Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
The Effect of Environmental Education Program Based on Picture Books on Preschool Children's Environmental Attitudes and Views
Bu araştırma Resimli Kitaplara Dayalı Çevre Eğitim Programının okul öncesi dönem çocuklarının çevresel tutum ve görüşlerine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma karma yöntem desenlerinden açıklayıcı sıralı desene göre tasarlanmıştır. Araştırmada hem nicel hem de nitel veri toplanmıştır. Nicel veriler “Çocukların Çevreye Karşı Tutumları Ölçeği- Okul Öncesi Versiyonu” ile toplanırken, nitel veriler “Çocuk Görüşme Formu” aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın nicel bölümünde tek gruplu ön test-son test deneysel desen, nitel bölümünde durum çalışması deseni kullanılmıştır. Araştırmanın nicel veri analizleri için, Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi, nitel veri analizleri için ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Mardin ili Midyat ilçesinde bulunan okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 60-72 aylık 16 çocuk oluşturmaktadır. Çevre eğitiminin okul öncesi çocukların çevresel tutum ve görüşlerine etkisini ortaya koymak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Resimli Kitaplara Dayalı Çevre Eğitim Programı uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, çevre eğitim programının çocukların çevresel tutum ve görüşlerinde etkili olduğu saptanmıştır.This research was carried out to examine the effect of the Picture Book-Based Environmental Education Program on the environmental attitudes and views of preschool children. The research was designed according to the explanatory sequential design, one of the mixed method designs. Both quantitative and qualitative data were collected in the study. While quantitative data were collected with the “Children's Attitudes towards the Environment ScalePreschool Version”, qualitative data were collected through the “Child Interview Form”. In the quantitative part of the research, a single-group pre-test-post-test experimental design was used, and in the qualitative part, a case study design was used. Wilcoxon Signed Rank Test was used for quantitative data analysis of the research, and content analysis was used for qualitative data analysis. The study group of the research consists of 16 children aged 60-72 months who attend a pre-school education institution in Midyat district of Mardin province. In order to reveal the effect of environmental education on the environmental attitudes and views of preschool children, the Environmental Education Program Based on Picture Books, prepared by the researcher, was applied. As a result of the research, it was determined that the environmental education program was effective on children's environmental attitudes and views
Mimarlık-İşlev İlişkisi/İlişkisizliği Üzerine Bir İnceleme
Mimarlık için uzunca
bir süre önemli görülen işlev/fonksiyon1 kavramının hem çok yeni hem de
modası geçmiş eski bir kavram olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu
ikilik, kavramın tarihyazımı içindeki tartışmalarıyla ilişkilidir. Kavram, bir taraftan Vitruvius’un triosundaki utilitas’a dayandırılarak tarihselleştirilirken öte taraftan 18. yüzyılın rasyonalist söylemleriyle modern dönem içinde icat edilir
Türkiye’de Acil Sağlık Hizmetleri
Sevgili okurlar,
“Türkiye’de Acil Sağlık Hizmetleri” kitabı çok kıymetli bilim insanlarının
ortak çabasıyla oluşmuş nadide bir eserdir.
Bu kitap, Türkiye’de acil sağlık hizmetleri konusunda geniş bir bakış sunmayı
amaçlamaktadır. Ülkemizde acil sağlık hizmetleri, sıklıkla hayat kurtarıcı
niteliktedir. Ancak bu hizmetlerin sunumu, yönetimi ve koordinasyonu oldukça
zor ve karmaşıktır.
Kitapta, acil sağlık hizmetlerinin politikalarından afet yönetimi ve triyaj gibi
konulara, geriatrik hasta yönetiminden obstetrik acillere kadar geniş bir yelpazede
konular ele alınmaktadır. Ayrıca acil servislerde liderlik, iletişim, yapay zekâ
gibi çağdaş konular da tartışılmaktadır.
Bu kitapta yer alan bölümler, acil sağlık hizmetleri sunumu ve yönetimi
konusunda farkındalık yaratmayı, bu alanda çalışanların ve öğrencilerin bilgi
düzeyini artırmayı hedeflemektedir. Ayrıca okuyucularımızın bu konuda kendilerini
geliştirmelerine ve acil sağlık hizmetleri konusunda daha etkili bir şekilde
çalışmalarına yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır.
Kitabın hazırlanmasında emeği geçen tüm yazarlara, editörlere ve çalışanlara
teşekkür ediyoruz. Türkiye’deki Acil Tıp camiasına yeni bir soluk olacağına
inandığımız bu kitabın bilim dünyasına, sağlık çalışanlarına ve öğrencilerimize
faydalı olacağını ümit ediyoruz.
