Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
    5052 research outputs found

    An Urartian irrigation canal in the Gürpınar Plain, Van, Eastern Turkey

    No full text
    One of the most remarkable building projects carrieds out during the reign of the Urartian king Sarduri II was the concuriction of the sardurihinili foresess, 20 km south of Tuşhpa, the Urartian capital, in Eastern Turkey

    Investigation of the Effect of Using Surgical Face Masks on Aerobic and Anaerobic Performance of Children During Educational Games

    No full text
    Aim: This study aimed to examine the effect of participating in educational game activities with and without a surgical face mask on the aerobic and anaerobic performance levels of children aged 12-13. Methods: Two male groups, unmasked (n=22) and masked (n=22), participated in the study. Pre-test post-test experimental model was used in the study. The aerobic performances of the groups were determined by the 20m shuttle test, and the anaerobic performances of the groups were determined by the vertical jump test. After the pretest scores of the groups were taken, educational game activities were applied to both groups three days a week for eight weeks. At the end of the eighth week, post-test scores were obtained. These data were presented as arithmetic mean and standard deviation. Independent sample t test was used to compare independent groups and paired sample t test was used to compare dependent groups. Results: Significance level was set as p<0.05. When the pretest and posttest values of age, height and body weight of the groups were compared between the groups, no significant difference was observed (p<0.005). However, when looked at the ingroup scores, it was observed that there was a significant difference in the body weight values of the masked group (p˂0.001). In addition, there was a significant difference between the pretest and posttest aerobic performance (MaxVO2) scores of both groups within the group comparison (p˂0.001), but no significant difference was found in the groups’ anaerobic performance scores (p<0.005). However, there was no significant difference between the pretest scores between the groups, while a significant difference was observed between the post-test aerobic (p˂0.001) and anaerobic (p<0.005) scores. Conclusion: As a result, children's participation in regular educational games activities both with and without masks contributes positively to their aerobic performance and it can be said that the aerobic (16.69%) and anaerobic (1.01%) performance scores percentages of the masked group improved more than the unmasked group

    OSMANLI-İRAN ARASINDA BİR REKABET VE NÜFUZ ALANI: İMAM MUSA KÂZIM TÜRBESİ

    No full text
    Öz Osmanlı-İran ilişkilerinin geçmişten gelen mücadele ve rekabet alanlarından en önemlisi Osmanlı hâkimiyeti altındaki topraklarda bulunan ve Şiilerce kutsal sayılan Atebât-ı âliyât denilen Kerbelâ, Necef, Sâmerrâ ve Kâzımiye şehirlerindeki ziyaretgâhlardı. Başta Bağdat olmak üzere adı geçen şehirler coğrafi ve stratejik konumlarının yanı sıra barındırdıkları İslam büyüklerinin mezar ve türbeleri nedeniyle İslam tarihinde Şii ve Sünni Müslümanların ilgi odağı oldu. İranlıların Osmanlı hâkimiyetindeki bu mekânlara yoğun ilgileri ve imar faaliyetlerinde bulunma istekleri çeşitli problemlerin yaşanmasına neden oldu. Özellikle Kâzımiye’deki İmam Musa Kâzım Türbesi’ni sahiplenme amaçlı tadilat ve eklemeler iki tarafı karşı karşıya getirdi. Bu makalede, İmam Musa Kâzım Türbesi’nde yapılmak istenen tadilat ve eklemeler mercek altına alınmış ve buraya gelen Şii ziyaretçilerin ve İranlıların ilgisinin Osmanlı-İran ilişkilerine etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla adı geçen ziyaretgâhları sahiplenmedeki rekabetin temelinde dini, mezhebi, siyasi, ekonomik ve sosyal hangi faktörlerin etkili olduğunun, İran ve Osmanlı devlet adamlarının türbelere ve mukaddes mekânlara ilgilerinin ve Osmanlı’nın buradaki mülkî hâkimiyet konusundaki hassasiyetinin ve endişelerinin nedenleri sorgulanmıştır. Osmanlı’nın, İran’la ilişkileri bozmayacak, Şiileri de küstürmeyecek şekilde adı geçen mekânları sahiplendiğini iddia eden bu makale, 19. yüzyılda Atebât şehirleri ve özellikle Bağdat’ta bulunan İmam Musa Kâzım türbesi etrafında iki ülke arasında ortaya çıkan nüfuz rekabetini arşiv belgeleri ışığında ortaya koymaya çalışmaktadır

