Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Sağlık Bilimleri Öğrencilerinin Koronavirüs-19’a Yönelik Bilgi Düzeyleri ve Sağlık Davranışlarına Etkisinin İncelenmesi
Amaç: Araştırmanın amacı sağlık bilimleri öğrencilerinin COVID-19 salgını ile ilgili bilgi düzeylerini saptamak ve sağlık davranışları üzerindeki etkisini
incelemektir.
Gereç ve Yöntemler: Çalışma, çevrimiçi anket yöntemi ile bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokuluna kayıtlı
345 öğrenci ile yapılmıştır. Çalışma verileri, Ocak-Şubat 2021 tarihlerinde çevrimiçi anket formu kullanılarak toplanmıştır. Anket formu katılımcıların
demografik özelliklerine dair soruların yanı sıra sağlık bilgi düzeyi; COVID-19 salgınına yönelik sağlık davranışına etkisi olmak üzere 24 sorudan oluşmaktadır. Veri analizinde, tanımlayıcı istatistik testleri ile sayı, yüzde dağılımları, ortalama ve standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Grup içi ortalamalarının
karşılaştırılmasında One-Way Anova testi kullanılmıştır.
Bulgular: Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21.65±3.35 olup %79.7’si kadındır. Katılımcıların %74.21’i 2019 yılı öncesinde COVID-19 hakkında bilgisinin olmadığını, %91.3’ünün kendisi veya ailesinden birilerinin COVID-19’a yakalanma konusunda endişe duyduğunu belirtmiştir. Öğrencilerin
%86.37’si pandemi sürecinin bulaşıcı hastalıkları önlemeye yönelik aşı uygulamaları konusunda farkındalık kazandırdığını, %63.2 ‘si pandemi sürecinde
ellerini yıkama süresinde değişiklik olduğunu, %76.8’i televizyon kanallarında yer alan haberlerden bilgi edindiğini bildirmiştir. COVID-19 öncesi-sonrası
günlük uyku, sıvı alımı gibi sağlık davranışları arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,001).
Sonuç: Sonuç olarak, COVID-19 pandemi süreci sağlık bilimleri öğrencilerinin bilgi düzeylerinde ve sağlık davranışlarında değişiklikler meydana getirmiştir. Sağlık bilimleri öğrencilerinin pandemi süreci yönetimi konusunda önemli bir yeri olduğu için konu ile ilgili daha fazla çalışma yapılıp literatüre katkı
sağlanması önerilmektedir
Examination Of Technological Leadership Competencies of Primary School Administrators (Mardin Example)
Eğitim-öğretim hayatına teknolojinin entegre edilmesi okul yöneticilerinin sorumluluğu
altındadır. Okul yöneticilerinin, okulları belirlenen teknolojik hedeflere ulaştırmaları için kendilerini
sürekli geliştirmeleri gerekmektedir. Yapılan bu araştırma, ilkokul yöneticilerinin teknolojik liderlik
düzeylerinin belirlenmesi ve çeşitli değişkenler açısından değerlendirilmesi amacı ile yapılmıştır. Bu
araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama araştırma modeli ve örneklem seçiminde basit seçkisiz
örneklem yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 43’ü kadın 154’ü erkek olmak üzere 197
yöneticiden oluşmaktadır. Araştırmada elde edilen bulgularda, ilkokul yöneticilerinin teknolojik liderlik
görüşlerinde cinsiyet, eğitim durumu, yaş, hizmet yılı değişkenleri açısından anlamlı farklılık
bulunmamıştır. İlkokul yöneticilerinin hizmet yaptıkları yerleşim yeri değişkeni görüşleri açısından,
sistematik gelişim alt boyutunda anlamlı fark bulunmuş fakat diğer alt boyutlarda anlamlı farklılığa
ulaşılmamıştır. Eğitim teknolojilerinden haberdar olunan kaynak değişkenine ilişkin görüşlerinde dijital
çağ öğrenme kültürü ve sistematik gelişim alt boyutlarında anlamlı farklılığa ulaşılmış diğer alt
boyutlarda anlamlı farklılığa ulaşılmamıştır. Bu araştırmada, okul yöneticilerinin teknolojik liderlik öz
yeterlik anlamında kendilerini orta düzeyde gördükleri sonucu elde edilmiştir. Okul yöneticilerinin
teknolojik liderlik olarak çok iyi düzeyde olmadıkları söylenebilir. Araştırma sonucunda okul