Saygılarımızla...
Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Bütün
Doç. Dr. Gülbin Konakç
KIYASLAMA PÖRTFOYLERİ İLE HİSSE SENEDİ GETİRİSİ DEĞERLEME
Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme bölümünde hazırlanmış olan, Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü tarafından onaylanan ve Danışmanlığı Prof. Dr. Volkan Demir tarafından yapılan “ŞİRKET BÜYÜKLÜĞÜ, KÂR PAYI DAĞITIMI VE BETA KATSAYISININ HİSSE SENEDİ GETİRİSİNE ETKİSİ: İMKB SINAİ ENDEKSİNDE BİR UYGULAMA” adlı tezden üretilmiştir.Finans literatüründe yatırımların beklenen getirilerini ve bu getirilerin risklerini inceleyen çok sayıda eser yer almaktadır. Bu çalışmaların temelinde çalışmayı yapan kişinin kullandığı faktörlerin beklenen risk ve getiri ilişkisini açıkladığı düşüncesi yatmaktadır. Bu çalışma kapsamında bir yatırım aracı olarak hisse senedi seçilmiştir. Bu doğrultuda beta katsayısı, şirket büyüklüğü ve şirketin kâr payı politikası, yatırımları etkileyebilecek faktörler olarak belirlenmiştir. Bu faktörlerin yatırımlar üzerindeki etkisini göstermek için Ocak 2000 – Eylül 2013 tarihleri arasında kesintisiz bir şekilde Borsa İstanbul’da faaliyet gösteren İMKB sanayi endeksine kote olmuş şirketlerden -Ocak 2002 Haziran 2013 tarihleri arasında, belirlenen her bir faktörün etkisini ayrı ayrı belirlemek için- 7 ana portföy oluşturulmuştur. Bu portföylerde çalışma kapsamındaki şirketlerin beta katsayılarına göre “beta katsayısı 1’den küçük ve 1’den büyük şirketler” olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Şirketlerin büyüklüğü dikkate alınarak “küçük, orta ve büyük şirketler” olmak üzere 3 grup oluşturulmuştur. Şirketlerin, kâr payı politikalarına göre ise “kâr payı dağıtan ve dağıtmayan şirketler” olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Bu faktörlerin ikili olarak etkilerini inceleyebilmek amacıyla bunların bütün ikili kombinasyonları alınarak 16 alt portföy oluşturulmuştur. Çalışma kapsamında toplam 23 portföy oluşturulmuştur. Bu portföyler aylık olarak getirilendirilmiş ve senelik olarak her bir faktör göz önünde bulundurularak yeniden yapılandırılmıştır. Faktörlerin hisse senedi getirisi üzerindeki etkisini inceleyebilmek için oluşturulan portföylerin performansları karşılaştırılmıştır. Portföylerin performansını karşılaştırmak için oluşturulan portföylerin kümülatif getirileri ve riske göre belirlenmiş performans kriterleri (Sharpe Oranı, Treynor Oranı, Jensen Alfası ve Değerleme –information- Oranı) karşılaştırılmıştır.
Bu çalışma 5 bölümden oluşmaktadır. Bunların ilki; “Hisse Senetlerinde Risk Getiri İlişkisi”, ikincisi; “Portföy Kuramı”, üçüncüsü; “Hisse Senedi Getirisi Üzerine Yapılan Çalışmalar”, dördüncüsü; “İMKB Sınai Endeksi Kapsamındaki Hisseler Üzerinde Bir Uygulama”, beşincisi ise “Sonuç ve Öneriler” şeklinde sıralanmaktadır.
Yatırım aracı olarak hisse senetlerini seçildiğinden, hisse senedinin özelikleri ve işlevlerinin bilinmesi çok büyük bir önem taşımaktadır. Bu bağlamda çalışmanın ilk bölümü “Hisse Senetlerinde Risk Getiri İlişkisi” olarak belirlenmiştir. Hisse senedi, yatırımcısına sadece maddi haklar sağlayan bir yatırım aracı değildir. Hisse senedi aynı zamanda ortaklık hakkı sağlayan hukuki bir sözleşme niteliğindedir. Bu açıdan hisse senedinin tanımlaması için hem hukuk literatürü hem de finans literatürü incelenmiştir.
