Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Emri vücûb dışına hamleden karineler: İbn Dakîk el-İd'in İhkâmü'l-ahkâm şerhu Umdeti'l-ahkam adlı eseri bağlamında
Çalışmamız emir konusuyla alakalı olduğundan önem arz etmektedir. Zira Islam hukukunun hükümlerinin kahir ekseriyeti emir ve nehiylerle gelmiştir. Hadis uleması, ahkâm hadisleriyle ilgili eserlerinde emir nehiy konusuna büyük önem atfetmişlerdir. Muhaddis ve fakîh olarak bilinen Ibn Dakîk el-Îd de İhkâmü'l-ahkâm şerhu Umdeti'l-ahkâm adlı eserinde söz konusu konulara önem vermiş ve hadislerde varid olan emir ve nehiylerin hangi anlamlarda kulanıldığına dikkat çekmiştir. çalışmamızda İhkâmü'l-ahkâm'da geçen emir sıygalarını inceleyip bu tür emîrleri vücub dışına hamleden karinlerini tespit etmeye çalıştık. Bu bağlamda çalışmamızın giriş kısmında Ibn Dakîk el-Îd'ın hayatı ve ilmi şahsiyetini ele aldık. Birinci bölümde emrin sözlük ve terim anlamlarını, emîrin delatini işledik. Ikinci bölümde karinenin lugavi ve ıstılahi anlamlarını ve karinenin kısımlarına yer verdik. Üçüncü bölümde İhkâmü'l-ahkâm bağlamında emir sıygalarını vücubtan başka anlamlara hamleden karinlere ilşkin uygulmaların değerlendirmesini yaptık. Bu çerçevede emir sıygasını içeren hadisleri inceleyerek onlada geçen emir sygalarının vücûbu, nedb veya istihbâbdan hangi manaya hamledildiğine değindik. Sonrasınd emri vücubtan nedbe veya istihbaba sarfeden karinleri izah etmeye çalıştık.Because of the importance of the matter, the importance of the study appears. This is because most of the rulings in Islamic Sharia materialized through commands and prohibitions. The scholars of hadith have attached great importance to the subject of commands and prohibitions, as well as the narrator of hadith, the jurist ibn Daqiq Al-Eid(died on 702 AH) in his book "Ihkam al-Ahkam charh Umdat al-Ahkam." The imam adopted authentic hadiths that stipulated the formula of the command, including what was changed from its truth by evidence from the Sunnah or the non-obligatory command, and some of it was proven to be obligatory. The study relied on collecting the evidence adopted by Ibn Daqiq Al-Eid, may Allah be pleased with him, in his book "Sharh Umdat Al-Ahkam" and applying on them. It has been found through the research that the command is in fact obligatory, and that shall not be changed to anything other than obligatory except with evidence that replaces it from its original meaning. I clarified the commands contained in the hadiths that came in the book "Charh Umdat al-Ahkam" and then I clarified its original significance and mentioned any evidence that changes it from its obligation command, if any. In the introduction to the research, I dealt with a translation of Imam Ibn Daqiq Al-Eid, may Allah have mercy on him. I explained therein his name, upbringing, family, elders, writings, students, and death, may Allah have mercy on him. Then, in the first part, I clarified the meaning of the command, linguistically and idiomatically, the imperative form, its connotations, and some of its meanings, and in the third part, the evidence and its meaning were explained linguistically and idiomatically. I mentioned its sections, then entered the third part, which is the applied chapter on the evidence that dictates the matter about the obligation. I included the hadith at the beginning of each chapter. The wording of the command mentioned in the noble hadith has clarified what the command form requires, such as being obligatory, recommended, or desirable. And then I showed the clues that distract the matter from the obligation to the non-obligatory command or mustahabb
