Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
HADITH CRITIC AND TAYYIB OKIC
1902 yılında Bosna’da doğan Muhammed Tayyib Okiç,
ilköğrenimini 1913, orta öğrenimini 1916 tarihinde tamamlamıştır.
1920 yılında Okruzna Medresesinden, 1925 yılında İslâm Hukuku ve
İlahiyât mektebinden mezun olmuştur. Pek çok dil bilen Okiç, 1945
yılında Türkiye’ye iltica etmiştir. Çeşitli üniversitelerde ders vermiş, çok
sayıda talebe yetiştirmiş, çeşitli eserler yazmış ve 1977 yılında vefat
ederek Saraybosna’da defnedilmiştir. Kritik kelimesi, eleştirmek, tenkit
etmek, kusurlu görmek ve benzeri anlamlar için kullanılmaktadır.
Hadis ilminde, kritik kelimesinin karşılığı tenkittir. Tenkid kelimesi,
herhangi bir şeyin iyisini kötüsünden ayırmak, ayıklamak için gözden
geçirmek ve bir şeyin kusurunu tespit etmek için kullanılan bir isimdir.
Hadis usulüne göre tenkid ise, herhangi bir hadisin sıhhat derecesini
tespit etmek için senet ve metnini incelemeye tabi tutmaktır. Yani sahih
hadisleri zayıf hadislerden ayırmak, ravilerin güvenilir veya güvenilmez
oldukları kanaatine varmaktır. Bir hadisin senedi yoksa onun hadis
olma ihtimalini araştırmaya gerek görülmemiştir. Bir hadisin senedi
zayıf veya mevzu ise, o hadisin metni sahih olsa bile, sağlam olarak
kabul edilmez. Bununla beraber sadece senedin sıhhatini ölçü alıp
metni de buna dayanarak sahih kabul etmek doğru değildir. Çünkü
senedin sahihliği, her zaman metnin sahihliğini gerektirmez. Hadis hem
sened hem de metin açısından hadis kriterlerine uygunsa, o hadis
sahih kabul edilir. Şayet hadisin metni hadis kriterlerine uygun değilse,
o hadisin isnadı sahih olsa bile, zayıf kabul edilir ve delil olarak
kullanılmaz. Okiç, hadis tenkidinin, hadis uydurma faaliyetlerine karşı
gerekli bir tedbir olduğunu ileri sürerek, hadis kritiğinin gerekliliğini
şöyle dile getirmiştir: “Hadislerin gerek itikadata gerekse muamelata
taalluk etmelerinden dolayı bunların, yalnız sahihlerini seçebilmek
maksadı ile ince tenkid usullerine başvurmak İslâmiyet’in genel menfaatleri hesabına son derece lüzumlu görülmüştür.” Ayrıca Okiç’e
göre hadis kritiğinin başlangıcı, çok eskilere dayanmaktadır. Onun öne
sürdüğüne göre, hadis tenkit disiplininin, şifahi dahi olsa sahabe
döneminden başladığına dair pek çok bilgi vardır. Örneğin Hz. Ali hadis
nakledenlerden, rivayetlerinde doğru söylediklerine dair yemin
etmelerini istemiştir. Buna göre sahabiler, ilk hadis münekkitleri olarak
kabul edilebilir.Tayyib Okiç born in 1902 in Bosnia, graduated his primary
education in 1913 and his secondary education in 1916. He graduated
from Okruzna Madrasa in 1920 and Islamic Law and Theology School in
1925. Okic, who speaks many languages, In 1945, he took refuge in
Turkey. He lectured at various universities, trained many students,
wrote various works and died in 1977 and was buried in Sarajevo. The
word critical is used to see imperfect, criticize and so on. The word
critical is mean criticize in the hadith science. The word criticism is a
name used to distinguish the good from the bad, to review it for
weeding, and to detect the flaw of something. The criticism according to
the hadith method is to examine the ravi chain and text to determine
the degree of accuracy of any hadith. In other words, to distinguish
reliable hadiths from weak hadiths is to conclude that narratives are
reliable or unreliable. If a hadith does not have a ravi chain, it is not
necessary to investigate. If the ravi chain of a hadith is weak or
relevant, even if the text of the hadith is reliable, it is not considered
sound. However, it is not correct to take only the accuracy of the ravi
chain and accept the text as reliable. Because the accuracy of the ravi
chain does not always require the accuracy of the text. If the hadith
meets the hadith criteria both in terms of ravi chain and text, that
hadith is considered true. If the text of the hadith does not meet the
criteria of the hadith, even if the hadiths actuality is authentic, it is
considered weak and is not used as evidence. Okic argued that the
criticism of hadith was a necessary precaution against the fabrication of
hadiths and he said: “Because of the fact that the hadiths undertake
both the rituals and transactions, it has been seen that it is extremely
necessary to apply to the methods of fine criticism in order to select
only the sahihs, in the account of the general interests of Islam.”