Hisse senedi analiz yöntemleri iki alt başlık altında incelenmiştir. Bunların ilki temel analiz yöntemidir. Temel analiz yönteminde hazırda bulunan bütün ekonomik bilgiler, şirketin geçmiş yıllara ait finansal tabloları ve şirket ile ilgili temel bilgiler kullanılarak yatırım kararı verilmektedir. Bu yöntem ile bulunan hisse senedi değerine hisse senedinin gerçek değeri (intrinsic value) denmektedir. Temel analiz yöntemini kullanan yatırımcılar, hisse senedi seçimlerinde her zaman hisse senedinin gerçek değeri ile hisse senedinin güncel piyasa değerini karşılaştırmaktadırlar. Hisse senedinin gerçek değeri piyasa değerinin yeterince üstünde olduğunda satın alma kararı vermektedirler. Yatırımcının elinde piyasa değerinden yüksek hisseler mevcut ise bu hisseleri hızlı bir şekilde ellerinden çıkarmaktadırlar.
xvi Özet
Bir diğer hisse senedi değerleme yöntemi ise teknik analiz yöntemidir. Teknik analiz yöntemi, temel analiz ve finansal analiz yöntemlerinin temel varsayımlarından olan etkin piyasa modelini ve rassal yürüyüş modeli varsayımlarını reddeden bir analiz yöntemidir. Bu analiz yönteminde, hisse senedi değerleme için sadece geçmişe yönelik hisse senedi bilgileri (fiyat, işlem hacmi ve açılış kapanış fiyatları gibi) ve pazar fiyat hareketleri temel alınmaktadır (Reilly ve Brown, 2002; s.625). Teknik analistlere göre hisse senedi fiyatını belirlemek için sadece piyasa hareketlerini incelemek yeterlidir. Fiyatların en iyi belirleyicisi pazarın kendisidir. Bu bağlamda teknik analiz yöntemini kullanan bir yatırımcı, yatırım kararı için genel ekonomik değişkenleri veya şirketle ilgili verileri inceleme gereği duymaz, sadece fiyat hareketlerine bakarak al-sat işlemlerini gerçekleştirmektedir.
İlk bölümün son alt başlığında “Hisse Senedi Riski ve Hesaplama Yöntemleri” açıklanmaya çalışılmıştır. Bir yatırımın getirisi ve riski kavramları finansın temel kavramlarıdır. Getiri basit olarak; yatırımcının yatırım aracını elinde bulundurduğu süre boyunca sağladığı maddi kazançlardan, bu yatırımın maliyetinin düşürülmesi ile bulunan değer olarak açıklanmaktadır. Risk ise yatırımcının elinde bulundurduğu yatırım aracının getirisi hakkında kuşku duyduğunda ortaya çıkmaktadır. Risk, yatırım aracının beklenen getiri serisinin dağılımıyla ilişkilidir. Dağılımın aralığı ne kadar geniş ise yatırım aracının riski o kadar fazladır. İstatistikçiler bu aralığı açıklamak amacıyla birçok yöntem geliştirmişlerdir. Bunlar, mutlak sapma, ortalama, seri aralıkları ve varyanstır. Risk faktörü olarak genellikle “varyans” parametresi kabul edilmektedir (Peirson ve diğ., 2011; s.170).
Bu çalışmada yatırım aracı olarak hisse senedi belirlendiğinden, ilk olarak hisse senedi getirisi ve hisse senedi getirilerinin belirlenmesinde karşılaşılan risklere yer verilmiştir. Yatırım araçları riski değerlendirilmesi iki farklı şekilde yapılabilmektedir. Bunların ilki tek bir yatırım aracına ait riskin hesaplanması, ikincisi ise portföy şeklinde olan yatırım araçları risklerinin toplu bir şekilde hesaplanmasıdır. Bu çalışmada, bu hesaplama türlerinin ikisi de kullanılmıştır.
Çalışmanın ikinci bölümü olan “Portföy Kuramı” 3 alt başlık altında incelenmiştir. Bu çalışmada ilk olarak tarihsel açıdan portföy yönetimi ele alınmıştır. Bu bağlamda portföy yönetimi ile alakalı geleneksel portföy yaklaşımı, modern portföy yaklaşımı ve modern portföy yaklaşımının alt formları ele alınmıştır. Bu bölümün son alt başlığı altında riske göre düzenlenmiş portföy performans ölçüleri ele alınmıştır.
