Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Derin Öğrenme Yöntemleri ile Küçük Olmayan Hücre Akciğer Kanseri Tümör Karakterizasyonu
Küresel kanser araştırmaları ölüm oranlarına göre bulgular en tehlikeli hastalık olarak Akciğer
kanserini göstermektedir. Solunum yolu hastalıklarına neden olan havada bulunan küçük çaplı partikül
maddeler akciğer kanserine neden olmaktadır. Akciğer kanseri için en önemli risk faktörü sigara ve
benzeri alışkanlıklardır. Hastalığın tanısında manyetik rezonans görüntüleme ve bilgisayarlı tomografi
gibi teknikler kullanılarak akciğer bölgesinin detaylı görüntülenmesi erken akciğer nodüllerini bulmak
için cerrahi bir yöntem olmayan tespit yöntemlerinden biridir. Bilgisayar destekli görüntüler sayesinde
akciğer nodülü tespit sisteminin kullanılması erken teşhis konusunda uzman doktorlara yardımcı
olmaktadır. Günümüzde PET-CT görüntüleme ile uzman kişilerin onkolojik tanısına oldukça katkı
sunmaktadır. Tıbbi görüntüler radyologlar ve doktorlar tarafından teşhis edilmektedir. Ancak uzmanlar
tarafından yapılan bu teşhis için dikkat ve uzun süreli incelenmesi yorgunluğa ve hatalara neden
olabilmektedir. Bu nedenle görüntülerin değerlendirilmesi için otomatikleştirilmesine ihtiyaç vardır.
Evrişimsel Sinir Ağı gibi derin öğrenme algoritmaları, tümörleri tespit etmek ve sınıflandırmak için
yaygın olarak kullanılmaktadır. Derin öğrenmeyi temel alan akciğer kanseri erken teşhis ve analiz
yönteminin temel özelliği, akciğer Bilgisayarlı Tomografi görüntülerini bilgisayar sistemi ve yardımcı
tanı sistemi aracılığıyla analiz ederek, dahil edilen görüntülerdeki akciğer nodüllerinin özelliklerini
çıkarmaktır. İyi huylu ve kötü huylu akciğer nodüllerinin görüntülerini sınıflandırmanın temel amacı,
akciğer nodülü hakkında doktorlara ve hastalara daha bilimsel ve güvenilir bir yardımcı sınıflandırma
sonucu sağlamak, böylece teşhis ve tedavi sürecinin daha doğru olabilmesi, doktorlarının klinik
muayenesini ve görünütüyü okuma iş yükünü azaltmaktır. Bu çalışmada, derin öğrenmenin en yaygın
kullanımlarından biri olan transfer öğrenme modeli kullanılacaktır. Bu yöntem ile önceden eğitilmiş ağlar
ile farklı sınıfa ait gerçek görüntüler eğitilmişti
Survival in Jack London's The Call of the Wild and White Fang
İnsanın açgözlülüğü, doğaya ve doğal kaynaklara yönelik insan merkezli bakış açısı; netice itibariyle doğanın, kıyamete ramak kala insanlığı uyarmasına yol açacak türden, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurmuştur. İnsanın bu katı davranışı, insanoğlunun çevreye olan söz konusu tutumunun devam etmesi durumunda kaçınılmaz bir kıyamet konusunda insanlığı uyaran kayda değer bir edebi ve sanatsal eser yığınına imza atan edebiyatçıların, medyanın ve bazı aktivistlerin iç bilincini uyandırmış görünmektedir. Kendini doğanın sahibi olarak gören insan, bumerang benzeri bir etki yaratan sorumsuz ve patavatsız davranışlarıyla her zaman çevrenin ve türlerin, doğal kaynakların ve nihayetinde kendisinin tahribatına neden olmuştur. İnsanoğlunun açgözlülüğü, her geçen gün artan talebi karşılamak için her türlü mal ve malzemenin seri üretimine yol açmakta ve bunun sonucunda çevreyi kirletmekte, fabrika atıkları sonucunda tarım ürünlerini zehirlemekte ve böylece insanları diğer türlerle ortak bir kaderi, hayatta kalma mücadelesini paylaşmaya sevk etmektedir.
Jack London'ın the Call of the Wild (1903), ana karakter Buck'ın hayatta kalmasını kolaylaştıran veya ağırlaştıran çevresel faktörlerin rolünü yansıtır ve Buck'ın evcil bir hayvan iken nasıl da ilkel bir canavara dönüştüğünü tasvir etmektedir. Ancak White Fang'da (1906), London, White Fang adlı vahşi bir köpeğin değişen çevreye uyum sağlama mücadelesini ve hayatta kalmak için evcilleştirilmesi gerektiğini anlatır. Bu çalışma, Jack London'ın the Call of the Wild (1903) ve White Fang (1906) adlı yapıtlarını hayatta kalma mücadelesi bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır.