Moreover, according to Okiç, the beginning of the hadith critique dates
back to ancient times. According to him, there is a lot of information
that the discipline of criticism of the hadith started even during the
companions. For example, Holy Ali asked to them the hadiths to swear
that they were telling the truth in their narrations. Accordingly, the
Companions can be considered as the first hadith narratives
Okul Müdürlerinin Öğretmen Performans Değerlendirme Yeterliliklerinin Okul Müdürleri ve Öğretmen Görüşlerine Göre İncelenmesi
Bu çalışmanın amacı, okul müdürlerinin “öğretmen performans değerlendirme” kapsamında yaptıkları değerlendirmelere ilişkin yeterliliklerini okul müdürleri ve öğretmen görüşleri ışığında belirleyerek, “öğretmen performans değerlendirme” süreci ile ilgili önerilerde bulunmaktır. Çalışma evrenini 2016-2017 eğitim ve öğretim yılında Mardin ili Artuklu ve Kızıltepe ilçe sınırları içerisinde bulunan anaokulu, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim okulları oluşturmuş olup, çalışma örneklemini bu okullarda görev yapan 102 okul müdürü ile 483 öğretmen oluşturmuştur. Çalışmaya kaynak teşkil eden veriler nicel araştırma yöntemlerinden betimsel tarama modeli ile elde edilmiştir. Verilerin toplanmasında “Öğretmen Performans Değerlendirme Süreci Müdür Yeterliliği Ölçeği” kullanılmıştır. Nicel verilerin istatistiksel çözümlenmesi, Mann Whitney- U testi ve Kruskall Wallis testleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; okul müdürlerinin öğretmen performans değerlendirme sürecine yönelik yeterlilik algıları “katılıyorum” ve “kesinlikle katılıyorum” düzeyinde iken, öğretmenler okul müdürlerini belirlenen kriterlere göre “katılıyorum” düzeyinde yeterli görmekle beraber, amaç ve uygulama-değerlendirme boyutunda “kararsızım” düzeyinde değerlendirmişlerdir. Öğretmenlere ait bulguların demografik özelliklerden cinsiyet grupları ile müdür yeterliliklerinin “amaç” boyutunda anlamlı bir fark görülmüş olup, amaç boyutunda kadınların okul müdürlerini daha yüksek düzeyde yeterli gördükleri saptanmıştır. Okul türü değişkeni açısından “güvenirlik, yeterlilik, ölçek yeterliliği ve uygulama – değerlendirme” boyutlarında anlamlı fark görülmüş, okul müdürlerine ilişkin en yüksek yeterlilik algısı anaokulu, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim şeklinde sıralanmıştır. Okul müdürü ve öğretmen görüşleri karşılaştırıldığında görüşler arası anlamlı bir fark tespit edilmiş olup, öğretmen performans değerlendirme sürecine dair okul müdürü yeterlilik algılarının öğretmenlere göre daha yüksek düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır
االبلاغة الحيّة بين القيم الأسلوبية والتداولية؛ فنون البديع نموذجًا
Belagatin terimleri başlangıç aşamasında çeşitlilik göstermiştir. Câhız’da beyân, İbnu’l Mu‘tez’de bedî terimleri olarak ortaya çıkarken; fesahatve belagat terimleri ise Abdulkâhir’de kendini göstermiştir. Bu terimlerin sınıflandırılmasında Sekkâkî’nin büyük bir etkisi vardır. Bedî ilmini ya da başka bir deyişle söz sanatlarını meânî ve beyân ilmine zeyl kılmıştır. Kazvînî ise bu söz sanatlarını ‘bedî’ ilmi olarak kullanan ilk kişi olmuştur. Bununla birlikte Sekkâkî bu sanatların türlerini sınıflandırmada ve lafzî ile manevî kısımlara ayırmada kendisinden önce davranmıştır. Sekkâkî’nin belagat anlayışında bedî türleri, güzellik (tahsinî) amaçlı kullanılmıştır. Bu amaç, biçimsel güzelliğe ya da kendisini canlı tutan ve geniş yelpazeye yayılmasını sağlayan faydasına ışık tutmadan bir lafzın ya da bir mananın salt güzelliğinde kendini göstermiştir. Bedî sanatları, asıl yararlılık ve estetiklik açısından uzak boyutlara sahip sanatlar olarak kabul edilmektedir. Biçimi işleyen çalışmaların, genel olarak belagatin estetik boyutlarını gün yüzüne çıkarmada önemli bir etkisi olmuştur. Ayrıca genel geçer çalışmalar da belagatin sağladığı fayda boyutlarının açığa çıkmasında etkili olmuştur. Bu iki çalışmanın dayanışması sonucu yaşayan belagat adını verdiğimiz yeni bir belagat ilmini tesis ettik. Buna bağlı olarak çalışmada iki girişin olmasını uygun gördük. Birincisi üslup, genel geçerliliği ve bu ikisinin modern çalışmalar perspektifinden belagat ilmiyle ilişkisi; ikincisi ise özel bir perspektiften incelenmesi. Bu iki mukaddimeden sonra iki konu gelmektedir: Birincisi, bedî sanatlarının estetik biçim formatları; diğeri ise genel geçer fayda formatlarıdır. Son olarak çalışmadan elde edilen neticeler ve sonuç gelmektedir
