Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Female personalities of Diyarbakir: From the Ottoman period to the present
Toplum hayatında kadının konumu yaşanan her değişim ve dönüşümü de bünyesinde barındırarak daima konuşulan bir mesele olmuştur. Aynı coğrafyada olsa dahi gelenek, görenek, din, dil ve kültür gibi unsurları farklı olan toplumlar, kadının statüsünü şekillendirmekte geleneksel bir etkiye sahip olmuşlardır. Söz konusu bu etkinin tesiriyle de kadın bulunduğu sosyal katmanlarda çeşitli roller üstlenmiştir. Hiç şüphesiz ki Osmanlı döneminde de kadın, toplum içerisinde sosyal, kültürel, siyasal ve dinsel faktörlerin etkisiyle yüzyıllar boyunca farklı statülere sahip olmuş ve kadının bu statükosu değişen her koşulda kadının konumu hakkında fikirlerin beyan edilmesine ivme kazandırmıştır. Batılılaşma hareketi ile her alanda yaşanan farklılaşma ve bunun neticesinde dönüşüm yaşayan kadın, sosyo-kültürel hayatta daha aktif rol almaya başlamıştır. Gerek Osmanlı dönemi gerekse günümüzde kadının toplumsal yaşamında meydana gelen değişimi ile kültürel ve sanatsal anlamda ortaya koyduğu değerleri doğru orantılı bir gerçektir. Kadınların kültür-sanat ve eğitim hayatında etkin olmalarında şehirlerinde rolü büyüktür. Osmanlı modernleşmesinin şehirle ilintili olarak kadının sosyal hayattaki konumunu Diyarbakır özelinde incelediğimiz tezin birinci bölümünde, Osmanlı'dan günümüze eğitim başta olmak üzere sosyal, iktisadi, siyasi ve hukuki alanlarda kadının tarihsel seyri incelenerek, kadın meselesine genel hatlarıyla değinilmiştir. Tezin ikinci ve üçüncü bölümlerinde ise Osmanlı coğrafyasının sayılı merkezleri arasına girmeyi başarmış ilim ve irfan şehri Diyarbakır'ın, Osmanlı'dan bugüne değin, kültürel ve sanatsal hayata katkıda bulunmuş aydın ve entelektüel kadınları incelenmiştir. Çalışmanın neticesinde, Osmanlı döneminde kadının sınırlı çerçevede de olsa ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi ve hukuki alanda var olduğu görülmüş fakat kadın hayatı araştırmaları erkeklerde olduğu kadar önemsenmeyip ihmal edilmiştir. Osmanlı'nın batılılaşması ile beraber kadın kimliğinin yeniden tanımlanmasının, modernleşme sürecinin bir parçası olduğu sonucuna ulaşılmış ve bu yeni süreçte kadının konumu yeniden şekillenerek bulunduğu alanlar genişlemiştir.The position of woman in social life has always been an issue that has been widely discussed, in connection with every change and transformation experienced. Even though they are in the same geography, societies with different customs, traditions, religions, languages and cultures have had a traditional effect on shaping the status of woman. This traditional effect has led women to assume various roles in the social strata. Undoubtedly, in the Ottoman period, women had different statuses in society with the influence of social, cultural, political and religious factors. These different statuses of women have accelerated the expression of ideas about the position of women with every changing condition. With the westernization movement, a differentiation experienced in every field and it led to a transformation which entailed women to take a more active role in socio-cultural life. Both recently and in the Ottoman period, the changes that took place in the social life of women are directly proportional to the values that women revealed in cultural and artistic terms. Cities also have a great role in women's being active in culture, arts and education. In this thesis, Ottoman modernization and the social position of women in relation to the city were examined. The subject has been examined in particular for the city of Diyarbakir. In the first part of the thesis, the historical course of women - starting