Geleneksel portföy yaklaşımında, portföyde yer alan menkul kıymetlerin getirileri arasındaki ilişkiler göz önünde bulundurulmadan sadece portföydeki menkul kıymetlerin sayılarının artırılmasıyla risk faktörünün azaltılabileceği öngörülmektedir (Demirtaş ve Güngör, 2004).
Modern Portföy teorisinin başlangıcı olarak Markowitz’in (1952) “Portfolio Selection” makalesi gösterilmektedir. Bu makalede Markowitz çeşitlendirme yapmak için hisse senetlerinin birbiri ile olan korelasyonlarını göz önünde bulundurmanın daha uygun olacağını belirtmektedir. Bu çalışmada modern portföy yaklaşımlarından “Markowitz Modern Portföy Yaklaşımı”, “Sharpe Tekli Endeks Modeli” ve “Çoklu Endeks Modeli” ele alınmıştır.
Bu çalışma portföy çerçevesinde temellendirildiğinden, ikinci bölümün son alt başlığı “portföy performansının değerlendirilmesi” ne ayırılmıştır. Yatırımcıların katlandığı riskin belirlenmesi için sadece diğer portföy yöneticilerinin performanslarının birbiri ile kıyaslanması yeterli değildir. Bir yatırımcının aldığı riskin belirlenmesi için; yatırım portföyünün ne kadar çeşitlendirildiğinin, portföyün piyasa hareketleriyle olan ilişkisinin ve portföyün içindeki tahvillerin ve hisse senetlerinin oranlarının bilinmesi gerekmektedir (Fabozzi ve Markowitz, 2002; s.7). Finans literatüründe portföyün performansını çok farklı açılardan değerlendiren
Mervan AKSU xvii
performans ölçütleri ortaya atılmıştır. Bu çalışmada portföy performansı ölçütlerinden Sharpe performans ölçüsü, Treynor performans ölçüsü, Jensen Alfa performans ölçüsü, Değerleme (Bilgi, Appraisal) performans ölçüsü ve M2 performans ölçüsü ele alınmıştır.
Çalışmanın üçüncü bölümü olan “Hisse Senedi Getirisi Üzerine Yapılan Araştırmalar” bölümünde, ilk olarak hisse senedinin getirisini etkileyen mikro ve makro faktörler kısaca ele alınmıştır. İkinci olarak hissenin kendisini ve içinde bulunduğu piyasayı etkileyen faktörler olan makroekonomik faktörlerin hisse senedi getirisi üzerindeki etkilerini inceleyen çeşitli çalışmalar özetlenmiştir. Bu bağlamda hisse senedinin getirisini etkileyen başlıca makro faktörler olarak; faiz oranı, enflasyon, döviz kuru, sanayi üretim endeksi, para arzı (m1,m2), altın-petrol fiyatları, GSYH, cari işlemler dengesi ve yabancıların portföy yatırımları sayılabilir. Finans literatüründe bu faktörlerin hisse senedi getirisi üzerindeki etkileri ile ilgili ortak bir sonuca ulaşılmış değildir (Umutlu ve diğ. 2010). Örneğin Kaya ve diğ. (2013) çalışmalarında döviz kurunun İMKB 100 Endeksi ile istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif ilişkili olduğunu belirtilirken; Issahaku ve diğ. (2013) çalışmalarında ise Gana borsasında döviz kurunun etkisinin pozitif olduğu belirtilmektedir.
Üçüncü bölümün üçüncü alt başlığı altında, hisse senedi getirilerini etkileyen mikro faktörler incelenmiş ve gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında yapılmış çeşitli çalışmaların özetleri derlenmiştir. Finans yazınında hisse senedi getirilerini etkileyen başlıca mikro faktörler olarak; kâr dağıtım politikası, işletmenin finansal performansı (kârlılık oranları, borçluluk oranları), işletme büyüklüğü (piyasa değeri, defter değeri ve PD/DD oranı), sermaye artırımları, içeriden öğrenilen bilgiler, işletme hisse senetlerinin sistematik olmayan riski (beta katsayısı), ve yönetici yetenekleri sayılabilir.
Üçüncü bölümün son alt başlığında bu çalışmada kullanılan faktörlerin (beta katsayısı, piyasa büyüklüğü ve kâr payı dağıtım politikaları) hisse senedi getirisi üzerindeki etkilerinin incelenmesi amacıyla her bir faktör için kısa bir literatür taraması yapılarak bu faktörlerin hisse senedi getirilerini açıklamadaki önemleri belirtilmiştir.