Sandro Botticelli'nin Mitoloji Konulu Eserlerine Genel Bir Bakış
Avrupa resim sanatında Erken Rönesans olarak bilinen dönemde üretimlerini
gerçekleştirmiş olan Sandro Botticelli Rönesans ile birlikte başlayan köklü dönüşüm
hareketinin önemli bir aktörü olagelmiştir. Botticelli’nin özellikle mitoloji konulu
eserlerinde bahsedilen bu köklü dönüşümün nüvelerini okumak mümkündür. Bu çalışmalar Rönesans hümanizması ile mitolojik öğelerin sentezlendiği bir resim anlayışını ortaya koyar.
1445 yılında Floransa’da doğan ve asıl adı Alessandro di Mariano di Vanni Filipepi olan fakat sanat tarihi literatüründe Il Botticello lakabıyla ya da Sandro Botticelli
ismiyle bilinen sanatçı, bahsedilen lakabı aslında aile meslekleri olan kuyumculuktan almıştır. Botticelli aynı zamanda sanat yaşamına da kuyumculuk öğrenerek atılır.
Fra Filippo Lippi’nin atölyesinde onun öğrencisi olarak çalışmaya başlayan Botticelli
1470 yılında kendi atölyesini kurar ve bu tarihler itibariyle ilk tablolarıyla Floransa
çevresinde ün kazanmaya başlar. 1481 yılında Papa IV. Sixtus’un davetiyle Roma’da
Sistine Şapeli’nin süslemelerinde diğer Rönesans sanatçılarıyla birlikte çalışmıştır. 1480-90 yılları arasındaki olgunluk döneminde ise Floransa’da Lorenzo di Medici’nin mesenliğinde en önemli eserlerini ortaya koyar. Bu çalışmalar çoğunlukla
Rönesans’ın hümanist değerleriyle işlenen; bununla birlikte Ortaçağ sonrası dönem
konularında ortaya konan bir dönüşümün nüvelerini barındırır. Bu konulardan en
önemlisi Botticelli için şüphesiz mitolojidir. Özellikle Yunan sanatının ve kültürünün
asli değerlerine dönüş vurgusu Rönesans sanatçıları için çok önemli bir olgudur. Botticelli de özellikle Yunan Mitolojisinin temel konu ve karakterlerini kendi Rönesans
değerleriyle birleştirerek yeni bir resim anlayışı ortaya koyar. Resimlerinde özellikle
mitolojiyi, sembolik ve ikonografik okumalarla düşündürecek şekilde işlemiş olması
bahsedilen mitoloji konulu resimlerini Rönesans’ın yeni anlam örgüleriyle oldukça
farklı bir anlayışla ortaya koyduğunu gösterir
Transcription and evaluation of ekrâd and aşâire (1259/1843) that underlie mesâil-i mühimme
Osmanlı Arşivi, devlet yönetimi ile ilgili belgelerle birlikte Anadolu coğrafyasının nüfus, iktisat ve sosyal yapısı gibi birçok konuyu ihtiva eden belgeye de sahiptir. Çalışma alanı olarak seçilen Ekrâd ve Aşâîre (Kürtler ve Aşiretlere) dair defter, İç Anadolu'da meskûn aşiretler, bilhassa Kürt aşiretleri ile ilgili konularda büyük önem arz etmektedir. Zira Kürtlerin tabii yaşam coğrafyalarından farklı olan bu yerlerde meskûn olması önemlidir. "Ekrad ve Aşâire Dair" adlı bu defter, "Mesail-i Mühimme (önemli mes'eleler) İrade Grubu'na" ait bir kayıt defteridir. "Ekrad ve Aşaire Dair" iradeler, 1259/1843- 1264/1847 yılları arasını kapsamaktadır. Bu dönem Sultan Abdülmecit dönemidir. Alanının genişliğinden dolayı konu sınırlamasına gidilmiş, 1259/1843 yılındaki iradelerin transkripsiyonu ile iktifa edilmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde arşivler ile ilgili genel bilgi ve mesail-i mühimmenin tarih araştırmalarındaki önemi anlatılmıştır. Birinci Bölümde Osmanlı Devleti'nde aşiretler ve aşiretlerin denetimitemin için iskân edilmeleri üzerinde durulmuştur. Böylece Kürt aşiretlerinden bazılarının bugün neden İç Anadolu coğrafyasında olduğunun siyasi, sosyal ve iktisadi sebepleri açıklanmaya çalışılmıştır. Bu genel açıklamadan sonra konumuz olan belgelerin transkripsiyonu ikinci bölümde yapılmış, üçüncü bölümde ise Osmanlı Devleti'nde Kürt aşiretlerinin iskânı konusu belgeler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Belgelerde adı geçen aşiretler, aşiretlerin reel politik gerçekliği ve Osmanlı Devleti'nin her bir aşiret için uygulamaları, aşiretler