Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Ameliorating effects of low-dose ketamine administrations on opioid-induced memory impairments and neurodegeneration in mice
Aim: Opioids have indispensable roles in pain management. A strong link exists between
opioid use and memory impairments, mainly with continuous use. This study investigated
the effects of two opioid drugs, meperidine and fentanyl, on emotional memory functions,
brain morphology, and the possible protective effects of low-dose ketamine in mice.
Materials and Methods: A passive avoidance (PA) test was used to measure emotional
memory functions following seven daily drug applications in 48 male Balb/C mice (30-35
g). Meperidine (10 mg/kg), fentanyl (0.3 mg/kg), ketamine (5 mg/kg), and combinations
of ketamine with the opioids were intraperitoneally injected daily. No drugs were utilized
during the testing days. Brain tissues were obtained after sacrification and put into diluted
formalin solution for histopathological analysis.
Results: Transfer latencies of the meperidine and fentanyl-treated groups in the PA
test were lower than in the vehicle-treated group (p<0.01, p<0.05, respectively). Ketamine combined with meperidine had higher latencies than in the meperidine-treated
group (p<0.05). The augmenting effects of ketamine were evident against fentanyl and
meperidine-induced neurotoxicity as morphologic alterations were reduced.
Conclusion: Low-dose ketamine may fend against opioid-induced neurotoxicity and emotional memory impairments, especially against meperidine, which can be a practical alternative to fentanyl in clinical settings.İnönü Üniversitesi BAP Koordinatörlüğü Proje No: TSA-2022-2882
DC Bus Voltage Control of DC/DC Amplifier Powered by Fuel Cell under Non-Linear Load
DC mikro şebekelerde kullanılan güç dönüştürücüleri (doğrultma devreleri ve motor sürücü devreleri vb.) sıkı bir şekilde denetlendiğinde negatif empedans özellikleri gösterip Sabit Güç Yükü (CPL) gibi davranırlar. Yapısında birden fazla dönüştürücü bulunduran DC mikro şebekelerde artan bu negatif empedans, DC bara genliğini kararsız hale getirip, tüm sistemi olumsuz etkiler. Bu çalışmada Yakıt Hücresi (FC) üzerinden beslenen bir DC mikro şebekede, DC bara gerilimini bozma potansiyeline sahip olan sabit güç yüklerinin, sebep olduğu karasızlığın nedenleri ve çözüm yöntemleri hakkında bir değerlendirme yapıldı. Sonrasında Doğrusal Olmayan Bozulma Gözlemcisi (NDO) yardımı ile Geri Adım Kontrol (BSC) tasarımı incelendi. NDO+BSC kontrol ile geleneksel PI kontrol yöntemlerinin performansları karşılaştırıldı. DC bara gerilim regülasyonu ve kararlılığı içinyapılan bu karşılaştırmaMATLAB/Simulink yazılımı gerçekleştirildi. Alınan sonuçlar, NDO+BSCkontrolcününPI kontrolcüden daha iyi sonuçlar verdiği yapılan benzetim çalışması ile gösterildi
Applicability of Supplier Selection Using the Electre Method in Food and Beverage Industry
The food and beverage industry is now experiencing rapid growth, making it one of the most rapidly expanding industries in the present day. Because of this expansion, the drinks and food industry has encountered a significant challenge pertaining to the process of supplier selection. The implementation of supply chain management has more challenges in comparison to other industries, particularly in the context of food and beverage businesses, which typically rely on a vast array of about 3000 items to facilitate the provision of their services. Nevertheless, empirical research indicates that the advantages of proficient supply chain management within the food and beverage industry are significant and should not be disregarded. Within the scope of this research, the present setting provides an overview of the