Keywords
Survival, Jack London, Naturalism, Call of the Wil
WHO OWNS THE SOILS? : A MACRO LOOK TO AGRO-ECOSYSTEM SERVICES
Ecosystem services are receiving increasing scientific interest due to their importance in
sustainability. Ecosystem services are benefits to humans provided by the natural environment
and ecosystems. These services are vulnerable to land use and land cover changes. Biodiversity
has a positive and stabilizing effect on the delivery of ecosystem services. Agricultural
expansion and intensification are major drivers of biodiversity loss. Diversification enhances
biodiversity, pollination, pest control, nutrient cycling, soil fertility, and water regulation
without compromising crop yields. Soils participate in the provision of numerous ecosystem
services of great importance for the maintenance of ecosystems and human societies.
Freshwater ecosystem services cover only a small area worldwide but harbour high levels of
biodiversit
Turist Rehberlerinin Destinasyon Yönetimi Kavramına Yaklaşımları: Kelime İlişkilendirme Testi ile Analizi
Destinasyonların kalkınması ortak karar alma mekanizmasının işlemesiyle daha kolay hale gelmektedir. Destinasyon yönetimi kavramı bu bağlamda ön plana çıkmaktadır. Destinasyon yönetimi tüm paydaşların ortak kararı doğrultusunda destinasyona yönelik sürdürebilirliği ve gelişimi sağlamak ile ilişkilidir. Bahsedilen paydaşlar arasında sıklıkla destinasyonları turistlerle ziyaret eden profesyonel turist rehberleri yer almaktadır. Profesyonel turist rehberlerinin destinasyon yönetiminde paydaşlar arasında olmasından dolayı kavrama yönelik bakış açılarını ortaya çıkarmak önemli görülmektedir. Bu çalışmanın amacı destinasyon yönetiminde paydaş olarak nitelen dirilen profesyonel turist rehberlerinin “destinasyon yönetimi” kavramına yönelik algılarını kelime ilişkilendirme testi (KİT) ile analiz edip açıklamaktır. KİT ile veri toplanırken destinasyon yönetimi kavramı bir sayfaya 10 kez yazılacak şekilde sıralan mıştır. Bu sıralamanın sebebi katılımcının zincirleme şekilde cevap vermesinin önüne geçmektir. Çalışmaya 25 profesyonel turist rehberi katılmıştır. Katılım sağlayan 25 profesyonel turist rehberine KİT ve çalışma hakkında bilgi verilmiş ve KİT’in cevaplanması için 30 saniye süre verilmiştir. Katılımcılar 30 saniye içerisinde anahtar kavrama yönelik akla gelen kelimeleri forma aktarmıştır. Sonuç olarak katılım sağlayan 25 profesyonel turist rehberi toplamda 76 kelime ifade etmişlerdir. Katılımcı ların 11’i bölgesel 14’ü ülkesel çalışma kartı sahibidir. Bununla birlikte KİT’e vermiş oldukları cevaplar ile destinasyon yönetimi kavramını en çok; Paydaş (n: 8), sürdürülebilirlik (n: 6), planlama (n: 6), yönetim (n: 5), reklam (n: 5), otel (n: 5) kelimeleri ile ilişkilendirdikleri görülmüştür. Kelimeler değerlendirildiğinde destinas yon yönetimi içerisinde yer alan paydaşların ve sürdürülebilirlik amacının ön plana çıkması profesyonel turist rehberlerinin bu kavrama yönelik bilgi sahibi olduğunu göstermektedir
GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ’ NDE YAYILIŞ GÖSTEREN Gundelia CİNSİNİN ETNOBOTANİK KULLANIMI
Etnobotanik, “belirli bir bölgede yaşayan insanların çevresinde yetişen
bitkilerden çeşitli ihtiyaçlarını gidermek üzere faydalanma bilgisi ve o
bitkiler üzerine etkileri” olarak tanımlanabilir. Tıbbî bitki, hastalıkların
iyileştirilmesi ya da önlenmesi amacıyla faydalanılan bitkileri ya da
bitkisel ürünler olarak tarif edilmektedir (Yıldırımlı, 2004). İnsanlık
tarihi kadar eski olan bitkisel tedavi yöntemi, günümüze kadar
nesillerden nesillere aktarılarak gelmiştir
Sosyal Kent Parametresi Olarak Sosyal Konut: Nusaybin TOKİ Konutları