yöneticiliğine atanma ve seçiminde teknolojiyi kullanma becerisinin atama kriterlerinde yer almasının
okulların gelişimi ve değişimi bakımından önemli olacağı söylenebilir.integration of technology into the educational process falls under the responsibility of school
administrators. School administrators need to constantly improve themselves in order for schools to reach
the determined technological targets.The present research was conducted with the aim of determining the
levels of technological leadership among primary school administrators and evaluating them in terms of
various variables. The survey research model, a quantitative research method, was employed for this
study, and a simple random sampling method was used in the selection of the sample. The samples of research consisted of 197 managers, 43 of whom were women and 154 were men. In the findings
obtained in the research, there were no significant differences in the technological leadership views primary school administrators in terms of gender, educational background, age, and years of service
variables. In terms of the variable of the residential area where primary school administrators serve, a
significant difference was found in the sub-dimension of systematic development; however, no significant
differences were reached in the other sub-dimensions. Significant differences were also found in their
views on the awareness of educational technology resources variable in the sub-dimensions of digital age
learning culture and systematic development, while no significant differences were found in the other
sub-dimensions. In this research, it was concluded that school administrators consider themselves to be at an intermediate level in terms of technological leadership self-efficacy. It can be said that school
administrators are not at a very good level in terms of technological leadership. As a result of the
research, it can be said that including the ability to use technology in the appointment criteria for
appointment and s
Yapay Zekâ ve Yaratıcılık Sorunsalı
İnsanlık tarihi boyunca toplumsal değişimler yeniliklerle kendisini göstermektedir. Bu yenilikler, ortaya çıkacak sonuçlara kapı aralamaktadır. İçinde bulunduğumuz dönem de geleceğe kapı aralayan, hatta kapının eşiğinde olduğumuz bir süreçtir. İnsanlık tarihinin en önemli tablosunu izlerken gördüklerimiz; ilk çağ, orta çağ, yeniçağ ve yakın çağdır. Çağ değişimleri zamanın en büyük olayı olarak kabul edilen olaylarla gerçekleşmiştir. Modern teknolojik gelişmeler, yeni bir çağın başlangıcı olma yolunda ilerlemektedir
Pierre Soulages Resminde Outrenoir (Siyahötesi) Kavramının Teorik Yapısı
Pierre Soulages, Avrupa resminde yirminci yüzyılın ikinci yarısı itibariyle etkinliği hissedilen
bir sanatçıdır. 1950’li yıllarda soyut dışavurumculuğa yakın gelişen Paris kökenli taşizm
(tachisme – lekecilik) akımı içerisinde ismi anılan sanatçının resim tarzı, taşizmin lirik
soyutlamacı anlayışı içerisinde şekillenmiştir. Sanatçının siyahötesi olarak tanımladığı
resimleri ise geç dönemi olarak kabul edilebilecek olan 1980’li yıllar itibariyle başlayıp 2000’li
yılların ortalarına dek süren ve siyah renk kullanımının yoğunluklu olarak hissedildiği bir
resimleme anlayışı içerisinde şekillenmiştir. Siyahötesilik, Soulages resmi içerisinde sadece
biçimsel bir yöntemi tanımlamaz. Bu yaklaşım Soulages’ın siyahı merkezde olarak kurguladığı
geç dönem resimlerinin teorik şemasını da ifade eder. Bu çalışma siyahötesi kavramının
Soulages resminde sözü edilen teorik çerçevesini ortaya koymayı amaçlayarak, siyahın
ontolojisini bahsedilen teorik çerçeve bağlamında ele almaktadır
Türkiye’de Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Müfredatları Ne Kadar Sürdürülebilir?
