Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Kızılin Kazıları (IV) 2021 Sezonu
Toprak dolgu içerisinden çok sayıda yontmataş malzeme ele geçirilmiştir. Buluntular genel görünümü itibariyle Epi-paleolitik Dönem buluntularını işaret etmektedir
A retrospective descriptive study of NANDA‐I nursing diagnoses used by midwives working in obstetrics and gynecologic service: An example from south‐eastern Turkey.
Abstract
Purpose: This study aims to identify NANDA-I nursing diagnoses that midwives working in obstetrics and gynecologic service use while managing the electronic nursing care process. Methods: This retrospective study was conducted in a descriptive way to evaluate electronic care plan records of 3025 patients staying in obstetrics and gynecologic service between April 1, 2020. and April 1, 2021. Diagnoses in the records of the electronic care process were digitalized by two faculty members. Then, NANDA-I nursing diagnoses used by midwives were identified. NANDA-I nursing diagnoses used by midwives were identified.
Findings: It was determined that diagnoses in care plans documented from the system within the 1-year period fell in to eight domains and 10 classes, and 5819 diagnoses were given in total. The most frequent diagnoses given in obstetrics and gynecologic service were "acutepain" and "risk for bleeding."
Conclusion: Findings of this study revealed that nursing care records in obstetrics and gynecologic service did not have a large number of diagnoses and interventions.
Implications for nursing practice: Care plans directly reflect the contribution of the care to the patient. Consequently, midwives being aware of and recording nursing diagnoses while giving care will ensure a standardized language and visibility in care. More coverage of midwifery-related diagnoses in the midwifery curriculum will make NANDA-I nursing diagnoses more visible in midwifery as well
The Effect of School Principals' Management Style on Teachers' Perceptions of Organizational Cynicism
Yapılan bu araştırma ile öğretmen görüşlerine göre okul müdürlerinin yönetim tarzı ve örgütsel
sinizm Algı düzeylerinin belirlenip çeşitli değişkenler açısından incelenip değerlendirilmesi
amaçlanmıştır. Araştırmanın ana problemi doğrultusunda belirlenen alt problemlere cevaplar
aranmıştır. Yapılan bu araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama araştırma yöntemi
kullanılmış olup örneklem seçiminde ise basit seçkisiz örneklem yönteminden faydalanılmıştır.
Araştırmanın örneklemi 210 kadın 300 erkek olmak üzere 510 öğretmenden oluşmaktadır.
Araştırma verilerinin toplanmasında değişkenlere ilişkin bilgileri elde etmek için Kişisel Bilgi
Formundan , okul müdürlerinin yönetim tarzlarını elde etmek için Algılanan Müdür Yönetim Tarzı
Ölçeğinden, örgütsel sinizme ilişkin veriler elde etmek için Örgütsel Sinizm Ölçeğinden
faydalanılmıştır. Verileri analiz etmek için SPSS paket programı kullanılmış olup, analiz
tekniklerinden faydalanılmıştır. Araştırmanın bulguları incelendiğinde öğretmenlerin örgütsel
sinizm düzeylerinin orta düzeyde olduğu görülmektedir. Öğretmen görüşlerine göre algılanan
müdür yönetim tarzlarında ise işbirlikli yönetim tarzı alt boyutunda çoğu zaman otoriter yönetim
tarzı, ilgisiz yönetim tarzı ve karşı koyucu yönetim tarzı olduğu öğretmenler tarafından
belirtilmiştir. Demografik değişkenlere ilişkin analizlere bakıldığında öğretmen görüşlerinin
örgütsel sinizm düzeylerinde medeni durum, mezuniyet durumu, hizmet durumu ve eğitim
durumuna ilişkin anlamlı farklılık tespit edilmemiş sadece cinsiyete ilişkin farklılık tespit
edilmiştir. Öğretmen görüşlerine göre algılanan müdür yönetim tarzlarında cinsiyete ilişkin
otoriter, ilgisiz, karşı koyucu yönetim tarzında; mezuniyet durumuna ilişkin otoriter yönetim
tarzında; medeni duruma ilişkin otoriter, ilgisiz, koyucu yönetim tarzında; hizmet yılına ilişkin
işbirlikli yönetim tarzı boyutunda ve okul kademesine ilişkin tüm yönetim tarzları alt boyutlarında
anlamlı farklılığa ulaşılmıştır.With this research, it is aimed to determine the management style and organizational cynicism
levels of school principals according to the opinions of teachers and to examine and evaluate them
in terms of various variables. Answers to the sub-problems determined in line with the main
problem of the research were sought. In this study, the survey research method, which is one of the
quantitative research methods, was used, and the simple random sampling method was used in the
selection of the sample. The sample of the study consists of 510 teachers, 210 women and 300 men.