supplier selection criteria established for food and beverage businesses. It is emphasized that these criteria are subject to potential modifications based on the specific goals of each organization. The evaluation of the Electre technique, which is one of many decision-making approaches, has been conducted to determine its effectiveness in supplier selection within the food and beverage business. This paper aims to elucidate the application phases of the Electre method. The objective of this research is to assess the viability of using the Electre technique as a supplier selection criterion in the context of food and beverage businesses
Turist Rehberlerinin Coğrafi İşaretli Ürünlere Yönelik Farkındalıkları (Awareness of Tourist Guides for Geographically Indicated Products)
Bu araştırma turist rehberlerinin, kırsal kalkınmayı ve ürünlere teşvik etmeye yönlendiren coğrafi işaretli ürünlere yönelik farkındalıklarının ve tur sırasında kullanımlarının olup olmadığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu yönüyle çalışmanın, coğrafi işaretli ürünlerin farkındalığı ve turistik ürün olarak kullanılması ve kırsal kalkınmayı desteklemesi anlamında önemli olduğu düşünülmektedir. Çalışmanın amacı kapsamında Çanakkale Bölgesel Turist Rehberleri Odasına (ÇARO) kayıtlı olan turist rehberlerinin, Çanakkale, Balıkesir ve Tekirdağ illerine ait coğrafi işaretli ürünler konusundaki farkındalıkları ve kullanım düzeyleri belirlenmiştir. 25 turist rehberiyle 2021 yılı Eylül-Ekim ayı içerisinde pandemi koşulları nedeniyle online ortamda görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırmada, turist rehberlerinin coğrafi işaretli ürün kavramına ilişkin bilgilerinin olduğunu fakat ürün bilgilerinin kısıtlı olduğu ortaya çıkmıştır. Çanakkale, Balıkesir ve Tekirdağ bölgelerindeki turlarında Çanakkale Peynir Helvası, Çanakkale Domatesi, Gelibolu Sardalyesi, Lapseki Kirazı ve Ayvalık Tostu gibi bazı coğrafi işaretli olmayan ürünleri de tanıttıkları ifade edilmiştir. Başta Ezine Peyniri olmak üzere zeytin ve zeytinyağının turlarında tanıtımını yaptıkları ve bu bölgelerdeki gastronomi turlarının artması gerektiği görüşünün hâkim olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca turist rehberlerinin görüşleri doğrultusunda ziyaretçilerin coğrafi işaretli ürünleri deneyimleyeceği çeşitli tur güzergâhları ve süreleri konusunda önerilerde bulunulmuştur
Investigation of the effect of distance education on the emotional labor and burnout levels of the academicians of the department of midwifery in the COVID-19 pandemic
Amaç: COVID-19 pandemisi dünya genelinde neredeyse tüm okul ve üniversitelerin kapanmasına neden olmuş, özellikle ebelik gibi uygulamalı bölümleri büyük ölçüde etkilemiştir. Bu dönemde en çok etkilenen gruplardan biri de akademisyenlerdir. Bu çalışma ile COVID-19 pandemisinde uzaktan eğitimin ebelik bölümü akademisyenlerinin duygusal emek ile tükenmişlik düzeylerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma kesitsel türdedir. Araştırma Ekim–Kasım 2021 tarihleri arasında Google forms üzerinden online veri toplama yöntemi ile gerçekleştirilmiş, akademisyenlere whatsApp grubu üzerinden ulaşılmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden, online araştırma anket formunu eksiksiz dolduran 73 ebelik bölüm akademisyenleri araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Bulgular: Akademisyenlerin duygusal emek ölçeği puanı 60,60±9,63, COVID-19 tükenmişlik ölçeği puanı ise 29,17±8,83’dır. Çocuk sahibi olma durumu, mesleki deneyim süresi, kronik hastalık varlığı, COVID-19 geçirme durumu, uzaktan eğitimden memnuniyet durumu, öğrencilerin canlı derse katılım memnuniyeti gibi değişkenler ile ölçek puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olmadığı