bulmaya çalışmaktır. Çalışma konusunun kamu kuruluşlarındaki önemi ve özellikle hastanenin toplum için öneminden hareketle, bu çalışmayı tamamlamak için tanımlayıcı, keşfedici ve uygulamalı bir yaklaşım benimsenmiştir.Çalışma, Bağdat'taki Alawiyya Çocuk Eğitim Hastanesi'ndeki çalışanlardan oluşan bir örneklemi içermiştir. Veriler hastane yönetimindeki tüm çalışanlar tarafından temsil edilen çalışma örneklemini münhasıran ve kapsamlı bir şekilde temsil eden 90 katılımcıdan toplanmıştır. 32 madde içeren bir anketi benimseyerek, kişisel görüşmeleri ve aynı gözlemleri toplamaya yardımcı olacak yöntemler kullanarak ve anket programı olan Spss V.25, AmosV.25 benimsemiştir. Hipotezlerini test etmek için tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (normal dağılım testi, doğrulayıcı faktör analizi ve değişkenlerin bina modelleri, aritmetik ortalama, yüzdeler, standart sapma, göreli önem, fark katsayısı, Pearson korelasyon katsayısı ve basit regresyon katsayısı) ve çalışma, örgütsel kültürü ile çalışan motivasyonu arasında karşılıklı iyi ilişkilerin varlığında somutlaşan hipotezlerin geçerliliğini gösteren en belirgin sonucu özetledi. Sonuçlar, sınırlı bir örgütsel kültür ve çalışan motivasyonunda gözle görülür bir zayıflık, özellikle de adalete karşı ve verimli bir şekilde çizilen hedefleri kontrol etme konusunda zayıf bir ilgi, ölçüm ve takip için bilimsel standartların doğruluğunda bir zayıflık gösterdi. Anket, yapılan hastanede çalışan bireylerin motivasyonlarını takip etme ve araştırma örneklemini oluşturdu.The current study aims, through its chapters, to investigate the correlation and impact of organizational culture as an explanatory variable in motivating individuals working as a responding variable in Al-Alawiyya Teaching Hospital for Children, as well as to identify its importance to the researched organization, and then try to come up with many recommendations that contribute to motivating its workers to ensure better provision. The services of the researched organization, and based on the importance of the subject of the study in public organizations, and the importance of the hospital in particular to the community, the descriptive, exploratory, applied approach was adopted to complete this study, and the study included a sample of Workers at Al- Alwiya Teaching Hospital for Children in Baghdad, and data were collected from (90) respondents representing the study sample exclusively and comprehensively, represented by (all employees in the hospital administration), by adopting the questionnaire that It included (32) paragraphs, and used personal interviews and in- kind observations as methods and methods to help collect them, and the study adopted the program (Spss V.25, AmosV.25) with the adoption of descriptive statistical methods (test normal distribution, confirmatory factor analysis, modeling of variables, arithmetic mean, percentages, standard deviation, relative importance, coefficient of variation, Pearson's correlation coefficient, and simple regression coefficient) to test his hypotheses, and the study summarized the most prominent conclusion that demonstrated the validity of the hypotheses, embodied in the existence of good interrelationships between organizational culture and employee motivation, while the results showed the limitations of organizational culture, And the noticeable weakness in the motivation of workers, especially the lack of interest in justice and the weakness of interest in controlling the goals drawn efficiently, as well as the weakness in the existence of scientific criteria for measuring and following up the motivation of individuals working in the hospital, the study sample. Keywords: Employee motivation, Organizational culture, working methods, Measuring motivation, Organization, Hospital, Public Corporation

    Determining the quality levels and species of trout, sea bream, and bass fish by machine learning

