Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Towards an ICT-led tourism governance: A systematic literature review
The aims of the present paper are to identify the gaps in the current literature on tourism governance and to
propose an ICT-led model of tourist destination governance. By utilizing a systematic literature review of existing
literature on the issue of tourism governance, the present paper reviews 85 articles from 419 refereed articles
published from the period of 1994 to 2019, employing thematic analysis to examine the data. The review reveals the
gap in an ICT-based model of tourist destination governance. Based on a systematic review of recent articles, the
results display elements through which effective destination governance is ensured have been identified
Analysis of Uzbek folk tales in the framework of V. Propp's morphological approach
Araştırmanın amacı, Özbek halk masallarının V. Propp'un Biçimbilimsel Yaklaşımı çerçevesinde incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada nitel betimsel yöntem takip edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunda derleme yöntemiyle toplanmış 30 Özbek masalı bulunmaktadır. 30 Özbek masalının Propp metoduna göre incelenmesi aşamasında içerik analizi kullanılmıştır. Yapılan içerik çözümlemesi sonucunda oluşturulan bulgulardan hareketle Özbek masallarının ihtiva ettikleri hareket alanına, hareket sayısına, mekân olgusuna, Propp masal sınıflandırmasına, Propp'un tanımladığı 31 işlevin bulunma durumuna göre dağılımları tablolar halinde verilmiştir. Yapılan analiz sonucunda; incelenen Özbek masallarının 30'unde 31 işlevin tamamına rastlanmıştır. Bu sonuca göre genel olarak Özbek masallarında Propp metodunun uygulanabildiği belirtilebilir. İncelenen Özbek masallarının ortak yapıya uyduğu sonucu tespit edilmiştir. Masallar eksiklikle ya da bir kötülükle başlamış, ara işlevlerden geçerek kahramanın ödüllendirilmesi ya da kötülüğün cezalandırılmasıyla son bulmuştur. Masal sınıflandırılmasıyla ilgili araştırma sonuçlarında masallarının genelinin "Ne H-J'den ne de M-N'den geçen gelişme" grubuna dâhil olduğu tespit edilmiştir. Hareket sayısının masallara göre dağılımında masalların genellikle çift hareketli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Eylem alanına göre dağılımlarla ilgili olarak, düzmece kahramanın eylem alanının, kahraman eylem alanından sonra en fazla olay örgüsünün şekillendiği eylem alanı olduğu sonucu bulunmuştur. Araştırmada incelenen Özbek masallarında ev mekanının yoğun olarak kullanılmakla birlikte 17 farklı mekana rastlanmıştır. Bu sonuç, masallarda mekan çeşitliliği olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçlarına dayanarak farklı Özbek masallarının da Propp yöntemine göre çözümlenmesi önerilmektedir.The aim of the research is to examine the Uzbek folk tales within the framework of V. Propp's Morphological Approach. For this purpose, the qualitative descriptive method was followed in the research. There are 30 Uzbek tales collected by compilation method in the study group of the research. Content analysis was used in the analysis of 30 Uzbek tales according to the Propp method. Based on the findings created as a result of the content analysis, the distribution of the Uzbek tales according to the area of movement they contain, the number of movements, the phenomenon of space, the classification of Propp's fairy tales, and the presence of 31 functions defined by Propp are given in tables. As a result of the analysis; All 31 functions were found in 30 of the analyzed Uzbek tales. According to this result, it can be stated that the Propp method can be applied in Uzbek tales in general. It has been determined that the examined Uzbek tales conform to the common structure. Tales started with a deficiency or an evil, and ended with rewarding the hero or punishing the evil by passing through intermediate functions. In the results of the research on the classification of tales, it has been determined that most of the tales are included in the group of "development from neither H-J nor M-N". In the distribution of the number of movements according to the tales, it has been concluded that the tales are generally double-acted. Regarding the distributions according to the action area, it was found that the action area of the fake hero is the action area where the most plot is formed after the hero action area. In the Uzbek tales examined in the research, although the home space is used extensively, 17 different spaces were found. This result shows that there is a variety of places in fairy tales. Based on the results of the research, it is suggested that different Uzbek tales should be analyzed according to the Propp method
Synthesis, characterization and investigation of some physical textures of magnetite-silica-L-Proline nanoparticles modified with some transition metals (Co, Mn, Cu, Ni)
Background: The search for new magnetic nanomaterials continues for many solution-oriented applications such
as material science, surface science, coating technology, surface engineering, battery, energy storage, catalyst
and adsorption. Magnetic nanomaterials have a wide and effective range of applications in solving many
problems. While nanomaterials have found solutions to many problems, the production processes of these materials have increased concerns about the natural balance of the environment and human health. The concepts of
“green chemistry” and “sustainable materials” find solutions to these concerns. In this study, new magnetic
nanomaterials were produced with the approaches of “green chemistry” and “sustainable material”. Considering
the physical and chemical properties of these magnetic nanomaterials, they are potential candidate materials that
can be used in different applications.