    DİJİTAL ONTOLOJİYE DOĞRU TOPLUMSALLIĞIN DEĞİŞİMİ VE DİN

    No full text
    İnsanın ve toplumsallığın yeniden tanımlandığı posthüman süreçte din ve dini yaşamın etkilenmesi kaçınılmaz. Dolayısıyla içinde olunan değişim sürecinin posthüman projelerle ilişkisi sorgulanabilir. Posthüman dönem açısından gelinen noktada bu çalışma, değişimdeki yönelişe dikkat çekerek toplumsallık zemininin evirilişini ve kategorik/genel anlamda dinin geleceğini problem etmektedir. Dijitalleşme sürecinde toplumsallığın nereye doğru evirildiği, bu süreç içerisinde dinin statüsü ve dine biçilen rol ile ilgili tespitlerde bulunmak amaçlanmaktadır. Posthüman dönemde dijital veri, veri akışı, bilgi teknolojileri ve yapay zekâ üzerinden Büyük Veri (Big Data) temelinde yeni bir bilişsel sistemin, daha doğrusu MBS’nin (Mekanik Bilişsel Sistem) inşası söz konusudur. Büyük veri, gerçekliği kendi zemininde üretmek üzere insan ve toplumsallığı yeniden inşa etmeye yönelmektedir. Bu doğrultuda dijitalleşme vazgeçilmez gibidir; çünkü yeni sis tem, dijital bir zeminin/ontolojinin/altyapının inşasını doğrudan içerir. Bu sistem içerisinde insan, bu defa moderniteden farklı olarak posthümanist projelere uygun bir şekilde “özne” olmaktan çıkmakta, sistem lehine “nesne-özne” (nesne insan, özne sistem) konumuna düşmektedir.İnsana, insanı da içeren teknolojik evrim perspektifiyle teknik bir konum ve rol tayin edilmekte, bu doğrultuda toplumsallık yeniden tanımlanmaktadır. İnsanı merkez olmaktan çıkarması yönüyle MBS’nin, posthümanist bir dijital ontoloji tasarımı olduğu söylenebilir: Bu tasarımda insana, sistem lehine çeşitli devre elemanlarından biri olmak rolü tanınır. İnsan bedeni ve diğer canlı organizmaları da içerecek bir şekilde programlanabilir, veri akışına dâhil edilebilir ve tasarlanabilir her türlü üretim, dijital ontolojinin bir parçası ve inşası niteliğindedir. Veri akışı sistemiyle her açıdan insan yaşamının, doğa organizmalarının, hatta iklimin kontrol ve takip edilerek “iyileştirilmesi”, aslında dijital ontolojideki işlemsel yönelimin bir ürünüdür. Doğa ve insanı MBS’nin içerisinde belirle mek/üretmek de dijital ontolojinin eylem biçimlerindedir. Kısaca sistem, insanı ve varlığı, Tanrı iradesinde (MBS veya veri akışı sisteminde) konumlandırır. Tabiat tanrıçasının ve ondan bağımsız olmayan varlığın (Tanrı’nın iradesine hizmet etmenin) taklit versiyonu gibi düşünülebilir. Bütün bir haliyle yeni bir din biçimidir: Dijital Din. MBS, devasa bir hesap makinesi gibi toplumsallığı ve varlığın her hücresini, onların durumlarını hesaplayabilmek için teknik bir yönelimle ve veri akışı devrelerinde yeniden konumlandırır. Bir açıdan varlık hem somut devreler hem içerik olarak hesap makinesinin içerisine indirgenmiş gibidir. Yeni konumlandırmada her şeyin MBS içerisinde hesaplanabilir bir yerde durması gerekir. Kendi eylem planında sistem, varlığı ve toplumsallığı hesaplanabilir bir konuma çekerek inşa olunur. Dolayısıyla yaşam, her yönüyle hesaplanabilir olmalıdır. Bu açıdan sistem, sekülerlikle dopdoludur: Seküler Din