Bu çalışmada Türkiye’de çeşitli fakülte bünyesinde yer alan gastronomi ve mutfak sanatları bölümlerinin müfredatları sürdürülebilirlik kavramı kapsamında incelenmesi ve kavram ile ilişkili olan dersler hakkında durum tespiti yapılması amaçlanmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş olup veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Bu kapsamda 72 fakültede yer alan gastronomi ve mutfak sanatları bölümlerinin müfredatları incelenmiştir. Analiz sonucunda 47 bölümde sürdürülebilirlik kavramı ile ilişkili en az bir ders yer alırken, 23 bölümde ise sürdürülebilirlik kavramı ile ilişkili ders tespit edilememiştir. Ayrıca iki gastronomi ve mutfak sanatları bölüm müfredatına ise erişim sağlanamamıştır. Bölüm müfredatlarında 80 adet dersin sürdürülebilirlik kavramı ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Tespit edilen dersler, bölüm müfredatlarında çoğunlukla beşinci yarıyılda yer almaktadır. İçerik analizine tabi tutulan dersler kategorilere ayrılmış ve dersler “sürdürülebilir gastronomi” kategorisinde yoğunlaşmıştır. Elde edilen bulgular ışığında konuya yönelik öneriler geliştirilerek, turizm sektörü ve gelecek için önemli bir konu olan sürdürülebilirlik kavramına ilişkin farkındalığın artırılması amaçlanmıştır
BİR FAZLI TRANSFORMATÖRÜN MODELLENMESİ VE ANALİZ
Elektromanyetik endüksiyon prensiplerine göre akımı veya gerilimi frekansı değiştirmeden yükselten veya düşüren hareketli parçası bulunmayan elektrik makinelerine transformatör denir. Elektrik enerjisi üretildiği yerden çok uzak tüketim bölgelerine kolayca taşınabilmesidir. Bu taşımanın ekonomik ve az kayıplı olması için gerilimin yüksek, akımın değerinin ise düşük olması gerekir. Gerilimi değerini yükseltmek için transformatörleri kullanılır
Hyperbilirubinemia is a predictor of appendiceal perforation in children: A meta-analysis
Objective: In this meta-analysis, our goal was to examine the diagnostic utility of bilirubin in identifying complicated from
uncomplicated pediatric appendicitis.
Materials and methods: Using the databases Embase, PubMed, Scopus, and Cochrane, we carried out a thorough literature
search up to 2022. Studies comparing complicated appendicitis (CA) and simple appendicitis (SA) in terms of hyperbilirubinemia
in the pediatric population were included.
Results: A total of 5 studies with 2740 acute appendicitis patients (1097 complicated appendicitis and 1643 simple appendicitis)
were included in this meta-analysis. Five studies have discussed the diagnostic value of total bilirubin (TB). When compared to
simple appendicitis, complicated appendicitis had a significantly higher TB count (I2
=94%), (WMD=0.18, 95% CI -0.00 to 0.37;
P=0.05), DB count (I2
=0%), (WMD=0.11, 95% CI 0.04 to 0.18; P=0.002), and IB count (I2
= not applicable), (WMD=0.04, 95% CI
0.01 to 0.07; P=0.02).
Conclusions: In conclusion, in this meta-analysis, total bilirubin, direct bilirubin, and indirect bilirubin values were higher in
complicated appendicitis compared to simple appendicitis. Both total bilirubin and direct bilirubin can be used as diagnostic
parameters in childhood appendicitis to differentiate complicated appendicitis from simple appendicitis
Analysis of Open Circuit Voltage MPPT Method with Analytical Analysis with Perturb and Observe (P&O) MPPT Method in PV Systems
This study conducts a comprehensive comparison between two prominent Maximum Power Point Tracking (MPPT) techniques employed in solar energy systems: the Perturb and Observe (P&O) method and the Analytical Solution Fractional Open Circuit Voltage (ASFOCV) method. To assess the effectiveness of these MPPT approaches, a simulation study was conducted using four SHARP NDQ295 model photovoltaic panels, configured as two panels in series and two in parallel. Both the P&O and ASFOCV MPPT methods were evaluated under various scenarios of radiation levels and temperature changes. The results unequivocally demonstrate the superior performance of the ASFOCV MPPT method over the P&O MPPT method. The ASFOCV method notably enhanced converter output power by up to 5% when compared to the P&O method, leading to more efficient energy production. Furthermore, the ASFOCV method exhibited rapid stabilization of output voltage during abrupt weather changes, outperforming the P&O method in this regard. This study underscores the potential of the ASFOCV MPPT method to enhance the efficiency of solar energy systems and its adaptability to fluctuating environmental conditions. Future research endeavors could focus on mitigating the ASFOCV method’s sensitivity to temperature variations and conducting real-world applications to further investigate its performance under practical circumstances
LAKTIK ASIDOZ
