Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
    5052 research outputs found

    MERKEZİ VE DOĞU AVRUPA GEÇİŞ EKONOMİLERİ İÇİN AB EKONOMİLERİYLE GELİR YAKINSAMASI ANALİZİ

    No full text
    ülkelerin refah seviyesine ulaşmak gelmektedir. Temeli Solow büyüme modeline dayanan yakınsama hipotezi, düşük gelirli ülkelerin yüksek gelirli ülkelere göre daha hızlı ekonomik büyüme performansı gerçekleştireceğini varsaymaktadır. Bu çalışmanın amacı Merkezi ve Doğu Avrupa geçiş ekonomilerinin Avrupa Birliği (AB) ortalamasına yakınsamasını analiz etmektir. Bu amaçla 1995-2021 dönemi için kişi başına düşen GSYH verisi kullanılarak panel CADF birim kök testi ile Lee ve Strazicicih (2003; 2004) yapısal kırılmalı birim kök testleri uygulanmıştır. CADF birim kök testi bulguları panel geneli için serinin durağan olduğunu dolayısıyla yakınsama hipotezinin geçerli olduğunu göstermektedir. Ülke bazındaki sonuçlarına göre ise; Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Letonya, Litvanya, Makedonya, Polonya, Sırbistan ve Slovenya serilerinin seviye düzeyinde durağan olduğunu dolayısıyla yakınsama hipotezin geçerli olduğu diğer ülkeler için ise geçerli olmadığı görülmektedir. Ülke bazında hipotezin geçerliliği yapısal kırılmaya izin veren Lee ve Strazicicih (2003; 2004) birim kök testi ile test edilmiştir. Test bulguları Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Estonya, Macaristan, Letonya, Polonya, Romanya, Sırbistan ve Slovenya verileri için hipotezin geçerli olduğunu göstermektedi

    Çağdaş Kentlerin Kurumsuzlaştırılması ya da Yeniden Kurumsallaştırılması

    No full text
    Çağdaş kentlerdeki kurumlar hızla değişip, yeni gereksinimlere yanıt ararken, ya ortadan kaldırılıyorlar ya da yeniden biçimlendiriliyorlar. Kimi eleştirel kent kuramcıları kent yaşamının aşırı derecede kurumsallaştığını ve buna bağlı olarak, bürokratikleştiğini ileri sürerler ki bu da onlara göre, esnekliğin ve kentin gereksinimlerine duyarlılığın yitirilmesine yol açar. Ancak bu çalışma çağdaş kentlerdeki kurumsuzlaştırmanın yalnızca, aşırı bürokratikleşmeye bir tepki olmadığını ortaya koymaktadır. Tersine, kurumsuzlaştırma toplumsal yaşamın pek çok yönünde yaygın bir bozulma olarak kendini gösterir ve politika, yönetim, ekonomi, araştırma ve bilgi üretimi, kültür, gündelik yaşam ve etik gibi kentsel topluma ilişkin birçok alanı etkiler. Bu bağlamda, bu ortak çalışmada kent toplumu için güvenilir ve düzgün işleyen kurumların varlığı ve kalıcılığının önemi vurgulanmaktadır. Çağdaş kentlerdeki kurumsuzlaştırmayı anlamak amacıyla derlenen bu kitapta konu geniş bir çerçevede ele alınmaktadır. Bunun için, eser Türkiye’deki ve dünyanın başka kentlerindeki kurumsuzlaştırma ve yeniden kurumsallaştırma dinamiklerini inceleyen çeşitli kuramsal ve deneysel katkıları bir araya getirmektedir. Bu sayede kentsel yapısal değişiklikleri ve bunda çeşitli aktörlerin oynadığı rolleri aydınlatmayı hedeflemektedir. Kentlerde kurumsuzlaştırma karmaşık bir dizi biçimde ortaya çıkabilmektedir. Bu biçimler arasında örneğin, insanların ve kurumların kentte yer değiştirdikleri banliyöleşme, üretimden tüketime geçiş, tarihsel kurum ve mekânların yok edilmesi, kamu arsalarının özelleştirilmesi, küresel kentler karşısında başka kentlerin göz ardı edilmesi ve kentlerin kaynakları ve mekânları üzerindeki ayrı yönetim düzeyleri arasındaki güç çatışmaları yer almaktadır. Bu biçimler, aynı zamanda, kentsel çalışmalarda ağırlıklı olarak, mekânsal değişim çevresinde dönen bir çözümleme çerçevesiyle ele alınsa da, kentlerin dayandığı kurumlarla olan etkileşimlerinin daha çok araştırılması gerekliliğine, bu kitapta dikkat çekilmektedir. Çalışmanın çok yönlü yaklaşımı hem kentlerin yaşayanları hem de politikacıları ve araştırmacıları için, kent ve kurum ilişkisini anlamaya yönelik bilimsel ipuçları barındırmaktadır

