Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
Not a member yet
    6557 research outputs found

    Environmental deterioration, renewable energy, natural resource rents, and schooling in Türkiye: Does the degree of energy transition matter for environmental quality?

    Full text link
    Within the literature on energy and environmental economics, it is generally acknowledged that renewable energy can improve environmental quality; however, certain papers suggest that an optimal level of the usage of renewable energy sources may exist. Consequently, the utilization of renewable energy sources can result in environmental degradation up to a certain threshold. Then, environmental quality can be enhanced through the continued application of renewables. This indicates that the link between renewable energy and environmental devastation is inverted U-shaped. This paper presents empirical evidence concerning this possible association between renewable energy and environmental destruction in Türkiye, a country where fossil energy predominates in the energy mix. Additionally, the paper investigates the environmental influences of natural resource rents and schooling. This study utilizes annual data from 1971 to 2020 and implements time series methodologies that rely on the Fourier approximation. The paper thus accounts for an undetermined quantity of structural breaks. The results suggest that an inverted U-shaped link occurs between renewable energy and environmental destruction, signifying renewable energy initially contributes to a diminution in environmental quality before subsequently improving it. Additionally, environmental quality is positively associated with natural resource rents and negatively associated with schooling, according to the findings. Furthermore, the findings reveal that schooling worsens the combined effect of renewable energy on environmental degradation. These conclusions are discussed in the paper. © 2024 Elsevier Lt

    Çocuklarda Kan Alma İşlemi Sırasında Uygulanan Stres Topunun Korku Üzerine Etkisi

    Full text link
    Bu araştırma, 5-10 yaş arası çocuklara kan alma işlemi sırasında uygulanan stres topunun korku üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tek gruplu ön test son test yarı deneysel tiptedir. Araştırma 08 Aralık 2022-14 Eylül 2023 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi’nde, çocuk cerrahi yoğun bakım servisinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi bilgisayar ortamında %95 güç, 0.5 etki büyüklüğü, %95 güven düzeyinde 54 olarak hesaplanmıştır. Kan alma işlemi sırasında, lateksten üretilmiş çocuk balonu ve şekillenebilir özellik taşıyan kinetik kum malzemeleri kullanılarak araştırmacı tarafından yapılan stres topu kullanılmıştır. Veriler, tanıtıcı özellikler formu ve Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ) kullanılarak toplanmıştır. Ölçek, kan alma işlemi öncesinde ve sonrasında uygulanmıştır. Araştırmanın verileri, bilgisayar ortamında sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca gibi tanımlayıcı ölçüler ve Wilcoxon işaret testi kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmada çocukların girişimden önceki ÇKÖ puan ortalaması 2.72±0.96, girişimden sonraki puan ortalaması 1.19±0.87 olup girişimden önceki ve sonraki puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (W=-6.140, p<0.05). Buna göre stres topu uygulamasının kan alma işlemi sırasında çocuklarda korku düzeyini azaltmada etkili olduğu söylenebilir. Bu sonuçlar doğrultusunda; stres topunun diğer ağrılı girişimlerde korku düzeyine etkisini gösteren deneysel çalışmaların planlanması ve stres topu uygulamasının pediatri kliniklerinde standart uygulama olması için uygulama protokollerinin geliştirildiği çalışmaların planlanması önerilir

    Kannabinol Ve 5-Fluorourasil’in Mda-Mb- 453 Ve Hela Hücre Hatları Üzerindeki Etkisinin Araştırılması

