Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Ulusal Bakış Açısı: Ankara Resim ve Heykel Müzesi
Özet BildiriTürkiye yirminci yüzyılda siyasi ve sosyal değişimlerle kendi tarihini revize etti, en önemli örnek 1923
yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması oldu. Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938) modern bir Türk
kimliğini oluşturmak amacıyla 1923 tarihinde girişimlerine başladı. Sanat, modernleşme ve batılılaşma
politikaları yoluyla ülkenin uluslararası statüsünü sık sık yansıtmak için tutarlı bir ulus anlatısı oluşturmak
için Türkiye’nin siyasi gündemine girdi. Türkiye'de milliyetçiliğin en önemli örneklerinden biri Ankara Resim
ve Heykel Müzesidir. Müze içinde Türk sanatçılar ve onların yarattığı Batılılaşmış tarzda eserleri
sergileniyor. Bu makalede, Türkiye'de 20.yüzyıl boyunca modern ulusal kimliğin temsili ve inşasında
Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nin rolünü tartışıyorum. Diğer bir yandan, ülke kendine özgü ve tarihsel
şartlara bağlı sorunlarla karşı karşıya kaldı. Bu çalışma içerisinde tüm bu konuların cevaplarını Ankara
Resim ve Heykel Müzesi özelinde ele alıyorum. Aynı zamanda, milliyetçi bakış açısı içinde müzenin
kuruluşu, müze koleksiyonunun içeriği, müzenin bulunduğu kentteki yerleşim konumu ve milliyetçi bakış
açısındaki liderliğini tartışıyorum. Ayrıca bu çalışma, yirminci yüzyılda sanat ve sanat kurumlarının
gelişmekte olan ülkelerde nasıl kullanıldığına dair daha geniş kalıpları belirliyor
Eskişehir İli Tarih Öncesi Arkeolojisi Yüzey Araştırması (I) 2017
Eskişehir İli'nin tarih öncesine ilişkin gerçekleştirilen yüzey araştırması kapsamında bir çok buluntu alanı tespit edilmiştir. 2017 yılında Seyitgazi ve Alpu ilçesinin bir kısmı araştırılmıştır. Yapılan ilk gözlemler sonucunda Alt ve Orta Paleolitik Dönemi karakterize eden bulgularla karşılaşılmıştır
Mardin Siege of the Ilkhanidsand Their Relations with Melik Said and Melik Muzafferuddin accordingAhmet Tebrizi’s Şehinşahname
Tarihte, Mardin ve civarının Moğollar tarafından ele geçirilmesine dair çeşitli kaynaklardan elimize ulaşmış muhtelif bilgiler mevcuttur. Bu kaynaklardan birisi de 14. yüzyılda Ahmed Tebrizî tarafından Farsça yazılmış 1800 beyitlik Şehinşahname, diğer adıyla Cengiznameadlı manzum eserdir. Eserde, İlhanlılar döneminin 1337 yılına kadar yaşanan önemli olaylar anlatılır. Eserde Mardin ve Nusaybin bölgesinin Moğol/İlhanlı saldırıları da ayrıntılı şekilde tasvir edilmiştir. Özellikle Mardin Artuklu Sultanı Melik Said ve oğlu Muzafferüddin döneminde Hülagu ile yaşananlar, savaşlar ve antlaşmalar ile İlhanlılarla olan ilişkiler eserde detaylı olarak sunulmuştur. Bu çalışmada; eserin tanıtımı, İlhanlılarla Mardin Artuklu Melikleri arasında yaşanmış savaşlar, kuşatma ve antlaşmalar,Mardin Kalesi’nin İlhanlılar tarafından ele geçirilişi ele alınıp değerlendirilecek ve ayrıca konu ile ilgili Farsça beyitler tercüme edilerek aktarılacaktır.In the history there are various information obtained from various sources about the conquest of Mardin and its surroundings. One of these sources is a poetic work entitled Şehinşahname also known as Cengizname, which is an 1800-couplet written in Persian by Ahmed Tebrizî. The work tells about important events in the Ilkhanids period until 1337. Attacks by the Mongol / Ilhanid on Mardin and Nusaybin region have been portrayed in detail. Particularly in the period of Mardin Artuklu Sultan Melik Said and his son Muzafferüddin, relations, wars and treaties with Hülagu, and relations with Ilkhanids are given in detail this work. In this article, the introduction of the work, the wars, the siege and the treaties between the Ilkhanids and the Mardin Artuklu Melikleri, the capture of the Mardin castle by the Ilkhanids together with translation of the related couplets will be dealt and evaluated
The Review and Evaluation on The Refusal Matter in The Islamic Inheritance Law
İslam dininin hakların riayetine son derece önem verdiğini gösteren örneklerin
belki de en önemlisi miras paylaşımıdır. Nitekim bu paylaşım, kişinin vasiyet etmeye
gerek kalmaksızın, ölümünden sonra malının hakkaniyete uygun şekilde akrabaları
arasında ne biçimde ve oranda taksim edilmesi gerektiği bizzat şari‘ tarafından belirlenmesinden ibarettir. Bu bağlamda Miras hukukuna ilişkin meselelerin büyük bir