Beta katsayısı, bir hisse senedine ait getirinin piyasada meydana gelen değişmelere ne oranda duyarlı olduğunu göstermektedir. Beta katsayısı kavramı ilk olarak Sharpe’ın 1964 tarihli çalışmasında karşımıza çıkmaktadır. Sharpe, bu çalışmasında yatırımcıların kârlarını maksimize etmeye çalıştıklarını, aynı zamanda da riskten kaçınmaya çalıştıklarını belirtmektedir. Bu bağlamda ekonomik olaylardan etkilenmeyen yatırım araçlarının risksiz faiz oranı seviyesinde getiri sağlayacağını belirtmiştir. Beta katsayısı ile bir hissenin geçmiş fiyat performansı belirlenebildiği gibi gelecekteki risklerin kontrol ve tahmin edilmesinde de beta katsayısı önemli bir rol oynamaktadır (Kalfa, 2007; s.72). Beta katsayısı beklenen riskin tahmin edilmesinde bir araç olarak kullanıldığından, hisse senedinin beklenen getirisini tahmin etmeyi kolaylaştıracaktır. Beta katsayısının hisse senedi getirilerini açıklamada önemli bir faktör olduğuna vurgu yapan ve yatırımcılar tarafından kullanılmasını tavsiye eden birçok çalışma yapılmıştır [Lintner (1965), Mossin (1966), Pettengil ve diğ. (1995), Heston ve diğ. (1999), Fletcher (2000) ve Elsas (2003)].
Banz (1981) çalışmasında hisse senedi getirileri üzerinde şirket büyüklüğünün negatif bir etkisi olduğunu belirtmiştir. Basu (1983) ise hisse senedi getirilerini açıklamak için şirket büyüklüğünün ve F/K oranın kullanılmasının anlamlı olacağına işaret etmiştir. Bunlara ek olarak Reinganum (1981 ve 1983) ile Fama ve French (1992) çalışmalarında, portföy getirisi ile şirket büyüklüğü arasında negatif bir ilişki olduğunu belirtmişlerdir. Diğer yandan, Lakonishok ve Shapiro (1986) hisse senedi getirilerinin sistematik risk faktörü olan beta katsayısı ve toplam risk faktörü olan standart sapma ile açıklanamayacağını, sadece şirket büyüklüğü faktörü ile
xviii Özet
açıklanabileceğini belirtmişlerdir. Fama ve French (1992 ve 1993) ise şirket büyüklüğü ve PD/DD değerinin hisse senedi getirilerini açıklamada beta katsayısından daha anlamlı olduğunu iddia etmişlerdir.
Hisse senedi fiyatı, hissedarların servetlerini belirleyici önemli bir unsurdur. Bundan dolayı hissedarlar, servetlerini maksimize etme sürecinde, finansal yöneticilerin almış oldukları kararların hisse senedi fiyatını nasıl etkilediğini yakından izlemektedirler. Dolayısıyla, finans yöneticileri kâr payı politikalarının hisse senedi fiyatları üzerindeki etkisini bilmek isterler. Kâr payı politikası, hissedarlara nakit dağıtımında belirleyici rol oynayan kâr payı dağıtım oranının tespiti olarak düşünülebilir (Aygören ve diğ., 2013). Finans yazınında dağıtılan kâr paylarının hisse senetlerinin getirileri ile olan ilişkisine ait çalışmaları ikiye ayırmak mümkündür: Hisse senedi getirisi ile dağıtılan kâr payı arasında pozitif bir ilişki olduğunu gösteren çalışmalar (Walter (1956), Lintner (1956), Gordon (1959), Gupta (2012)...) ve hisse senedi ile kâr payı dağıtımları arasında bir ilişki olmadığını belirten çalışmalar (Modigliani ve Miller (1961), Fama (1974)…). Çalışmanın dördüncü bölümü “İMKB Sınai Endeksi Kapsamındaki Hisseler Üzerinde Bir Uygulama” bölümüdür. Bu bölüm 3 alt başlıktan oluşmaktadır. Bunlar sırasıyla; “Veri Seti”, “Metodoloji” ve “Araştırma Sonuçları” dır.
Dördüncü bölümün ilk alt başlığı olan “Veri Seti” başlığı altında, çalışmada kullanılan verilerin nereden ve nasıl elde edildiği detaylı bir şekilde anlatılmıştır. İkinci alt başlık olan “Metodoloji” başlığı altında araştırma kapsamına alınan şirketlerin seçim kriterleri ve portföyleri oluşturmak için belirlenen kriterler açıklanmıştır. Bu başlık altında ayrıca performans ölçümünde kullanılan oranların formülizasyonları da açık bir şekilde gösterilmiştir. Dördüncü bölümün son alt başlığı “Araştırma Sonuçları” bölümüdür. Bu başlık altında her bir faktör tek tek ele alınmış ve bu faktörlerin diğer faktörler ile olan ilişkilerini göstermek amacıyla her faktör ayrı başlıklar altında değerlendirilmiştir.
