Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Turabdin'den Diasporaya: Hollanda Süryanilerinde Din ve Kimlik
Annemin anlattığına göre henüz birkaç yaşındayken ateşli bir hastalık geçirmiş
ve ölümün eşiğine gelmişim. Ailem hayatımın son anlarını yaşadığımı
düşünüp ağlarken beni Süryani Doktor Edvard Tanrıverdi’ye yarı ölü bir
şekilde, götürmüşler. Bu satırları yazdığıma göre Doktor Edvard’ın tedavisi işe yaramış
olmalı.
Doğup büyüdüğüm Midyat, Süryanilerin “Turabdin” bölgesinin kalbi olması hasebiyle
eskiden büyük bir Süryani nüfusu barındırmaktaydı. Mahallemdeki oyun arkadaşlarımdan
okuldaki sıra arkadaşlarıma kadar etrafımda birçok Süryani arkadaşımın
birer birer ortadan kaybolduklarını ve geri gelmediklerini fark ettiğimde; onların
yurt dışına göç ettiklerini öğrenmiş oldum. Belki de peşimi bırakmayan geçmişimin
etkisiyle, yurtdışına giden Süryanileri Hollanda örneği üzerinden çalışmaya karar
verdim. Hollanda Süryanileri üzerine saha çalışması yaparken dinlediğim aşağıdaki
anlatı aslında Süryanilerin diasporadaki durumunu özetler niteliktedir.
“Hamburg’da Mort Şmuni ve Mart Meryem adında bir kilise inşa edildi. Bu inşa sürecinde
150 ailelik bir Süryani cemaati bu yükün altına giriyor. Onların bir Alman komşusu epey
yardımcı olmaya çalışıyor. Tabi en sonunda çan kulesini inşa ettiklerinde bu Alman bizim
Süryaniye “Kusura bakma ama anlamadığım bir şey var, siz bu caminin minaresine niye
haç taktınız?” diye soruyor. Olayı aktaran Süryani “Biz bu adamı 6-7 senedir tanıyoruz,
Süryani ve Hristiyan olduğumuzu anlatıyoruz ama halen çan kulesini minare ve bizi de
Müslüman sanıyor.”
Bu çalışmada, Süryanilerin anayurtlarından Avrupa’ya uzanan göç hikayelerine,
yaşadıkları kimlik krizine, dini ve sosyal yaşamlarına yer verilmiştir
Muş İlinde Görülen Tularemi Olgularının Retrospektif Değerlendirilmesi: 2011-2022
Objective: Tularemia is a bacterial disease of humans, wild and domestic animals. Recently, an increase in
human tularemia cases has been observed in many countries worldwide. This study aimed to calculate the
incidence of tularemia cases in Muş, determine the seasonal distribution of cases, and describe the socio demographic and clinical characteristics of tularemia cases detected over a twelve-year period.
Methods: Data from 162 patients diagnosed clinically and serologically with tularemia and admitted to health
facilities in Muş province between 2011 and 2022 were retrospectively analysed.
Results: In our study, among 162 tularemia patients with F. tularensis microagglutination test titres of 1/160
and above, the ratio of male and female cases was equal (50%), and the mean age was 24.51 years. In the
twelve-year evaluation, there were two major epidemics, and the most cases were seen in 2018 with 37 cases.
Most cases were observed in winter (38.3%) and autumn (25.3%). Oropharyngeal tularemia was the most
common form (64.2%) among the cases evaluated. Similar disease was found in 33.3% of patients living in
the same neighbourhood as the patients, and no mortality was observed in any of the patients.