çerçevesinde ele alınmıştır. Çalışma konumuzu teşkil eden evrakta adı geçen Rişvanlı ve Kuzugüdenli aşiretleri, incelenen aşiretlerin en önemlileridir.The Ottoman Archives, along with the documents related to the state administration, has documents covering many subjects such as population, economics and social structure of the Anatolian geography. The book about Ekrâd and Aşâîre (That is Kurds and Tribes), which is selected as the study area, is of great importance in matters related to the inhabited tribes in Central Anatolia, especially the Kurdish tribes. Forasmuch as it is important that the Kurds are located in these places that are different from where they actually live. "Ekrad ve Aşâire Dair" is a book belonging to the' Mesail-i Mühimme (important issues) Group". "Ekrad ve Aşaire Dair" covers the issues belonging to the years between 1259 / 1843-1264/1847. This period is the period of Sultan Abdülmecit. Due to the coverage of the field, the subject is limited and transcription of the 1259/1843 years will be discussed. General information about the archives and the importance of Mesail-i Mühimme in historical researches are explained in the introduction part of the study. In the first chapter, the tribes in the Ottoman Empire and the settlement of the tribes in order to provide control are emphasized. Thus, the political, social and economic reasons why some of the Kurdish tribes are in Central Anatolia are tried to be explained. After the general information, the transcripts of the subject in question is shown in the second part, and the resettlement of Kurdish tribes in the Ottoman Empire is evaluated within the framework of the documents in the third part. The tribes mentioned in the documents, the real political realities of the tribes and the practices of the Ottoman Empire for each tribe are discussed within the framework of tribes. Rişvanlı and Kuzugüdenli tribes mentioned in the documents constituting our study subject are the most important of the tribes examined
The disengagement of Eastern Europe countries from socialism and democratization process: Poland case
Polonya sosyalizmden kopup demokratikleşme sürecini farklı aşamalarıyla birlikte yaşamış önemli bir Doğu Avrupa ülkesidir. 1945-1989 yılları arasında sosyalist rejimin uygulandığı Polonya barışçıl bir şekilde bu rejimden koparak tekrar demokratik rejime dönmüştür. Polonya'nın demokratikleşme sürecinde siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri gibi iç dinamiklerin yanı sıra AB gibi dış dinamikler de etkili olmuştur. Bu araştırmanın konusu Polonya'nın demokratikleşme sürecinde etkili olan temel iç ve dış dinamiklerin incelenmesidir. Söz konusu dinamiklerin bir kısmı demokratikleşme sürecine olumlu katkılar sağlarken başka bir kısmı ise sürece zarar vermiştir. Bu araştırmada, 2015 yılı itibariyle tek başına iktidara gelen popülist bir iktidarın 26 yıl boyunca adım adım inşa edilen demokratikleşme sürecine kısa bir süre içerisinde nasıl zarar verebildiğini, dolayısıyla demokrasinin aslında ne kadar kırılgan bir rejim olduğunu göstermesi bakımından önem taşıdığı değerlendirilmektedir.Poland is an Eastern Europe country where disengaged from socialism and lived the process of democratization with its different aspects. The socialist regime was adopted in Poland between 1945 and 1989. However Poland disengaged from socialism and returned to democratic regime with a peaceable manner. Besides the internal dynamics including political parties and NGO's activities, external dynamics such as European Union have effected Poland's process of democratization. The main topic of this work is to examine the internal and external dynamics effective on Poland's. While some of these dynamics have positive contributions on process of democratization, the others have damaged the related process. It is evaluated that this work is important. Because this work shows that how a populist party can damage a process of democratization built in 26 years step by step, and how a fragile regime democracy is