Çalışmanın son bölümü olan “Sonuç ve Öneriler” bölümünde çalışma kapsamındaki faktörlerin, portföy getirileri üzerindeki etkileri genel olarak değerlendirilerek önceki çalışmalar ile kıyaslama yapılmıştır. Ayrıca portföy yatırımcısına ve aynı minvalde yapılacak olan bilimsel çalışmalara yol göstermek amacıyla çeşitli öneriler sunulmuştur
Sâib-i Tebrîzî Dîvânı Şerhi
Klasik şiir geleneğinde, sanat ve anlam derinliğine dayanan bir üslûp olan Sebk-i Hindî, XVI ve XVII. yüzyılda ortaya çıkmış; İran, Hindistan, Afganistan, Irak, Tacikistan ve Osmanlı coğrafyasında etkili olmuştur. Bu üslûp, klasik şiirin müesses nizamında, yani asırlar boyu devam eden yerleşik estetik yapısı ve anlam dünyasında gerçekleşen en kayda değer değişimlerden biri olarak sayılabilir. Yeni, orijinal ve girift mazmunlar, ince hayaller, anlam kapalılığı, az kelime ile çok şey ifade etme gibi hususlar bu üslûbun ayırt edici vasıflarını teşkil eder. Söz konusu anlam kapalılığının, girift mazmunların ve ince hayallerin çözümlenmesine duyulan ihtiyaç, Türkçe şerh faaliyetlerine yeni bir ivme kazandırmıştır. Bu sahada telif edilen şerhlerden biri de Ebûbekir Nusret Efendi tarafından Sâib-i Tebrîzî’nin bazı şiirleri için kaleme alınmıştır. Az sayıda Türkçe şiiri de bulunan Sâib-i Tebrîzî söz konusu üslûbun en önemli temsilcilerindendir ve divan şairlerimizden Nâbî’yi de derinden etkilemiştir. Çözümlenmesinde kimi zaman güçlüklerle karşılaşılan Hint üslubu şiirinin şerh edilebilmesi için bir şarihin ileri derecede şiir bilgisine sahip olması gerekir. İşte Ebûbekir Nusret Harputî böyle bir müktesebata sahiptir. Âlim ve mutasavvıf kişiliğinin yanı sıra şiir söyleyecek düzeyde dilin inceliklerine vakıf olması bu şerhi daha anlamlı ve değerli kılmaktadır. XVIII. yüzyıl şair ve yazarı Nusret Efendi’nin Sâib-i Tebrîzî Dîvânı Şerhi, metnin daha kolay anlaşılmasını sağlayacak bir lügatçe ile birlikte bugünün okuyucularının ilgisine sunuluyor
Kitap Tanıtımı- Ekinden Ekin Biçenler: Bitkisel Hekimlik ve Kültürü Yaz: Uygur, H., K.,
Ekinden Ekin Biçenler Bitkisel Hekimlik ve Kültürü (Mardin’de Bitkisel Hekimlik) adlı kitap, Dr. Hatice Kübra Uygur tarafından Mardin yöresinde 35 kaynak kişiden derlenen bilgilerden faydalanılarak yayına hazırlanıp Paradigma Akademi tarafından 2022 yılında yayımlanmıştır. Kitap “İçindekiler, Fotoğraflar Listesi, Başlarken, Giriş, Dört Bölüm, Sonuç, Kaynak Kişiler, Kaynaklar ve Ekler kısımlarından oluşmaktadır. Kitabın kapağı Dr. Emre Aşılıoğlu tarafından, kitabın adı ve anlamı göz önüne alınarak özel olarak hazırlanmıştır. Eserde Mardin yöresinde tespit edilen 85 bitkiye yer verilmiştir. Bu bitkiler; bitkinin yöresel adı, Türkçe adı, bitkinin kullanılan kısmı, ilaç olarak hazırlanması, hangi hastalığa iyi geldiği ve kaynak kişilerin yer aldığı bir tablo ile sistematik hale getirilerek konuya bütüncül yaklaşılması sağlanmıştır. Söz konusu tablonun ardından pek çok bitkiye ait fotoğraflarla da çalışma desteklenmiştir
Quantitative determination and removal of pesticide residues in fresh vegetables and fruit products by LC-MS/MS and GC-MS/MS
Pesticides are the potent agrochemicals used to successfully manage, repel, or stop pests and weeds in agricultural production. This study analyzed 222 pesticide active substances in 90 samples of seven different vegetables and fruits acquired from producers through liquid chromatography-mass spectrometry/mass spectrometry (LC-MS/MS) and gas chromatography-mass spectrometry/mass spectrometry (GC-MS/MS) technology. The validation parameters of each pesticide's active substances were determined. The LOD, LOQ values, and recovery studies of the 222 active substances were 3.00, 10.00 ng/g, and between 76.07 and 108.08%, respectively. The correlation coefficients and measurement uncertainty were determined to be between 0.990-0.999 and 8.91-31.46%, respectively. There were active substances of chlorpyrifos, acetamiprid, azoxystrobin, difenoconazole, malathion, dieldrin, boscalid, triticonazole, tebuconazole, triadimenol, trifloxystrobin, pirimicarb, and dodine among the vegetable and fruit samples used in the study. There were no active substances in 55 (61%) samples. Among the 35 samples (39%), 31 samples (34%) contained only one active substance, whereas four (5%) contained two active substances. However, the