Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
The Effect of the Covıd-19 Pandemic on the Budgeting Process in Companies: Implementation in a Manufacturing Company That Actı̇vate in ICIa 500
Purpose: This work was conducted in one of the 500
largest companies in Turkey to study the impact of the
Covıd-19 pandemic on the budgeting process in
companies.
Methodology: The interview technique was preferred as
the research method. Data were collected through oneon-one interviews with the budget manager.
Findings: As a result of the study, it was found that the
company acted in accordance with general budgeting
principles, invested in technologies to professionalize the
budgeting process, and benefited from modern budgeting
methods. The Covıd-19 pandemic process required
constant revisions and flexibility in the budgeting
process.
Originality/Value: The study contributes to the
literature by examining the impact of Covid-19 on the
budgeting process
HASTALIK TESPİTİ VE TEDAVİSİNDE BOR BAZLI KÜÇÜK MOLEKÜLLER
Bor, boyut olarak karbona benzer bir yapı ile hem sp2 hem de sp3 formlarını alarak karbonu birçok yönden taklit edebilir. Nötr durumda üç değerlikli formunda, açık bir kabuğa sahip olması bakımından da benzersizdir. Bu nedenle, iyi bir Lewis asidi aynı zamanda ‘sıcak’ bir elektrofildir. Bor’un ek bir özelliği de nötron bombardımanı altında alfa parçacıkları yayma yeteneğine sahip olmasıdır. Bu özellik aynı zamanda Bor Nötron Yakalama Terapisinde (BNCT) bor bazlı moleküllerin kullanılmasının da temelini
oluşturmaktadır. Son yıllarda, potansiyel terapötikler ve tespit uygulamaları için bor bazlı bileşiklerin tasarımında ve sentezinde muazzam bir gelişme olmuştur. Bu bölümde hazırlamış olduğumuz bu derleme ağırlıklı olarak Thareja, ve arkadaşları tarafından ele alınan süreçlerin ve olası sonuçların daha iyi anlaşılabilir olmasını sağlamak açısından, klinik olarak kullanılan ixazomib, tavaborole, crisaborole ve diğer molekülleri kapsayan bor bazlı küçük moleküllerin en son gelişimine vurgu yapmış olmaları sonucu konuya odaklaşmamızı sağlayarak bu derlemeye her yönden önemli derecede büyük katkı sağlamıştır [1].
Bu derleme dört bölümden oluşmaktadır: tespit ve algılama, karbonhidratlara bağlanma yoluyla hastalık tedavisi, diğer biyolojik hedeflere bağlanma yoluyla hastalık tedavisi ve BNCT. Bu alanlarda daha önceki çalışmaları kapsayan birçok iyi inceleme, kitap bölümü mevcuttur [1–11]. Hastalık tespitinde, bor bazlı moleküllerin kullanımı büyük ölçüde karbonhidrat tanınmasında boronik asit (BA) grubunun bir anahtar tanıma birimi olarak rol oynamasıdır. Fizyolojik ve patolojik süreçlerde karbonhidratların çok önemli rollerini gösteren artan sayıda kanıt vardır [12-14]. Çoğu zaman karbonhidratlar, çeşitli patolojik