Beslenme gibi bir temel ihtiyaç olan barınma ihtiyacı, mekânsal olarak kentlerde konut üretimleri ile karşılık bulmaktadır. Barınmanın insani bir ihtiyaç olmasının yanı sıra temel bir hak olması ve devletler tarafında güvence altına alınması gerekliliği söz konusudur. Bu bağlamda devletler, sosyal ve ekonomik düzeyi gelişmemiş olan toplumsal kesimlerin ve grupların barınma ihtiyacını karşılamak için konut üretimi sağlamalıdır. Endüstriyel gelişmeler ve kır-kent arası yaşanan yoğun göçler, konut sorunun artmasına sebep olmuştur. Konut sorunu sadece iş istihdamı konusu ile sınırlanmayıp afet, göç ve savaşların yaşandığı bölgeler için de önemli bir sorun olmaktadır. İç ve dış çatışmaların yaşandığı bir sınır kenti olan Nusaybin’de, 2015 yılında yaşanan yıkım sonrası rehabilitasyonu sağlamak amacıyla 2016 yılında riskli alan ilan edilen yerlerde Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından sosyal konutlar üretilmiştir. Bu çalışma, Nusaybin’de TOKİ konutlarının üretim öncesi süreçte yaşanan yıkımların morfolojik değişimini ve konut üretimi tamamlandıktan sonra alanda yaşanan fiziksel ve sosyal değişimi incelemek ve sınır kentlerde sosyal konut üretimlerine dair tartışma alanı yaratmak amacıyla oluşturulmuştur. Hızla üretilen Nusaybin TOKİ konutlarının, inşa sürecinin ve uygulama sonucunun istenilen sürekliliği ve konforlu kullanımı sağlayamadığı görülmüştür. Üretilen sosyal konutların kentli kültürü ve pratiklerine uygun olmaması, uygulamada yaşanan teknik sorunlar ve tasarımsal problemler bölgede enformel pratiklerin oluşmasına sebep olmuştur. Tandır yapımı, bostan alanları ekimi ve kümes hayvanları besleme alanları oluşturulması gibi faaliyetlerin TOKİ siteleri içerisinde oluşmaya başlaması sosyal ve kültürel bağlamdan uzak hızlı konut çözümü olarak yansımaktadır
Morphological and physiological variation in drought tolerance of wheat landraces originated from southeast Türkiye
Drought stress, which is the most important abiotic stress factor affecting arable land in the world, causes serious crop losses. These crop losses reach up to 70% in some agricultural plants. Understanding the complex drought stress response is very important to develop a strategy against this form of stress. Although some progress has been achieved with the previous studies, the desired targets have not been reached up to now. Therefore, using resistant varieties in environmental conditions has become a widely used strategy in combating drought stress today. In this study, a total of 23 cultivars (16-landraces and 7 modern wheat cultivars) were used. The aim of this study was to reveal the drought tolerance degrees of 16 landraces by comparing them to 7 modern wheat cultivars. For this purpose, 23 cultivars were exposed to drought stress for seven days by withholding watering. After that, stem length, MDA and proline content of cultivars were determined and compared. According to our results, MDA and proline contents of sensitive modern cultivars were found to be high, while tolerant cultivars were found to be low. It has also been determined that some of the landraces exhibit a similar profile to the cultivars known to be tolerant. Among these cultivars, especially 88, 90 and 108 cultivars have low MDA and proline content under stress, which may indicate that these cultivars are potentially drought toleran
Investigation of different training methods integrated into soccer training on body composition and athletic performance
The aim of the study is to investigate the effects of 8-week core and plyometric training on body
composition and athletic performance in young male soccer players.
24 young male soccer players participated in the study voluntarily. The subjects were randomly
divided into three separate groups: Core training group (CTG), plyometric training group (PTG)
and control group (CG). In addition to soccer training two days a week for 8 weeks, the training
was applied to the subjects according to the training programs determined. Physical measurements
(Height, Body Weight, Body Mass Index, Fat Mass, Lean Mass) and performance measurements
(Vertical Jump, Horizontal Jump, Plyometric Jump, 20 m speed, Agility) were made 8 weeks before
and after the study. Subject’s measurements were analyzed in the SPSS 22 program.
The largest percentage and significant difference in agility, speed, vertical jump and plyometric
jump parameters was obtained in PTG, while the largest percentage and significant difference in
horizontal jump parameters was obtained in CTG. While no difference was found in speed and agility
performance in CTG; there are significant differences in jump performance but these differences
are lower than the other experimental groups in terms of percentage difference. On the other hand
in body composition, a significant change was observed only in the height parameter in PTG.