from Ottoman period to the present time - in social, economic, political and legal fields, especially in education, has been examined and the issue of women has been mentioned in general terms. In the second and third parts of the thesis, intellectual women who contributed to the cultural and artistic field in Diyarbakır examined. As a result of the study, the following conclusions were reached: During the Ottoman period, women have been present in the economic, social, cultural, political and legal fields, albeit in a limited framework, but biographical studies for women have not been given as much attention as biographical studies for men. Additionally, it was concluded that the redefinition of women's identity with the westernization of the Ottoman Empire was a part of the modernization process and in this new process, the position of women was reshaped and the areas in which women were present expanded
Learning agility in science teachers
Bu çalışmada fen alanı öğretmenlerinin öğrenme çevikliğine yönelik görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Bu amaçla 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır ilinde görev yapan 298 fen alanı öğretmeninden veriler toplanmıştır. Verileri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen öğrenme çevikliği ölçeği kullanılmıştır. Çalışmada toplanan veriler SPSS 22 programı yardımı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda fen alanı öğretmenlerinin görüşlerine göre öğrenme çevikliklerinin ''sık sık'' derecesinde olduğu görülmektedir. Kişisel değişkenler açısından bakıldığında; cinsiyete göre erkeklerin soğukkanlılık çevikliği yüksek görünmektedir. Branşlarına göre genel öğrenme çevikliği ve geribildirim çevikliğinde fen bilimleri ve kimya dersi arasında farklılık görülmektedir. Görev yapılan okul türüne göre ortaokulda görev yapan fen öğretmenlerinin genel öğrenme çevikliği yüksek görülmektedir. Kıdemlerine göre genel öğrenme çevikliği, başarı güdüsü, geribildirim duyarlılığı, soğukkanlılık çevikliğinde 11-15 yıl, 16-20 yıl, 21 yıl ve üzeri kıdemleri olan fen öğretmenleri arasında farklılık olduğu görülmektedir. Görevde bulunulan yerleşim birimine göre il merkezinde görev yapan fen öğretmenlerinin genel öğrenme çevikliğinin yüksek olduğu görülmektedir. Eğitim durumlarına göre lisansüstü eğitim almış fen öğretmenlerinin genel öğrenme çevikliği, sosyal, çevresel farkındalık, başarı güdüsü ve soğukkanlılık çevikliklerinin yüksek olduğu görülmektedir. Mezun olunan fakülteye göre Eğitim Fakültesi mezunu fen öğretmenlerinin genel öğrenme çevikliği ve zihinsel çevikliklerinin yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca araştırmanın sonunda elde edilen bulgular ışığında öneriler sunulmuştur.This study aims to investigate the opinions of science teachers regarding learning agility. The survey model, a quantitative research method, was employed in the study. For this aimed, data were collected from 298 science teachers working in Diyarbakır in the 2021-2022 academic year. A learning agility scale, developed by the researcher, was utilized to collect data. The data collected in the study were analysed with the assistance of the SPSS 22 program. As a result of the study, it is observed that the learning agility of science teachers is at the ''often'' level according to their views. When examining personal variables, male teachers' calmness agility appears to be higher. There is a difference between science and chemistry lessons in terms of general learning agility and feedback agility based on their fields. Secondary school science teachers' general learning agility appears to be higher according to the type of school in which they work. When considering seniority, differences