durumlar ve değişiklikler için biyo belirteç görevi yapmaktadır. Kanserle ilişkili antijenlerin önemli bir yüzdesi karbonhidratla ilişkili olduğundan, bu durum özellikle kanserde geçerlidir [15]. Karbonhidratların hastalıktaki önemine rağmen, karbonhidrat tanıma hastalık tespiti için BA bazlı kemosensörler veya bağlayıcılar alanı hala emekleme aşamasındadır. BA’nın bu konuda çok faydalı bir fonksiyonel grup olmasının birkaç nedeni vardır. Birincisi, kovalent bağların oluşumunu sağlayan hidroksil grupları gibi Lewis bazları için güçlü bir afiniteye sahip bir Lewis asididir.İkincisi, kovalent bağ oluşumu sulu çözeltide tersine çevrilebilir, bu çok önemlidir çünkü bağlanmadaki bu tersine çevrilebilirlik, konsantrasyon değişikliklerine yanıt olarak karbonhidratların dinamik bir şekilde saptanması için kritiktir. Üçüncüsü, birçok BA, bağ lanmaya yanıt olarak spektroskopik özellikleri değiştirecek şekilde tasarlanmıştır. Bu, hassas algılama için bir raporlama olayı verir. Dördüncüsü, BA grubu polardır ve kemosensörün suda çözünürlüğünü geliştirmeye yardımcı olur. Bu durum yakın fizyolojik koşullar altında algılama için önemlidir. Beşincisi, bir BA grubunun bir karbonhidratla bağlanma afinitesini ayarlamak için gereken parametreler iyi anlaşılmıştır [16,17]. Dolayısıyla bu durum karbonhidratlar için BA bazlı kemosensörlerin gelişimini büyük ölçüde kolaylaştırmaktadı
Vatanından Uzakta Ölmek” Palyatif Bakım Kliniğinde Ölen 7 Suriye Uyruklu Hasta ve Ülkemizin Sığınmacıların Sağlık İhtiyaçlarını Karşılamadaki Rolü
Savaşlar, iç çatışmalar telafisi mümkün olmayan yıkımlara neden olup, en çok da sivilleri etkilemektedir. Yıkımın etkisi başta ikincil şahıslara ihtiyaç duyan çocuk, yaşlı ve kadınlar için daha belirgindir. Şu anda dünyadaki sığınmacıların yarısından fazlası Suriye’de hayatlarını kurtarmak için ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan sığınmacılardan oluşmaktadır. Siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan toplumu ve bireyleri etkileyen yurdundan edilme durumu sağlık sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Sığınmacılar zor yaşam koşulları, barınma, beslenme, şiddet ve psikolojik travmalar gibi birçok neden ile sağlık bakım sisteminde en kırılgan ve savunmasız gruplardandır. Kendi yaşam alanlarından zorunlu olarak ayrılan bireylerin yaşam konforlarının azalması ve yaşadıkları psikolojik yıkım, beraberinde bulaşıcı hastalıklar, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, kanser ve akciğer hastalıkları gibi kronik hastalıkların riskini artırmaktadır. Bu hastalıklara bağlı palyatif bakım ünitelerine yatışlar artmakta ve bu kliniklerde yaşam koşullarından daha iyi şartlarda sağlık hizmeti almakta ancak hastalıklarının şiddetine göre ölümler gerçekleşmektedir. Türkiye, sığınmacılara mümkün olan en iyi yaşam koşullarını ve kapsamlı insani yardımı sağlamaktadır. Sığınmacılar hem kamplarda hem de barındıkları iskânlarda tüm sağlık hizmetlerini sürdürmektedir. Bu sığınmacılar aynı şekilde gerekli durumlarda palyatif bakım hizmetlerinden faydalanmaktadır.