Methods: Fe3O4 magnetic nanomaterials were synthesized through co-precipitation and then Fe3O4 magnetic
nanomaterials were coated with silica (Fe3O4@SiO2) using sol–gel (Stober ¨ process) method. Subsequently,
Fe3O4@SiO2 magnetic nanomaterials were bonded with organic functional group containing amine (Fe3O4@SiO2@L-Pro). Finally, Fe3O4@SiO2@L-Pro magnetic nanomaterials were immobilized with transition metals
(Fe3O4@SiO2@L-Pro-X, (X = Co, Mn, Cu, Ni)). Magnetic nanomaterials were characterized by various spectroscopic techniques (VSM, SEM, SEM-EDX, TGA, DTA, FT-IR, UV–Vis.Spect., XRD, BET,) analyzes revealed that the
production of magnetic nanomaterials was carried out successfully.
Significant findings: Fe3O4@SiO2@L-Pro-X (X = Co, Mn, Cu, Ni) is new products. The magnetic nanomaterials
produced in this study were found to be capable of magnetic property, superparamagnetic character, mesopore
character, suitable surface area, visible-light active character, crystalline cubic spinel form, thermal/mechanical
stability
How advantageous is it to use computed tomography image-based artificial intelligence modelling in the differential diagnosis of chronic otitis media with and without cholesteatoma?
Abstract. – OBJECTIVE: Cholesteatoma
(CHO) developing secondary to chronic otitis
media (COM) can spread rapidly and cause important health problems such as hearing loss.
Therefore, the presence of CHO should be diagnosed promptly with high accuracy and then
treated surgically. The aim of this study was to
investigate the effectiveness of artificial intelligence applications (AIA) in documenting the
presence of CHO based on computed tomography (CT) images.
PATIENTS AND METHODS: The study
was performed on CT images of 100 CHO, 100
non-cholesteatoma (N-CHO) COM, and 100 control patients. Two AIA models including ResNet50 and MobileNetV2 were used for the classification of the images.
RESULTS: Overall accuracy rate was 93.33%
for the ResNet50 model and 86.67% for the MobilNetV2 model. Moreover, the diagnostic accuracy rates of these two models were 100%
and 95% in the CHO group, 90% and 85% in the
N-CHO group, and 90% and 80% in the control
group, respectively.
CONCLUSIONS: These results indicate that
the use of AIA in the diagnosis of CHO will improve the diagnostic accuracy rates and will also help physicians in terms of reducing their
workload and facilitating the selection of the
correct treatment strategy
Yunanistan ve Türkiye’de Glamping İşletmeleri ile İlgili Yasal Düzenlemelerin Karşılaştırılması
Günümüzde doğa temelli turizm çeşitlerine olan ilginin artmasıyla, doğada lüks ve konforu
eşsiz bir harmoniyle bir arada sunan glamping turizmine olan ilgi artmaya başlamıştır.
