Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
E-DÖNÜŞÜM PERSPEKTİFİNDE E-MUHASEBE UYGULAMALARININ GELİŞİM SERÜVENİ
çoğunda zaman, mekân ve fiziki olarak bizzat kişinin kendisinin
bulunması gibi hususlar gerekliyken, günümüzde bu hizmetler
teknolojinin getirmiş olduğu yenilikler sayesinde hem
mekândan ve zamandan hem de kişinin fiziksel varlığından
bağımsız dijital ortamda gerçekleştirilebilmektedir.
Elektronik dönüşüm (e-dönüşüm) diğer bir adıyla
dijitalleşme son zamanlarda yaşanan gelişmeler sonucunda
ortaya çıkmış ve manuel olarak işlenen verilerin gelişmiş
bir teknoloji ile kullanılması ve bunun da hızlı biçimde
bilgisayarlar aracılığıyla kayıt edilmesi, izlenmesi ve işlenmesi
süreci şeklinde ifade edilmektedir (Tekbaş, Kurnaz ve Azaltun,
2018: 223-224). E-dönüşüme geçilmesiyle muhasebede bilinen
kayıt altına alma yöntemlerinin sınırlılıkları ortadan kalkmış, verilerin kontrol edilmesi, bilginin saklanması ve bilgiye
istenildiği anda erişim kolaylaşmıştır. Bilgisayarların yaygın
kullanımı, rekabet baskısı ve küreselleşme gibi etmenlerden
ötürü muhasebe işlemlerinde de elektronik dönüşüme geçiş
hız kazanmıştır. Dolayısıyla 2000 yılında muhasebe bilgi
sistemindeki işlemlerin sadece %25’lik kısmı dijitalken, 2017
yılında bu oranın %98’e ulaşması muhasebedeki elektronik
dönüşümün en belirgin göstergelerinden birisidir (Aslan ve
Özerhan, 2017: 868).
Türkiye’de e-dönüşüm süreciyle ilgili yetkili kuruluş
Maliye Bakanlığı yeni adıyla Hazine ve Maliye Bakanlığına
bağlı Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB)’tir (Tektüfekçi, 2017: 79).
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın e-dönüşüm süreci, kurum ve
kuruluşların hem muhasebe uygulamalarını hem de muhasebe
uygulayıcılarını yakından etkilemiştir. E-dönüşüm ile birlikte
muhasebe alanında elektronik muhasebe (e-muhasebe) adı
altında yeni bir kavram ortaya çıkmıştır. Literatürde e-muhasebe
defter tutma, beyanname düzenleme, fatura işleme, tahsilat ve
ödeme işlemlerini kapsayan tüm mali nitelikteki işlemlere ait
sürecin devlet birimleri (maliye, defterdarlık vb.), muhasebe
meslek mensupları ve vatandaşlar tarafından elektronik ortamda
yürütülmesi şeklinde tanımlanmıştır (Tuğay ve Güler, 2021:
701). E-muhasebe, bilgisayar teknolojisinden istifade ederek
işletmelerin ticari yaşam döngüsünde ihtiyaç duyacakları alışsatış,
stok, raporlama ve fatura kesme gibi işlemler ile finansal
verileri işleyen muhasebe işlemini tanımlamak için kullanılan
terim olan elektronik muhasebe anlamına gelir.İşletmelerin ihtiyaç duydukları iş süreçlerinin ve verilerinin
dijital ortamda işlenmesini kapsayan e-muhasebe uygulamaları
da hızla gelişen dijitalleşmenin bir getirisi olarak karşımıza
çıkıyor. Hazine ve Maliye bakanlığı muhasebe alanındaki
elektronik belge sistemini kademeli olarak uygulama kararı
almıştır. Bu gelişmeler doğrultusunda muhasebede çeşitli
yazılım programları ve elektronik uygulamalar dijital
dönüşüme entegre bir şekilde 2005’te e-beyanname, 2010’da e-fatura, 2013’te e-defter ve e-arşiv fatura, 2018’de e-müstahsil
makbuzu, e-irsaliye ve e-serbest meslek makbuzu, 2020 yılında
e-dekont uygulamaları kullanılmaya başlanmıştır (Yücel ve
Bağdat, 2022: 4; www.gib.gov.tr).