BİR ARKEOLOJİK KAZININ ASLINDA SÖYLEMEDİKLERİ: TEL HALEF’TE OSMANLI BÜROKRASİSİNİN ÇARESİZLİĞİ
Filolojik ve arkeolojik çalışmaların katkısıyla Mezopotamya ve Mısır tarihinin Roma’dan daha eski olduğunun keşfi bu coğrafyalara olan bilimsel ilginin gelişmesine olanak vermiştir. Bu bağlamda Osmanlı coğrafyası neredeyse arkeolojik aktivitelerin merkezi haline gelmiştir. Osmanlı coğrafyasında 19. yüzyılın sonlarında -Avrupalı alaylı ve mektepli (profesyonel-amatör) arkeologların mensubu bulundukları büyükelçilikler ya da kendi adlarına yaptıkları ruhsatlı ve kaçak kazılar olmak üzere önemli arkeolojik kazılar gerçekleştirilmiştir. 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı-Alman siyasi yakınlaşması diğer Avrupalı devletlere nazaran arkeolojik çalışmalarda da Almanların bir ayrıcalık kazanmalarına imkân vermiştir. Bilimsel kaygılarla beraber Alman hükümeti bu kazıları, Osmanlı üzerindeki kültürel yayılmanın bir parçası olarak algılamış ve bu düşünce ile desteklemiştir. Max von Oppenheim (1860-1946) Osmanlı arkeoloji araştırmalarında çok önemli ve özel bir yerde durmaktadır. Oppenheim, 1899 yılında Fırat ve Dicle nehirleri arasında bugünkü Suriye-Türkiye sınırının yakınında bulunan Rasulayn kasabası sınırları içerisindeki Tel Halef adlı antik bir yerleşim yeri olan bölgede antik Guzan kentini keşfetmiştir. Uzun uğraşlar sonucu aldığı izinler ile Tel Halef kazılarına ancak 1911 yılında başlayabilen Oppenheim, yıllarca süren çalışmaları esnasında Ârâmî kral sarayını keşfetmiş ve bugünkü Suriye topraklarında, neredeyse unutulmuş bir kültürün eşsiz eserlerini ortaya çıkararak yurtdışına kaçırmıştır. 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı’nın merkezî gücünün zayıflaması taşrada da belirgin bir şiddette hissedilmişti. Merkez-taşra bürokrasisini derinden sarsan bu arızi durumun olumsuz sonuçları Tel Halef kazıları ve ortaya çıkarılan asar-ı atikayla (tarihi eserler) ilgili uygulama ve politikalarda açık bir şekilde gün yüzüne çıkmıştır. Bu bağlamda bu çalışma, ilk olarak merkez-taşra arasındaki bürokratik görüş ayrılıklarının tarihi eserlerin yurtdışına kaçırılmasına kolaylık sağladığını iddia eder ve bunu Oppenheim’ın Tel Halef kazılarında pratize etmeyi dener. İkinci olarak bu makale bir kısım yerel idarecilerin (Celâleddin ve Hüseyin Kazım Kadri Bey özelinde) tarihi eserlerin kaçırılmasına nasıl engel olmaya çalıştıklarına odaklanır
Mardin Eski ve Yeni Kent Merkezinde Covid-19 sürecinin Mekansal Değerlendirmesi
Bu çalışmanın amacı, COVİD-19 karantina sürecinde yaşantımızın sınırları haline gelen ‘ev’ ve yakın kentsel çevremizin ürettiği mekansal, sosyo-kültürel ve ekonomik koşullarının belgelenmesi üzerinden, öngörülemeyen krizlerle etkili biçimde baş edebilen, kendi kendine yeterli kent ve konut çevrelerinin tasarımında yeni stratejiler geliştirebilmek için bir veri altlığı oluşturmaktır. 21. yüzyılda yükselen krizler, iklim krizi, göçmen krizi ve son olarak da COVİD-19 krizi, neoliberal politikalarla şekillenen bu mekanların yetersizliğini ve üretim süreçlerinin yeniden ele alınması gereğini ortaya koydu. Devletlerin kentleri üzerinden girdiği küresel ekonomik yarışta yerel ekonomiler yerine küresel ekonomiler desteklenirken, yere özgü olan bilgilerle üretilmiş mekanlar yerini her yerde kendini tekrar eden tip projelere bıraktı. Yerden, doğal olandan
kopuk ve kentsel altyapıya bağımlı yaşamlar üreten günümüz kentlerinde, kentsel rantı yükseltecek biçimde piyasa değeri üzerinden ortaya çıkan konut alanları ve kentsel mekanların mekansal değeri, COVİD-19
krizi ile kaçınılmaz olarak sorgulanır hale geldi.