in general learning agility, achievement motivation, feedback sensitivity, and calmness agility are observed among science teachers with 11-15 years, 16-20 years, and 21 years or more . Science teachers working in the city centre have higher general learning agility based on the settlement unit in which they work. Science teachers who have received postgraduate education have higher general learning agility, social and environmental awareness, achievement motivation, and calmness agility according to their educational status. According to the faculty from which they graduated, it is observed that science teachers who graduated from the Faculty of Education have higher general learning agility and mental agility.Additionally, recommendations are provided in light of the findings obtained at the end of the research
Synthesis, characterization, antimicrobial and cytotoxic activities of silver nanoparticles synthesized from green leaves of Persimmon (Diospyros kaki) fruit
Bu çalışmada Cennet Hurması meyvesinin yeşil yaprakları ile elde edilen özüt ve 5 MilliMolar gümüş nitrat çözeltisi 5: 1 oranında cam bir kap içerisinde reaksiyona bırakıldı. Reaksiyon sonucunda nano partiküller (AgNP'ler) çevre dostu yöntemle ekonomik ve basit bir biçimde sentezlendi. Sentezlenen AgNP'ler UV-visiblespektrofotometre (UV-Vis.), Fourier Transform İnfrared Spectroscopy (FTIR), X- Işınımı Kırınımı Difraktrometresi(XRD), Taramalı Electron Mikroskobu (SEM), Zeta potansiyeli ve Zetasizer cihaz verileri kullanılarak karakterize edildi. Karakterizasyon verilerine göre 453 nm dalga boyunda maksimum absorbans, küresel görünüm, 7-20 nm arasında kristal nano boyuta sahip, -19.9 mV zeta potansiyeline sahip oldukları belirlendi. AgNP'lerin patojen gram negatif ve pozitif bakteriler ile mayanın üremeleri üzerinde baskılayıcı etkileri mikro dilusyon yöntemi ile Minimum İnhibisyon Konsantrasyonu (MİK) tespit edildi. Partiküllerin sitotoksik etkileri sağlıklı hücre hattı (HDF) ve kanserli hücre hatları (U118, CaCo-2 ve Skov-3) ile incelendi.In this study, the extract obtained from the green leaves of the Persimmon fruit and the 5 MilliMolar silver nitrate solution were reacted in a 5: 1 ratio in a glass container. As a result of the reaction, nanoparticles (AgNPs) were synthesized in an economical and simple way with an environmentally friendly method. The synthesized AgNPs were characterized using UV-visible spectrophotometer (UV-Vis.), Fourier Transform Infrared Spectroscopy (FTIR), X-Ray Diffractometry (XRD), Scanning Electron Microscopy (SEM), Zeta potential and Zetasizer instrument data. According to the characterization data, it was determined that they have a maximum absorbance at 453 nm wavelength, spherical appearance, crystal nano size between 7-20 nm, and a zeta potential of -19.9 mV. The suppressive effects of AgNPs on the growth of pathogenic gram-negative and positive bacteria and yeast were determined by the micro-dilution method, and the Minimum Inhibition Concentration (MIC) was determined. The cytotoxic effects of the particles were investigated with healthy cell line (HDF) and cancer cell lines (U118, CaCo-2 and Skov-3)
Geological and Geochemical Evolution Of Eocene Maden Volcanism (Eastern Anatolia)
Maden Kompleksi Kahramanmaraş’ın kuzeyinden başlayıp Van’ın güneyine kadar devamlılığı takip
edilebilen volkanosedimanter bir kayaç topluluğudur. Bu çalışma Maden Kompleksi’nin Çatak (Van)-
Kozluk (Batman) arasında yüzeylenen volkanitlerinin jeolojik ve petrolojik özelliklerini konu
almaktadır. Güneydoğu Anadolu Orojenik Kuşağı’nın nap zonunda yer alan kompleks, çalışma alanı
içerisinde Bitlis Metamorfitleri ve Kretase yaşlı ofiyolitik birimler tarafından tektonik olarak