In the collection of research data, Personal Information Form was used to obtain information about
the variables, Perceived Principal Management Style Scale was used to obtain school principals'
management styles, and Organizational Cynicism Scale was used to obtain data on organizational
cynicism. SPSS package program was used to analyze the data and analysis techniques were used.
When the findings of the study are examined, it is seen that the organizational cynicism levels of
the teachers are at a moderate level. In terms of perceived principal management styles according
to teachers' opinions, it was stated by the teachers that in the cooperative management style subdimension, it is mostly at the level of authoritarian management style, indifferent management style
and in the sub-dimension of the oppositional management style it is rarely at the level. Considering
the analyzes on demographic variables, no significant difference was found in terms of marital
status, graduation status, service status and education status in the organizational cynicism levels
of teachers' opinions, only gender-related differences were detected. According to the teachers'
views, in the management styles of the principal, authoritarian, disinterested, and defiant
management style; authoritarian management style regarding graduation status; authoritarian,
disinterested, and putative management style regarding marital status; A significant difference has
been reached in the cooperative management style dimension related to the service year and in all
management styles sub-dimensions related to the school level
Mardin İslami Dönem (11-15 Yüzyıl) Dini Yapılarında Örtü Sistemi
İnsanlar kar, yağmur suları ile hava ve doğa olaylarından korunmak üzere mekanların üzerlerini farklı kapatmışlardı. Zaman zaman mekân kurgusunun önemli bir unsur olan yapı sistemleri kimi zaman dar ve uzun dehlizlerin kimi zaman daha büyük yapıların üzerini seçmek için geliştirilerek çeşitli teknikler denenmiştir. Nihayetinde Roma İmparatorluğu'nun dünya mimarisinde kazandırdığı tonoz ve kubbe gibi eğrisel hatlara sahip pratik çözümler geliştirildi. Bu çözümler sonraki süreçte birçok devlet tarafından farklı şekil, boyut ve üslupla kullanılmıştır. Öyle ki bu plan sistemleri, devlet ve uygarlıkların karakteristik mimari özellikleri haline gelmiştir.
Mardin de yapılarının yapı sistemleri ile dikkat çeken bir kenttir. Özellikle kent mimarisine damgasını vuran Artuklu Dönemi ile başlayan örtü sistemlerinde üslupsal özelliklerin kendinden sonra Akkoyunlular döneminde de sevilerek başlatıldığı görülmektedir. Bu günlerde incelenmeye değer görülen “Mardin İslami Dönem Dini Yapılarda Örtü Sistemi” konusunun konusu. Bu başlık altında 11.-15. Yüzyıllar arasında inşa edilmiş olan cami, medrese, türbe ve zaviye türü yapıların büyük bir bölümü değerlendirilmiştir. Çalışmada her bir listeleme sistemi malzeme, teknik, form, boyut özelliklerine göre belirlenir. Çalışmamızda yapıların değerlendirme ve karşılaştırmaları söz konusu yüzyılların üslup özellikleri ortaya çıkmıştır
Evaluation of Frontal QRS-T Angle in Patients with Coronary Artery Ectasia
Background: Coronary artery ectasia (CAE) is defined by focal enlargement of the coronary artery exceeding 1.5
times the adjacent normal segment. CAE can often cause arrhythmias, heart failure, sudden death, and myocardial
ischemia. Ischemia due to microvascular dysfunction may be responsible for the ventricular heterogeneity in CAE.