    DITERPENEOIDS AND ALZHEIMER

    No full text
    Salvia L. türlerinin halk arasında kullanımı ve bilim dünyasındaki önemi her geçen gün artmaktadır. Salvia türlerinin bu kullanımının ve öneminin çoğunlukla içerdikleri terpenoid bileşiklerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Doğal ürünlerde en bol bulunan bileşikler olan terpenoidler, bitkilerde farklı yapılara sahip bir dizi önemli ikincil metabolittir. Terpenoidler bitki büyümesi ve gelişmesinde, çevreye tepkisinde ve fizyolojik süreçlerde anahtar rol oynar. Hammadde olarak terpenoidler ilaç, gıda ve kozmetik endüstrilerinde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Terpenoidler, farklı etkileri ve farklı etki mekanizmaları olan karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu derlemede terpenoidlerin aktiviteleri ve mekanizmaları incelenerek terpenoid bileşikleri içerisinde önemli bir yere sahip olan diterpeneoidler üzerinde durulmuştur. Diterpen türlerinde oksijen ile daha kolay etkileşme görülmektedir. Bu yapısal farklılıkları nedeniyle doğal ürünler içerisinde diterpenler, en geniş biyolojik etkiye sahip bileşiklerdir. Alzheimer hastalığı, beyinde amiloid birikiminden kaynaklı olmakla beraber kolinerjik nörotransmisyon eksikliği ile, yaşlı nufüs üzerinde görülen yaygın bir demans şeklidir. Bu çalışmada, özellikle Salvia türlerinden ekstrakte edilen diterpeneoidlerin alzehiemer hastalığı üzerindeki etkileri ile ilgili çalışmalar derlenmiştir. Diterpeneoidlerin Alzheimer hastalığı üzerindeki çalışmaları in vitro ve in vivo şeklinde ayrı ayrı veri tabanları taranarak derlenmiştir. Sonuç olarak Salvia türlerinden ekstraksiyon ile elde edilen terpenoid türevi olan diterpenoidlerin, hala kesin bir tedavi seçeneği sunulamayan Alzheimer hastalığı üzerindeki etkinliği hakkındaki çalışmaların dikkate değer olduğu görülmektedir

    Çoruh Vadisinin Gastro Kültür Mirası: Yusufeli Mutfak Kültürü ve Yöresel Ürünleri

    Get PDF
    Bu çalışmanın amacı; Yusufeli mutfak kültürü ve yöresel ürünlere ilişkin çıktıları değerlendirerek sunmaktır. Bu kapsamda elde edilen veriler, Yusufeli’nde 2017 yılında yapılan gastronomi saha çalışmaları esnasında toplanmıştır. Bu kapsamda Çoruh Havzasında yer alan Yusufeli ilçe merkezi ve ilçeye bağlı 63 köy ve beldede yapılan saha çalışmaları neticesinde elde edilen veriler incelenmiştir. Saha çalışması kapsamında Yusufeli’nin geleneksel mutfak kültürüne hakim 60 yaş ve üstü bireylerle görüşmeler yapılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda Yusufeli mutfak kültürüne dair 303 yemek reçetesi, 117 yerel ürün tespit edilmiştir. Çalışmanın sonuç kısmında ise; Yusufeli mutfak kültürü ve gastronomik unsurları tanımlanarak aynı zamanda yöresel ürünlerin bölgenin geleneksel mutfak kültürüne nasıl yansıdığına ilişkin değerlendirmeler yapılarak, öneriler geliştirilmiştir

    Atriyal Fibrilasyonda Kanama Riski Belirleme

    Get PDF
    GİRİŞ risk faktörlerinin modifikasyonu ile AF’nin ve kullanılan ilaçlarının(özellikle de antikoagülan- ların) komplikasyonlarının azaltılması önem arz etmektedir. Persistan ve Permanent AF’li olgularda eş- lik eden komorbiditelerin daha fazla olması ve yaşın daha ileri olması gibi nedenlerle, Parok- sismal AF’li olgulara göre, AF nin komplikas- yonları ve özellikle de antikoaülasyon tedavinse bağlı kanama riski daha yüksektir. AF tedavisinde, tromboembolik olayların önlenmesi için kullanılan Vitamin K Antago- nisti (VKA) ve Yeni Nesil Oral Antikoagülan- ların (YOAK) faydası; iskemik inme riskinde azalma ile major kanama olaylarındaki artma arasındaki dengeye bağlıdır. AF’nin tromboembolik riskinin önlenmesi için kullanılan oral antikoagülan tedavilere bağ- lı meydana gelebilecek kanamalar için gelişti- rilmiş olan Kanama Risk Skorlamaları; ORBİT, ATRİA, HAS-BLED, HEMORR2HAGES, ABC Skorlamalarıdır. Kullanılan bu skorlamalar ve risk grupları tablolar halinde gösterilmiştir. HAS-BLED Skoru: 0-2 puan alanlar düşük kanama risk grubunda bulunurken, HAS-BLED Atriyal Fibrilasyon (AF), dünya çapında erişkin- lerde en sık görülen aritmidir. AF, populasyon- da morbidite ve mortalitenin önemli bir nedeni olduğundan dolayı, hastalara, toplum sağlığına ve sağlık ekonomisine önemli bir yüktür. AF’ nin prevalansı, erişkinlerde yaklaşık ola- rak %2 ile %4 arasındadır. Yapılan çalışmalarda daha uzun yaşam süresi ile genel populasyonda tanı konmamış AF oranının 2,3 kat daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. İlerleyen yaş, AF nin önemli bir risk faktörü olmakla birlikte, Diyabetüs Mellitüs (DM), Hi- pertansiyon (HT), Kronik Böbrek Hastalığı(K- BH), Kalp Yetmezliği(KY), Koroner Arter Has- talığı (KAH), Obezite, Obstrüktif Sleep Apne Sendromu (OSAS) gibi bazı risk faktörleri de AF gelişiminde önemli rol oynar. Avrupa kökenli index yaşı 55 olanlarda, ya- şam boyu AF risk tahmini 4 kişiden 1 kişiyken, son yapılan revizyon ile 3 kişiden 1 kişi olmuş- tur. AF’ nin artan bu sayısı ile AF’ nin kendisi- ne ve kullanılan ilaçlara bağlı komplikasyonları da artmıştır. Değiştirilebilir ve kontrol edilebili

    YENİ SANAYİLEŞEN ÜLKELERDE EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞÜN EKONOMİK BÜYÜMEYE ETKİSİNİN PANEL EKONOMETRİK ANALİZİ

    Get PDF
    Yirminci birinci yüzyılın ilk çeyreğinde küresel ölçekte iki ekonomik kriz yaşanmıştır. Gerek 2008-2009 küresel iktisadi kriz gerekse de Covid-19 pandemisi sonrası alınan para, maliye ve makro ihtiyati tedbirler devletin ekonomiye müdahalesini arttırmıştır. Artan kamu harcamaları ile devletin ekonomik büyüklüğü artmış ve uluslararası ticaret engellerinin artırılmasına yönelik politikalar tartışılmaya başlanmıştır. Bu durum, serbest piyasa ekonomisinin ve dolayısıyla ekonomik refahın belirleyicilerden biri olan ekonomik özgürlüğün iktisadi büyüme üzerindeki etkisinin yeniden incelenmesine zemin hazırlamıştır. Bu amaçla çalışmada, yeni sanayileşen 10 ülkede (Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Malezya, Meksika, Filipinler, Güney Afrika, Tayland, Türkiye) 2000-2020 dönemleri arasında ekonomik özgürlüğün ekonomik büyüme üzerindeki etkisi yeni nesil ekonometrik yöntemler vasıtasıyla analiz edilmiştir. Modelde ve değişkenlerde yatay kesit bağımlılığı belirlendikten sonra ikinci nesil testlerle panel birim kök ve eşbütünleşme sınaması yapılmıştır. Değişkenler arasında eşbütünleşme ilişkisi tespit edilmiştir. Yapılan CCE eşbütünleşme tahmincisi yardımıyla ekonomik özgürlüğün ve gayri safi sabit sermaye oluşumunun ekonomik büyümeyi arttırdığı görülmüştür. Ekonomik özgürlük, düşük vergilendirme ve özel mülkiyet güvencesi sağlayarak iktisadi aktörlerin çalışma isteklerini ve yatırım arzularını artırmaktadır. Bu çerçevede, mevcut çalışma büyüme amacına dönük olarak ekonomik özgürlüğü artıran politikaların desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır

    Loss of Identity in The Interaction of Rural Tourism And Traditional Housing

    No full text
    Kontrolsüz ve niteliksiz kentsel dönüşüm ve şehirleşme faaliyetlerinin, günlük yaşam pratiklerini monotonlaştırmasına ve doğal çevreyle olan ilişkisini koparmasına paralel olarak, bireylerin doğaya ve kırsal alanlara olan eğilimi artmıştır. Turizm faaliyetlerinin sürdürdüğü ivmelenme ile birlikte, yerel halkın beklentileri ve ihtiyaçları da bu yeni dinamiğe göre değişmiştir. Buna bağlı olarak bireyler, yaşam alanlarını turistlere yönelik olarak düzenlenmeye başlamış ve kullanım stratejileri geliştirmiştir. Bu süreçte, bölgesel kültürel ögeleri yansıtan geleneksel konutların kimliği de değişim sürecinden etkilenmiştir. Geleneksel konutlar; bölgesel kültürel, sosyal, iklimsel ve diğer faktörlere dayanarak belirli bir kimlik kazanmışlardır. Ancak, bu yapılar üzerinde gerçekleştirilen yanlış müdahaleler, özgün dokunun zamanla bozulmasına neden olmaktadır. Bu noktadan hareketle çalışmada, turizm hareketlerine bağlı olarak geleneksel konutlarda meydana gelen kimlik kayıplarının ortaya konarak geleneksel konutların sürdürülebilir kullanımının önemine dikkat çekmek amaçlanmaktadır. Bu amaçla çalışmada öncelikle kırsal turizm, geleneksel konut ve kimlik kavramlarına yönelik literatür araştırması yapılmış ve geleneksel konutlarda kimlik unsurları cephe, iç mekan ve avlu olmak üzere üç başlıkta ele alınmıştır. Ardından geleneksel konutlarda oluşan kimlik kayıpları cephe, iç mekan ve avlu üzerinden incelenerek örnekler üzerinden açıklanmıştır. Çalışmanın sonucunda geleneksel konutlarda yeniden işlevlendirme ve restorasyon çalışmaları sırasında yapıların kimlik öğelerine zarar verilmemesi gerekliliğinin sürdürülebilir korunma açısından önemi ortaya konmuştur

    Yoğun Bakım ve Bilinci Kapalı Hasta İle İletişim

    Get PDF
    Yoğun bakım hastaları ile iletişim ile ilgili henüz kabul görmüş genel bir yaklaşım bulunmamaktadır. Yeni yayınlarda özellikle teknolojik gelişmelerden yararlanılması dikkat çekmektedir. Hasta yakınlarının bir çok yayında yeteri kadar bilgilendirilmediklerini düşündüğü vurgulanmıştır. Çoğu hasta yakını ve yoğun bakımdan taburcu olan hastada posttravmatik stres bozukluğu yaşandığı belirtilmiştir. Tüm dünyada bu konudaki eksiklikler çalışmalara konu olmuştur. Hemşire ve doktorların standart eğitim müfredatlarının bu konuda eksik katıldığı eleştirilmektedir. Bu sebeple yoğun bakım ünitesi çalışanları iletişim konusunda ek eğitimler almalı ve eğitimde öğrendiklerini günlük pratiklerine eklemelidir. Hasta yakınlarına anlaşılır ve kapsamlı bilgi verilmelidir. Soru sormaları teşvik edilmelidir. Bu amaçla multidisipliner ekipler kurulabilir. Yoğun bakımlarda hasta ve yakını ile iletişime önem verilmesi yanında ekip içi iletişime de dikkat edilmelidir. Ekibe yeni dahil olanların korkmadan, çekinmeden soru sorabileceği ortam sağlanmalıdır

    Clinical characteristics of patients presented with primary adrenal insufficiency due to a p.R451W mutation in the CYP11A1 gene

    No full text
    Background and objective: The first and rate-limiting step of steroidogenesis is the conversion of cholesterol to pregnanolone which is catalyzed by the P450scc side chain cleavage enzyme (encoded by CYP11A1 gene-SCC). Homozygous recessive mutations of the CYP11A1 gene cause a global steroid hormone deficiency thereby disorders of sexual development in 46, XY individuals with a variable phenotype depending on the mutation characteristics. About 60 cases of SCC deficiency due to CYP11A1 gene mutation have been reported so far. The most common mutation is the c.1351C>T (p.R451W) mutation, which has been detected in 12 cases. We, herein, present the clinical characteristics of 14 cases presented with adrenal insufficiency due to p.R451W mutation in the CYP 11A1 gene. Design and method: Data were retrospectively collected from tertiary pediatric endocrine centers using a standardized proforma. Family history, presenting age, clinical, biochemical, and hormonal characteristics, treatment options, and the follow-up characteristics obtained during their latest follow-up visits were recorded. Results: 14 patients (M/F:7/7) from 10 consanguineous Turkish families were recruited. The mean age of the diagnosis was 3.8±2.4(Range: 1.04-8.5 years). All of the male subjects were completely virilized with no sign of DSD. The main presenting complaints were signs and symptoms of primary adrenal insufficiency. However, despite having signs and symptoms 3 subjects were diagnosed when investigated due to the history of their affected siblings. While glucocorticoid deficiency (elevated ACTH, low cortisol) was present in all cases, none of the male cases had undervirilization excluding androgen deficiency. Mild mineralocorticoid (MC) deficiency was detected in 10/14 of the cases which were recovered in 2 subjects during follow-up. More strikingly, one patient with no MC deficiency at presentation had developed a salt-wasting adrenal crisis during acute illness. Although a deterioration was detected in height SDS, there was not a statistically significant difference between height SDS at presentation (-0.64±1.4), at the latest follow-up visit(-0.90±1.4), and target height SDS (-0.63±0.6). Conclusion: In the present largest case series with a p.R451W mutation in the CYP11A1 gene our results confirmed a milder phenotype for all steroid hormones. Particularly lack of virilization defect in male subjects, and lack of salt-wasting crisis until a relatively late age of diagnosis suggested mild MC and androgen deficiency. Nevertheless, lack of MC deficiency at presentation does not exclude the risk of developing a salt-wasting adrenal crisis. Therefore special caution requires for patients with no MC replacement, particularly during acute illnesses

    Evaluation of the pleth variability index, perfusion index, and other physiological parameters after COVID-19

    No full text
    Objective: The aim of this study was to observe the changes in pleth variability index (PVI), perfusion index (PI) and other hemodynamic parameters in adult individuals who had had Coronavirus disease 2019 (COVID-19) and were currently living a normal life. A further aim was to draw attention to the fact that some hemodynamic changes after COVID-19 may cause long-term health problems. Patients and methods: A total of 174 adult individuals who had had COVID-19 and were currently living a normal life and 56 healthy individuals with similar demographic characteristics who had not had COVID-19 were included in the study. The PI, PVI, oxygen saturation (SpO2), pulse rate (PR), total hemoglobin (Hgb), oxygen reserve index (ORI), and blood pressure values were measured by Masimo Radical 7. The data of individuals who had and did not have COVID-19 before were compared. Results: The mean PVI (p = 0.008) and PI (p < 0.001) were significantly lower in people who had been exposed to COVID-19. Likewise, the mean of ORI, SpO2, and SpOC values was observed to be significantly lower in participants exposed to COVID-19 disease (p < 0.001, p < 0.001, and p = 0.006, respectively). The PVI had a positive correlation with body mass index (BMI) (r = 0.263, p < 0.001) and a negative correlation with SpO2 (r = -0.194, p = 0.003) and PR (r = 0.190, p = 0.004). Conclusions: The PVI, PI, and other physiological parameters could potentially be useful for monitoring COVID-19 patients and evaluating their response to therapy. We believe that people who have been exposed to COVID-19 may be more susceptible to other diseases; therefore, they should be subjected to regular clinical checks

    1,567

    full texts

    5,052

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mardin Artuklu University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