Bu çalışmanın amacı palyatif bakım kliniklerde özellikle kanser, diyabet ve diğer kronik hastalıklar sonucu hayatını kaybeden sığınmacı hastaların değerlendirilmesi ve bunun yanında ülkemiz sağlık bakımındaki desteğini vurgulamaktır
Midyat/Mardin İlçesinde Tarımsal Faaliyetlerin SWOT Analizi
İnsanoğlunun en önemli faaliyetlerinden olan tarım sektörü kırsal alanlarda yaşayan insanlar için önemli geçim kaynaklarından birisidir. Özellikle verim arttırıcı girdiler, yüksek verimli genetik kaynaklar ve modern tarım tekniklerinin kullanıldığı, sulama ve toprak işleme imkânlarının geliştiği bölgelerde üreticilerin refah düzeyinin arttığı bilinmektedir. Ancak geleneksel üretim tekniklerinin devam ettirilmesi, olumsuz iklim koşulları ve genç neslin kırsal alanlarda yaşamak istememesi gibi etkenler birçok bölgede üreticilerin motivasyonlarının düşmesine ve yapılan faaliyetin ticari amaçlar için devam ettirilmesine engel olmaktadır. Bu nedenle tarımsal faaliyetlerin yöresel olarak analiz edilerek sorunların tespit edilmesi ve uygun çözüm önerilerinin sunulması daha uygun olabilmektedir. Bu çalışmada söz konusu amacın gerçekleştirilmesi için Mardin iline bağlı Midyat ilçesinde SWOT analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar neticesinde Midyat ilçesinin bağcılık, sebzecilik ve küçükbaş hayvancılığın geliştirilmesi açısından önemli fırsatlar ve güçlü yönlere sahip olduğu ancak teknoloji kullanımının yetersiz olması, kooperatif kültürünün bulunmaması ve arazilerin küçük parçalı olması gibi zayıf yönlerinin de bulunduğu tespit edilmiştir. İlçeyi her yıl yüzbinlerce turistin ziyaret etmesi kırsal turizmin geliştirilmesi, yöresel ürünlerin katma değeri yüksek ürünlere dönüştürülerek pazarlanması için önemli bir fırsat olarak kullanılabilecektir
ARCHITECTURE AND STRAY ANIMALS: AN ARCHITECTURAL DESIGN STUDIO STUDY
Mekândan söz etmek, mekânın üretiminde rol oynayan tüm aktörleri ve süreçleri bütünsel değerlendirmeyi gerektirir. Mekânın üretiminde rol oynayan aktörler ise sadece insanlar değil. Son yıllarda yaşanan salgınlar ve küresel iklim felaketleri, insanı doğadan üstün gören ya da doğa ile toplumu iki ayrı varoluş alanı olarak kabul eden düşüncenin yıkıcı sonuçlarını bir kez daha gösterdi. Bu sebeple,sosyal bilimlerde yeniden tartışılmaya başlanan doğa-toplum ayrımının, mimarlık alanında da daha çok tartışılması gerekli. Mekânın toplumsal bir üretim olduğunu söyleyen mekân teorilerinde, bu ayrımın sorunsallaştırıldığı ve gündelik hayatın akışını değiştiren hayvanlar üzerine de düşünüldüğü görülür. Bu kapsamda çalışmada; doğa, toplum, mekân kavramları hayvanlar üzerinden ele alınarak, bu konuda Mardin Artuklu Üniversitesi, Mimarlık Bölümü'nde 2021-2022 eğitim-öğretim dönemi güz yarıyılında yapılan bir mimari tasarım atölyesi ile ilgili bilgiler paylaşılıyor. "Sokak Hayvanları için Geçici Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi" isimli bu projede genelde tüm sokak hayvanları, özelde ise Mardin'in tarihi kent merkezinde, çöp toplama ve malzeme taşıma işlerinde çalıştırılan eşekler ile turizm alanında çalıştırılan atlar üzerine sorgulamalar yapıldı. Kentin topografyası ve yaz aylarındaki aşırı sıcak iklim şartları düşünüldüğünde bu hayvanların yaşadığı zorluklar gözlemlendi. Mimari tasarım atölyesinde bu konuda yapılan tartışmalarla birlikte, bu hayvanların yaşadıkları sorunlara çözüm önerileri getirmek için mimari üretimler yapıldı. Yapılan bu çalışmanın, hayvanlarla birlikte daha adil yaşam arayışının sürdürülmesine katkı sağlaması ve bu konuda mimarlık alanında bir farkındalık yaratması umulmaktadır