amount of active substances in six (7%) samples was above the maximum residue levels (MRL) limits. Various processes used in the study revealed that peeling was the most effective pesticide residue removal strategy. The washing procedure also proved that it reduced some pesticide residues but failed to eliminate all pesticides. The peeling process successfully reduced a significant amount of the active substances from the products, however, residues remained. Washing the fruits with hot water was also effective in removing residues. As a result, analyses of the peeled sections yielded higher pesticide residue concentrations than those of the entire product
Effects of chemical, organic and microbial fertilization on agronomical growth parameters, seed yield and chemical composition of chickpea
Because of its valuable nutritional content, chickpea is expected to become the most important
crop for the increasingly larger global population. Therefore, this research was carried out
in 2018 and 2019 to investigate the effects of microbial (Bacillus-GC group, Pseudomonas
tetraodonis and Brevibacillus choshinensis), organic (vermicompost and chicken manure) and
chemical (DAP/2 ve DAP) fertilizer applications on yield and nutritient content of two different
chickpea cultivars (Arda and Azkan). The experiment was laid out according to a randomized
complete split-block design with three replications. The results expressed as the average values
of two-year experiments projected that the application of chicken manure significantly improved
the morphological traits of chickpea plants compared to the other treatments, while the highest
phosphorus content was recorded after the application of farm manure. Additionally, the highest
grain yield from both cultivars was obtained owing to the application of chicken manure. Apart
from this effect, other microbial applications also played a positive role in plant growth
and production, but chicken manure excelled in this respect. Thus, it has been concluded that
chicken manure could be used as a suitable alternative to chemical fertilizer for chickpea culti vation in order to create a sustainable agricultural system, increase productivity and protect
and improve soil properties
The Effects of the Motivation of Seeking Diversity in Street Foods on Satisfaction: The Case of İstanbul
In present study, the impact of hedonic (Kim vd., 2021; Hiamey vd., 2015; Mathye ve Maliwichi,
2015; Yusuf, 2017), utilitarian (Crowley vd., 1992; Lin vd., 2012; Yoshida vd., 2013; Hill vd.,
2016), social (de Charms ve Muir, 1978; Tauber, 1972; Santich, 2004; Tikkanen, 2007) and
diversity-seeking motivations (Kim vd., 2021; Zifferblatt vd., 1980; Pliner, 1982; Quan ve Wang,
2004) on satisfaction with street food products, which are one of the gastronomic tourism products,
was investigated. Data was collected through purposive sampling technique, which is one of the
non-probability sampling techniques, using a survey method. The sample consisted of individuals
who visited Istanbul and stayed at least one night and consumed Istanbul street food. A total of
439 people participated in the study, and 416 usable data were analyzed. The collected data was
obtained through face-to-face interviews and electronically generated surveys. In line with the aim
of the study, a measurement tool was created by adapting scales from various sources such as
Kargiglioğlu (2019), Di Matteo (2020), Hani (2019), Van Trijp and Steenkamp (1992), Gupta and
Duggal (2020) and Ab Karim et al. (2011). To determine the appropriate analysis methods for the
data obtained from the survey, kurtosis and skewness values were first examined. Frequency tables
were created to obtain the frequency distributions of the variables being studied. Factor analysis
was applied to combine related variables and to create a smaller number of meaningful new
variables or to explain the relationships between factors and indicators. Validity and reliability test
were conducted. Following the factor analysis tests of the scales, independent sample t-tests and
One Way Anova were performed to determine if there were significant differences in the responses
provided by the participants. In addition, correlation and regression analyses were conducted to