Conclusion: As the oropharyngeal form is the most common, contact with contaminated water should be
questioned, rodent and tick populations should be monitored and detailed epidemiological studies should be
conducted. We believe that hygiene and sanitation measures are important with regard to tularemia outbreaks
Göçmen sineması ve varoluşçuluk: Üç film üzerinden varoluşsal bir değerlendirme
Bu çalışmada farklı coğrafyalardan Avrupa’ya geçmeye çalışan bireylerin Avrupalı bireylerle
birlikte yaşadığı varoluşsal sorunlar konu edilmiştir. Bu nedenle çalışma sadece göç sorununu
ele alan bir amaca sahip değildir. Bu amaç doğrultusunda sinemanın gücünü ve büyüleyici
dünyasını referans alınarak göç konusu varoluşçu felsefe bağlamında incelenmeye çaba
gösterildi. Bunu gerçekleştirmek için göçmen sinemasının üç filmi örneklem olarak seçildi. Bu
çerçevede Reise der Hoffnung (Umuda Yolculuk, Xavier Koller, 1990), Welcome (Hoşgeldiniz,
Philippe Lioret, 2009), Terraferma (Memleket, Emanuele Crialese, 2011) filmlerindeki
umut/umutsuzluk, yalnızlık, dışlanmışlık, uzaklaşma, yabancılaşma gibi varoluşsal sorunlar
analiz edildi. Buna göre söz konusu filmlerdeki varoluşsal diyaloglar tespit edilmeye çalışılmış
ve seçilen filmler merkeze alınarak göç süresince yaşanılan somut gerçeklikler varoluşsal bir
bakış açısıyla tartışılmıştır.This study discussed existential problems experienced by individuals trying to cross from
different geographies to Europe with European individuals. So the study doesn’t just have a
purpose that addresses the migration problem. To this end, efforts were made to examine the
subject of migration in the context of existential philosophy, referencing the power and
fascinating world of cinema. To make that happen, too, three films from immigrant cinema
were chosen as samples. Within this framework, existential problems such as hope/despair,
loneliness, exclusion, removal, and alienation were analyzed in the films Reise der Hoffnung
(Xavier Koller, 1990), Welcome (Philippe Lioret, 2009), and Terraferma (Emanuele Crialese,
2011). According to this, the existential dialogues in these films were tried to be identified and
the concrete realities experienced during migration were discussed from an existential point of
view by centering the selected films
MARDİN İLİ ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİNDE ENDÜSTRİYEL SİMBİYOZ OLANAKLARININ ARAŞTIRILMASI
Birinci endüstri devrimiyle büyük bir ivme kazanan teknolojik, ekonomik ve sosyal kalkınma günümüzde de devam ederken doğal kaynakların giderek azalmasını, kirlenmesini, doğadaki ekolojik dengenin bozulmasını ve beraberinde doğal felaketleri de beraberinde getirmiştir. Bu nedenle günümüzde bunun farkına varan ülkeler doğrusal ekonomiden döngüsel ekonomiye geçiş yapmaktadırlar. Bu amaçla da üretim tarafında sürdürülebilirliğin sağlanması için işletme düzeyinde, yerel düzeydeki işletmeler arasında ve bölgeler arasında çeşitli kavramlar ve uygulamalar görülmektedir. Bu uygulamalardan biri de işletmeler arasında atık, enerji, malzeme, su vb. aktarımına dayanan endüstriyel simbiyoz (ortakyaşarlık) kavramıdır. 1960‘lı yıllarda dünyada görülmeye başlayan endüstriyel simbiyoz uygulamaları giderek artmakta ve işletmeler arasında bu konudaki potansiyel sürekli araştırılmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın amacı, Mardin Organize Sanayi Bölgesi (OSB)‘de faaliyette bulunan imalat işletmeleri arasında endüstriyel simbiyoz olanaklarının araştırılmasıdır. Bu amaçla ilgili kurumlardan işletmelerin isim, sektör, atık türü vb. bilgileri ile mevcut simbiyotik ilişkilere ait veriler alınmış ve sektörlere göre sınıflandırılmıştır. Sonrasında, işletmelerin atık türlerine göre aralarında olabilecek simbiyotik ilişkiler, Türkiye‘de ve dünyada daha önce yapılmış çalışmaların raporları ile literatürdeki bilgilere göre araştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre aynı veya farklı sektörler arasında potansiyel simbiyotik ilişkiler tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda bu ilişkilere göre şematik olarak mevcut ve potansiyel simbiyoz ağı oluşturulmuş ve belirlenen potansiyel simbiyotik ilişkilerin uygulanabilmesi için çeşitli öneriler geliştirilmiştir
Süryaniler, Kimlik, Din, Literatür