    No full text
    Bu çalışma, MDA-MB-453 ve HeLa hücre hatlarında CBN (kannabinol) ve 5-FU(5- fluorourasil)‘un sitotoksik, morfolojik ve moleküler etkisi incelenmesini hedeflemekte olup diğer çalışmalarda kanser ilaçlarının geliştirilmesine ön çalışma niteliği taşımaktadır. Kanser hem dünyada hem de ülkemizde kardiyovasküler hastalıklardan sonra ikinci ölüm sebebi olması açısından önemli bir toplum sağlığı problemidir ve beraberinde taşıdığı fiziksel rahatsızlıkların yanı sıra sosyal, maddi ve manevi yönleri ile mücadelesi zor bir hastalıktır. Kanser tedavisinde ameliyat, kemoterapi ve radyoterapi gibi çeşitli tedavi yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Fakat bu tedaviler ileri seviye kanser hastalarında metastaz gerçekleştikten sonra tam bir çözümü olduğu söylenemez. ilaç tedavisi uygulamaları da tek başına çözüm değildir. ilaç tedavisi ile hastalarda ilaç direnci de ortaya çıkmaktadır. Kanserde ilaç direnci, tedavinin başarısız olmasına neden olabilir. Bu nedenle hastalığı anlamak ve buna yönelik tedavi yöntemleri geliştirmek önemlidir. Son zamanlarda bitkilerin, kanser hücrelerini nasıl etkilediğine yönelik araştırmalar yapılıp, farklı tedavi yöntemleri bulmak amaçlanmaktadır. Yapılan çalışmalar sonucunda bitkiler ve bileşikleri hakkında detaylı bilgi edinilebilmesi için daha çok araştırma yapılması ve bilinmeyen özelliklerinin ortaya çıkarılması gerekmektedir. Biz bu araştırmada, bitkilerin ve bu bitkinin ilaç ile kullanılmasıyla birlikte MDA-MB-453 meme kanseri hücre hattı ve HeLa rahim ağzı kanseri hücre hattı üzerinde etkilerini incelemeyi amaçladık. ilaçların hücre hatları üzerinde etkisini belirlenmek için optimizasyon çalışmaları yapılmıştır. Migrasyon ve invazyon deneyi sonuçlarına baktığımızda CBN ve 5-FU maddelerinin hücre hatları üzerine tek başına metastazı değişen düzeylerde engellediği kombinasyon halinde ise hücrelerin ölüm ile sonuçlanmasına neden olmuştur. 3B olarak geliştirilmiş hücre hatlarına uygulanan maddelerin 48 saat içinde 3B yapılarının dağılmasına neden olmuştur. Moleküler kenetleme çalışmalarına göre belirlenen proteinlerin CBN ile olan moleküler kenetleme sonuçlarına göre bağlanma enerjilerinin -5.83 kcal/mol ile -50.7 kcal/mol arasında olduğu belirlenmiştir. Diğer ilacımız olan 5-FU ilacı ile proteinler arasında olan moleküler kenetleme sonuçlarına göre bağlanma enerjilerinin -3.4 kcal/mol ve -24.1 kcal/mol arasında olduğu belirlenmiştir. ilaçlar arasında kurulan H bağları ve bağlanma enerjisi dikkate alınarak yapılan değerlendirmede CFLAR proteini ile CBN bileşiği ve 5- FU ilacı ile birlikte en iyi kanser aktivite gösterdiği tespit edilmiştir

    The effect of music on comfort, pain, and anxiety in patients with bone marrow aspiration and biopsy in Turkey: a mixed-methods study

    Full text link
    Aim This study was conducted to determine the effect of music on the pain, anxiety, and comfort levels of patients who underwent bone marrow aspiration and biopsy. Methods This study was conducted on patients with hematological malignancies. Music was used with the intervention group. Patients' pain, anxiety, and comfort levels were measured. In addition, qualitative data were obtained through in-depth interviews with patients. Results A significant difference (p < 0.05) was found between the experimental and control groups regarding pain, comfort and anxiety levels following the application of music. It was found that there was a negative correlation between comfort and pain (r=-0.442 p < 0.001) and between comfort and anxiety (r=-0.544 p < 0.001). As a result of qualitative interviews, patients mentioned the relaxing effect of music and the reduction of anxiety and pain levels. They also stated that music can be utilized as an alternative method. Conclusion According to the results of the present study, music reduced the pain and anxiety levels of the patients in bone marrow aspiration and biopsy and increased their comfort levels. We can say that music can be used in the clinic as a non-pharmacological method for pain, anxiety and comfort. Clinical Trials Number NCT05895357 (Date:08/06/2023)

    Evaluation of Shelters in terms of Animal Welfare in the Cattle Farms of Kırşehir Province