bölümü, Kur’an ve sünnetin açık naslarıyla beyan edilmiş olmasından ihtilafa konu
olmamıştır. Buna mukabil, nasların açık ifadeleriyle varit olmadığı için hukukçular arasında ihtilafa konu olmuş meseleler de yok değildir. İşte bu meselelerin en
önemlilerinden biri de hiç şüphesiz red meselesidir. Hisse sahiplerinin paylarından
arta kalan mirasın, tekrar onlar arasında payları oranında dağıtılması şeklinde ifade edebileceğimiz red, sahâbe döneminden itibaren tartışma konusu olmuştur. Bu
çalışmada sahâbe döneminden başlayarak reddin meşru olup olmadığına ilişkin
görüşlerin ve bu görüşlere destek mahiyetinde ileri sürülen delilerin irdelenmesinin ardından karşıt görüşler, karşılaştırılarak değerlendirilecektir. Sonrasında red
çözümünün şekil ve örneklerine yer verilecektir. Ayrıca çalışmada reddin Kur’an’ınyaptığı miras paylaşımına aykırı olup olmadığı, cumhurun karı-kocayı red paylaşımının dışında tutmalarının hakkaniyete uygun düşüp düşmediği gibi önemli
sorulara cevap aranacaktı
Protective properties of kefir on burn wounds of mice that were infected with S. aureus, P. auroginasa and E. coli
Burns and burn wounds are very sensitive to infections and cause a large amount of death worldwide. Although burn wound is sterile at the beginning, because of the risk factors such as prolonged hospital stay, immune suppression and burn affecting large surface area, colonisation with Staphylococcus aureus, Pseudomonas aeruginosa and Escherichia coli occur. For the burn therapy, one of the most important ways is to control bacterial infections. A probiotic fermented milk product kefir has antioxidant, antimicrobial, antiinflammatory, anticancer and various health promoting features. This study aims to examine possible protective properties of kefir which was used on the burn wounds that were infected with S. aureus, P. auroginasa and E. coli. Swiss albino / Balb-c mice were seperated into four groups: (1) used as control group, (2) second-degree burn model+ burn wounds were infected with P.aeruginosa + S.aureus + E.coli, (3) second-burn wounds were treated with sterile pads dressed with kefir and (4) second-degree burn+burn wounds were infected with P. aeruginosa + S.aureus +E.coli before being treated with sterile pads dressed with kefir. The serum biochemical results verified the histopathological results and our findings showed that kefir is an effective product with cell-protecting properties
The Effect of Perceived Food and Beverage Image of Destination on Revisit
Günümüzde teknolojinin gelişmesi, ulaşım olanaklarının artması ve insanlardaki gezme görme isteği ile merak güdüsü onları seyahate
yönlendirmektedir. Seyahatlerin artması, bölge turizmini geliştirmekte ve bölge halkına turizm bilincini aşılamakta gelen ziyaretçilere de
farklı deneyim kazandırmaktadır. Gerçekleştirilen bu turistik faaliyetlerde yiyecek ve içecek tüketimi günlük yeme-içme alışkanlıklarının
bir tekrarı olmayıp, farklı ve daha önce tadılmamış lezzetler/gıdaları tatmayı kapsayan çekici bir deneyimi oluşturmaktadır. Yüksek tatmin
sağlanmış bir tatil deneyimi turistlerin destinasyon algısına pozitif yönde etki etmekte ve aynı zamanda tekrar ziyaret niyetinde de etkili
olabilmektedir. Ziyaret edilen destinasyonun yöresel yemeklerinin lezzetleri, gelen ziyaretçilerin bölge hakkındaki tarihi, sosyo kültürel
algılarına ek olarak yörenin imajına olumlu katkı sağlayabilmektedir. Buna paralel olarak da araştırmanın amacı farklı motivasyonlar
ile turistik faaliyetlere katılan turistlerin, ziyaret edilen bölgedeki yiyecek ve içeceklerin lezzetinin nasıl bir algı yarattığı ve destinasyon
seçiminde yöresel yemeklerin rolünü ortaya koymaktır. Araştırmanın çalışma alanı mutfak kültürü açısından zengin olan Güneydoğu
Anadolu Bölgesi seçilmiş olup bölgedeki Adana, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Mardin ve Şanlıurfa illerini farklı amaçlarla ziyaret eden
turistler arasından seçilen 390 ziyaretçi araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmanın yöntemi ise nicel araştırma yöntemlerinden
anket tekniği ile veri toplama oluşturmaktadır. Verilerin analizinde mutlak ve yüzde değer faktör analizi, basit regresyon ve çoklu regresyon
analizi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan ziyaretçilerin yarısından fazlası 18-44 yaş aralığında, ön lisans ve lisans eğitime sahiptir.
Ziyaretçilerin ortalama %84’ü bulundukları destinasyonu daha önce ziyaret ettiklerini belirtmişlerdir. Yapılan basit regresyon analizine göre
destinasyon imajı üzerinde yöresel yemeklerin anlamlı pozitif bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.Today, with the development of technology, increasing transportation possibilities and people desire to wander, the motive of curiosity
leads them to travel. The increase in the travels improves the tourism of the region and instills the awareness of tourism to the people of the
region. Food and beverage consumption in these touristic activities is not a repetition of daily eating and drinking habits but an attractive
experience involving tasting different and previously non-tasted flavours/foods. A highly satisfied holiday experience has a positive effect
on tourists’ perception of destination and can also be effective in their intention to visit again. In addition to the historical and socio-cultural
perceptions of the visitors, the tastes of the local dishes of the visited destination can contribute positively to the image of the region.
In parallel with this, the aim of the study is to reveal the perception of the taste of the food and drinks of the tourists visiting the region
with different motivations and the role of local dishes in the selection of destinations. The study area of the research is the cities from the
Southeastern Anatolia Region as Adana, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Mardin and Şanlıurfa which has an importance in culinary culture
and 390 visitors selected among the tourists who visit these provinces for different purposes. The method of the research was collected
by using the questionnaire technique, one of the quantitative research methods. Absolute and percentage value factor analysis, simple
regression and multiple regression analysis were used in the analysis of the data. More than half of the visitors included in the research have
18-44 age group associate and undergraduate education. On average, 84% of the visitors stated that they had visited their destination before.
According to the simple regression analysis, local dishes had a significant positive effect on the destination image. Questionnaire technique,
one of the quantitative data collection methods was used in the study. Absolute and percentage value factor analysis, simple regression and
multiple regression analysis were used in the analysis of the data. More than half of the visitors included in the research are between the ages
of 18-44 and have associate degree and undergraduate education. 84% of the visitors stated that they have visited the destination before.
According to the simple regression analysis, it was determined that local dishes had a significant positive effect on the destination image
German Orientalism and the Persian Literature in the Islamic Period: Josef von Hammer-Purgstall (1774–1856) as an Example of Literary Interlacing
Avrupa‘da İslami dönem Fars dili, kültür ve edebiyatına duyulan ilginin tarihi oldukça
eski bir geleneğe dayanmaktadır. Çeviri hareketleri bağlamında düşünüldüğünde
İslami dönem Fars edebiyatının Avrupa ile metinsel temasının 17. yüzyılda başladığı
söylenebilir. Coğrafya ve kültüre duyulan yakın ilgi seyyahların dil ve edebiyata
ilgisini de beraberinde getirmiştir. Bu dönemde birçok Alman seyyah Safevi ülkesine
seyahat etmiş ve tarih, kültür, dil ve İslami dönem Fars edebiyat üzerine geniş bilgiler
toplayarak bunları Batı’ya aktarmıştır.