üzerlenmektedir. Maden Kompleksi konglomeratik bir istif olan Ceffan Formasyonu, numulitlialveolinli
kireçtaşından oluşan Arbo Formasyonu, pembe-kırmızı renkli ve yer yer kumtaşı şeyl
ardalanmaları içeren Melefan Formasyonu, çoğunlukla bazaltik volkanik kayaçlardan oluşan Karadere
Formasyonu, Bitlis Masifi’ni kesen subvolkanik dayklar ve kumtaşı şeyl ardalanmasından oluşan
Narlıdere Formasyonu ile karakterize edilmektedir. Denizel sedimanların planktonik foraminifer yaşları
Erken-Orta Eosen’e, sedimanter birimlerden elde edilen en genç detritik zirkon yaşları Üst Eosen’e,
mağmatik birimlerin tüm kayaç 40Ar/39Ar plato yaşları ise Erken-Üst Eosen’e işaret etmekte olup
havzada çökelimin ve mağmatizmanın Erken Eosen’den-Üst Eosen’e kadar devam ettiğine işaret
etmektedir. Başlıca plajiyoklas + klinopiroksen ± olivin ± amfibol fenokristallerinden oluşan
volkanik/subvolkanik kayaçlar çoğunlukla subalkali-toleyitik bazaltlardan oluşmaktadır ve nadiren
andezitik ve riyolitik türevleri de bulunmaktadır. Klinopiroksen kimyası kullanılarak hesaplanan
sıcaklık ve basınçlar volkanitler ve dayklar için benzer kristallenme koşullarına işaret etmektedir. Elde
edilen değerler volkanitler için sırasıyla 1125-1260℃ ve 1,6-10,8 Kbar arasında, dayklar için 1076-
1215°C ve 1,2-9,4 Kbar arasında değişmektedir. AFC modellemeleri volkanik/subvolkanik kayaçların,
kabuksal litolojilerden kontaminasyona uğradığını göstermektedir. Elde edilen veriler Maden
Havzası’nın Bitlis-Pütürge Masifi üzerinde açılan bir havza olduğuna işaret etmektedir. Kuzeye doğru
Bitlis-Pütürge Masifi’nin altına dalan Arap levhasının okyanusal litosferinin Erken Eosen döneminde
kopması, Erken-Geç Eosen aralığında yitim bileşeninden bağımsız astenosferik mantoyu karakterize
eden lavların havzanın güneyine, yitim bileşeni içeren ergiyiklerin ise havzanın kuzeyine yerleşmelerine
sebep olmuştur
Klasik Şiirde “Ahvel”(Şaşı) Metaforu: Düalizmin Reddi
Tasavvuf düşüncesi klasik şiirin anlam dünyasının ve estetik anlayışının şekillenmesinde belirleyici bir etki göstermiştir. Tasavvuf geleneğinde, “Allah’tan başka mevcut yoktur” düsturuyla dile getirilen tevhit yorumunun klasik şiire de büyük ölçüde yansıdığını söylemek mümkündür. Bu tevhit anlayışının şiirdeki tezahürü daha ziyade çeşitli istiareler ve remizler vasıtasıyla olmuştur. Bilhassa teşbih ve istiarenin kullanılması tasavvufun girift ve soyut meselelerine daha sade ve somut bir form kazandırılmıştır. Bu temayülde, söz konusu mevzuların daha anlaşılır kılınması arzusunun rol oynadığı düşünülebilir. Klasik şiirde karşılaşılan ahvel (şaşı) istiaresinin de, ikiciliğin (dualism) reddi ve birliğin ispatı için kullanılan bir unsur olduğu görülmektedir. Ferîdüddin Attâr ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî “çift gören şaşı (ahvel) bir çırak” figürü üzerin ikici (düalist) anlayışın, içinde bulunduğu yanılgıyı bir hikâyede temsil yoluyla sergilemişlerdir. Söz konusu iki hikâyede geçen ahvel kavramı, daha sonra gelen şairlerin kullanımıyla bir istiareye dönüşmüştür. Bu çalışmada, ahvel kavramının tasavvuf geleneği içinde tuttuğu yer, istiareye dönüşüm süreci, hangi bağlamlarda kullanıldığı, hangi kavramlarla ilişkilendirildiği tespit ve tahlil edilmektedir. Bu kavramının şiir içinde kat ettiği yol ve gelişim sürecinin izlenmesi, şiir dilinin oluşum ve gelişim seyri hakkında da bir fikir verebileceği düşünülmektedir
Halide Edib Adıvar’ın Kubbede Kalan Hoş Sada Hikâyesinde Seslerden Müteşekkil Kültürel Çevre
Halide Edib Adıvar’ın öldükten sonra yayımlanan “Kubbede Kalan Hoş Sada” hikâyesinde yazarın, hayatının son yıllarında sanatında ve fikriyatında ağırlık kazanan eskiye/maziye ait değerleri estetik zevk veren kültürel unsurlar olarak görme tutumunu görmek mümkündür.