If a faster improvement is desired in the determined athletic performance parameters in a period of
eight weeks in soccer, it may be recommended to prefer core and plyometric trainings in addition
to branch training.Araştırmanın amacı genç erkek futbolcularda 8 haftalık core ve pliometrik antrenmanların vücut kompozisyonu ve atletik performans üzerine etkilerini araştırmaktır. Araştırmaya gönüllü olarak 24 genç erkek futbolcu katılmıştır. Denekler rastgele üç ayrı gruba ayrıldı: Core antrenman grubu (CTG), pliometrik antrenman grubu (PTG) ve kontrol grubu (CG). Deneklere 8 hafta boyunca haftada iki gün futbol antrenmanının yanı sıra belirlenen antrenman programlarına göre antrenman uygulandı. Çalışmadan 8 hafta önce ve sonra fiziksel ölçümler (Boy, Vücut Ağırlığı, Vücut Kitle İndeksi, Yağ Kütlesi, Yağsız Kütle) ve performans ölçümleri (Dikey Sıçrama, Yatay Sıçrama, Plyometrik Sıçrama, 20 m hız, Çeviklik) yapıldı. Deneğin ölçümleri SPSS 22 programında analiz edildi. Çeviklik, hız, dikey sıçrama ve plyometrik sıçrama parametrelerinde en büyük yüzde ve anlamlı farklılık PTG'de elde edilirken, yatay sıçrama parametrelerinde en büyük yüzde ve anlamlı farklılık CTG'de elde edildi. CTG'de hız ve çeviklik performansında farklılık bulunmazken; atlama performansında anlamlı farklar vardır ancak bu farklar yüzdesel fark açısından diğer deney gruplarına göre daha düşüktür. Vücut kompozisyonunda ise PTG'de sadece boy parametresinde anlamlı değişiklik gözlendi. Futbolda belirlenen atletik performans parametrelerinde sekiz haftalık sürede daha hızlı bir iyileşme isteniyorsa branş antrenmanlarının yanı sıra core ve pliometrik antrenmanların da tercih edilmesi önerilebilir
A Liberal Feminist Analysis of Kate Chopin’s “The Story of an Hour”
While men are given legal rights and economic power by the patriarchal society, women are subordinated to men and confined to the private sphere. Feminism appears when women demand freedom. This study deals with Kate Chopin’s “The Story of an Hour” (1894) in terms of patriarchal ideology. As a housewife Louise Mallard who is imprisoned in private sphere is forced to repress her feelings for the sake of her husband. Mrs. Mallard experiences the frustration of marriage which restricts freedom and causes her heart trouble. After receiving the news about her husband Brently’s death in the train accident while traveling in the public sphere, Mrs. Mallard is paralyzed and goes to her room in grief. When Mrs. Mallard looks at the open window and notices the open square in front of her house, she realizes her freedom. In order to relish her personal life, Mrs. Mallard wants to free herself from the patriarchal oppression. Mrs. Mallard wants to enable herself to deal with public sphere through her freedom. Seeing her husband alive, she dies of heart disease. Her heart is physically weak and has emotionally no room for anyone else. The removal of that intense joy of freedom leads to her death. Mrs. Mallard dies in her house where she has always sacrificed for her family
Fusarium spp. associated with crown and root rot in Azerbaijan and Kazakhstan
Little is known about the distribution and prevalence of pathogens of underground parts of winter wheat in Azerbaijan and Kazakhstan. In this study, a detailed survey study was conducted to assess the distribution of pathogen the country to generate information and understand disease dynamics, as well as to test the pathogenicity of the obtained species on a susceptible wheat cultivar.Wheat (Triticum spp.) is a primary source of calories and protein (Shiferaw et al. 2013), grown on 219 million ha and yielding 760.9 million tons (FAOSTAT 2022). Bread wheat (Triticum aestivum L.) and durum wheat (T. durum Desf.) provide a major contribution to the diets of humans and livestock in Azerbaijan and Kazakhstan, with an average annual production of about 1.82 million tons in a planted area of about 0.59 million ha and with 14.3 million tons produced on 12.1 million ha, respectively.
Especially, Kazakhstan’s wheat yield (1182.5 ton/ha) falls far short of the global average (3474.4 ton/ha) due to biotic and abiotic stressors.The complex fungal species attacking the crown and root tissues of wheat causes a serious problem, including damping-off, blight, necrosis, and dry rotting of the root, crown, sub-crown, and lower stem tissues, along with wilting and stunting of seedlings and mature wheat plants (Bockus et al. 2010), resulting in significant yield reductions in the major wheat-producing regions of the world (Gonzalez and Trevathan 2000).Template DNA was extracted from 50–100 mg of fungal powder using a DNeasy Blood and Tissue Kit (Qiagen, Hilden, Germany) according to the manufacturer’s instructions.
The translation elongation factor 1- alpha (EF1-α) gene and the internal transcribed spacer (ITS) region of ribosomal DNA were amplified with EF1/EF2 (O’Donnell et al. 1998) and ITS1/ITS4 (White et al. 1990) primer sets, respectively