test the relationships between the variables included in the study. As a result of the conducted
analysis, it was observed that the ratio of male and female participants was very close to each
other, with married and 41-50 age group participants being the most frequent, while participants
aged 51 and above had the lowest frequency. Additionally, it was found that single participants
were more inclined to seek variety compared to married participants. There was also a significant
difference in terms of food authenticity seeking and adapting to food changes between participants
with monthly individual income between 0-4253 TL and 4254-5000 TL and participants with
monthly individual income between 6001-7000 TL. This result indicates that as income level
increases, individuals’ need for food variety and change also increases, and they try to meet these
needs through street flavors. The participants made a total of 1818 markings regarding their
preference for Istanbul street flavors that they frequently consume, and it was found that the
majority of these markings (%17.5) were related to snacks, which is supportive of Aşık Akşit’s
(2019)study. Following snacks, the options were seafood (%16.6), “main dishes” (%13), garnishes
(%11.2), offal (%10.8), “pastries” (%10), desserts (%9.9), beverages (%6.6), and unprocessed
fruits and vegetables (%4.4). Regarding the participants’ motivations for consuming Istanbul street
flavors, a total of 922 markings were made, and the majority of these markings were related to
flavor (%24.5), which is supportive of Perez-Villarreal et al.’s (2020) study. Flavor was followed by the motivation of getting together with friends and having fun (%20.3), which is supportive of
Bayram’s (2020) study. The motivation for diversity (%19.8), which ranked third, was supported
by Lenglet and Giannelloni’s (2016) study, while the motivations for saving time (%18.9) and
price (%15.5) were supported by İrigüler and Öztürk’s (2016) study. Furthermore, it was observed
that the participants’ satisfaction with Istanbul street flavors was relatively high (3.50), and there
was a weak positive relationship (r=.451; p<0.01) between satisfaction and the variable of
diversity-seeking. This suggests that the variety of Istanbul street flavors may not be entirely
sufficient in ensuring consumer satisfaction. For researchers planning similar studies, it can be
suggested to conduct studies on diversity-seeking motivation and satisfaction related to street food
in rural areas outside of densely populated metropolises such as Ankara and Istanbul, to compare
two or more destinations in terms of diversity-seeking motivation and satisfaction related to street
food, to conduct studies on diversity of unique street food varieties in regions and cities and their
place and importance in gastronomy tourism movement, to determine the impact of diversity seeking motivation on sustainable tourism, and to conduct studies on the effects of diversity seeking motivation on visitation or repeat visitation. It is also recommended to conduct studies
targeting foreign consumers in addition to local consumers
Kapadokya Bölgesinin Bağ Turizmi Potansiyelinin SWOT Analiziyle Değerlendirilmesi
Bağcılık, Türkiye’de tarım sektörü için önemli bir konumda bulunmaktadır. Bu durumun oluşmasında, bağcılığın Anadolu coğrafyasındaki tarihsel köklü geçmişi ve Anadolu topraklarının ekolojik anlamda bağcılığa elverişli koşullara sahip olması büyük rol oynamaktadır. Türkiye’nin hemen her yöresinde çeşitli türdeki üzümlere rastlamak mümkündür. Bu üzümlerin kalitesi sadece ulusal düzeyde değil uluslararası anlamda düzenlenen yarışmalarda da onaylanmıştır. Türkiye’de Kapadokya Bölgesi, bağcılık ve bağ turizmi açısından önemli bir konuma ve potansiyele sahiptir. Bu kapsamda bu çalışma, Kapadokya Bölgesinin bağ turizmi potansiyelinin güçlü, zayıf, fırsatlarını ve tehditlerini ortaya koyma amacındadır. Bu potansiyeli değerlendirebilmek adına çalışmada SWOT analizi kullanılmıştır. Kapadokya Bölgesinin bağ turizmi potansiyelinin SWOT analizi ile değerlendirilmesi sonucunda bölgenin yüksek bağ turizmi potansiyeline sahip olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Çalışma sonucunda bölgedeki bağ turizmi potansiyelinin etkin bir şekilde kullanılabilmesi için önerilerde bulunulmuştur