Container architecture: Earthquake houses as a settlement practice in Lice
Lice kentinde 1975 yılında yaşanan deprem ve sonrasında yaşanan çatışma ve yıkım ortamları nedeniyle ciddi hasar oluşmuştur. Bu bağlamda kent, mekân yani kent ve konut üretimi birkaç fazdan etkilenmiştir. Bunlar; depremden sonraki konut üretimi, 1980 sonrası yaşanan toplumsal çatışmalardan sonraki yıkım ve 2000 sonrasında yeni konutların üretimi olarak gerçekleşmiştir. Depremden sonra geçici konteyner deprem konutları üretilmiş, 1980 sonrası yaşanan toplumsal çatışmalar neticesinde birçok konut yanmış ve kullanılamaz hale gelmiştir. 2000 sonrası konut üretimi ise daha çok devlet destekli olmuştur. Konteyner deprem konutları Lice'nin fazlarından etkilenerek, dönüşerek bir yerleşme pratiği olarak günümüze kadar devam etmiştir. Mekânın kullanıcıları acil durumda barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla imal edilmiş olan ve minimum ihtiyaçları karşılayabilen bu mekânları sahiplenip, değişen ihtiyaçlar çerçevesinde yeniden şekillendirmiştir. Acil durumda yerleşme, barınma, mekân ve mekânın kullanıcıları tarafından ihtiyaçlara göre nasıl şekillendirildiğinin incelenmesi amacını taşıyan bu çalışma, Lice ve Lice deprem konutları hakkında mimarlık ve şehircilik alanında yapılan ilk çalışma özelliğini taşımaktadır.The city of Lice suffered serious damage due to the earthquake in 1975 and subsequent conflicts and destruction. In this context, the production of the city, space, city and housing has been affected by several phases. These phases are; housing production after the earthquake, destruction after social conflicts after 1980 and production of new houses after 2000. After the earthquake, temporary container earthquake houses were produced and as a result of social conflicts after 1980, many houses were burned and became unusable. Housing production after 2000 was mostly supported by state. Container earthquake houses have been affected by the phases of Lice and transformed into a settlement practice. The users of the space have been designed container houses, which were designed as a shelter in case of emergency and according to their changing needs. This study, which aims to examine the settlement, housing, space and how the space is shaped according to needs by the users, is the first study conducted in the field of architecture and urbanism on Lice and Lice earthquake houses
Accordin to Gilles Deleuze, art and the realtion between concepts and art
Deleuze'ün estetik düşüncelerinden hareketle sanatı bir bilme ve kavrama biçimi olarak ortaya koymaya çalıştığımız bu çalışmada başta Deleuzecü edebiyat ve dil anlayışından hareketle felsefenin dünyayı kavramsal açıdan açımlayıp anlamlandırma çabasına benzer bir çabanın yazınla icat edilen üsluplarla ve dil biçimleriyle de mümkün olabildiğini ve bu çerçevede sanatçının ve edebiyatçının kurmacasında yeni dünya ve birey durumlarını yaratırken düşünürün kavramını icat ettiği doğa ve toplumsal alanı paylaştığından, felsefenin kavramsal ve mantıksal işinin yazın cephesinden farklı bir boyutunu ortaya koyduğunu gösterdik.Aynı şekilde sanatın durumları, algıları ve nesnel gerçekliği duyumsama düzeyinde yeniden var ederken; kompoze ettiği faklı nesneleri, güçleri, doğa durumlarını ve toplumsal yaşamı bir araya getirme ve uyumlulaştırma işleminde yine sanatçının kompozisyonla ortaya koyduğu işleminin düşünürün kavramsal çabasıyla ortak yanlarını sergiledik.Dolayısıyla birinci bölümde göstergenin ve edebiyatın bir iz ya da nesnel gerçeğin bir yansıması olmadığını bunu alımlayan bireyin ve sanatçının gerçek bir deneyim olarak göstergeleri bir felsefeci ve bilimci olarak tanımlayıp dönüştürebildiğini bu dönüştürme işinin yeni kavrama ve algılama biçimlerini yarattığını da gösterdik. İkinci bölümde ise duyumsamanın pasif bir şekilde yapılmadığını duyumsayan bireyin duyumsanan dünyanın güçleriyle etkin bir ilişki içerinde deney yaptığını bu deneyler sonunda ortaya konan sanat eserlerinin kompozisyon işlemi, yine ortak toplumsal alan ve algılama düzeyinin içinden yapıldığı için felsefeninki gibi kavramsal olmayan ama