Objectives: The aim of our study was to evaluate the frontal QRS-T angle in patients with CAE.
Methods: Our study included 55 patients with CAE and 50 individuals in the control group. Demographic
characteristics and electrocardiographic parameters were compared between the two groups. Categorical variables
were compared using the chi-square test. Continuous variables were compared using unpaired Student’s t-test.
P values < 0.05 were considered statistically significant. The frontal QRS-T angle was calculated from 12-lead
electrocardiograms (ECGs) using the automatic report from the electrocardiography machine.
Results: The average age of patients with CAE was 63.2 ± 3.4 years, with 18 women among them. The control
group had an average age of 61.1 ± 3.2 years, with 28 women included. There was no significant difference
in demographic parameters between the two groups. Compared to the control group, patients with CAE had
significantly wider frontal QRS-T angle (p < 0.001), as well as longer QTmax duration, p = 0.002; Tp-Te interval,
p = 0.02; and QT dispersion (QTd), p = 0.04.
Conclusion: The frontal QRS-T angle can be calculated easily and time-efficiently using surface electrocardiography.
In this study, we showed for the first time that the frontal QRS-T angle was significantly increased in patients
with CAE
Göksel Krallığın Mukaddes Halkı Olmak: Pseudo-Methodius Apokaliptik Metninde Kimlik Savunusu ve Din
Bu kitap bölümü, Pseudo Methodoius Apokaliptik Metni'nde yer alan kimlik algısı ve din bağlamında bir inceleme sunmaktadır
Nursing Students' Experienced Ethical Problems in Clinical Practicum and Clinical Self-Regulated Learning Levels: A Cross-Sectional Study
ABSTRACT
During the coronavirus disease-2019 (COVID-19) pandemic, clinical training, which is essential to nursing practice, has been largely delayed. The aim of this study is to identify the predictors of nursing students' experienced ethical problems in clinical practicum and self-regulated learning levels during the COVID-19 pandemic. The sample of this cross-sectional study consisted of 306 nursing students studying in the third and fourth grades of 2 universities located in the east of Türkiye. The data were collected by using a Student Introduction Form, the Scale of Ethical Problems in Clinical Teaching in Nursing, and the Self-Regulated Learning Scale for Clinical Nursing Practices form. The independent sample t-test, one-way ANOVA F test, Pearson correlation test, and multiple regression were used in the analysis of the data. It was determined that there was a positive and moderately significant relationship between the total mean score of the Scale of Ethical Problems in Clinical Teaching in Nursing and the Self-Regulated Learning Scale for Clinical Nursing Practices, total mean score (r=509, p<0.001). A regression model indicated that 4 predictors (clinical educator, health professionals, learning strategies, and self-regulated learning levels) explained 28% of the variance (R=0.516, Adjusted R2=0.284, F=13.255, p<0.001) in their ability to identify ethical problems in clinical practicum. In this study, it was determined that health professionals and self-regulated learning levels positively affected students' ability to identify ethical problems in the clinical practice setting. The level of clinical educator was found to negatively affected students' ability to identify ethical problems in the clinical practice setting.