1634 yılında Fars edebiyatı klasiklerinden olan Şeyh Sa‘dî-i Şîrâzî’nin Gülistan
adlı eseri Fransız oryantalist André du Ryer (1580-1660) tarafından Fransızcaya
çevrilmiştir. Friedrich Ochsenbach (1606–1658), söz konusu çeviriyi 1636 yılında
Fransızcadan Gulistan, das ist, Königlicher Rosengarten/Gülistan, Kraliyet Gül Bahçesi
başlığı ile Almancaya çevirmiştir. Safevi ülkesinde medreselerde Farsça öğrenerek
Sa‘dî’nin eserleri ile tanışmış olan Adam Olearius/Ölschläger (1600–1671), Almanya’ya
döndükten sonra Safevi elçisinin yardımıyla Gülistan’ı 1654 yılında Persianische
Rosenthal/Fars Güller Vadisi adıyla Almancaya çevirmiştir. 18. yüzyılın sonlarına doğru
Avrupa’da Hâfız-ı Şîrâzî ve Şeyh Sa‘dî-i Şîrâzî gibi İslami dönem Fars şairlerinden
Batı dillerine yapılan edebi metin çevirilerdeki artış oryantalistlerden şairlere kadar
Almanca konuşulan dünyada da etkisini göstermiştir. Bu zaman dilimi Doğu ve Batı
arasında ilişkide bir dönüm noktası olarak düşünülebilir. 19. yüzyılın ise ilk yıllarında
diplomat, seyyah, tüccar ve oryantalistlerin yaptıkları çeviriler ile başlayan ve gelişen
edebî oryantalizm Almanca konuşulan dünyada Doğu’dan Batı’ya bir Fars şiiri çeviri
külliyatı bırakmıştır. Söz konusu külliyatın oluşumunda oldukça önemli bir yerde
duran Avusturyalı oryantalist Josef von Hammer-Purgstall (1774-1856), Vinzenz
Rosenzweig von Schwannau (1791-1865), Valentin von Huszár (1788-1850), Johann
Wolfgang von Goethe (1749-1832), Friedrich Rückert (1788-1866) ve August von
Platen (1796-1835) gibi aydınlanmacı, klasik ve romantik akımdan ve birçok düşünür
şair ve oryantalistin Fars dili ve şiirine ilgi duymalarında önemli bir etki bırakmıştır.
Hammer-Purgstall’ın İslami dönem Fars şiiri çevirilerinden literal bir ağ yarattığınıiddia eden bu çalışma, onun çevirilerinin Alman edebi oryantalizminin inşa ve kurumsallaşmasında nasıl bir rol oynadığını
incelemektedirThe interest in Persian language, culture and literature in the Islamic period in Europe dates back to a very old tradition.
From the point of view of the translation activities, it can be said that the textual contact with the Persian literature in the
Islamic Europe began in the 17th century. Due to their strong interest in geography and culture, travelers began to concern
themselves with language and literature. During this period, many Germans travelled to the lands of the Safavids. They
gathered extensive knowledge about history, culture, language and Persian literature in the Islamic period, and transferred
it to the West.
In 1634, the French orientalist André du Ryer (1580-1660) translated into French Sheikh Saadi’s Gulistan/The Rose Garden,
which is considered to be one of the classics of Persian literature. In 1636, Friedrich Ochsenbach (1606–1658) translated
this work from French into German under the title of Gulistan, das ist, Königlicher Rosengarten/Gulistan, Royal Rose Garden.
Adam Olearius (Ölschläger 1600-1671), who learned Persian in the Safavid madrasas, became acquainted with the works
of Saadi. After his return to Germany, he enlisted the help of the Persian ambassador, and in the year 1654, translated
Gulistan into German under the title Persianisches Rosenthal/Valley of the Persian Roses. During the latter part of the 18th
century, the increase of translation activities of literary texts of the Persian poets from the Islamic period, such as Hafez
Shirazi and Sheikh Saadi-i Shirazi into Western languages in Europe had an impact on German-speaking orientalists and
poets. This period can be considered as a turning point in the relationship between Orient and Occident. The early years
of the 19th century, literary Orientalism, which began and developed with the translation of diplomats, travelers, traders
and orientalists, left a corpus of Persian poetry to the German-speaking world. The Austrian Orientalist Josef von HammerPurgstall (1774-1856) occupies an important place in the formation of this corpus. Hammer-Purgstall’s translations made
Persian poetry available to classical and romantic thinkers, poets and orientalists. This article has two aims; to show that
Hammer-Purgstall created a literal network with his translations from Persian poetry in the Islamic period, and to determine
how great a role his translations played in the construction and institutionalization of German literary orientalism
Mahmut Kaya, Felsefe ve Ölüm Ötesi (İbn Sînâ, Gazzâlî, İbn Rüşd, Fahreddîn Râzî), (Klasik, İstanbul, 2013, 149 sayfa.)