kavramın imal ediliş biçimine benzerliğini ve bağlantısı ortaya koyduk. Felsefede bir kavram icat etmek için kavramı oluşturacak sorunların, algılama ve anlama tarzlarının bir araya getirilip yeninden formüle edilmesi bir düzenleme ve kompoze işini gerektirirken, sanatçının duyumsanan dünyanın yeni bir görüsünü ve algılanmasını yaratmaya çalışırken aynı şekilde birbirinden faklı malzeme, gösterge ve imajı kompozisyonda birleştirdiğini ve bu iki işlemin ortak bir soyutlama ve deneyimleme alanında gerçekleştiğini ortaya koyduk.This works is based on Deleuze's notion of art as a form of knowing and conceptualization. Departing from Deleuzean understanding of literature and language it is proposed that an inquiry such as philosophy, which aims at a conceptual explicating and construing the world, is possible only through inventing linguistic styles and forms of language. While an artist or author invents a new world and its individual situations in her fiction, the philosophical concepts of nature and social environment invented by the thinker reveals the conceptual and logical aspects, and thus a different facet of the world. While we show that art re-invents situations, perceptions and the objective reality at the level of sensation, we also reveal the commonalities between the thinker's conceptual inquiry with the artist's re-invention of new objects, forces, natural situations, and social life through and within her composition. To this end, in the first chapter it is proposed that signs and literature are not footprints or reflections of the objective reality; rather, both the addressee and the artist experience the signs and the artefact so that the very signs are transformed, which in turn yield new forms of conceiving and perceiving the world—a conceptual activity reminiscent of those of the scientist and the philosopher. In the second chapter it is discussed that perception is not passive; the perceiving individual interactively experience the perceived world. The consequent effort for composing works of art, thus, is realized within the framework of the newly invented social realm; this being so, artefacts are not conceptual as the inventions of philosophy but are conceptual end-products. The process of concept-creation in philosophy requires unifying and composing forms of understanding and perceiving the problems that are constituent of the concept; similarly, in the process of creating a new appearance and perception of the world of the senses the artist compose and unify different material, signs, and images. It is proposed that both philosophical and artistic compositions are realized within a common realm of abstraction and experience
Policies on the transition sysytem to the higher education: Proposal of a new model
Bu çalışmanın amacı, liselerde görev yapan öğretmenlerin ve lise son sınıf öğrencilerinin Türkiye'de yükseköğretime geçiş politikalarına ilişkin algılarının betimlenmesi ve yükseköğretime geçişe ilişkin yeni bir model önerisinin geliştirilmesidir. Ölçüt örnekleme ve maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemiyle belirlenen çalışma grubunu 2017-2018 eğitim ve öğretim yılında Mardin Merkez, Kızıltepe ilçe sınırları içerisinde bulunan Anadolu, Mesleki ve Teknik Anadolu ve Anadolu İmam Hatip liselerinde görev yapan 18 öğretmen ile bu okullarda öğrenim gören 18 lise son sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Bu çalışmada, nitel araştırma desenlerinden olgubilim deseni kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme yöntemiyle katılımcıların görüşleri alınmıştır. Nitel veriler, betimsel ve içerik analizine tabi tutularak yorumlanmıştır. Bu araştırmayla elde edilen bulgulardan bazı sonuçlar ise şunlardır: Türkiye'de yükseköğretime geçiş sistemi ve yapılan sınavlara ilişkin, öğrenci ve öğretmenlerin olumsuz algılara sahip oldukları, bu sınavların öğrencileri psikolojik olarak, sosyal açıdan ve aile ile iletişimleri bağlamında olumsuz etkilediği, fakat onların akademik bilgi seviyelerinin artışını olumlu etkilediği görülmüştür. Her iki gruptaki