From Social Housing to the Gated Community: A Story of Urban Transformation in Şanlıurfa
Housing of the municipal employees of the first social housing projects built in Selahaddin Eyyubi neighborhood of Şanlıurfa in the 1960s, were demolished in the early 2000s as a part of urban transformation project. Following its demolition, Polatkan gated community was built on the same site within 10 years. These 12-blocks of 12-story buildings, which form a typology that is incompatible with the urban tissue, have launched an "urban transformation" debate in public in regards to both the spatial quality and the everyday practices. This study discusses housing and gated communities through their everyday life practices, spatial qualities and the urban environment in which they are located, articulating to the literature of housing/urban transformation policies through an example of a peripheral city.Şanlıurfa’nın Selahaddin Eyyübi mahallesinde 1960’lı yıllarda inşa edilen ilk sosyal konutlarından olan Belediye lojmanları, kentsel dönüşüm kapsamında 2000’li yılların başında yıkılmış; yerine 10 yıllık bir zaman içinde, Polatkan Sitesi inşa edilmiştir. İçinde bulunduğu kentsel dokuyla uyumsuz bir tipoloji oluşturan 12 bloklu 12 katlı bu yapılar, hem sunduğu mekansal nitelik hem de gündelik yaşam pratiklerindeki değişim nedeniyle kamuoyunda bir “kentsel dönüşüm” tartışması başlatmıştır. Bu çalışmanın amacı, lojmanı ve kapalı siteyi, gündelik yaşam pratikleri, mekansal nitelik ve içinde bulunduğu kentsel çevre bağlamında tartışmaktır. Bu çalışmayla konut/kentsel dönüşüm politikaları alanındaki tartışmalara, merkez dışı bir kent örneği üzerinden eklemlenmek amaçlanmıştır
Bipolaris sorokiniana associated with common root rot in Azerbaijan and Kazakhstan
Wheat (Triticum spp.) is the third most important crop in terms of global production, with an
average annual production of almost 219 million ha and yielding 760.9 million tons, after
maize and rice. However, A complex of fungi attacking the crown and root tissues of wheat
causes a serious problem and significant yield reductions in wheat. Although most prevailing
species in this complex can change yearly and regionally in dryland winter wheat production
areas, Bipolaris sorokiniana Shoemaker (teleomorph: Cochliobolus sativus) is one of the
dominant species and causes spot blotch and common root rot (CRR) on wheat plants,
especially in winter wheat varieties. Comprehensive surveys were conducted to identify B.
sorokiniana associated with CRR of wheat throughout the main wheat-growing areas of
Azerbaijan and Kazakhstan in 2017 and 2019, respectively. As a result of the classification of
species based on morphological and molecular tools, 96 and 547 isolates were identified as B.
sorokiniana for Azerbaijan and Kazakhstan, respectively. All surveyed regions for these
countries were contaminated with this pathogen. Some representative isolates of B.
sorokiniana were tested for their ability to cause disease and produced moderate disease
severities on cultivar Seri 82 (Triticum aestivum, bread wheat). The percent incidence of B.
sorokiniana isolates in all isolates was 15.2% for Azerbaijan, whereas, for Kazakhstan, B.