saptanmışken, akademisyenlerin yaş grubu, pandemi döneminde ders işleyişinin verimliği konusunda düşünceleri ile COVID-19 tükenmişlik düzeyi puan ortalaması arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışma sonucunda COVID-19 pandemisinde ebelik akademisyenlerin duygusal emek düzeylerinin yüksek olduğu, COVID-19 tükenmişlik düzeylerinin orta düzey olduğu saptanmıştır. COVID-19 pandemisinde akademisyenin duygusal emek ve tükenmişliğine odaklanan çalışma sayısı çok azdır. Elde ettiğimiz mevcut bulguların doğruluğu için daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.Objective: The COVID-19 pandemic has caused the closure of almost all schools and universities around the world, especially affecting applied departments such as midwifery. ne of the most affected groups during this period is academics. In this study, it was aimed to examine the effect of distance education on the emotional labor and burnout levels of midwifery academicians in the COVID-19 pandemic. Method: The research is cross sectional. The research was carried out by online data collection method on Google forms between October and November 2021, academics were reached via the WhatsApp group. The sample of the study consisted of 73 midwifery department academics who accepted to participate in the study and filled out the online research questionnaire completely. Results: The emotional labor scale score of the academicians was 60,60±9,63, and the COVID-19 burnout scale score was 29,17±8,83. While it was determined that there was no statistically significant difference between variables such as having a child, professional experience, presence of chronic disease, having COVID-19, satisfaction with distance education, students’ satisfaction with participation in live lessons, and the mean score of the scale, the age group of the academicians during the pandemic period. It was determined that there was a statistically significant difference between their thoughts on the efficiency of their coursework and the mean score of the COVID-19 burnout level. Conclusion: As a result of the study, it was determined that the emotional labor levels of midwifery academicians were high in the COVID-19 pandemic, and the COVID-19 burnout levels were moderate. The number of studies focusing on the emotional labor and burnout of academicians in the COVID-19 pandemic is very few. More studies are needed for the accuracy of our current findings
Comparison of pain levels of traditional radial, distal radial, and transfemoral coronary catheterization
OBJECTIVE: The aim of our study was to compare the traditional radial artery, distal radial artery, and transfemoral artery, which are vascular access
sites for coronary angiography, in terms of pain level using the visual analog scale.
METHODS: Between April 2021 and May 2022, consecutive patients from three centers were included in our study. A total of 540 patients, 180
from each of the traditional radial artery, distal radial artery , and transfemoral artery groups, were included. The visual analog scale was applied to
the patients as soon as they were taken to bed.
RESULTS: When the visual analog scale was compared between the groups, it was found to be significantly different (transfemoral artery: 2.7±1.6,
traditional radial artery: 3.9±1.9, and distal radial artery: 4.9±2.1, respectively, p<0.001). When the patients were classified as mild, moderate, and
severe based on the visual analog scale score, a significant difference was found between the groups in terms of body mass index, process time, access
time, and number of punctures (p29.8 kg/m2 predicted severe pain
with 72.5% sensitivity and 73.2% specificity [(area under the curve: 0.770, 95%CI: 0.724–0.815, p<0.0001)].