katılımcıların, yükseköğretime geçişte uygulanan önceki sınav sisteminde soru sayısının fazla olmasını olumlu, fakat sınavın haftalara yayılmasını ve puan türlerinin çok fazla olmasını olumsuz buldukları tespit edilmiştir. Yükseköğretime geçişte yeni sistem olan YKS ile ilgili olarak, sınavda soru sayısının azaltılması lise son sınıf öğrencileri ve öğretmenler tarafından olumsuz görülürken; oturum sayısının ve puan türlerinin azaltılması, olumlu bulunmuştur. Öğretmenlerin ve lise son sınıf öğrencilerinin büyük çoğunluğu lise türüne göre sınavların yapılması ve sınavda alanla ilgili soruların sorulması yönünde görüş bildirmişlerdir. Bazı katılımcıların ise yetenek ve ilgilere göre ya da ortaöğretim başarı puanına göre değerlendirme yapılmasını istedikleri araştırma bulguları arasında yer almaktadır. Yapılan çalışma sonucunda mevcut sınav sisteminin olumsuz etkileri ve katılımcıların görüşlerine dayalı olarak yükseköğretime geçişte yeni bir model önerisi sunulmuştur. Yükseköğretime geçişte önerilen yeni modelde öğrencinin ortaöğretim başarı puanının %25'i, ortaöğretimde faaliyetlere katılımının ve ürettiği projelerin %25'i ve yükseköğretime giriş sınav puanının %50'si alınarak elde edilen puanın aritmetik ortalaması hesaplanır. Aday, elde edilen bu puan ile yükseköğretime geçiş hakkı elde eder.The purpose of this study is to describe views of high school teachers and students on policies on the passing to the higher education in Turkey and to develop a proposol of a new model. Sample of the study consist of 18 teachers working in high school and 18 senior of high school students determined by criterion sampling and maximum variation sampling from Anatolian, Vocational and Technical Anatolian and Imam Hatip high schools of Mardin and Kızıltepe county in 2017-2018 academic year. Phenomonological design was used for that research and participants' views were taken by semi-structured interview method. Qualitative data was obtained by interview and analyzed with descriptive and content analysis. According to the results; It has been observed that teachers and the senior of high school students (12th grades) have negative thoughts about transition system to higher education and exams done in Turkey and that those kind of exams have affected students negatively in terms of physhological, social and communication with family but affected students in a positive way in terms of increase in the level of academic knowledge of students. In addition, teachers and the senior of high school students were found to think it positive that there were lots of questions in the previous exam system applied in entrance to higher education in Turkey but they found it negative that there were several score types and too many sessions lasted a few weeks in the previous exam system. Besides, Teachers and the senior students found it negative to reduce the number of questions at the Higher Education Institutions Examination (YK but found it positive to reduce the number of sessions at the YKS and to include only one week coverage of the YKS. It has been seen that most of the teachers and the senior of high school students gave comments and advices such as applying exams specific to different types of high school, asking only particular subjects. Some of the teachers and the senior of high school students' wishes to make evaluation according to the students' abilities and aptitude or student's cumulative grade of success in high school are among the research findings. At the end of that research, proposal of a new model on the passing to the higher education was presented depending on the negative effects of the present exam system and views of the participants. In new model proposed for passing to higher education in Turkey, twenty five percent of student's high school success point, 25 % of student's participation to activities in high school and student's projects and 50 % of student's point taken from the university entrance exam are taken and calculated the arithmetic average of those points. Applicant gains right to access to higher education with this point