sorokiniana was the most frequently recovered species in the three regions surveyed, with an
isolated frequency of 44.80%. The results of the current study provide crucial and helpful
information to improve disease management strategies against CRR of wheat in these
countries
Geleneksel Konuttan Kafeye Mekansal Dönüşüm: Mardin Örnekleri
Önceki dönemlere ait tarihi yapılar, üzerinden zaman geçtikçe ve yaşam
koşulları değiştikçe yeni ihtiyaçlara cevap veremeyecek noktaya gelir. Tarihi
çevrelerin sürdürülebilirliğini sağlamanın en önemli yolu ise işlevini yitiren
tarihi yapıların yeniden kullanım ve dönüşümlerini gerçekleştirmektir. Bu yapılardan
dini mimari kategorisinde bulunanlar farklı dönemlerde de genellikle
aynı işlevlerini sürdürürler. Buna karşın sivil mimarlık örnekleri çoğunlukla
işlev değişikliğine uğrayarak kullanılırlar. Tarihi ve geleneksel dokuya sahip
kentlerde kent merkezinin değişimi, hızlı nüfus artışı, yaşam koşullarının ve
ihtiyaçların değişimi gibi etkenler karşısında kentlilerin geleneksel konutlarda
yaşamayı tercih etmedikleri görülür. Ekonomik sistem içerisinde ticari kaygı
ve turizm amacıyla konut olarak kullanılmayan bu yapılara yeniden işlev verilerek
mekansal dönüşümleri sağlanmaktadır. Bu değişim sırasında yapının ihtiyaçlara
cevap verebilecek düzeyde müdahale gördüğünü söyleyebiliriz. Dönüşüm
sürecinde yapıların mimari özgünlükleri ve fiziki çehrelerinde ciddi
kayıplar oluşmaktadır. Bilinçli ve yapının özgün durumunu etkilemeyecek
müdahalelerin yanı sıra gelişigüzel onarım ve eklentilerin de yapıldığı görülmektedir.
Gelişigüzel muhtelif zamanlarda gerçekleştirilen onarım veya inşai
faaliyetler, yapıların mimari özellikleri ile tarihi çehresini de olumsuz etkilemektedir.
Yapıların mimari kurgusu ve plan şemalarına da yansıyan bazı düzenlemeler,
dönem analizlerini zorlaştırdığı gibi eklentinin niteliğine bağlı
olarak ileriki süreçte özgününden ayırt edilemeyecek düzeye de gelebilmektedir
VEJETARYEN BESLENEN TÜKETİCİLERİN BESLENME İLE DESTİNASYON TERCİHLERİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN ARAŞTIRILMASI.
Tüketicilerin beslenme rejimlerinde geçmişten bugüne kadar farklı tercihler ortaya çıkmıştır.
Bunlar hızlı yemek, yavaş yemek, organik tarım ile üretilen ürünlerle beslenme, kan gruplarına
göre beslenme, çiğ yemek, vejetaryen beslenme yöntemi gibi tercihleri içerisinde
barındırmaktadır.
Vejetaryen beslenme tercihinde; vegan tipi beslenmede tamamen bitkisel ürünler tüketilirken,
vejeteryanlığın diğer tiplerinde hayvansal kökenli gıdaların sınırlı tüketildiği görülmektedir.
Vejetaryen beslenme şeklini; bir yaşam şekli, hayata bakış açısı ve bir duruş olarak
tanımlamadan onu bir beslenme rejimi olarak tanımlamak yeterli olmamaktadır.
Bu çalışma ile vejetaryen beslenme rejimini tercih eden bireylerin tercihlerini etkileyen
faktörler ile bu beslenme yönteminin seyahat edecekleri destinasyon ile konaklama ve yiyecek
içecek işletmesi seçimlerinde etkili olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma nicel
araştırma tekniklerinden tarama yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiş ve veri toplama aracı
olarak anket formu kullanılmıştır. Çalışma kapsamında Vejetaryen beslenmeye ilişkin gruplar
ve dernekler aracılığı ile Google anket formu kullanılarak toplamda 420 kişiye ulaşılmış, 402
kişinin verileri değerlendirmeye alınmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; katılanların %58,2’si
vegan, % 41,8’i ise diğer vejetaryen beslenme tiplerini tercih etmektedir. Katılımcıların
vejetaryen beslenme rejimini tercihlerinde etkili faktörlerin başında % 99,3 ile sağlıklı olması
ile % 89,0 oranında hayvan hakları yanında bir duruş olması gelmektedir. Katılımcılar (%69,2
si seyahat tercihlerini yaparken destinasyonda vejetaryen menü sunan restoran bulunmasını, %
62,2’side kendilerine yönelik hizmet sunan konaklama işletmesi bulunmasının tercihlerinde
etkili olduğunu belirtmiştir. Çevre bilinci ile insan ve hayvan hakları konusundaki
hassasiyetlerin her geçen gün artması, yoğun rekabetin yaşandığı hizmet sektöründeki
işletmeleri de bu hassasiyetlere uygun hizmet vermeye yöneltmektedir. Vejetaryen beslenme
tercihi de felsefi yaklaşımı ile birlikte artan bir trende sahip olduğundan işletmelerin vejetaryen
beslenmeyi tercih eden bireylerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hizmet çeşitliliklerini
artırmaları önem arz etmektedi
ÇÖREK OTU TOHUM YAĞINDAN ÜRETİLEN BİYODİZELİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİNİN VE KOROZYON ETKİSİNİN ARAŞTIRILMASI
Ülkeler için enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve böylece enerji güvenliğini sağlamak gibi nedenlerle bitkisel
yağlardan biyodizel yakıt üretimi alternatif enerji kaynağı arayışlarında pek çok araştırmaya konu olmaktadır.
Petrol, kömür gibi fosil yakıtların sınırlı oluşu, yeryüzünde belirli bölgelerde bulunması gibi sebepler bu
kaynaklara sahip olmayan toplumları maliyet ve ulaşım açısından olumsuz etkilemektedir. Ayrıca bu fosil
yakıtların çevreye zararları da düşünüldüğünde alternatif enerji kaynaklarını araştırmak tüm toplumlar için bir
zorunluluk halini almıştır. Hem biyolojik olarak parçalanabilirliği hem de sera etkisini azaltması biyodizel
yakıtların fosil yakıtlara göre tercih edilmesindeki avantajlarındandır. Özellikle yağlı tohumlar biyodizel
üretiminde yaygın kullanılmaktadır. Bu amaçla bu çalışmada son zamanlarda sağlığa yararları konusunda
popüler bir şekilde öne çıkarılan çörek otu (Nigella sativa) tohumu kullanılmıştır. Soğuk sıkım olarak elde
edilen çörek otu tohumunun yağı kullanılarak oluşturulan biyodizelin rengi, kokusu, yoğunluk ölçümü, akma
noktası, bulutlanma noktası, kinematik viskozitesi ve korozyon etkisi incelenmiştir. Bunlara ek olarak
biyodizel üretimi esnasında oluşan atıkların ICP-MS (Inductively coupled plasma mass spectrometry)
cihazında mineral analizi (Mg, Mn, K, Zn ve Fe) yapılmıştır. Bunun yanı sıra bu yan ürünün pH değerleri
ölçülmüş ve gübre olarak kullanılıp kullanılmayacağı araştırılmıştır. Böylece hem çörek otu tohum yağından
elde edilen biyodizelin verimliliği fiziksel özellikleri açısından incelenmiş hemde yan ürün olarak elde edilen
gübrenin özellikleri incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda elde edilen biyodizelin yoğunluğu 894 kg/m3
bulunurken akma noktası 1.0 ℃ ve bulutlanma noktası -1.0 ℃ olarak bulunmuştur. Bunun yanı sıra yan ürün
olarak biyodizel sentezi sırasında elde edilen gliserolde rengi, mineralleri ve pH'sı bakımından incelenmiştir.
Ayrıca çörek otu tohum yağından elde edilen biyodizelin bakır şerit korozyon test cihazı ile bakır şerit üzerine
korozyon etkisi incelendiği gibi yumuşak çelik (karbon çelik) üzerinede elektrokimyasal olarak korozyon
etkisi, elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EIS), açık devre potansiyeli (OCP) ölçümleri yapılarak
belirlendi. Gıda sanayinde yoğun olarak kullanılan ve son dönemlerde farklı alanlarda kullanımı araştırılan
çörek otu tohum yağının biyodizel ve gübre üretiminde verimliliği incelenmiştir