CONCLUSION: In our study, we found that the femoral approach caused less access site pain and a high body mass index predicts severe pain
An Assessment of Post-Earthquake Issues in UNESCO (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) Gastronomic Cities Gaziantep, Hatay and Şanlıurfa in Turkey
estinations catering to tourists with specific gastronomic preferences or diverse motivations may experience occasional disruptions in the range of offerings available. This scenario may arise due to anthropogenic factors or natural phenomena that result in varying degrees of environmental degradation. The literature commonly reports that regions experiencing disasters such as wars, floods, epidemics, earthquakes, and hurricanes are susceptible to significant life, property, and economic losses. The seismic events thatcommenced on February 6th, 2023 and persist to the present have engendered a consequential phenomenon within the nation of Turkey. The present research has been conducted to examine the prospective impacts of the Gaziantep/Kahramanmaraş earthquakes of 2023 on Gastronomy tourism and to propose viable remedies for any associated issues. The study employed qualitative research methods, specifically observation and literature review, to gather data. The data that was acquired was subjected to analysis using the descriptive analysis methodology. In summary, based on the scientific literature review and contemporary scientific assessments of gastronomic tourism, it has been observed that this phenomenon can be leveraged as a tourism asset in the future, despite certain criticisms. Upon evaluating both domestic and foreign visual and printed media, it is apparent that there is a prevalence of favorable news regarding gastronomy tourism. Based on the literature and observational data gathered in the study, it is believed that the impact of the earthquake on the gastronomic tourism of Gaziantep, Hatay, and Şanlıurfa, which are recognized as UNESCO (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) gastronomic cities, can be mitigated through appropriate measures. With multidimensional planning, the gastronomy of these cities is expected to emerge even stronger from the aftermath of the earthquak
Experimental Jewelry Design With Artificial Intelligence: A New Dimension of Creativity With Commands
Sanat ve teknoloji, geçmişte farklı alanlar gibi görünse de, günümüzde birbirini etkileyen ve besleyen iki kavram
haline gelmiştir. Bu evrim, sanatı yeniden tanımlayarak çeşitli ifade biçimlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Yapay
zeka (YZ), basitçe, makinelerin bilgileri toplaması, bir araya getirmesi ve kullanması olarak özetlenebilir; ancak bu
tanım bilinç içermemektedir. Bilinçli yapay zeka çalışmaları devam etmekle birlikte, henüz bu alanda tam bir çözüme
ulaşılamamıştır.
Bu çalışma, yapay zeka kavramını inceleyerek ve yapay zeka araçlarıyla deneysel üretim biçimlerini anlatarak, sanat
ile yapay zeka arasındaki yeni buluşma alanına odaklanmaktadır. Yapay zekanın tarihi, gelişimi ve çalışma prensibi bu
makalenin odak noktası değildir. Makale, yapay zeka ile sanatın, yaratıcılığın, takı tasarımlarının ve deneysel takı
tasarım örneklerinin bir araya geldiği bir perspektife odaklanmaktadır
Diyastolik Disfonksiyon Tanısında Elektrokardiyografik Diyastolik Endeksinin Prognostik Rolü
Amaç: Sol ventrikülün diyastolik disfonksiyonu (LVDD), korunmuş ejeksiyon kalp yetmezliği
olan bireylerde baskın etiyolojidir. Yüksek tansiyon miyokardda yapısal anormalliklere neden
olur ve LVDD'nin seyrini hızlandırır. EKG özelliklerinden belirlenen elektrokardiyografik
diyastolik indeks (EDI), sol ventrikül hipertrofisi ile LVDD'nin varlığı arasındaki bağlantı
hakkında bilgi verebilir. Bu çalışmanın amacı, hipertansif bireylerde LVDD'yi tanımlamak için
EDI göstergesini belirlemekti.
Metod: Bu araştırmaya 2022 yılının Ocak ve Aralık ayları arasında sırayla 162 hipertansif hasta
dahil edildi. Hastalar, LVDD'si olan ve olmayanlar olarak ayrıldı. [aVL R genliği (V1S genliği
+ V5R genliği)/PWLI genliği], EDI için formüllerdir. ROC eğrisi analizi kullanılarak, EDI'nin
LVDD için öngörü değeri değerlendirildi. Tek değişkenli ve çok değişkenli lojistik regresyon
analizi kullanılarak, LVDD'nin bağımsız faktörleri değerlendirildi. İki çok değişkenli model
kullanıldı (model I: sürekli değişken olarak EDI ve kategorik değişken olarak model II).