Gender phenomenon in the classical, modern, and feminist utopias on the context of social philosophy
Ütopya edebiyatının temel amacı, gelecekte arzu edilen kusursuz toplumun kurulmasıdır. Bu yeni ve mükemmel toplumun kurgusu yapılırken; ütopya yazıldığı dönemin toplumsal, siyasal ve ekonomik şartlarından yoğun olarak etkilenmektedir. Ütopyalar genellikle klasik ve modern olmak üzere 2'ye ayrılmaktadır. Klasik ütopyanın karakteristik özelliklerine bakıldığında var olan toplumlardan farklı, onlardan yalıtılmış bir toplum ve merkezi yönetim kurgulanarak, söz konusu toplumda yaşayan tüm bireylerin sosyo-ekonomik refah ve mutluluğunun yükseltilmesi amaçlanmaktadır. Bu kategoride nitelendirilen ütopyalarda, var olan toplumdan farklı olarak kadının statüsünde ve şartlarında görece bir iyileştirme olsa da, işbölümü ve kadının özel alan içerisindeki konumunda var olan toplumsal cinsiyet rollerine göre bir düzenleme sürekli olarak mevcuttur. 19. yüzyıl ile birlikte Avrupa'da ortaya çıkan ekonomik, siyasal ve toplumsal gelişmeler ve dönüşümler ile birlikte ütopya edebiyatını da etkilemiştir. Bu dönemde ortaya çıkan ütopik eserler ise modern ütopya kategorisi altında değerlendirilmektedir. Bu dönem ütopyaları içerisinde ayrı olarak feminist ütopyalardan ayrı bir başlık altında değerlendirilmektedir. Modern ütopyalar, merkezi otoritenin zayıfladığı veya ortadan kalktığı, toplum yerine bireyselliğe daha çok önem verilen toplumları kurgulaması açısından klasik ütopyalardan farklılaşmaktadır. Bu dönem ütopyalarında erkek yazarlar tarafından yazılan ütopyalara bakıldığında klasik ütopyalarda görüldüğü gibi ataerkil bir bakış açısıyla kurgulandığı görülmektedir. Feminist ütopyalarda ise bireysel özgürlüğü baz alan insanlar arası iletişimin değerli görüldüğü ve özellikle de ataerkil ideolojinin sorgulanarak irdelendiği; bu duruma karşı alternatif toplumsal kurguların üretildiği bir ütopya türü olarak ataerkil bakış açısıyla yazılmış ütopyalardan, özellikle de klasik ve modern ütopyalardan farklılaştığını görebilmekteyiz.The main purpose of utopias literature is to establish the flawless society that is desired to be established in the future. Fictionalizing this entirely new and perfect society is being intensely influenced by the social, political and economic conditions of the day being constructed. In general, utopias are split into 2 groups as modern, and classical. When examining the characteristic features of the classical utopia, while fictionalizing; being different and isolated from existed societies and centralized management, it is aimed to increase socioeconomic well-being and happiness of the all individuals who lives in aforementioned society. Although there is a relative improvement in the status and conditions of women in the classical utopias, unlike the existing society, there is always a regulation according to the gender roles that exist in the division of labor and the position of women in the private sphere. Utopias literature are influenced associated with 19th Century European economic, political, and societal developments and transformations. The utopian works that emerged during this period are evaluated as the modern utopia category. In the modern utopias period, feminist utopias are evaluated under the different title. Modern utopias are differentiated from classics with regard to fictionalize the weakening or collapsing of the centralized management, and societies in which attaching more importance to the individual rather than the society. When we look at the writings written by male writers in modern utopias period, it is seen that they are constructed from a patriarchal point of view that is not different from classical utopias. We can see that feminist utopias are based on individual freedom, interpersonal communication is valued and in particular, patriarchal ideology is examined and questioned and producing the alternative social constructs against it that are differentiated from utopias written from patriarchal perspective, especially from classical and modern utopias