Hem konut mekanlarının kullanımında, hem de doğal kaynaklara erişim ve kentsel altyapı kullanımı bağlamında Mardin eski ve yeni kent merkezlerinde farklılaşan deneyimler, krizin ortaya çıkardığı sorunları
mekansal ve sosyo-ekonomik bağlamda tartışma fırsatı yarattı. COVİD-19 karantina sürecinde her iki kent merkezinde yaşayanların evi ve kenti deneyimleme biçimlerinin belgelenerek değerlendirilmesi, konut ve kent mekanının nasıl farklılaştığını okumak doğrultusunda ipuçları verdi. Temelinde kendi kendine yeterlilik düzeyindeki farklılaşmanın yattığı bu ikili durumun ortaya konması, kriz koşullarında daha toleranslı olabilecek konut ve kent yapılanması için olası stratejileri üretebilmek bağlamında önemli ipuçları verecektir.Mardin Artuklu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğ
Kışlalar ve Tophaneler
Medeniyetin gelişim süreci her daim birikimsel bilginin etkin kullanılması ile mümkün olmuştur. Her topluluk kendisinden önce yaşamış olan atalarından miras kalan bilgiyi daha da geliştirerek ilerleme kaydetmiştir. Bu ilerleme süreci bazı durumlarda ise yeni bir coğrafyada yeni bir kültür ile karşılaşılması ve kültürlenme ile mümkün olmuştur. Orta Asya’dan Anadolu topraklarına kadar gelen Türkler hem atalarından miras kalan bilgileri zenginleştirmiş hem de karşılaştıkları toplumların kültürlerinden belirli hususları benimsemişlerdir. Türkler Anadolu’ya geldiklerinde, Roma İmparatorluğunun mühendislik harikalarını içselleştiren ve devam ettiren Doğu Roma (Bizans) uygarlığının eserleri ile karşılaşmışlardır. Farklı bir kültüre ve inanca ait bu eserlerin bir kısmı günümüze kadar kullanılagelmiştir. Diğer yandan sahip olunan kültür ve inanç doğrultusunda muhteşem eserler üretilmiştir. Bugün kültürel bir zenginlik ve köklerimizin yansıması olarak görülen eserler Türk-İslam kültürünün Anadolu coğrafyasında meydana getirdiği büyük değişimi de geçmişten günümüze taşımaktadır. Özellikle kültür turlarında ön plana çıkan Türk-İslam eserleri büyük bir kültürel zenginliği barındırmaktadır. Bununla birlikte söz konusu değerlerin yaşatılabilmesi ve gelecek nesillere aktarılabilmesi için öncelikle ziyaretçilere doğru bir şekilde aktarımı ve yapı (eser) ile kültür arasında bağ kurulması gerekmektedir. Buradan hareketle Anadolu’da görülen Türk-İslam dönemi mimari yapıları bu güzel eserde otuz iki bölüm halinde sunulmuştur
MARDİN (MERKEZ) HIRİSTİYAN DİNÎ MİMARİSİ
Mardin Süryani dinî mimarisi ile ilgili, özellikle de Tur Abdin Bölgesi konusunda,
gerek oryantalistler gerekse araştırmacı sanat tarihçileri tarafından
uzun yıllardır yapılmış birçok belgeleme, araştırma ve yayın bulunmaktadır.
Bu yayınlar çoğunlukla yabancı araştırmacılar tarafından hazırlanmış
olup konu ile ilgili, birkaç makale ve tez hariç, Türkçe yapılmış yayın yok
denecek kadar azdır. Özellikle Süryani dinî mimarisini kapsayan çalışmalarda,
Mardin Merkez’de bulunan yapılara yeteri kadar değinilmediği ve
bunların toplu bir şekilde ele alınmadığı görülmüştür.