Keywords: COVID-19; clinical practicum; ethics; nursing students; self-regulated learning
ÖZET
Koronavirüs hastalığı-2019 [coronavirus disease-2019 (COVID-19)] pandemisi sırasında hemşirelik uygulamaları için gerekli olan klinik eğitim büyük ölçüde ertelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, pandemi sürecinde hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulamada yaşadıkları etik sorunlar ve klinik öz-düzenlemeli öğrenme düzeylerinin yordayıcılarını belirlemektir. Kesitsel tipteki bu araştırmanın örneklemini, Türkiye'nin doğusunda yer alan 2 üniversitenin 3 ve 4. sınıflarında öğrenim gören 306 hemşirelik öğrencisi oluşturdu. Veriler, Öğrenci Tanıtım Formu, Hemşirelikte Klinik Öğretimde Etik Sorunlar Ölçeği ve Klinik Hemşirelik Uygulamalarına Yönelik Öz Düzenlemeli Öğrenme Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde bağımsız gruplarda t-testi, tek yönlü ANOVA F testi, Pearson korelasyon testi ve çoklu regresyon kullanıldı. Hemşirelikte Klinik Öğretimde Etik Sorunlar Ölçeği toplam puan ortalaması ile Klinik Hemşirelik Uygulamaları İçin Öz-Düzenli Öğrenme Ölçeği toplam puan ortalaması arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (r=509, p<0,001). Bir regresyon modeli, 4 yordayıcının (klinik eğitimcisi, sağlık profesyonelleri, öğrenme stratejileri ve öz-düzenlemeli öğrenme düzeyleri) klinik uygulamada etik sorunları saptama yeteneklerindeki varyansın %28'ini açıkladığını göstermiştir (R=0,516, adjusted R2=0,284, F=13,255, p<0,001). Bu araştırmada, sağlık profesyonelleri ve öz-düzenlemeli öğrenme düzeylerinin, klinik uygulamada öğrencilerin etik sorunları saptama becerilerini olumlu yönde etkilediği saptandı. Klinik eğitimci düzeyinin ise klinik uygulamada öğrencilerin etik sorunları saptama becerilerini olumsuz yönde etkilediği saptandı.
Anahtar Kelimeler: COVID-19; klinik uygulama; etik; hemşirelik öğrencileri; öz-düzenlemeli öğrenm
DETERMINATION OF THE YIELD AND QUALITY CHARACTERISTICS OF BREAD WHEAT WITH CIMMYT ORIGIN IN SEMI-ARID CONDITION
İnsan beslenmesi için önemli bir ürün olan buğdayda vejatatif ve generatif gelişim
dönemlerinde karşılaşılan su eksikliği ciddi verim kayıpları oluşturmaktadır. Artan iklim
değişkenliğinin özellikle buğday üretimini olumsuz etkilemesi beklenmektedir. Optimum
koşullar altında yüksek verimin korunmasının yanı sıra, hem iyi hem de olumsuz çevre
koşullarında üretkenliğin en iyi seviyede tutulabilmesi için ıslah ve seleksiyon yoluyla, stabil
genotiplerin belirlenmesi bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Araştırmamızda
ICARDA’dan temin edilen sıcaklığa ve kuraklığa toleranslı yazlık 67 ekmeklik buğday genotipi
kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre 22nd HT & DT SBWON-49 nolu (183,2
kg/da) genotip en yüksek tane verimi, 22nd HT & DT SBWON-69 genotip en yüksek protein
(%17.57) ve 22nd HT & DT SBWON-87 nolu genotip en yüksek nişasta (%86.22) oranını
yönünden ön plana çıkmıştır. Protein içeriği ile tane verimi ve nisaşta içeriği arasında negatif
ve önemli bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Dendrogram analizine göre genotiplerin
özellikler yönünden 7 ana sınıfa ayrıldığı belirlenmiştir. Hiyerarşik kümede birbirine en yakın
akraba genotipler 22ndSBWON-3 ve 22ndSBWON-21olurken birbirine en uzak genotipler
22nd SBWON-2 ve 22ndSBWON-5 genotipleri olmuştur. Çalışma sonucunda incelenen