    Saraylar

    No full text
    Medeniyetin gelişim süreci her daim birikimsel bilginin etkin kullanılması ile mümkün olmuştur. Her topluluk kendisinden önce yaşamış olan atalarından miras kalan bilgiyi daha da geliştirerek ilerleme kaydetmiştir. Bu ilerleme süreci bazı durumlarda ise yeni bir coğrafyada yeni bir kültür ile karşılaşılması ve kültürlenme ile mümkün olmuştur. Orta Asya'dan Anadolu topraklarına kadar gelen Türkler hem atalarından miras alan bilgileri zenginleştirmiş hem de karşılaştıkları toplumların kültürlerinden belirli hususları benimsemişlerdir. Türkler Anadolu'ya geldiklerinde, Roma İmparatorluğunun mühendislik harikalarını içselleştiren ve devam ettiren Doğu Roma (Bizans) uygarlığının eserleri ile karşılaşmışlardır. Farklı bir kültüre ve inanca ait bu eserlerin bir kısmı günümüze kadar kullanılagelmiştir. Diğer yandan sahip olunan kültür ve inanç doğrultusunda muhteşem eserler üretilmiştir. Bugün kültüre bir zenginlik ve köklerimizin yansıması olarak görülen eserler Türk-İslam kültürünün Anadolu coğrafyasında meydana getirdiği büyük değişimi de geçmişten günümüze taşımaktadır. Özellikle kültür turlarında ön plana çıkan Türk-İslam eserleri büyük bir kültürel zenginliği barındırmaktadır. Bununla birlikte söz konusu değerlerin yaşatılabilmesi ve gelecek nesillere aktarılabilmesi için öncelikle ziyaretçilere doğru bir şekilde aktarımı ve yapı (eser) ile kültür arasında bağ kurulması gerekmektedir. Buradan hareketle Anadolu'da görülen Türk-İslam dönemi mimari yapıları bu güzel eserde otuz iki bölüm halinde sunulmuştur