Laktik asidoz, vücutta laktat ve proton birikimi sonucu meydana gelen ve prognozu kötü olabilecek bir fizyopatolojik bozukluktur. Laktik asit, fizyolojik olarak normal süreçlerde ve hastalık durumlarında yaygın bir bulgu olarak üretilir. Artan üretim, azalan klirens ile birlikte görüldüğünde, klinik seyrin şiddeti artar. Laktik asidoz, sepsise eşlik ettiğinde ölüm oranı yaklaşık üç kat artar ve laktat düzeyi ne kadar yüksekse sonuç o kadar kötü olur. Hiperlaktatemi sıklıkla doku hipoksisine bağlı olmakla beraber, başka faktörlerde neden olabilir. Tetikleyici koşulların kontrol edilmesi laktik asidozun tedavisini de bir şekilde sağlayacaktır. Patofizyolojik olarak hücresel işlev bozukluğuna neden olan faktörlerin anlaşılmasındaki ilerlemeler yeni tedavilere yol açabilir . Ciddi şekilde yükselmiş laktik asit seviyelerinin etkileri derin hemodinamik sonuçlara sahip olabilir ve ölüme yol açabilir. Serum laktat seviyeleri hem bir risk belirteci hem de terapötik bir hedef olabilir. Yüksek serum laktat düzeyinin seviyesi ne kadar yüksekse ve normalleşme süresi ne kadar uzun olursa, ölüm riski o kadar yüksek olur. Klinisyenler, yeterli doku perfüzyonu ve oksijenasyon varlığında hiperlaktateminin oluşabileceğinin farkında olmalıdır. Laktik asidoz ise genellikle yetersiz doku per füzyonu, karbonhidrat metabolizmasındaki anormallikler ve bazı ilaçların kullanımı ile ortaya çıkar. Laktik asidozun patofizyolojisi ve asideminin vücut üzerindeki etkileri hakkında çok şey bilinmesine rağmen, bugüne kadar sodyum bikarbonat ile tedavisi ve bunun klinik sonuçlar üzerindeki etkileri hakkında az sayıda insan çalışması yapılmıştır. Laktik asidoz, doku hipoksisi olan (tip A) ve doku hipoksisinin olmadığı bozukluk (tip B) olarak ikiye ayrılırlar. Kardiyojenik veya hipovolemik şok, şiddetli kalp yetmezliği, şiddetli travma ve sepsis, vakaların büyük çoğunluğunu oluşturan laktik asidozun en yaygın nedenleridir
The Opinions of Novice Teachers in Disadvantaged Regions on The Nomination Process
Bu çalışmada dezavantajlı bölgelerde görev yapan aday öğretmenlerin adaylık süreciyle ilgili görüşleri analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2021-2022 Eğitim-Öğretim yılında Şırnak ilinin İdil ilçesinde merkezden uzak olan köy okullarında görev yapan 13 kadın ve 7 erkek olmak üzere toplam 20 aday öğretmenden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış olup, görüşmeler ses kaydına alınmak suretiyle veriler toplanmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırma sonunda dezavantajlı bölgede görev yapan aday öğretmenlerin aday öğretmen yetiştirme sürecinin tüm boyutlarına yönelik görüşlerinin genel anlamda olumsuz yönde olduğu bulgularına ulaşılmıştır. Dezavantajlı bölgede çalışıyor olmaya ilişkin öğretmenlerin çoğunluğu okulun fiziki imkanlarının iyi olmaması, ders yüklerinin fazla olması ve süreçte olmaması gerektiği halde nöbet tuttukları ve sınıf rehber öğretmenliği görevini üstlenmiş olmaları konusunda görüş birliğine vardıkları görülmüştür. Okul yönetimine ilişkin denetim eksikliği, paydaşların eğitim eksikliği, evrakların göstermelik bir şekilde yapılmış gibi gösterilmesi ve uygulama yapılmış olsa bile öğretmenin öğrenciler gözünde itibarının zedelenme tehlikesinin olması bu nedenle de geç kalınmış bir uygulama olduğunu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca araştırmaya katılan aday öğretmenlerin çoğunluğunun hizmet içi eğitim faaliyetlerini verimli bulmadıkları, seminer ortamının fiziki şartlarının olumsuz olduğu, adaylık kaldırma sınavının yararlı olmadığı için kaldırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.In this study, it was tried to be found out the opinions of the novice teachers working in disadvantaged regions about the candidacy process. The universe of the study is a total of 20 novice teachers, 13 females and seven males, working in remote village schools in İdil district of Şırnak. Qualitative research method was used. A semi-structured interview form was used as a data collection tool, and the interviews were audio-recorded. At the end of the study, it was found that the opinions of the novice teachers working in the disadvantaged region on all aspects of the novice teacher training process were negative. It has been observed that the majority of the teachers working in disadvantaged region have agreed that the physical facilities of the school are not good, the course load is high, they keep watch even though they should not be in the process and they have undertaken the duty of classroom guidance teacher. It has been concluded that the lack of supervision regarding the school administration, the lack of education of the stakeholders and the danger of damaging the reputation of the teacher in the eyes of the students even if the application is made, so it is a late application. In addition, it was concluded that the majority of the novice teachers did not find the in-service training activities productive, the physical conditions of the seminar environment were negative, and the nomination exam should be abolished, because it was not useful