Hikâyede İstanbul’un gündelik yaşantısını konu alan bir opera beste yarışmasının düzenlenmesi ve İstanbul’un sokak seslerinden meydana getirilen bir “Kubbede Kalan Hoş Sada” bestesinin birinci seçilme serüveni anlatılır. Birinci seçilen operanın, sabah ezanından başlayıp gece yarısına kadar olan süre zarfında, İstanbul sokaklarından yankılanan (ezan, satıcı, dilenci) seslerinden oluşturulması, okuyucuya eski İstanbul’un gündelik sokak yaşantısını Halide Edib’in perspektifinden gözlemleme imkânı sunarken; yazarın eski hayat-yeni hayat hakkındaki tasarruf ve düşünceleri hakkında değerlendirmelerde bulunma olanağı da sağlar. Sokak seslerinin mahalle kültürünü oluşturma ve yaşatmadaki önemine dikkat çekilen hikâyede, kaybolmaya yüz tutmuş kültürel değerlerin hatırlatılması okuyucuya teklif edilir. Osmanlıdan miras kalan gündelik hayat pratiklerine ve maziye ait değerlere olan bakışında çağdaşı olan birçok Cumhuriyet Dönemi yazarından farklı bir tavır sergileyen Halide Edib, sentezci ve sahiplenici bir tutum sergileyerek, maziyi ve eskiye ait değerleri kucaklar. Maziye ait değerlere estetik ve hoşgörülü bir çerçeveden bakan yazar, eski günlere duyduğu özlemi, kurguladığı hikâyede eski İstanbul’a ait sokak seslerinden müteşekkil opera eserini birinci seçtirerek ve dinleyici halkın yoğun teveccühünü yansıtarak dile getirir. Halide Edib’in bu özleminde yurtdışında uzun bir süre kalmasının da etkilerinden söz edilebilir.
Söz konusu hikâyede, kurguya mekân olarak İstanbul sokaklarının seçilmesi, edebî eser-çevre ilişkisinin irdelenmesini zorunlu kılması açısından önemli olmakla beraber; çevrenin insanların ve toplumların hayatında teşkil ettiği yer, ifade ettiği anlam ve yüklendiği işlev edebî bir tür olan hikâye araç kılınarak incelenmeye çalışılacaktır
Çoklu Zekâ KuramUluslararası Eğitim Bilimleri Dergisiına Dayalı Hazırlanan Çalışma Yapraklarının Ortaokul 6. Sınıf Öğrencilerinin Matematik Başarılarına ve Tutumlarına Etkisi
Bu araştırma çoklu zekâ kuramına dayalı hazırlanan matematik çalışma yapraklarının ortaokul 6. sınıf öğrencilerinin matematik başarıları ve matematiğe yönelik tutumları üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu 2017-2018 eğitim öğretim yılında Bingöl il merkezinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir ortaokulda öğrenim gören 67 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma yarı deneysel bir çalışma olup, kontrol gruplu ön test - son test modeline dayanmaktadır. Araştırmanın verilerinin toplanması amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilen matematik başarı testi ve İnan (2007)
tarafından geliştirilen matematik tutum ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, bağımlı ve bağımsız t-testi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, deney ve kontrol grubu öğrencilerinin ön test puanlarının birbirine yakın olduğu ve anlamlı bir farklılığın oluşmadığı görülmüştür. Ancak uygulama sonrasında öğrencilerin son test puanlarına bakıldığında, deney grubu öğrencileri lehine anlamlı bir farklılığın oluştuğu görülmüştür. Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin matematiğe yönelik tutumlarından elde edilen bulgulara göre ise, hem uygulama öncesi hem de uygulama sonrası iki grup arasında anlamlı bir farklılığın oluşmadığı görülmüştür. Bu sonuçlara göre, Çoklu zekâ kuramına dayalı hazırlanan çalışma yapraklarının öğrencilerin matematik başarılarını artırdığı ancak matematiğe yönelik tutumlarına etki etmediği söylenebili
Creating Brand Identity in Museums, the Troy Museum
The Troy Museum was founded in the ancient city of Troy, which is included on the UNESCO World Heritage list. For the establishment of the museum, the National Architectural Project Competition was held in 2011 and the foundations of the museum were laid with the project of the winning team in 2013. 2018 was declared the Year of Troy by the Çanakkale Governorship and the Ministry of Culture and Tourism, thus the Troy Museum was opened in the same year. Troy has Homer, Iliad, Trojan legends, and a history dating back to 4000 B.C. The purpose of the museum is to exhibit and protect the archaeological artifacts unearthed from excavations at the Troy Ruins. The Troy Museum, which was constituted with a contemporary museum understanding, has become a successful museum by increasing its recognition throughout Turkey. The Troy Museum has carried its national recognition to the international arena as well. The Troy Museum received the 2020/2021 European Museum Academy (EMA) Special Mention Award and won the European Museum of the Year Awards (EMYA) special commendation in 2020 for its innovative exhibition approach and structure which combines the past and the present by addressing contemporary issues. Despite the emergence of the coronavirus in 2020 and isolating the whole world, the Troy Museum has become known for crossing the border and showing cultural resistance. The museum, which has a short history, has become a brand by achieving a lot in a short time. This study will focus on how the Troy Museum increased its prestige in all circumstances through applications and policies before and during the coronavirus
Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet ve Nedenleri
Giriş: Kadına yönelik aile içi şiddet, tüm toplumlarda sık görülen ve cinsiyet eşitsizliğinin ilişkilere
yansıması şeklinde ortaya çıkan önemli bir halk sağlığı sorunudur.