Tarihsel süreç içerisinde birçok dinde ahiret inancının varlığını gösteren
pek çok bulguya rastlanmaktadır. Örneğin eski Mısırlılar, mumyalanmış
soylularını değerli eşyalarıyla birlikte tanrı Osiris’in heykelleriyle mezarlara
gömerken, Hindular yeniden bedenlenmeden, Budistler ise yeniden
doğumdan bahsetmektedir. Öte yandan Kur’an’da ahiret kelimesi yüz on beş
yerde tekrar edilmesinin yanı sıra yeniden diriliş, hesaba çekilme, cennet ve
cehennem konularına değinilmektedir. İnsanlar genellikle ahiret hayatının
varlığını kabul etseler de ölüm ve ötesi hakkında detaylı bir bilgiye sahip
değildirler. Bu nedenle ahiret hayatının mahiyeti, yeniden bedenlenme, ruhun
dirilmesi ve nefsin ebediliği gibi problemlere din başta olmak üzere felsefe,
tıp, edebiyat ve psikoloji gibi disiplinler çözüm üretmeye çalışmaktadır. Dinin
bu problemlere getirdiği çözümlerle beraber felsefenin de çabası
yadsınamayacak derecede önem arz etmektedir. İşte tam da bu noktada
Mahmut Kaya’nın Felsefe ve Ölüm Ötesi adlı eseri bu çabanın bir gereği olarak
ortaya çıkmıştır
Altın nanomalzeme sentezi ve karekterizasyonu
Nanobiyoteknoloji, nanobilim ve teknolojide çarpıcı ve en hızlı gelişen alanlardan biridir. Altın
nanopartikülleri (AuNP'ler), yeşil sentez ile herhangi bir yüzey aktif madde, stabilizatör ve kimyasal madde
kullanılmadanbıttım(Pistacia terebinthus) yaprak özütü kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen AuNP’lerin
karekterizasyonu UV-vis, SEM-EDX, XRD, FTIR ve TGA-DTA ile yapıldı. SEM-EDX, analizi incelendiğinde
sentezlenen nanomalzemelerin kristal boyutunun 100 nm’nin altında olduğu ve kristal yapısının küresel
olduğu anlaşılmaktadır. UV-vis, analizi verileri gösterdiki oda koşullarında farklı zaman aralıklarında
yapılan ölçümler sonucunda renk değişimi ile maksimum dalga boyunun 335 nm’de karesteristik pik verdiği
görüldü. XRD analizi verilerinden kristal yapılarının boyutu 14.37 nm büyüklükte olduğu hesaplandı. Ayrıca
çalışmamızda sentezlenen nanomalzemenin TGA-DTA analizi yapılarak nanoparçacıkların 1000 oC ‘ye
kadar dayanıklı olduğu rapor edild
A Study on Entrepreneurship Tendency of University Students: Example of Artuklu University, Faculty of Economics and Administrative Sciences
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin girişimcilik
eğilimlerinin belirlenmesidir. Bu amaç bağlamında Artuklu Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme, İktisat ve Siyaset Bilimi ve
Uluslararası İlişkiler bölümleri öğrencileri üzerinde bir uygulama
gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ölçüm tekniği olarak anket kullanılmıştır.
Veri analizi SPSS programı ve yapısal eşitlik modellemesi teknikleri
araçlığıyla yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda, üniversite öğrencilerinin
başarma ihtiyacı ve yenilikçi yapıları ile cinsiyetleri arasında anlamlı bir
farklılık belirlenmiştir. Ayrıca öğrencilerin aylık gelirleri ile güven duyguları,
yenilik, başarma ihtiyacı, kontrol odağı ve başarısızlığa karşı tolerans
bileşenleri arasında pozitif bir ilişki vardır. Ancak aylık gelir ile öğrencilerin
risk alma eğilimleri arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Öğrencilerin yaşları ile
yenilik, kendine güven, başarma ihtiyacı, kontrol odağı, risk almak ve
başarısızlığa karşı tolerans arasında anlamlı bir ilişki vardır. Öğrencilerin
genel not ortalamaları ve sınıfları ile girişimcilik boyutları arasında anlamlı
bir ilişki saptanmamıştır.The aim of this study is to determine the entrepreneurship tendencies of
university students. In this context, firstly the concepts of entrepreneurship,
entrepreneurship tendency, and university students were explained and then a research
study was carried out on the students of business, economics and political science and
international relations departments of Artuklu University. Questionnaire technique was
used as a data collection tool in the research. The analysis of the data was done using the
SPSS program and structural equation modeling techniques. As a result of the research, a
significant difference was determined between the gender needs of the university
students and their need for success and their innovative structures. On the other hand,
there is a significant relationship between students' monthly income and self-confidence,
innovation, need to succeed, locus of control and tolerance to failure. However, a
significant association between the risk-taking tendency of students with monthly income
has not been determined. There is a significant relationship between students' ages and
innovation, self-confidence, need to succeed, locus of control, risk-taking, and tolerance
to failure. There was no significant relationship between the students' overall grade
averages and classes and their entrepreneurship dimensions