Bu kapsamda çalışmada e-dönüşüm konusu incelenecek
ve e-dönüşüm perspektifinde e-muhasebe uygulamalarının
durumu, kullanım şekilleri ve işleyişleri açıklanarak bu
faaliyetlerin kullanım alanları ayrıntılı bir şekilde ele alınacaktır
Surrealîzm di Çîrokên Helîm Yûsiv de
Surrealîzm rêbazeke ku di serê sedsala XXan de li Fransayê derketiye û wekî bizavekê hatiye sazkirin. Surrealîzm ji peyva surreel (derî rasteqînê) hatiye dariştin ku ev peyv bi Fransî ye. Otomatîzma giyanî ya xwerû ye ku armanc ew e ku bi riya gotin an nivîsandinê xebatên rasteqîn ên ramanê derbixe meydanê. Bi guherînên rewşa dinyayê di edebiyat û hunerê de jî guherîn çêdibin. Hin rêbaz cihê xwe didin rêbazek din. Surrealîzm jî piştî dadaîzmê derdikeve meydanê. Pêşengên vê rêbazê bi manîfestoyekê surrealîzmê îlan dikin û bi demê re di edebiyatê de bi piranî jî di helbestan de, di wêne, şano û sînemayê de berhemên surreal tên çêkirin. Di roja me de di hunera wêne û sînemayê de hêmanên surreal pirtir tên bikaranîn.
Di edebiyata kurdî de jî em di metnên hin nivîskaran de rêçên surrealîzmê dibînin. Ji wan nivîskaran yê ku berhemên wî ji aliyê surreal ve li pêş in Helîm Yûsiv e. Helîm Yûsiv çîroknûs û romannûsekî ku di sala 1991an de berhema xwe ya yekem dide, di metnên xwe de pala xwe dide binhişî û zarokatiya xwe. Yûsiv di nivîsên xwe de hêmanên surreal wekî derasayîbûn, guherîn/metamorfoz, derhişîtî, dînîtî, xewn û xeyal û berevajîbûnê pir bikar tîne ku ev taybetmendiyên esasî yên vê rêbazê ne.
Di xebatê de piştî pênaseya rêbaza surrrealîzmê danasîna nivîskar hatiye kirin. Derketina vê rêbazê û dîroka wê bi sedemên bingehîn hatine ravekirin. Pêşeng û nunerên surrealîzmê û rê, rêbaz û teoriyên ku ji aliyê surrealîstan ve hatine bikaranîn di binbeşa pênaseya surrealîzmê de hat zelalkirin. Berhemên Helîm Yûsiv yên çîrokan hatin lêkolînkirin û çîrokên ku hêmanên surreal dihewînîn hatin diyarkirin. Çîrokên ku hêmanên surreal dihewînin bi taybetmendiyên xwe di çarçoveya hêmanên vê rêbazê de hatin nîşandan û şîrovekirin
Quality of Education From a Social Justice and Capabilities Perspective: The Case of Turkey
We explore how a social justice and capabilities perspective serves as a conceptualtool to understand the quality of education (QoE) in Turkey so that policy can bedeveloped to make the education system inclusive of all learners, provide relevanteducation, and allow stakeholders’democratic participation. We provide a critical dis-cussion about the Turkish education system and continue with a critical analysis of thethree interrelated dimensions of QoE from a social justice and capabilities perspective;that is, inclusive education, relevance, and democracy. Finally, we make recommenda-tions to improve QoE in Turkey by strengthening social justice and developing appro-priate capabilities in educatio
Mardin İlinde Yayılış Gösteren Yenilebilir Yabani Bitkilerin Sürdürülebilirliği