Bu editöryal çalışma, Süryanilerde kimlik, algısı, din araştırmaları ve literatür incelemelerini kapsamaktadır
SLAJLIK SOYA ÇEŞİTLERİNE AİT KURU OT VERİMLERİNİN BIPLOT ANALİZ YÖNTEMİ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu çalışma, slaj amaçlı 4 adet soya çeşidi kullanılarak üç farklı lokasyonda ikinci ürün olarak Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre altı tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırmada çeşitlere ait kuru ot veriminin lokasyonlara göre değişimi AMMI (Ana etkiler ve çarpımsal interaksiyonlar) analiz modeli ile değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen kuru ot verimine ait veriler varyans analizine tabii tutulmuş genotip, çevre, interaksiyon ve PC1 ve PC2 (p<0.01) istatistiki açıdan önemli bulunmuştur. Çeşitlerin kuru ot verimi 2046-896 kg da-1 arasında değişim göstermiş, en yüksek kuru ot verimi 1530 nolu çeşitten, en düşük kuru ot verimi ise 517 nolu çeşitten elde edilmiştir. AMMI tekniğinde PC1 varyasyonun %60.98’ini, PC2 ise %31.40’ını oluşturmuştur. AMMI analiz tekniği ile elde edilen sonuçlara göre üç lokasyonun ortalamasında 1530 nolu çeşit en yüksek kuru ot verimine sahip iken, Nazlıcan çeşidi de ortalama(dikey) eğrinin üzerinde olup yüksek değerlere sahip olduğu tespit edilmiştir. Çeşitler içerisinde Nazlıcan çeşidi kuru ot verimi bakımından en stabil olduğu, 1530 nolu ve Türksoy çeşitleri ise stabilite(yatay) eğrisinden uzak olduğu belirlenmiştir. Bu analizde Manisa lokasyonu hariç diğer iki lokasyon aynı Mega-çevrede yer aldığı ve çevre özellikleri bakımından aralarında benzerlik olduğu ve yapılacak çalışmalarda maliyeti düşürmek için aynı mega-çevrede yer alan çevrelerden sadece bir çevrenin seçilmesi daha uygun olduğu belirlenmiştir. AMMI analiz tekniği ile çeşitler kuru ot verimi bakımından çeşitler ve lokasyonlar birbirleri ile ve çeşitler lokasyonlar bakımından kıyaslanmış, en iyi çeşit ve en uygun lokasyon belirlenmiş ve bundan sonra yapılacak çalışmalar için önerilmektedir
Psikoloji Tarihi
Psikoloji tarihi alanında yazılmış Türkçe eser açığını kapatma iddiasında olan bu kitapta hem güncel konuları içeren hem de ders kitabı formatında öğrencilerin de ilgisini çeken bir anlatı inşa etmeyi amaçladık. Yine de kitap giriş düzeyinde hazırlandığı için bütün konuları ele alma yahut her teorisyeni detaylı anlatma iddiasında değildir. Kitapta, psikoloji tarihi ile ilgili yazılmış kitapların değinmediği konular olarak psikolojinin dekolonileşmesi, psikolojinin yeni alanları ve Türkiye’deki psikoloji tarihi de işlenmektedir. Bu kitap, merhum Yılmaz Özakpınar'ın kaleme aldığı psikoloji tarihi kitabından sonra, yeni içeriklerin yer aldığı ve ders kitabı formatında Türkçe olarak hazırlanmış ilk psikoloji tarihi kitabı olma özelliği taşıyor
DEMOCRACY AND ECONOMIC GROWTH IN MIST COUNTRIES: AN EMPIRICAL ANALYSIS
Studies on institutions, which are one of the main determinants of economic growth, have been increasing intensively in recent years. In this context, despite many empirical and theoretical studies on the relationship between democracy and economic growth, there is no consensus about the effect of democracy on economic growth. This study analyzes the relationship between democracy and economic growth for MIST (Mexico, Indonesia, South Korea, and Turkey) countries. Firstly, the cross-sectional dependence was examined in the study for the 1973–2021 period. The second generation panel unit root test (Pesaran CADF (2007)) was chosen because of the cross-sectional dependence among the series. The stationarity of the variables at I(1) is ensured. Having determined the cointegration relationship (Westerlund Durbin-H test (2008)) between the series, the Panel CCE estimator was used to estimate the cointegration coefficients. Kónya causality test was used for the causality between democracy and economic growth. It is found that an increase in the level of democracy boosts the economic growth. It is suggested that the MIST nations continue to undertake policies targeted at establishing democratic institutions that contribute to economic progress