    No full text
    Sağlıklı beslenme kavramının bilimsel araştırmaların sonuçları ile işlenmesine bağlı olarak toplum sağlığı için balık eti tüketiminin önemi her geçen gün artmaktadır. Balık etinde bulunan doymamış yağ asitlerinin insan metabolizmasındaki esansiyel etkileri kendisini diğer gıdalara göre daha fonksiyonel hale getirmektedir. Ancak söz konusu fonksiyonel bileşiklerin kompleks yapısı balık etini hızlı bozulan bir gıdaya dönüştürmektedir. Buna bağlı olarak da balık etinin kalite parametrelerinin çok iyi ve hızlı tespit edilmesi gerekir. Balık kalitesinin belirlenmesinde kullanılan duyusal, kimyasal ve mikrobiyolojik analizler zaman, teçhizat ve yetişmiş personel gerektiren ayrıca sonuçlarının geç elde edildiği spesifik analizlerdir. Makine öğrenimi ise yapılan bilgi girişlerini işleyerek onları kullanıcıya yararlı bilgilere dönüştürebilen ve bunları tahmin yapmada kullanabilen çeşitli algoritmalardan oluşan yapay zekâlardır. Gelişen teknoloji ile makine öğrenimi birçok endüstride anlamlı değişiklikler başlatmış ve gösterdiği yüksek performans ile önemli sorunların ortadan kaldırılmasını sağlamıştır. Makine öğreniminin en büyük avantajı büyük miktarda veriyi hızla işlemek ve zamandan tasarruf sağlayan bir kontrol noktasına sahip olmaktır. Gıda kalitesinin belirlenmesinde ise makine öğrenmesi gıdaya temas etmeden ve onu tahrip etmeden uygulanabilecek önemli bir yöntem olabilir. Bu tez çalışmasında derin öğrenme yöntemi ile farklı türdeki balıkların kalite parametreleri belirlenmek istenmiştir. Bu işlem için farklı türdeki; alabalık, levrek ve çipura balıkları 7 gün boyunca (3±1°C) buz içerisinde depolanmış ve her depolama gününde resimleri kayıt altına alınmıştır. 3 farklı balık türü için depolama süresince toplam 21.386 adet görüntü elde edilmiştir. Elde edilen bu görüntüler makine öğrenimi ile kalite sınıflandırılmasına tabi tutulmuştur. Çalışmada, görüntülerden elde edilen Convolutional neural networks (CNN) özelliklerinin kullanıldığı görüntüleri sınıflandırmak için bir destek vektör makinesi olan ve SVM (support vector machine) olarak bilinen algoritma kullanılmıştır. CNN'nin ilk katmanı, görüntülerin giriş boyutlarını belirtmiştir. Doğru sınıflandırma oranları %90,6 ile %100 arasında değişmiş ve veri artışının artması ile doğruluk oranında beklenen artışın oluştuğu gözlenmiştir. Alabalık, çipura ve levrek için ortalama doğru sınıflandırma oranları %80 üzerinde elde edilmiştir. Çalışma sonuçları makine öğrenmesi ile balığa ait taze-bayat ayrımının yüksek doğruluk oranında belirlenebileceğini ve makine öğrenmesinin hızlı kalite belirleme metodu olarak kullanılabileceğini göstermiştir.Depending on the processing of the concept of healthy nutrition with the results of scientific research, the importance of fish meat consumption for public health increases day by day. The essential effects of unsaturated fatty acids found in fish in human metabolism make it more functional than other foods. However, the complex structure of the functional compounds in question turns fish meat into a perishable food. Accordingly, the quality parameters of fish meat must be determined very well and quickly. Sensory, chemical and microbiological analyzes used to determine fish quality are specific analyzes that require time, equipment and trained personnel, and the results are delayed. Machine learning, on the other hand, is artificial intelligence consisting of various algorithms that can process information inputs and turn them into useful information for the user and use them to make predictions. With the developing technology, machine learning has initiated significant changes in many industries and has enabled the elimination of important problems with its high performance. The biggest advantage of machine learning is to process large amounts of data quickly and have a time-saving checkpoint. In determining food quality, machine learning can be an important method that can be applied without contacting and destroying food. In this thesis, it was aimed to determine the quality parameters of different types of fish by using deep learning method. Different types for this process; Trout, sea bass and sea bream were stored in ice for 7 days (3±1°C) and their pictures were recorded on each storage day. A total of 21,386 images were obtained during storage for 3 different fish species. These images were subjected to quality classification by machine learning. In the study, an algorithm known as SVM (support vector machine), which is a support vector machine, is used to classify images using CNN (Convolutional neural networks) features obtained from images. CNN's first layer specified the input dimensions of the images. Accurate classification rates ranged from 90.6% to 100%, and it was observed that the expected increase in accuracy was achieved with the increase in data. Average correct classification rates for trout, sea bream and sea bass were above 80%. The results of the study showed that the fresh-stale distinction of fish can be determined with high accuracy with machine learning and machine learning can be used as a fast quality determination method

    The relationship of emotional eating behavior with technology addiction and happiness