özellikler yönünden üstün genotiplerin bir s
Bir Kentsel Örgütlenme Biçimi Olarak 18. Yüzyıl Mason Localarında Mimarlığın Kavranış ve Üretilme Biçimi Üzerine Bir İnceleme
18. yüzyıl Aydınlanma dönemi, insanın kendini ve kendisi dışındakileri anlama ve yeniden tarifleme girişimi olarak bütün alanlarda kendini gösterir. Bu fikirsel keşif kaçınılmaz olarak mimarlıkta da gerçekleşir. Mimarlığın tarihselliğinin farkına varılması ile mimarlığı bir disiplin rejimi içinde tanımlamayan aktörler bütünsel bir dil oluşturma gayreti içine girerler. Bu sebeple Antikiteden alınan birçok kavram yeniden tanımlanarak mimarlık epistemolojisinin inşasında kullanılır. Böylece klasik mimarlık, 18. yüzyıl mimarlık düşüncesinin inşa edilebilmesinin temel argümanlarından birini oluşturur. Geçmişe yapılan bu yolculuktaki her karşılaşma bir taraftan mimarlık disiplinini inşa etmeye yararken öte taraftan yıkıcı olabilecek karşılaşmaları da içerir. Bu karşılaşmalar ya akla uygun hale getirilerek rasyonel düzlemde ele alınır veyahut görmezden gelinerek sınırdışı edilir. Bu türden durumlar mimarlığın birçok farklı biçimlerde de kavranabileceğinin işaretleridir. Bir çevre oluşturmanın farklı formları olan yeme-içme birliktelikleri, kahvehaneler, salonlar ve benzeri oluşumlar, Aydınlanma döneminin önemli paradigmalarıdır. Sosyalleşme kültürü içinde, mimarlık söylemleri ile inşa edilen mason locaları, kendine özgü yapılanması ile kurumsal olmayan biçimlerde şekillenerek, 18. yüzyılda Avrupa’nın birçok yerine yayılmış önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple çalışmada, masonluğun ilk kez nasıl ortaya çıktığına odaklanmak yerine, Aydınlanma döneminin dikkate değer oluşumlarından biri haline nasıl geldiği ve mimarlıktan beslenerek kentsel bir örgütlenme biçimine nasıl dönüştüğü irdelenecektir. Çalışma bu bağlamda mimarlığın totaliteryan inşasını da eleştirmektedir
Bir Eğitim Kampüsü; Mardin Kasımiye Medresesi
Mardin Kasımiye Medresesi, Mardin’in güney batısında Bab-ı Zeytun olarak bilinen bölgenin dışında oldukça
eğimli bir arazi üzerinde yer alır. Yapı, Osmanlı vakıf kayıtlarında Kasım Paşa Medresesi olarak geçmektedir. Kasım
Paşa Medresesi, “zaviye ve mescid” veya “medrese ve zaviye” olarak Osmanlı dönemi vakıf kayıtlarına geçmiştir.
Tarihsel süreç içerisinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, bir ucu Akdeniz’de başlayıp diğer ucu Basra körfezine
uzanan “bereketli hilal”in tam tepe noktasını oluşturan Mardin, Güneydoğu Anadolu bölgesinin ve Orta
Çağ’ın en önemli kentlerinden biridir. Hareketli kültür ortamının ürünü olan kent, tarih boyunca önemini korumuş
ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Mardin şehir dokusu ve fiziki yapısının bölgede hüküm süren Artuklular
devrinde gelişip şekillendiği ve mimari bir gelenek olarak devam ettiği görülmektedir. Artuklular’dan sonra
kentte ve bölgede hâkim olan Akkoyunlu ve Osmanlı Devletleri, Artukluların kent mimarisinin şekillenmesinde
önemsediği geleneği sürdürmüşlerdir.
Çalışmamızda Kasımiye Medresesi’ni plan, mimari ve malzeme/teknik özellikleri açısından irdeleyeceğiz. Günümüzde
oldukça sağlam ulaşan yapının Artuklu devrinde inşa edilen medrese mimarisi ile benzer özellikler
sergilemesi nedeniyle Artuklu devri son dönemlerinde inşa edildiği ve Akkoyunlular tarafından tamamlandığı
düşünülmektedir