    Sekülerizmin Dijital Zaferi

    Get PDF
    Dijitalleşme aşamasında iyice belirgin hale gelen sosyal yaşamı “tasarımlanabilir” ve “hesaplanabilir” kılma eğilimi, kontrol etme sürecinin bir parçasıdır. Bu da sekülerizmin, daha doğrusu sekülerizme kaynaklık eden yapının gizil bir şekilde varlığını devam ettirdiğinin ipuçlarını sunar. Burada klasik sekülerleşme yaklaşımında vurgulanan dinin yokluğu değil, dinin kontrol edilen hinterlant içerisine taşınması ön plandadır. Bu çerçevede Tanrı’nın konuşması veya ne söylediği değil, onun seküler alan adına konuş(turul)ması, ideolojileştirilmesi ve tasarımlanması süreçleri/stratejileri önem kazanır. Burada hesaplamak ve hesaplayarak kontrol etmek, temel bir karakter olarak kendini gösterir. Konu sadece kontrol yöneliminden ibaret değildir. Çünkü bunu besleyen ve buna zemin oluşturan temel bir altyapı söz konusudur ki bu da “teknik olgusu”dur. Teknik, Weber’in yaklaşımında öne çıkan rasyonelitenin formel (biçimsel) boyutuna gönderme yapmakla birlikte, bunun işleyiş biçimini de vurgular. Teknik olgusu hem sekülerizmin hem de dijitalleşmenin ortak paydası niteliğindedir. Fakat belirtilen paydaşlarla da kısıtlı değildir, çünkü insanın temel yapıtaşlarından biri olması hasebiyle tarihsel açıdan modern dönemle sınırlandırılmayacak bir kökene sahiptir. Bununla birlikte teknik olgusunun; Bilimsel Devrim, Aydınlanma, sanayi/endüstri devrimleri ve modernleşme gibi süreçlerle yapılanmak üzere ortaya çıkma imkânı bulduğu, teknoloji yoluyla günümüzde kendi somut hinterlantını inşa etmek kapasitesine kavuştuğu söylenebilir. Bu çerçevede teknik olgusunun belirme biçimleri geniş bir yelpazede kendini gösterir. Geçmiş asırlara nazaran günümüzde dikkat çeken husus ise teknik olgusunun tezahür ettiği alanların (sanayileşme, bilim, teknoloji, dijitalleşme aygıtları, kitle iletişim araçları, sanal sosyal medya ortamları, hesaplanabilir toplumsal yaşam standartları, akıllı kentler, mikro cisimli kişisel sağlık asistanları, nesnelerin interneti) bir aradalığa doğru ilerleyişidir. Söz konusu toparlanma veya bir araya gelme, Batı ülkeleriyle müşahhas bir hâl almış gibi görünse de, aslında onları da belirleyen, küreselleşme olgusuyla birlikte insanı ve sosyo-kültürel yaşamı kuşatan bir kapasiteye doğru ilerlemektedir. Başka bir deyişle, belirtilen bir aradalığın etkisi, küreselleşme vurgusuyla uluslararası sahada olduğu kadar yerelde de geçerli görülebilir, çünkü sosyo-kültürel yaşam, her geçen gün teknik standartlara evirilmektedir; yani teknik, günümüzde mücessem bir yapı kazanmaya doğru ilerlemektedir. “Tekn(oloj)ik hinterlant” diyebileceğimiz bu mücessem durum, sekülerizmi ve sekülerleşmeyi, kısaca seküler(izm)leşmeyi destekleyen bir yapıdadır. Teknik/dijital olgusu ve tekn(oloj)ik hinterlantın her zamankinden daha fazla belirleyici olması, sekülerizmin ve sekülerleşmenin çağdaş teknolojinin yönelimi açısından da gözden geçirilmesini zorunlu kılar. Bunun için kitapta hem mevcut değerlendirmeleri dışlamayan hem de teknik/dijital olgusu ve tekn(oloj)ik hinterlantı dikkate alan bir bakış açısına ve tanımlamaya gidilmektedir. Tabi buna geçmeden önce önemli bir hususa açıklık getirmek gerekir ki o da “kapalı tutarlılık” olgusudur. Teknik/dijital olgusu bağlamında seküler zemin, kendi içinde “tutarlı” bir işleyişe sahiptir. Buradaki tutarlılık, işleyişin teknik işlem birimleri ve teknik işlemle sınırlı olmasından dolayı “kapalı” olma özelliğiyle de ön plandadır. Bu yönüyle kapalı tutarlılık kavramı, kitabın açıklamalarını özetler mahiyettedir