Glamping, farklı türden ve konsepten oluşan, lüks Kızıl dereli çadırı, Otağ, Safari çadırı gibi
kalıcı olmayan yapıları, ağaç evler, cam evler, hobit evleri, kulübeler, barakalar, bungalovlar,
kabinler, ıgloolar, eko-kapsüller, gibi yarı kalıcı yapıları ve lüks karavanlar, çingene arabaları,
gibi mobil evleri kapsayan ve çeşitli etkinlikler ve fiziksel aktiviteler sunan bir konaklama
türüdür. Son yılların yeni trendi olan glamping turizmi ile ilgili dünya genelinde yasal
düzenlemeleri olan az sayıda ülke bulunmaktadır. Yunanistan, glamping ile ilgili birtakım
düzenlemeler yaparak bunu yasalaştıran öncü ülkeler arasında yer almaktadır. Araştırma
kapsamında Yunanistan Turizm Bakanlığı tarafından glamping ile ilgili yasal düzenleme ile
Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarağından yürürlüğe konulan “Lüks Çadır Tesisleri
Nitelikler Yönetmeliği” karşılaştırılarak benzerlik ve farklılıkların tespit edilmesi
amaçlanmıştır. Bu amaçla Yunanistan Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan ve yürürlüğe
konulan glamping ile ilgili yasal düzenleme ve “Lüks Çadır Tesisleri Nitelikler Yönetmeliği”
derinlemesine incelenmiş ve birtakım öneriler sunulmuştur
Sürdürülebilir Kentsel Dönüşüm Süreçlerinde Çocukların Rolü, Tanımlar ve Örnekler
Öncelikli olarak çalışmamızın temel kavramlarından olan kentsel dönüşümle ilgili tanımlara yer vermek gerekir. Kentsel dönüşüm, birçok farklı unsurun etkisiyle zamanla işlevini yitirmiş, yıpranmış ömrünü tamamlamış yapıların oluşturduğu kentsel dokunun günün şartları ve ihtiyaçları neticesinde yeniden ele alınması, değiştirilmesi, dönüştürülmesi ve yeniden kent hayatına kazandırılmasıdır (Ertaş ve Bayındır, 2020; McCormick vd., 2013; Özden, 2001). TDK’ya göre ise kentin imar planına uymayan ruhsatsız binalarının yıkılıp, planlara uygun olarak toplu yerleşim alanlarının oluşturulması olarak tanımlanan “Kentsel dönüşüm” kavramı, özetle kentleşmenin bir sonucu olarak karşımıza çıkan sorunların çözümüne ilişkin rehabilitasyon, geliştirme ve koruma çalışmaları olarak tanımlanabilmektedir. Kentsel dönüşüm kavramına ilişkin yapılan tanımlar incelendiğinde, kentsel dönüşümün yalnızca mekânsal bir müdahale olarak tanımlara yansıdığı görülebilmektedir. Fakat kentsel dönüşüm yalnızca fiziksel değil; sosyal, kültürel ve ekonomik olarak da yenilenmeyi ve dönüşmeyi sağlamaktadır. Bu bağlamda kentlerin sahip oldukları kimliklerin korunması, yapılı çevrenin fiziksel kalitesinin arttırılması, kentlerin sahip oldukları sosyal ve ekonomik düzeyin yükseltilmesi ve ekonomik işlevlerin tanımlanması gibi eylemler kentsel dönüşümün amaçlarından birkaçını oluşturmaktadır (Özden, 2001). Kentsel dönüşüm kavramı I. ve II. Dünya Savaşları sonrasında üniter devlet kentlerini yeniden ayağa kaldırmak için ideolojik bir yaklaşımla kültürel ve tarihi değerlerinin korunduğu yeni şehir inşası olarak planlanmıştır. Uzun yıllar politik ve stratejik bir hedef olarak ele alınmış bu olgu ilk kez gelişmiş Avrupa kentlerinde sosyal ve ekonomik açıdan çöküntü alanlarının yeniden canlandırılması ve kente kazandırılmasına yönelik çalışmalar ve uygulamalar yapılmasıyla birlikte mekânda karşılık bulmuştur (Ataöv ve Osmay, 2007). Bu çalışmalar ve uygulamalar genellikle düşük nüfus ve gelir grubuna sahip kentlilerin fiziksel ve ekonomik anlamda yetersiz yaşam alanlarında, terk edilmiş limanlarda ve sanayi alanlarında uygulanmıştır. Kentsel dönüşüm kavramı, gecekondulaşma ve çarpık kentleşme pratiklerinde yaşanan artışla birlikte gün geçtikçe önem kazanmış ve günümüzde kent yönetiminde önemli bir politika haline gelmiştir. Kentsel dönüşüm çalışmalarında, kentin rehabilitasyonu yapılırken kente yapılan müdahalelerin sonuçlarının sürdürülebilirliğinin sağlanması da oldukça kritik olmaktadır. Bu bağlamda sürdürülebilir kent ve sürdürülebilir kentleşme kavramları öne çıkmaktadır
Electrochemical Behavior of Single Pt atoms dispersed on Cu/Ni Electrode in Alkaline Environment
It is important the development of cost-effective Pt based electrocatalyst for industrial water splitting. In this study,
to prepare cost-efficient Pt-based electrocatalyst for hydrogen evolution, Cu electrode is deposited with nickel
(Cu/Ni) and this surface is modified with single atom dispersion of Pt by electrodeposition method (Cu/Ni-Pt).
Hydrogen evolution and corrosion behaviours of prepared electrode (Cu/Ni-Pt) are examined in 1.0 M KOH solution
using cyclic voltammetry (CV), cathodic current-potential curves, electrochemical impedance spectroscopy (EIS)
and anodic current-potential curves. Moreover, electrocatalytic activity of Cu/Ni-Pt is also compared with Cu/Ni-Pd.
The resultant Pt-based electrocatalyst with single atom dispersion has remarkably boosted hydrogen evolution
acitivity of Cu/Ni as well as showing high corrosion performance after long-term immersion times. We emphasize
the investigation of Pt-based single atom-containing electrocatalysts on the HER activity
EMEVÎ DÖNEMİ ARAP ŞİİRİ TÜRLERİNE VE ŞAİRLERİNE GENEL BİR BAKIŞ
Arap toplumu, Cahiliye devrinde çöl ikliminin şekillendirdiği, kabileciliğin ve asabiyetin tahakkümünde göçebe bir hayat sürmüştür. Yaşanan hayat tarzı şiire de yansımış, çöl tasvirlerinin ağırlıkta olduğu, kabile eksenli şiirler nazmedilmiştir. Zamanın yaygın dînî inancının putperestlik olması, ahlakî bozulmayı tetikleyen adet ve geleneklerin yaygınlığı, dönemin şiir anlayışında etkili olmuştur. İslâmiyet’in zuhuruyla toplumun yaşayış tarzında kayda değer değişiklikler meydana gelmiştir. Kabilecilik ve asabiyete, sapkın adet ve geleneklere son verilmiştir. İslâmiyet’in getirdiği bazı sınırlamalarla birlikte zevk, eğlence, içki gibi konuları konu edinen şiirlerde azalma meydana gelmiştir. Kabileler arasında zaten var olan savaşlar fetih politikası sonucunda artmış, şairlerin ele aldığı konular daha çok yeni dinin yayılışını hızlandırmaya yönelik olmuştur. Çalışmamızın konusunu teşkil eden Emevî dönemi şiirinin, Sadru’l-İslâm dönemini tamamlayıcı nitelikte olması beklenirken tam tersi bir tabloyla karşılaşılmıştır. Hz. Osman döneminde başlayan ilk siyasi karışıklıklar daha sonraları büyük hadiselerin çıkmasına sebebiyet vermiştir. Yaşanan gelişmeler şiire de tesir etmiş, cahiliyeden beri süregelen şiir türlerine yenileri eklenmiştir. Çalışmamızda Emevî döneminin siyasi, sosyal ve dînî yapısına değinilerek bu yapının şiir türlerine etkisi üzerinden bağlantı kurulup dönemin şiir türleri hakkında bilgi verilecektir. Akabinde dönem şairlerinin biyografileri ve çalışmaları hakkında malumat verilip dönemin değerlendirilmesi yapılacaktır
Kierkegaard'ın Baştan Çıkarıcının Günlüğü'nde Tensel Aşkın Analizi
Aşk konusunun farklı bağlamlar içinde değerlendirildiği bir gerçektir. Bu gerçekliğin bir yönü de dünyevi aşk olarak tabir edilebilecek tensel aşktır. Kimi zaman bir aşk olarak değerlendirilmeyen tensel aşkın insanın kaçmasının mümkün olmadığı bir gerçeklik olduğunu ifade etmemiz gerekir. Bu bağlamda çalışmamızda tensel aşkın betimlemesini ve analizini Søren Kierkegaard’ın Baştan Çıkarıcının Günlüğü metnini inceleyerek analiz etmeye çalıştık. Amacımız tensel aşkın kaynağı, yaygın etkisi, çıkmazları ve sonuçları üzerine bir değerlendirme yapabilmektir. Bu doğrultuda Kierkegaard’ın estetik varoluş evresinde sıklıkla ele aldığı tenselliğin ne anlam ifade ettiğini irdelemek ve bunun nasıl mümkün olduğunu tartışmak sözkonusudur.It is a fact that the subject of love is evaluated in different contexts. One