Sonuç: Hastalar LVDD olup olmamasına göre iki gruba ayrıldı (LVDD'si olmayan 85 hasta,
grup 1; LVDD'si olan 77 hasta, grup 2). Araştırma örnekleminin ortalama yaşı 49±14 idi ve
hastaların %42,6'sı erkekti. Çalışmaya katılanların EDI düzeyi 8,50±7,30 idi (Tablo 1).
Tablo 1. Clinicalcharacteristics of the studypopulation
PARAMETERS LVDD (-)
n=85
LVDD (+)
n=77
P-value
Age (Years) 52.7±1.4 46.1±2.3 0.018
Gender, male, n(%) 28 (33.2) 40 (52.6) 0.009
Smoking, n (%) 36 (41.9) 39 (50.5) 0.305
Diabetesmellitus, n (%) 9 (10.5) 17 (22.7) 0.033
LVEDD, mm 46±4 46±3 0.124
LVESD, mm 28±3 29±2 0.057
IVST, mm 1.0±0.1 1.1±0.2 <0.001
LVEF, % 62±5 60±3.5 0.028
LA, mm 35±4 36±3 0.031
E/A ratio 1.4±0.3 0.9±0.5 <0.001
D1 P waveamplitude, mV 0.1±0.04 0.1±0.05 0.181
aVL R amplitude, mV 0.3±0.3 0.5±0.3 <0.001
V1S amplitude, mV 0.7±0.4 0.7±0.5 0.043
V5R amplitude, mV 1.0±0.5 1.1±0.7 0.093
V1S +V5R amplitude,
mV 1.7±0.7 2.0±0.9 0.005
EDI 5.2±3.7 10.6±8.5 <0.001
LVEDD: Leftventricularend-diastolicdimension,
LVESD: Leftventricularend-systolicdimension,
IVST: Interventricularseptumthickness,
LVEF: Leftventricularejectionfraction,
LA: Leftatrial,
EDI: ElectrocardiographicDiastolic Index.
Grup 2'nin EDI puanı, grup 1'inkinden önemli ölçüde daha yüksekti (p <0.001). LVDD'yi
tahmin etmek için EDI eğrisi altında kalan alan %0,752 olarak hesaplandı (%95 güven aralığı
= 0,651-0,853; p<0,001) (Şekil 1).
Şekil 1. ROC analysis of the EDI toestimatediastolicdysfunction
EDI eşik değeri 7,4 mV'den büyük olduğunda, LVDD'yi %70'lik bir duyarlılık ve %69'luk bir
özgüllükle tahmin eder. Tek değişkenli lojistik regresyon kullanılarak LVDD, EDI ile
ilişkilendirildi [OR=1,248, %95 güven aralığı (CI)=1,159 - 1,345, p <0,001]. EDI'yi hem
sürekli değişken hem de kategorik değişken olarak incelemek için iki farklı çok değişkenli
regresyon modeli oluşturuldu. Her iki modelde de EDI'nin LVDD'nin erken bir göstergesi
olduğu ortaya çıktı.
Tartışma: Sol atriyal boyutlardaki değişikliklere tipik olarak septal veya arka sol ventrikül duvar
kalınlığında bir artış eşlik eder ve bu da sonunda sol ventrikülün hipertrofisi veya yeniden
şekillenmesi olarak kendini gösterir. Bu sonuçlar oldukça yaygın olduğundan ve hipertansif
kalp hastalığı olan bireylerde artış gösterdiğinden, DD'li hastalarda görülen en yaygın
anormalliklerden biridir. Birden fazla grup, DD'de sol ventrikül hipertrofisini ve
anlamlı kardiyomiyosit hipertrofisinin histolojik kanıtları ve normalden daha büyük bir sol
ventrikül kas kütlesi ile sistolik fonksiyonun korunduğu kalp yetmezliğini belgelemiştir.