    No full text
    İnsanların yaşadıkları duygularının farkında olmaları, duygularını tanımaları ve duygularını ifade edebilmeleri önemlidir. İnsanların olumsuz duygu durumlarında yeme davranışında bulunmaları duygusal yeme kavramı olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar duygusal yeme olumsuz duygularla ilişkilendirilmiş olsa da son zamanlarda yapılan araştırmalar olumlu duygular ve duygusal yeme arasında da ilişki olabileceğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte içinde bulunduğumuz teknoloji çağında bireylerin teknoloji ile ilgili bir takım bağımlılıklar geliştirdiği bu bağlamda duygusal yeme ve teknoloji bağımlılıkları arasında da bir ilişki olabileceği düşünülmüş ve bu araştırma duygusal yeme davranışının teknoloji bağımlılığı ve mutlulukla ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma nicel bir araştırma olup araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın verilerini toplamak için araştırmacı tarafından hazırlanan sosyo- demografik bilgileri içeren kişisel bilgi formu kullanılmış bununla birlikte Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği (TDYÖ), Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği (TBÖ) VE Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu (OMÖ-K) kulanılmıştır. Verilerin toplanması "Google Forms" aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Basit ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda kadınların erkeklere göre duygusal yeme puanları daha yüksek bulunmuştur. Bireylerin medeni durumları, herhangi bir sağlık sorunu olup olmama durumları, ilişki durumları ile duygusal yeme puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Kilo nedeniyle diyetisyene başvurma, eğitim durumu, kilo memnuniyeti ve kabul edilen beden şekli ile duygusal yeme puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Duygusal yeme ve mutluluk arasında negatif yönde orta düzey ilişki, teknoloji bağımlılığı ve duygusal yeme arasında ise pozitif yönde orta düzey ilişki bulunmuştur. Teknoloji bağımlılığının sosyal ağ bağımlılığı, anlık mesajlaşma bağımlılığı ve web siteleri bağımlılığı alt boyutları ile mutluluk kavramının duygusal yeme davranışını anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar; duygusal yeme davranışının teknoloji bağımlılığı ve mutlulukla ilişkisini olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Duygusal Yeme, Teknoloji Bağımlılığı, MutlulukIt is important for individuals to be aware of their emotions, recognize them, and express them. Emotional eating occurs when people engage in eating behaviors during negative emotional states. Although emotional eating has been associated with negative emotions, recent research has shown that there may also be a relationship between positive emotions and emotional eating. In addition, in the age of technology in which we live, individuals have developed some forms of addiction related to technology, and in this context, it is thought that there may be a relationship between emotional eating and technology addiction. This study was conducted to examine the relationship between emotional eating behavior, technology addiction, and happiness. The study is a quantitative research and the relational scanning model was used. The personal information form prepared by the researcher, which includes socio-demographic information, Turkish Emotional Eating Scale (TEES), Technology Addiction Scale (TAS), and Oxford Happiness Short Form Scale (OHFSS) were used to collect the data. Data collection was conducted through "Google Forms". Pearson Correlation Analysis, Independent Samples t- test, one-way analysis of variance (ANOVA), simple and multiple linear regression analysis were used in the data analysis. As a result of the analysis, it was found that women had higher emotional eating scores than men. There was no statistically significant relationship between marital status, any health problems, relationship status, and emotional eating scores. There was a statistically significant relationship between emotional eating scores and reasons for seeing a dietician due to weight, educational status, weight satisfaction, and acceptance of body shape. There was a moderate negative relationship between emotional eating and happiness, and a moderate positive relationship between technology addiction and emotional eating. It was found that technology addiction with social media addiction, instant messaging addiction, and web addiction sub-dimensions significantly predicted emotional eating behavior related to the concept of happiness. The results obtained from the study confirm the purpose of our study, which is to investigate the relationship between emotional eating behavior, technology addiction, and happiness. Keywords: Emotional Eating, Technology Addiction, Happines

    Awareness and digital literacy levels of science teachers regarding web 2.0 tools