    No full text
    Bu çalışma Kırşehir ilinde besi sığırı barınaklarının hayvan refahı açısından değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, hayvancılığın yoğun olduğu 45 köy ve mahalledeki 100 üretici ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada yetiştiricilerin demografik yapısı, geçim kaynakları, eğitim alma ve bundan faydalanma dereceleri, hayvancılık uygulamaları, ahır yapısı ve sürü yönetimi uygulamaları, hayvanlara acı veren uygulamalar ve yetiştiricilerin bu konudaki algı düzeyleri, hayvan refahında olan yaklaşımları belirlenmiştir. Çalışma 42 maddeden oluşan anket sorularından oluşmaktadır. Üreticilerin genel olarak eğitimlere katılımı ve hayvan refahına yönelik hassasiyetlerinin yüksek olması olumlu bir gelişmedir. Ahırların çoğunluğu açık besi işletmeleri olup, beton yapı malzemeleri ve çelik yapılardan oluşmaktadır. İşletmelerin yarısı otomatik suluk kullanmakta ve yarıdan fazlasında yedek su deposu bulunmaktadır. İşletmelerde yemleme programı genel olarak besideki hayvanların canlı ağırlığına göre yapılmaktadır. Kapalı besi işletmelerinde aydınlatma yeterli olup, yapay ışıklandırma neredeyse tüm işletmelerde vardır. Ahır zemini genellikle beton olup, hepsinde gübre çukuru vardır. Üreticilerin genellikle sürü yönetimi uygulamalarının hayvanlara acı çektirdiğine inandıkları görülmektedir. Ahırlarda hayvan başı alan hesaplamalarına bakıldığında refah kriterleri açısından uygun görülmektedir. Kapalı bağlı sistemde 8.33 m², kapalı serbest sistemde 9.33 m², yarı açık serbest dolaşımlı işletmelerde 13.40 m² ve açık serbest işletmelerde de 12.32 m² olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak Kırşehir İlinde besi sığırlarının temsil edildiği barınakların hayvan refahı yönlerinin genel olarak uygun olduğu ve hayvan refahı konusunda daha fazla araştırma yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Besi sığırcılığı, ahır, hayvan refahı, KırşehirThis study was conducted to evaluate beef cattle shelters in Kırşehir province in terms of animal welfare. The research was conducted with 100 producers in 45 villages and neighborhoods where animal husbandry is concentrated. In the research, the demographic structure of the breeders, their livelihoods, the degree to which they receive and benefit from education, animal husbandry practices, barn structure and herd management practices, practices that cause pain to animals, the breeders' perception levels on this issue, and their approaches to animal welfare were determined. The study consists of survey questions consisting of 42 items. The general participation of producers in training and their high sensitivity towards animal welfare is a positive development. The majority of the barns are open livestock enterprises and consist of concrete building materials and steel structures. Half of the businesses use automatic waterers and more than half have a spare water tank. Feeding programs in enterprises are generally made according to the live weight of the animals in fattening. Lighting is sufficient in closed livestock enterprises, and artificial lighting is available in almost all enterprises. The barn floor is generally concrete and they all have a manure pit. Producers often appear to believe that herd management practices cause animal suffering. When looking at the area calculations per animal in barns, it seems appropriate in terms of welfare criteria. It was determined as 8.33 m² in the closed connected system, 9.33 m² in the closed free system, 13.40 m² in semi-open free circulation enterprises and 12.32 m² in open free enterprises. As a result, it was concluded that the animal welfare aspects of the shelters where beef cattle are represented in Kırşehir Province are generally appropriate and more research on animal welfare is needed. Keywords: Fattening cattle, shelter, animal welfare, Kırşehi

    Possibilities of Using Organic Wastes as a Growing Medium in Soilless Culture for Cut Flower Rose