Arteriyel hipertansiyonu olan bireylerde, uzamış QRS ve QT/QTc aralığı gibi
elektrokardiyografik karakteristiklerin genişlemiş bir sol ventrikül kas kütlesini düşündürdüğü
bilinmektedir. Bu, DD ve QTc süresinin Doppler'den türetilen parametreleri arasında bir
korelasyon olduğunu gösteren önceki çalışmalarla uyumludur. İkincisi ayrıca, uzun QT aralığı
ile anormal mekanik fonksiyon arasındaki ilişkinin gözlemlendiği ve hayvan ve hücresel
deneylerle desteklendiği kalıtsal uzun QT Sendromları kapsamındaki hastalar için literatürde
kapsamlı bir şekilde tartışılmıştır. Patofizyolojik olarak, aksiyon potansiyeli süresinin uzaması,
hücre içi kalsiyum birikimi yoluyla belirgin mekanik işlev bozukluğuna neden olabilir. Bununla
birlikte, yukarıda belirtilen analizlerin tanısal performansının yanı sıra korelasyonu da,
muhtemelen yalnızca bir elektrokardiyografik parametre kullanılarak belirli bir derecede
basitleştirme nedeniyle oldukça mütevazıydı. Aslında, aynı grup tarafından daha yeni bir
analizde önerildiği gibi, QTc uzamasına Ttepe – Eğilim aralığının uzaması neden olabilir.
Önceki çalışmalardan farklılık büyük olasılıkla, ilkinde psödonormal ve/veya kısıtlayıcı dolum
paterni olan hastaların daha büyük yüzdesi ile açıklanabilir, bu da daha ileri bir kardiyak
hastalık aşamasını ve dolayısıyla daha belirgin repolarizasyon değişikliklerini düşündürür.
Tedavi: EDI, ucuz olması, kolayca bulunabilmesi ve uygulanmasının basit olması nedeniyle
hipertansiyon nedeniyle takip edilen bireylerde DD'yi tahmin etmek için önemli bir tarama
modelidir
Simurg ve Kürt Folklorundaki Tezahürleri
Yek ji pênaseyên herî manadar û balkêş ên mîtosê ew e ku ew
zanîna seretayî, çîrokên afirandinê û endîşeya li ser hebûnê ye. Ya ku
mîtosê xurt kiriye û zinde girtiye jî bawerîya pê ye. Sîmir û manaya wê
jî hebûneke mîtolojîk a Kurdo-Îranî ye ku li ser afirandinê û xisûsen
di afirandina her heyînekê da tecellîya herî nêzîk a Xweda ye. Raz û
sirreke xwedayî ye. Kan û çavkanîya bereketê ye û hêj gelek manayên
din lê barkirî ne. Ew hîn di vegotinên mîtolojîk da jî weku teyrekê
hatiye şayesandin û mirovan ew wisa xeyal kiriye ku xwedî perên
biheybet, hêlîneke ezamet, dinyayeke derveyî vê dinyayê qasidek e
ji bo mirovan. Nêzî heman tesewurên mîtolojîk di folklora Kurdî da
jî Sîmir fîzîkî weku teyrekê lê bi gelek mana, raz û temsîlan dagirtî
heta roja me hatiye neqilkirin. Bi rêbazeke analîtîk di vê xebatê da
ev mana û temsîlên Sîmir ên di folklora Kurdî da hatine nirxandin. Ji
aliyekî va manayên Sîmir ên mîtîk hatiye zelalkirin û ji aliyê din va
rengvedana van manayan di folklora Kurdî da hatiye destnîşankirin.
Di encama lêkolîneke bi vî rengî da em gihiştine wê qenaetê ku Sîmir
fer/îlahî ye, Sîmir çavkanîya hebûnê ye û Sîmir bi hêz û zana ye. Sîmir
di folklora Kurdî da jî weku rêber, pêşbîn, kahîn, perwerdekar, hekîm,
alîkar, hêzdar û totema lehengan û heta weku ferîşte û ne ji vê dinyayê
lê qasideke di navbera vê dinyayê û dinyayên din da ye