aspect of this reality is sensual love, which can be called worldly love. We
need to express that sensual love, which is not sometimes considered love,
is a reality from which a person can’t escape. In this context, we tried to
analyze the description and analysis of sensual love by examining Søren
Kierkegaard’s The Seducer’s Diary. We aim to make an evaluation of the
source of sensual love, its widespread effect, its dead ends, and its
consequences. In this respect, it is a matter of examining what sensuality
means, which Kierkegaard frequently deals with in the aesthetic existence
phase, and discussing how this is possible
Çocuklarda Burun Kanaması Prevalansı, İlişkili Faktörler, Sebepler ve Tedavi Yaklaşımları: Mardin İli Örneği
Giriş: Burun kanaması çocukluk çağında sık karşılaşılan bir tablodur. Çoğunluğu hafif seyirli olmakla birlikte
acil servise ciddi kanamalarla başvuracak geniş spektrumda klinik seyir gösterdiği izlenmektedir. Bu
çalışmanın amacı ilkokul çağındaki çocuklarda burun kanaması yaygınlığını belirlemek ve burun kanaması
ile aile ve çevresel faktörler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek, sebep ve tedavi yaklaşımlarını gözden geçirmektir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mardin il merkezindeki üç ilköğretim okulunda 7-11 yaş arası 817 öğrenci alınmıştır.
Burun kanaması prevalansı, demografik faktörler, kanama nedenleri ve tedavi yaklaşımları hakkında
bilgiler içeren anket yoluyla veriler yüz-yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verileri
SPSS 25 programı ile değerlendirilmiş olup tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare analizi kullanılmış, p<0,05
istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir
Bulgular: Mardin il merkezinde 7-11 yaş arası çocukların burun kanaması prevalansı 283 hasta (%34,6)
olarak saptanmıştır. Burun kanamasının %5,7’sinde 2 yaş altında başladığı, %64,3’ünde yılda 5-14 kez kanadığı,
ailedede burun kanaması varlığı %28,5 ve en çok %85,3’ünde yaz aylarında kanama izlendiği belirlenmiştir.
Burun kanaması ile ailede sigara içilmesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0.05).
Ailede burun kanama varlığı, allerji, sinüzit, burun tıkanıklığı, burunda kabuklanma ve burun içinde yara olması
burun kanaması ile ilişkilendirilmiştir (p<0.05). Burun kanaması olanların %80,2’sinin kendiliğinden
iyileştiği, %26,1’inin tedavi aldığı ve bu tedavilerin sırasıyla %39,9’una burun kanaması ile ilgili bir müdahale
yapıldığı, %16,3’ünün acil servise başvurduğu, %32,2’nin Kulak Burun Boğaz polikliniğine başvurduğu,
%3,2’sinin burun kanaması nedeni ile hastanede yattığı, %4,2’sine burun kanaması nedeni ile kan verildiği
saptanmıştır. Burun kanaması vakaları ebeveynlerin %55,1’inde korku yarattığı belirlenmiştir.
Sonuç: Burun kanaması çocukluk çağında sık görülmekte olup, çoğunluğu kendiliğinden iyileşmektedir.
Mardin il merkezinde burun kanamasının çocuklarda daha çok yaz aylarında izlendiği görülmüştür. Burun
kanaması ailede sigara içilmesi ile ilişkili bulunmuş olup, ailede burun kanama varlığı, sinüzit, allerji, burun
tıkanıklığı, burunda kabuklanma ve burunda yara olması ile ilişkili bulunmuştur