    Full text link
    The possibilities of using organic wastes, such as hazelnut shells (HS), walnut shells (WS), hazelnut skins (HzS), and spent mushroom compost (SMC), as growth medium in cut flower rose cultivation in soilless substrate culture were investigated. The parameters, such as the date of cutting the flower (day), flower stem length (cm), flower stem diameter (mm), flower length (cm), flower diameter (cm), flower color, color of the top and bottom of the leaf, and yield (piece), were examined. In addition, samples taken from the growth medium at the beginning and ending stages of the experiment were analyzed. The first flowers were cut from the HzS +P medium 38 days after planting. The highest yield value (20.6 flower/plant) was obtained from SMC medium. The longest flowers (63.89 ± 0.947 cm) and the thickest stem flowers (5.86 ± 0.136 mm) were cut from the control medium. It was determined that the media also affected the flower and leaf colors. According to the results obtained, SMC and HzS+perlite mediums can be recommended as an alternative to cocopeat in the production of cut roses in soilless substrate culture. © 2024, North Carolina State University. All rights reserved

    Assessment of factors affecting quality of life in patients with chronic pain due to knee osteoarthritis and spondylosis: spine versus knee?

    Full text link
    Objective. There is no study comparing knee and spine osteoarthritis. The purpose of the study is to examine the effects of pain and disability on quality of life (QoL) and the factors affecting QoL in patients with knee osteoarthritis and spondylosis. Methods. This cross-sectional study included 114 patients with spondylosis and 126 patients with knee osteo-arthritis. Demographic data were recorded. The visual analog scale (VAS), Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index (WOMAC), Roland Morris Questionnaire (RMQ), and the Short Form Health Questionnaire (SF-36) were filled out. Results. Statistically, patients with spondylosis and knee osteoarthritis did not differ significantly in terms of gender, age, body mass index, number of concomitant conditions, marital status, years of schooling, pain scores, or SF-36 characteristics. SF-36 physical function, vitality, and mental health assessments were lower in women than men, while VAS scores were higher. There was no correlation between marital status, educational level, and QoL subscales. WOMAC and RMQ scores were negatively correlated with the SF-36 subscales. RMS scores were not related to mental health. Conclusions. Spondylosis and knee osteoarthritis affect all subscales of QoL in the same way. The management of patients with spondylosis and knee osteoarthritis should focus on pain and functionality to improve QoL. © 2024, Page Press Publications. All rights reserved

    12 -72 Ay Arası Çocuklarda Ekran Maruziyeti Ve Anne Depresyonu Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi

    Full text link
    Günümüzde teknolojinin ilerlemesiyle ekran hayatımızın bir parçası haline geldi. Çocuk sağlığı fiziksel, duygusal ve psikolojik olarak maruz kaldığı ekrandan etkilenmektedir. Çocuklardaki ekran kullanımı ile anne depresyonu arasında ilişki olabilir. Ekranın olumsuz etkileri açısından anneleri ve bakım verenleri bilinçlendirmek hemşirelerin görevlerinden biri olmalıdır. Bu tez çalışması; 12-72 ay arası çocuklarda ekrana maruz kalınan süreyi ve bu duruma anne depresyonunun etkisinin olup olmadığını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Türkiye’nin Orta Anadolu Bölgesindeki Kırşehir il merkezine bağlı on bir Aile Sağlığı Merkez’inden 18-49 yaş aralığındaki 329 anneye uygulanmıştır. Araştırmanın verileri; anne ve çocuğa ait soruları içeren veri toplama formu ve Beck Depresyon Ölçeği ile toplanmıştır. Veriler değerlendirilirken, sürekli değişkenlerin normal dağılıma uyup uymadığı Shapiro Wilk Testi ile değerlendirilmiş; normal dağılıma uyan verilerin tanımlayıcı istatistikleri ortalama ± standart sapma olarak verilmiştir. İstatistiksel önemlilik düzeyi p≤0,05 olarak kabul edilmiştir. Araştırma kapsamındaki annelerin % 50,5’inin 25-34 yaşları arasında, %55,3’ünün çalışmadığı, çalışanların %51,7 si gündüz vardiyasında çalıştığı ve %61,4’ünün çocuk bakımında yardım aldığı belirlenmiştir. Ailelerin evlerinde televizyon ve akıllı telefon bulunma sıklığı %100dür. Annelerin %66,0’ı çocuk ekran süresini denetlerken %60,5’i ekran içeriğini de denetlemektedir. İki çocuğu olan annelerin %100’ü ikinci çocukları olduktan sonra ilk çocuğun ekran süresinde artış olduğunu belirtmişlerdir. Annelerin Beck Depresyon Ölçeğinden aldıkları puanlara göre depresyon şiddetleri belirlendiğinde; %50,5’inin orta şiddette depresyona sahip olduğu görülmüştür. Annelerin çalışma durumuna göre ölçek toplam puanları karşılaştırıldığında çalışan anneler çalışmayanlara göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek puanlar almışlardır. (z=- 3,845, p=0,000). Beck Depresyon Ölçeği puan ortancaları yüksek olan annelerin çocuklarında günlük ekran süresi anlamlı biçimde yüksektir. (sırasıyla z= -4,553, p=0,000; z= -2,435, p=0,015). Araştırmanın sonucunda; 18-49 yaşındaki çalışan, iki çocuğa sahip olan ve Beck Depresyon Ölçeği puanı yüksek olan annelerin çocuklarında ekran maruziyet süresi diğer gruplara göre daha yüksek bulunmuştur