    No full text
    21. yüzyıl becerilerinin önem kazandığı bilgi toplumlarında öğrenme ve öğretme süreçlerini teknoloji ve çağdaş yaklaşımlar doğrultusunda tasarlamak bir gereklilik olarak görülmektedir. Bireylerin karşılaştıkları verileri analiz edip ihtiyaç duydukları verilere ulaşabilmeleri ve bunları sunabilmeleri de eğitmenlerden beklenen önemli bir yeterliktir. Araştırma karma yöntem desenlerinden sıralı açıklayıcı desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, 2021-2022 eğitim öğretim yılında, Kırşehir ili resmi ortaokullarda görev yapmakta olan 121 fen bilimleri öğretmeni katılımı ile yürütülmüştür. Katılımcılar basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Araştırmada öğretmenlerin Web 2.0 araçlarına ilişkin farkındalık düzeyleri ve dijital okuryazarlık düzeylerinin tespit edilmesi amaçlanmış olup nicel verilerin toplanmasında "Web 2.0 Araçları Kullanımı Yetkinliği Ölçeği" ve "Dijital Okuryazarlık Ölçeği" kullanılmıştır. Nitel veriler, açık uçlu sorulardan ve yarı yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmıştır. Nicel verilerin analizinde descriptive analize ve fark testleri kullanırken, toplanan nitel verilerin analizinde içerik analizinden faydalanılmıştır. Çalışma sonucunda fen bilgisi öğretmenlerinin Web 2.0 araçlarının kullanırken çeşitli teknolojik ve pedagojik boyutlarda sorunlarla karşılaştıkları tespit edilmiş edilmiştir. Öğretmenler Web 2.0 araçları hakkında sınırlı bilgiye sahip olduklarını ve sınıflarında genellikle Morpa Kampüs ve EBA gibi platformları kullandıklarını belirlenmiştir. Web 2.0 araçlarını derslerine entegre etme konusunda çekimser kalmalarının sebepleri arasında araçlarını kullanımın ve hazırlığına ilişkin yeterli bilgiye sahip olamama, internet hızı ve erişim sorunları yer almaktadır. Katılımcılar, bu araçları deneylerde malzeme eksikliği, ders takibi ve performans ödevi verme amacıyla kullanabileceklerini söylemişlerdir. Öğretmenlerin bu araçları tercih etme nedenleri; onların eğlenceli, hazır olması, uzaktan eğitim avantajı ve zengin görsel içerikleri ve daha verimli ders olanağı sağlaması demişlerdir ayrıca bu araştırama sonunda araçlarla ilgili hizmet içi eğitim almak istedikleri sonucu elde edilmiştir.Designing learning and teaching processes aligned with technology and contemporary approaches is crucial in today's information societies, where 21st-century skills are highly valued. Individuals' ability to analyze, access, and present data is an essential competence expected from educators. This research utilized a sequential explanatory design, a mixed method approach, to investigate the topic. The study involved 121 science teachers from public secondary schools in Kırsehir province during the 2021-2022 academic year. The participants were selected through simple random sampling. The research aimed to determine teachers' awareness levels and digital literacy regarding Web 2.0 Tools. Quantitative data were collected using the "Web 2.0 Tools Use Competency Scale" and the "Digital Literacy Scale." Qualitative data were gathered through open-ended questions and semi-structured interviews. Descriptive analysis, difference tests, and content analysis were employed to analyze the data. The findings indicated that science teachers faced challenges in various technological and pedagogical aspects when using Web 2.0 Tools. It was observed that teachers had limited knowledge about these tools and predominantly utilized platforms like MORPA and EBA in their classrooms. Their reluctance to integrate Web 2.0 Tools into their lessons stemmed from insufficient knowledge on tool usage and preparation, as well as internet speed and access issues. The reasons for their preference for these tools included their enjoyable nature, ready availability, the advantages of distance education, rich visual content, and enhanced course effectiveness. Additionally, the research emphasized teachers' expressed eagerness for in-service training on these tools