Mardin Merkezde bulunan Hristiyan (Ortodoks, Katolik, Protestan) Süryani,
Ermeni ve Keldâni Cemaatlerine ait yapıları içeren bu kitapta; yapıların yeri
ve konumuna, tarihine, mimari özelliklerine ve bugünkü durumuna değinilmiştir.
Böyle bir çalışmayla; tarih-kültür-sanat bağlamında Mardin şehrinin
“çok dilli ve çok dinli” yapısına katkı sunan Hristiyan cemaatlere ait kiliselerin
toplu bir şekilde sunulması, yapıların genel özelliklerinin betimlenmesi,
tarihlendirme ve mimari sorunsallarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Mardin Artuklu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Proje (BAP
An Econometric Analysis on Factors Affecting Intra-Industry Trade in Turkish Automotive Industry
Purpose: It is to empirically examine the factors affecting intraindustry
trade in the automotive sector between Turkey and 24
OECD member trade partners.
Design/Methodology: The determinants of intra-industry trade were
tested with panel data analysis in the automotive sector. As a result
of the test carried out to determine the model, regression analysis
was performed with the Driscoll-Kraay standard error estimation
method.
Findings: The variables market size, development level, and trade
openness have a positive impact on intra-industrial trade, while the
variables market size difference, income inequality, and
geographical distance have a reverse impact on intra-industry trade.
Bulgular: Piyasa büyüklüğü, kalkınma düzeyi ve dışa açıklık
değişkenleri endüstri içi ticareti pozitif yönde; piyasa büyüklüğü
farkı, kalkınma düzeyi farkı ve coğrafi uzaklık değişkenleri ise
endüstri içi ticareti zıt yönde etkilemektedir.
Limitations: Export and import data for 2003–2019 are used in
international trade figures in the 3-digit Standard International Trade
Classification, SITC Revision-3.
Originality/Value: Empirical application on the factors affecting
intra-industry trade in the Turkish automotive sector is considered to
be important and different in terms of subject
Maktel-i Hüseyin Metinlerinde Nusaybin
Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in bazı aile fertleri, akrabaları ve sevenleri ile beraber
10 Muharrem 61 (m. 680) yılında Yezid b. Muâviye’ye bağlı askerler tarafından Kerbelâ çölünde
şehit edilmelerinin ardından, Kerbelâ Olayı ile ilgili edebî ve târihî değeri olan eserler kaleme
alınmıştır ve bu eserler Maktel-i Hüseyin üst başlığı ile isimlendirilmiştir. Kerbelâ Olayı’na dair
kaleme alınan ilk dönem metinler, Kerbelâ’da yaşanılanları tarih yazımının imkânı nispetinde
gerçeğe yakın bir şekilde aktarırken, sonraki dönemde kaleme alınan eserler, tarih biliminin gerçeklik
sınırlarını aşıp edebiyatın geniş dil imkânları ile gerçeklikten uzaklaşmış, menkıbevî bir boyut
kazanmıştır. Bu bağlamda Maktel-i Hüseyin metinleri, özellikle hicrî yedinci yüzyıldan sonra
popüler kültürün Kerbela hafızasının oluşumunda ve Kerbela Olayı’nın yeniden üretimi konusunda
önemli bir enstrüman haline gelmiştir
Karşılaştırmalı Olarak Türk Sosyolog ve Tarihçileri
Sosyolojide ve sosyal teoride dün ya da bugün yoktur. Var olan teorinin kapsamının zamanla genişlemesidir. Sosyolojinin kapsamı genişledikçe gerçek anlamda pek bir şeyin değişmediği de görülecektir. Sosyolog için dün bugündür. Bugünü açıklayabilirsek dünün de açıklanabileceği iddia edilmektedir. İki alanın ortaklığının dün ile bugün arasında kurmaya çalıştıkları ilişkiden doğduğu birçok düşünür tarafından kabul edilmektedir.
Dünün aydınlatılmasıyla bugüne bakan “tarih” ve bugünü açıklayarak dünü bilen bir “Sosyoloji”nin kesişim noktası meydana gelir.