    Bizans Dönemi Resimli El Yazmalarda Kale Kent Motifi

    No full text
    İnsanların toplu bir şekilde yaşamalarını mümkün kılan ayrıca kültür ve medeniyetin göstergesi olan kentler; kültürel, sosyal ve siyasal tarih için önemli bilgiler sunan olgular olarak halen merak edilen konulardandır. Bu nedenle, kentlerin gelişim sürecini gösteren tarih boyunca meydana gelen gelişmeler dikkatle araştırılmaktadır. Bunun için kentin kökenini ve fiziki özelliklerini ortaya koyan bulgulara, kalıntılara ve görsellere ihtiyaç duyulmaktadır. Böylece zaman içinde meydana gelen değişim ve dönüşümler hakkında fikir sahibi olunabilmekte ve kentsel yapı türleri ile işlevleri ortaya konulabilmektedir. Kısacası kentin gelişim sürecinin anlaşılması için kent tarihi araştırılmaktadır. Bu bağlamda, Antik dönemden modern döneme değin uzun bir kronolojiye sahip kent tarihi için Orta Çağ, zincirin önemli bir halkasını oluşturmaktadır. Nitekim, Orta Çağ’ın en önemli aktörlerinden olan Bizans/Doğu Roma (324-1453) araştırmacılar için dikkat çekici bir konumda durmaktadır. Bizans İmparatorluğu Mezopotamya, Mısır ve Helenistik gibi kendisinden önce gelen çeşitli kültürlerin bir sentezi ve birikimi olan Roma kültürünün de son temsilcisidir. Bu nedenle, Bizans’tan kalan mimari kalıntılar, görsel ve yazılı belgeler önemli başvuru kaynaklarıdır. Bu kaynaklardan resimli el yazmaları da sundukları tasvirlerle dönemin görsel hafızasını aktaran zengin bilgiler içermektedir. Bizans dönemi el yazma resimlerinden günümüze gelen; Süryanice Rabula Dörtlü İncil (586), Viyana Genesis (6. yy), II. Basil'in Menolojisi (10. yy), Vat.gr.747 Oktateukh (11. yy), Atina Tetraevangelion 93 (12. yy) ve Septuaginta-Oktateukh-G.İ.8 (12. yy) resimli el yazmaları bu kapsamda değerlendirilmiştir

    EBELERİN COVİD-19 PANDEMİSİNDE DUYGUSAL EMEK İLE TÜKENMİŞLİK DÜZEYLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ

    Get PDF
    Bu çalışma ile ebelerin Covid-19 pandemisinde duygusal emek ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel türde bir çalışmadır. Türkiye’de bulunan tüm ebeler araştırmanın evrenini oluşturmaktadır (N:56.000). Örneklem büyüklüğü en az 382 olarak hesaplanmış, ancak ebelerin iş yoğunluğu, araştırma anketinin ulaştırılamaması, çalışmaya katılmak istememeleri nedeni ile araştırmaya 159 ebe katılmıştır. Veri toplama araçları olarak “Sosyo- Demografik Özellikler Tanıtım Formu”, “Duygusal Emek Ölçeği” ve “Koronavirüs Tükenmişlik Ölçeği”kullanılmıştır. Ebelerin Duygusal Emek Ölçeği puan toplamı 39.126±7.88 (min:18, max:60), Covid-19 Tükenmişlik Ölçeği puan toplamı ise 41.151±7.34 (min:15, max:50) tür. Duygusal emek ile tükenmişlik düzeyinin birbiri ile ilişkisine bakıldığında her ikisinin pozitif yönde birbirini etkilediği, duygusal emek düzeyi arttıkça tükenmişlik düzeyinin de artmış olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çocuk varlığının duygusal emek üzerinde etkisi olduğu saptanmışken, mesleki pişmanlık, pandemide iş yükünde değişiklik ve günlük ortalama uyku süresinin tükenmişlik düzeyi üzerinde etkisinin olduğu belirlenmiştir. Çalışmada pandemi sürecinde ebelerin duygusal emek ve tükenmişlik düzeylerinin yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.This study investigates the relationship between emotional labor and burnout levels of midwives during Covid-19 pandemic. It's a cross-sectional study. The study population consist of all midwives around Turkey (N=56,000). The minimum sample size was calculated as 382; however a total of 159 midwives participated due to their workload, inability to deliver the research survey to all, and unwillingness to participate in the research. The data were collected using a Sociodemographic Attributes Information Form, Emotional Labor Scale, and Coronavirus Burnout Scale. Midwives’ Emotional Labor Scale mean score was 39.126±7.88 (min:18, max:60) and the Covid-19 Burnout Scale mean score was 41.151±7.34 (min:15, max:50). Considering the relationship between emotional labor and burnout level, they positively affected each other. That is, as emotional labor increased, the burnout level increased too (p<0.05). The presence of a child had an impact on emotional labor, whereas occupational regret, change in workload during the pandemic and daily average sleep duration had an impact on burnout level. The study results showed that emotional labor and burnout levels of midwives were high during the pandemic

    Marmara Bölgesi

    No full text

    1,567

    full texts

    5,052

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mardin Artuklu University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