    Classification of face expressions by deep learning method

    No full text
    Duygu, insan zihninde var olmanın psikolojik bir halidir. Birçok alanda yapılan çeşitli çalışmalar, duygu oluşum sürecine ilişkin farklı bakış açılarını desteklemektedir. Bazı filozoflara göre duygu, kişisel koşullardaki veya çevredeki değişikliklerin sonucudur. Bununla birlikte, bazı biyologlar, nörolojik ve hormonal sistemlerin, duyguların oluşumunda başlıca sorumlu olduğuna inanırlar. Tezimizde, konvolüsyonlu sinir ağlarına (ConvNets) dayalı bir yüz ifadesi tanıma yaklaşımı oluşturmak için motive olduk. Konvolüsyonlu sinir ağı modelleri, sinir, mutluluk, öfke, sürpriz, üzüntü veya tiksinti gibi kategorilerden birine ait bir yüz ifadesi etiketini tahmin etmek için kullanılır. Yüz ifadesinin etiketi sinir, mutluluk, öfke, şaşkınlık, üzüntü veya tiksinti gibi kategorilerden birine karşılık gelmelidir. Görüntü, sistemde bir girdi görevindedir. Sonuç olarak, bu modeller sıkı testlerden geçmektedir. Yakalama ve sınıflandırma modülü, bir bilgisayar sisteminin kullanıcı üzerinde meydana getirebileceği duygusal etkinin bilinmesini ve bu bilgilerle kullanıcı etkileşimini iyileştirmek için önlemler alınmasına olanak sağlar. Böylece, kullanılabilirlik testlerine uygulanan ifadeleri sınıflandırmak için CNN kullanmanın mümkün olduğu, hatta testi yapanlara gerçek zamanlı yanıtlar verebileceği sonucuna varmaktayız. Bu tezin ana katkısı, CNN algoritmasını lineer aktivasyon fonksiyonlarıyla modifiye ederek algılamanın doğruluğunu artırmak için CNN'nin yerleşik softmax katmanını diğer sınıflandırıcılarla değiştirmemizdir. Değiştirilen CNN algoritması hem Conv-2 katmanını kullanarak özellikleri ayıklar, hem de iş akışının hızını artırmak için özellik şablonlarını ve Haar benzeri özellikleri kullanır.Emotion is a psychological state of being in the human mind. Various studies in various fields support various viewpoints on the process of emotion formation. Emotion, according to some philosophers, is the outcome of changes in personal conditions or the environment. Some biologists, however, believe that the neurological and hormonal systems are principally responsible for the genesis of emotion. We were motivated to create a facial expression recognition approach based on convolutional neural networks (ConvNets). Convolutional neural network models are used to predict a facial expression label belonging to one of the following categories: neural, happiness, anger, surprise, sadness, or disgust. The label for the facial expression must correspond to one of the following categories: neural, happiness, anger, surprise, sadness, or disgust. The image serves as an input to the system. Consequently, these models undergo rigorous testing. The capture and classification module makes it possible to know the emotional impact that a computer system can cause on the user, and with this information to take measures to improve user interaction. Thus, we conclude that it is possible to use CNN to classify expressions applied to usability tests and can even provide real-time responses to those who perform the test. The main contribution of this thesis is that we modify the CNN algorithm with linear activation functions and replace the built-in SoftMax layer of the CNN with other classifiers to increase the accuracy of the detection, the modified CNN algorithm not only extracts the features using the Conv-2 layer but also uses feature templates and Haar like features to increase the speed of the workflow

    Determination of teacher candidates' attitudes towards sustainable environmental education (Sample of Kırşehir Ahi Evran University)

    No full text
    Bu araştırma, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gören öğretmen adaylarının sürdürülebilir çevre eğitimine yönelik tutumlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma; Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Fen Bilgisi Eğitimi, Matematik Eğitimi, Sosyal Bilgiler Eğitimi, Türkçe Eğitimi, Sınıf Eğitimi, Okul Öncesi Eğitimi, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Eğitimi Anabilim dallarında öğrenim gören toplam 855 öğretmen adayı ile yürütülmüştür. Araştırmadaki veriler, Afacan ve Demirci Güler tarafından geliştirilen, 44 madde ve 6 faktörden oluşan "Sürdürülebilir Çevre Eğitimine Yönelik Tutum Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırmacıların yaptığı güvenirlik analizi sonucunda güvenirlik katsayısı 0.905 bulunmuştur. Toplanan nicel veriler SPSS istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmen adaylarının Sürdürülebilir Çevre Eğitimine Yönelik Tutumlarının genel olarak "Katılıyorum" düzeyinde olduğu tespit edilmiştir.This research was conducted to determine the attitudes of teacher candidates studying at Kırşehir Ahi Evran University Education Faculty towards sustainable environmental education. Research; The study was conducted with a total of 855 teacher candidates studying at Kırşehir Ahi Evran University, Faculty of Education, Science Education, Mathematics Education, Social Studies Education, Turkish Education, ClaSroom Education, Preschool Education, Guidance and Psychological Counseling Education. The data in the study were collected with the "Attitude Scale towards Sustainable Environmental Education" developed by Afacan and Demirci Güler and consisting of 44 items and 6 factors. As a result of the reliability analysis conducted by the researchers, the reliability coefficient was found to be 0.905. The collected quantitative data were analyzed using the SPSS statistical package program. As a result of the research, it was determined that teacher candidates' attitudes towards sustainable environmental education were positive

    3,945

    full texts

    6,557

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