    Hastaların Bakım Bağımlılığı Düzeylerinin Spiritüel Bakım Gereksinimleri İle İlişkisinin Belirlenmesi

    Full text link
    Bu araştırmanın amacı, hastaların bakım bağımlılığı düzeylerinin spiritüel bakım gereksinimleri ile ilişkisinin belirlenmesidir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın verileri Nisan-Haziran 2023 tarihleri aralığında Kırşehir il merkezinde bulunan, Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde dahiliye kliniklerinde yatmakta olan 18 yaş ve üstü, bilinci açık, iletişim sorunu olmayan, açıklama sonrası çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden hastaları kapsamaktadır. Araştırmaya 378 hasta dahil edilmiştir. Araştırmanın verilerinin toplanmasında hastaların tanıtıcı özelliklerinin sorgulandığı Kişisel Bilgi Formu (KBF), Bakım Bağımlılığı Ölçeği (BBÖ) ve Spiritüel Bakım Gereksinimleri Ölçeği (SBGÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında yüzde, ortalama, standart sapma, cronbach alfa, Mann Whitney U, Kruskall Wallis H, Bonferroni posthoc, t testi, tek yönlü varyans ve pearson korelasyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Hastaların Bağımlılığı Ölçeği BBÖ’nden aldıkları puan ortalaması 64.83±17.61, SBGÖ’nden aldıkları toplam puan ortalaması ise 64.0±18.6 şeklinde orta düzeyin üzerinde bulunmuştur. Araştırmaya katılan bireylerin çoğunun 65 yaş ve üzeri, kadın, evli, ev hanımı, ilkokul mezunu ve geliri giderine denk olduğu belirlenmiştir. Bakım bağımlılığı düzeyi en fazla kadın, eğitim düzeyi düşük, geliri giderine denk olan, engellilik durumu olan bireylerde görülmüştür. SBGÖ’nin alt boyutları hastaların medeni durumuna, eğitim durumuna, gelir durumuna, birlikte yaşadığı kişilere göre değişiklik göstermektedir. BBÖ ve SBGÖ alt boyutları arasında negatif yönde (r=-.206) bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu durum BBÖ’nden düşük puan almanın bakım bağımlılığını arttığını, SBGÖ’nden yüksek puan almanın ise bakım gereksinimini arttırdığını göstermektedir. Bakım bağımlılığı arttıkça spiritüel bakım gereksinimi de artmaktadır. Sonuç olarak; bakım bağımlılığı ile spiritüel bakım gereksinimleri arasındaki ilişkiye göre bakım ve tedavinin kapsamlı bir şekilde gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Mayıs 2024, 81 sayfa

    Radyal yerleşimde eksenel simetrik üçgen kanatçıklı soğutucu tasarımı ve doğal taşınımla ısı transferinin deneysel incelemesi

    No full text
    daha sonra doldurulacaktırdaha sonra doldurulacaktı

    3,945

    full texts

    6,557

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