Bu çalışmada tarih ve sosyoloji arasındaki ilişkiyi somut bir biçimde değerlendirmek amacıyla Cumhuriyet Dönemi sosyologları arasında Hilmi Ziya Ülken ve onun öğrencisi olan Cahit Tanyol, tarihçilerden ise; ülkemizde önde gelen ve dünyaca tanınan Halil İnalcık ve onu yakından takip ederek fikirlerinden etkilenen elli yıllık bir dostluk ilişkisi bulunan Kemal Haşim Karpat’ın, belli konulardaki fikirleri karşılaştırılmıştır. Söz konusu isimler ayrı ayrı değerlendirildikten sonra bu isimlerin Türk toplum tarihi ve toplum sorunları hakkındaki düşünceleri açıklanmıştır
Nusaybin Akademisi’nin Sanata Yaklaşımı ve Süryani Kilisesine Etkisi
Günümüzde Mardin İl’inin güneydoğusunda bulunan Nusaybin, Antik dönemde, önemli ticaret yollarının kavşak noktası konumundaydı. Nusaybin’in konumu, jeopolitik açıdan üstünlük kazanmasına ve imparatorlukların elde etmeye çalıştığı bir yer olarak cazibesinin artmasına yol açmıştır. Bu durum Nusaybin tarihinde önemli olayların yaşanmasına da sebep olmuştur. Daha önce Paganist3 ve Yahudi inanç sahiplerinin yaşadığı bu yere birinci yüzyılda Hıristiyanlığın gelmesiyle bu şehir Doğu Hıristiyanlığının önemli dini merkezlerinden biri olmuş ve buranın önemi daha da artmıştır. Özellikle üçüncü ve yedinci yüzyılları arasında Nusaybin, Persler ve Romalılar arasında sürekli el değiştirmiş ve yedinci yüzyıldan sonra da İslam devletlerinin topraklarına dâhil olmuştur.
Jeopolitik konumu, Antikitenin kültür mirasına sahip oluşu ve Doğu Hıristiyanlığı için önemli dini merkezlerinden biri haline gelmesi buranın kültürel açıdan zengin bir ortama kavuşmasına imkân sağlamış görünmektedir. Nusaybin’de açılmış akademi düzeyinde iki büyük okulun varlığı da bu durumu desteklemektedir. Bu okullardan II. Nusaybin Okulu/Akademisi 489 yılında kurulmuş ve döneminin etkin kurumu olarak dokuzuncu yüzyıla kadar varlık göstermiştir
Çok Anlamlılıktan Eş Adlılığa Doğru Tarihsel Bir Yolculuk
Bu çalışmada, aynı kökene dayanan çok anlamlı ve aynı kökene dayanan
sözcüklerin tarihsel yolculukları içinde anlam genişlemelerinden kaynaklı sözlük
birimlerinin birbirinden uzaklaşmasıyla eş adlı duruma gelme süreçleri
incelenmiştir. Eş adlılar; sesleri ve yazılışları aynı, anlamları farklı olan sözcükler
olarak tanımlanmaktadır. Çok anlamlılık ise bir sözcüğün birden fazla anlamı
karşılamasıdır. Çok anlamlı sözcüklerde tek kök, birden fazla, birbiriyle ilintili
anlam(lar), söz konusuyken eş adlı sözcüklerdeyse birbirinden farklı en az iki kök
ve anlamlar söz konusudur. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’ten genel tarama
modeliyle elde edilen fişlenen acımak, ağıl, ağız, ağmak, altıparmak, basılmak,
biçim, bir bir, bitmek, boy, bozuk, çakmak, çil, çöğür, dayak, dikilmek, dikmek,
dil, dokunma, dokunmak, dokunuş, el, gen, güç, günlük, öz, sağ, sormak, ters,
terslemek, uçuk, uğur, uz, yaş, yaşlı, yazı, yazmak, yordurmak, yormak,
yorulmak sözcüklerinin çok anlamlılıktan eş adlığa doğru tarihsel bir yolculuk
yaptıkları tespit edilmiştir