Yenilebilir bitki, genellikle doğal yetişen, usulüne uygun olarak toplanan, olgunlaşmış, mutfaklarda kullanılan, bazı organları ya da tamamı tüketilen bitki anlamına gelmektedir. Bu bitkiler, kırsalda kendi kendilerine büyüyen veya tarımı yapılan çok zengin bir çeşitliliğe sahip olduğu da bilinir (Kallas, 1996; Çetinkaya ve Yıldız, 2018). Yenilebilir otlar; sebze, meyve ve tahıl gibi insan sağlığı için önemli içerikleri olan ve besin olarak faydalanılan bitkilerdir (Varona, 2001; Çetinkaya ve Yıldız, 2018). Ülkemiz üç fitocoğrafik bölgeye (Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve lrano-Turanian) sahip olmasından dolayı zengin bitki örtüsüne sahiptir (Özhatay ve ark., 2005). Türkiye’de gelişmiş yabani bitki kültürünün varlığı, asırlardır bitki ve insan arasındaki ilişkiye dayanmaktadır. Özellikle Doğu Anadolu'da doğal olarak yetişen birçok yabani yenilebilir bitki toplanır ve gıda olarak tüketilir (Mükemre ve ark., 2015). Gıda elde etmek için tarımı yapılan türler 3.000 civarında iken, gıda olarak kullanılan yabani bitki tür sayısı 10.000’in üzerindedir. Yapılan bir çalışmada, Türkiye’de 140 adet bitki tıbbi olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Fakat mevcut duruma bakıldığında tedavi amaçlı kullanılan bitki 500 civarında olup, bu örneğin diğer ülkeler içinde geçerli olabileceğini düşünülecek olursa, dünya çapında tıbbi bitki sayısının 100.000 civarında olduğu düşünülmektedir (Baytop, 1999)
Otantizm ve Hatırlanabilir Yemek Deneyimi İlişkisi Üzerine Kavramsal Bir Çalışma
Günümüzde turistler, seyahatlerinde gastronomi deneyimini önemli bir motivasyon kaynağı olarak görmektedir. Gastronomik deneyimler seyahati eşsiz bir deneyime dönüştürmede önemli bir faktördür. Günlük rutinin dışına çıkarak turistler seyahat ettikleri destinasyonun gastronomik kültürü ve kimliğiyle etkileşimde olmaktadır. Seyahat sırasında yaşanan eşsiz deneyimler turistin zihninde hatıralar olarak yer etmekte ve daha sonrasında hatırlanabilmektedir. Bu noktada otantizm kavramı önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü otantizm seyahat ve yemek deneyimini zenginleştirmede ve eşsiz duygular yaratmada önemli bir faktör olarak görülmektedir. Seyahatlerde yaşanan yemek deneyiminin eşsizliği destinasyonun otantik yapısını yansıttığından dolayı unutulmaz deneyimler olarak algılanmaktadır. Otantik deneyimler yaşanan deneyimin hatırlanmasında önemli bir etken olabilmektedir. Bu çalışmada, gastronomi literatürü çerçevesinde otantizm ve hatırlanabilirlik kavramlarını açıklamak ve yaşanılan yemek deneyimindeki otantizm ile hatırlanabilir yemek deneyimi arasındaki ilişkiyi anlatan kavramsal bir model önermek amaçlanmaktadır. Konu ile ilgili literatürde yer alan çalışmaların bulguları ışığında otantizm ve hatırlanabilir yemek deneyimi arasında ilişki olabileceği anlaşılmaktadır. Otantizm; yiyecek, kişi ve atmosfer bileşenlerinden oluşmaktadır. Hatırlanabilir yemek deneyimi; kişi, yiyecek, atmosfer, yer ve sosyal çevre bileşenlerinden oluşmaktadır. Bu kavramsal modelin faktörlerinin etkileşimi sonucu davranışsal niyet, memnuniyet ve seyahat kararı çıktıları doğabilmektedir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın önerdiği kavramsal model, otantizm ve hatırlanabilir yemek deneyiminin ilişkisini, faktörlerini ve çıktılarını içermektedir
A REVIEW ON THE GENUS ERIGERON L. IN TURKEY
Erigeron L. (Asteraceae-Papatyagiller) cinsi 400’den fazla tür içermekte ve başlıca Kuzey
Amerika olmak üzere Kuzey Yarımküre’de yaygın olarak yayılış göstermektedir. Türkiye
Florası’ nda ise 7 tür ve 4 alttür ile 11 takson (3’ü endemik) (E. acris subsp. acris L., E. acris
subsp. pycnotrichus (Vierh.) Grierson, E. annuus (L.) Pers., E. atticus Vill., E. caucasicus
subsp. caucasicus Steven, E. caucasicus subsp. venustus (Botsch.) Grierson, E. cilicicus
Boiss. ex Vierh., E. daënensis Vierh., E. olympicus Schott & Kotschy, E. uniflorus L., E.
zederbaueri Vierh.) doğal olarak yayılış göstermektedir. Türkçe bilimsel adı “şifaotu” olan
cinsin ismi Erigeron Yunanca’dan türetilmiştir (Eri: early, erken; Geron:old man, yaşlı adam).
Bitkiye bu isim çiçeklenmeden az sonra bitkinin meyvelerinde beyaz tüylerin görünmesi
nedeniyle verilmiştir. Erigeron taksonları tek yıllık, iki yıllık ve çok yıllıktırlar. Genellikle
taksonlar çok iyi dallanmış dik gövdeye, morumsu-beyaz veya kırmızımsı-beyaz renkli dilsi
ve sarı renkli tüpsü çiçeklere sahiptirler. Kuru, dağlık araziler, dere kenarları ve otlaklar
taksonların habitatlarını oluşturmaktadır. Çok sayıda Erigeron taksonu biyolojik olarak
terpenoitler bakımından zengin uçucu yağlara sahiptirler. Yapılan araştırmalar sonucu bu
uçucu yağların antibakteriyal, antifungal ve genotoksik özellikleri tespit edilmiştir. Erigeron
taksonlarının başlıca içeriklerinin monoterpenler, seskiterpenler, polyasetilenik içerikler,
diterpenoitler ve biyoaktif piron türevleri olduğu son yapılan çalışmalar ile tespit edilmiştir.
Erigeron taksonları geleneksel tıpta tedavi edici olarak, hazımsızlık, bağırsak iltihabı,
epidemik sarılık, idrarda kan görülmesi (Hematüri), ishal gibi hastalıklara karşı
kullanılmaktadır. Bunun yanında yine halk arasında iç kanamalarda, diş eti, burun, akciğer,
mide-bağırsak, mesane, böbrek, basur kanamalarında da tedavi edici olarak bitkiden
yararlanılmaktadır. Ayrıca damarları daraltıcı, iltihapları önleyici, idrar söktürücü, selülit, gut
gibi birçok hastalığın tedavisinde cinsin taksonlarından faydalanılmaktadır.
Bu derlemede, Erigeron üyelerinin Türkiye’de yayılış gösteren taksonlarının taksonomik
özellikleri ve tıbbi açıdan da kullanımları derlenmiştir
John R. Searle ve Sosyal Ontoloji
Klasik ontolojinin, özneden bağımsız nesnelerin varlığına ilişkin bir önkabulü söz konusudur ve bu nedenle klasik ontoloji, temel olarak özne dışında varolan nesnelerin betimlemesini yapar. Ontoloji açısından iki başlangıç noktası olan özne ve nesnenin klasik ontolojide bir karşıtlığı ve aykırılığı söz konusuyken, sosyal ontoloji, özne ve nesneyi, togetherness (sosyal birlik), with’ness (yakınlık) ve coexistence (bir arada varolma) bağıyla birleştirir. Sosyal ontoloji söz konusu olduğunda nesne kendi ba- şına değil, bir başka nesneyle ilişkisi ile var olabilir ve her nesne bir bağ- lam, bir ilişkisellik taşır. Sosyal ontolojinin hedefi, üretilmiş olan ilişki bi- çimlerinin arkasındaki özü ve görünümün olanağını sağlayan temeli bulmaktır. Sosyal ontoloji açısından bu temel, öznede bulunan together- ness, with’ness ve coexistence ilişkileridir. Doğamızda bulunan bu ilişki- ler vasıtasıyla toplumsal gerçeklik kurulur, yaratılır ya da inşa edilir. Nes- nenin özneden bağımsız bir özü olmadığını ileri süren sosyal ontologlar açısından nesne; togetherness, with’ness ve coexistence bağlarıyla inşa edilir. Sosyal ontologlara göre öznede bulunmayan bir şey, toplumsallık düzeyine çıkamaz. Yalnızca insan doğasında olan toplumsallık düzeyine çıkabili
A Structuralist Approach to Harold Pinter’s "The Dumb Waiter"
Structuralism is an approach that seeks to decode the encoded whole consisting of a system to explore a textual work’s deep structure from the surface structure. This study analyses Harold Pinter’s “The Dumb Waiter” (1960) according to the structuralist approach. The harmony of the play’s deep structure performs on binary opposition between Ben and Gus who repeat mechanical behaviours and conversations since they are imprisoned for a while in a narrow space. Concrete mechanical elements such as the lavatory and the dumb waiter also repeat the same activities. Although the play is over, the melody continues since Ben and Gus are given no role other than being hitmen and victims. As for the deep meaning, individuals who appear as a functional part of the mechanism show the possibility that the oppressive mechanism may become inoperable as a result of questioning the mechanism
Husserl'in Kesinlik Sorusu ve Felsefenin Örtüsü: Kartezyen Ekol Eleştirisi
Felsefe’nin ne olduğu sorusu felsefe yapma biçimimizi yön-lendiren ve gerekçelendiren bir anlama sahiptir. Bu sebeple, bir fel-sefi sistem eleştirildiğinde ona temel sorusu üzerinden yaklaşım sergilenebilir. Bununla birlikte, bir felsefe biçimi yaygın hale geldi-ğinde örneğin bir ekol olduğunda felsefe içerisinde hangi soruyu unutturduğu/örttüğü üzerinden de yaklaşım sergilenebilir. Böylece bir felsefi sistemin temel sorusundan sonra ekolleşmesi neticesinde yaygın felsefe yapma biçimi olduğunda, kartezyen düşünce gibi han-gi soruyu örttüğü problemi açığa çıkarılarak düşünüş biçiminin ken-disi değilse de geçerliği açısından kesinliği sarsılabilir
TIBBİ ve AROMATİK BİTKİ ve UÇUCU YAĞLARININ ANTİFUNGAL AKTİVİTELERİNDE SON GELİŞMELER
Tıbbi ve aromatik bitki ekstraktlarının ve uçucu yağlarının bitki fungal
hastalıklarını kontrol etmek için uygulanabilir olması için daha fazla
araştırma yapılması gerekmektedir. Ayrıca son çalışmalarda, yeşil
nanoteknoloji üzerinde durulmuş, bu tarz çalışmalar önem kazanmıştır
(Nematollahi, 2015). Yeşil nanoteknolojide, yeşil bitki ekstraktları olarak
tıbbi ve aromatik bitkilerin nanopartikülleri kullanılarak belli başlı
patojenlere karşı antimikrobiyal ajan olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır.
Bu derlemede tıbbi ve aromatik bitki ekstraktlarının ve uçucu yağlarının belli
başlı fungal patojenlere (Colletotrichum gloeosporioides Penz. & Sacc.,
Aspergillus spp., Penicillium spp., Rhizopus spp., Botrytis spp. ve Alternaria
spp., Verticillium, Pythium, Rhizoctonia solani Kühn. ve Macrophomina
phaseolina (Tassi) Goidanich, Fusarium spp., Sclerotinia spp.,
Phytophthora spp. vb.) karşı antifungal aktiviteleri incelenmiştir