Amaç: Bu çalışma, Mardin ilinde 15-49 yaş arası kadınlarda aile içi şiddet nedenlerini ve şiddete verilen
tepkileri belirlemek amacıyla yapılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Mardin il merkezi ve ilçelerinde yaşayan 15-49 yaş arası kadınlar araştırmanın evrenini
oluşturmuş, nüfusu oranında temsile edilip örnekleme 1111 kişi seçilmiştir. Yanıtlanma oranı %95.8’dir.
Bulgular: Kadınların yaş ortalaması 32.5±8.2 olup maruz kaldıkları şiddet nedenleri arasında %59.6 ile
“eşinin bir anlık öfkesi”, %57.1 ile maddi sorunlar, %46.6 ile ailevi sorunlar, %39.6 ile kıskançlık
gösterilmektedir. Kadınların %63.5’inin maruz kaldığı şiddete ağlama/konuşmama/darılma şeklinde tepki
verdiği; %48.2’sinin hiç tepki vermediği, aksine içine kapandığı; %32.2’sinin ise maruz kaldığı şiddete sözle
karşılık verdiği saptanmıştır. Kadınların %57.3’ü, çocuğunun babasız kalmasını istemediğinden; %40.0’ı ise
hiçbir geliri olmadığı için evliliğini sürdürmeye devam ettiğini belirtmiştir.
Sonuç: Eşin bir anlık öfkesi, maddi/ailevi sorunlar, kıskançlık gibi durumlar kadına yönelik şiddetin en
önemli nedenleri arasındadır. Buna rağmen kadınlar, çocuklarının babasız kalmaması, hiçbir gelirlerinin
olmaması vb. nedenlerden dolayı şiddete katlanmaya devam etmektedir
TÜRKİYE’DE EKONOMİK KARMAŞIKLIK İNDEKSİ (ECI) VE DOĞRUDAN YABANCI YATIRIM İLİŞKİSİ
Bu çalışmada, Türkiye ekonomisinde ekonomik karmaşıklık ve doğrudan yabancı yatırım
(DYY) girişleri arasındaki ilişkinin analizi amaçlanmıştır. 1995-2020 yılları arasındaki
dönemin baz alındığı çalışmada eş-bütünleşme ve nedensellik analizi yapılmıştır. Değişkenler
arasında eş-bütünleşme ilişkisi tespit edilmiş olup uzun dönem katsayıların tespiti için
FMOLS, DOLS ve CCR analizleri yapılmıştır. Buna göre DYY girişlerinin, ticari açıklık
oranının ve patent başvuru sayılarının ekonomik karmaşıklık üzerinde pozitif ve istatistiki
olarak anlamlı etkisi olduğu tespit edilmiştir. Granger nedensellik analizi sonuçları ise
ekonomik karmaşıklık değişkeninden DYY değişkenine doğru tek yönlü bir nedensellik
ilişkisi olduğunu göstermektedir