Klinik ortamlarda akademik ebelik ölçeği (KOAEÖ) Türkçe uyarlaması: Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Amaç: Klinik Ortamlarda Akademik Ebelik Ölçeği’nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasını yapmak ve ölçeğin Türkçe formunu kullanıma sunmaktır. Gereç ve yöntem: Metodolojik tipte bir araştırmadır. Araştırmada 163 ebelik öğrencisine ulaşılmış, veri toplama araçları olarak “Birey Tanıtım Formu” ve “Klinik Ortamlarda Akademik Ebelik Ölçeği” kullanılmıştır. Bulgular: Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucuna göre ölçeğin yapısal denklem modelinin p=0.000 düzeyinde anlamlı ve ölçeği oluşturan 10 maddenin iki faktörlü
ölçek yapısıyla ilişkili olduğu saptanmıştır. Ölçeğin Kuder Richardson-20 katsayısı 0,886 bulunmuştur ve
güvenilir olduğu belirlenmiştir. En düşük faktör yük değeri 0,363, en yüksek değeri 0,732 olarak saptanmıştır.
Sonuç: Ölçek ebelik öğrencilerinin, ebelerin akademik rolünün klinik öğrenme ve mesleki bilgi, beceri ve klinik yeterlilik gelişimine ilişkin algılarını ölçmede yüksek güvenilirlik ve geçerliliğe sahiptir.Aim: To conduct the Turkish validity and reliability study of the Midwifery Academics in Clinical Environment Tool and to make Turkish version of the tool available. Materials and Methods: It’s a methodological type of
research. In the research, 163 midwifery students were reached, and “Individual Identification Form” and “The Midwifery Academics In Clinical Environment Tool” were used as data collection tools. Results: ü According to the results of the Confirmatory Factor Analysis, it was determined that the structural equation model of the tool was significant at the p=0.000 level and that the 10 items constituting the tool were related to the tool structure with two factors. The Kuder Richardson-20 coefficient of the tool was found to be 0.886 and it was determined to be reliable. The lowest factor load value of the tool was 0.363, the highest value was 0.732. Conclusion: The tool has high reliability and validity in measuring midwifery students’ perceptions of the academic role of midwives on clinical learning and the development of professional knowledge, skills and clinical competence
New Strategies for Urban Development after Covid-19
Covid-19 crises created a drastic confrontation with the insufficiency of our immediate living and urban environment in sustaining our basic needs. Living through the lockdown experience we realized that accessibility to fresh air, sunlight, natural resources, food and social networks even in a limited sense are the basics for a healthy living. Now in the aftermath of crises, urban professionals are in quest of developing new strategies for urban development that could accommodate these basics. Living Covid-19 experience in Mardin, a city in the Southeast Turkey, consisting of both modern and traditional urban areas, we witnessed the efficiency of the old/traditional settlement which has also been hosting the disadvantaged groups, vis-a-vis the ineffectiveness of the new settlement in dealing with crises. The processes of city-making have
been operating almost in the same way through the dynamics of neoliberal economies creating an ‘international urbanization style’ which ignores urban diversities created by the local dynamics. In this sense, documenting the daily experience of people living in traditional and new urban areas during the first
lockdowns, this piece of work aims to present what could be learned from the operative and nonoperative spatial, socio-cultural and economic features of our cities in order to be transferred as strategies to the new ‘normal’. The research is designed in a qualitative phenomenological research method. In order to obtain data, in-depth interviews with 10 families living and/or working in the old and/or the new settlement were conducted. Questions vary to reveal changing spatial and socio-cultural and economic patterns of living
before, during and after the pandemic and accessibility to immediate urban environment and natural resources. Through the collection of this data, we are able to present strategies learnt from traditional urban environments that could be transferred to the new urban design attempts. This project is supported by Mardin Artuklu University Scientific Research Projects Division.Mardin Artuklu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğ