Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
    5052 research outputs found

    ÖMER SEYFETTİN’İN BOYKOTAJ DÜŞMANI ADLI HİKÂYESİNİ EDEBİYAT SOSYOLOJİSİ BAĞLAMINDA OKUMA

    Get PDF
    Edebiyatın, psikoloji, tarih, sosyoloji gibi disiplinlerden beslenmesi edebî eserlere farklı açılımlar kazandırmaktadır. Özellikle de aynı kaynaklardan beslenen edebiyat ve sosyoloji ilişkisi sanat eserinin sadece estetik hazlarla değil aynı zamanda toplumsal hayatla da bağlantı içinde olmasını sağlar. Yaşadığı çevreyi ve toplumu hikâyelerine başarıyla yansıtan Ömer Seyfettin’in Boykotaj Düşmanı adlı hikâyesi edebiyat sosyolojisi bağlamında oldukça fazla veri sunmaktadır. Edebiyat sosyolojisinin genel bir çerçevesinin çizildiği bu çalışmada Ömer Seyfettin’in Boykotaj Düşmanı başlıklı hikâyesi sosyolojik bakış açısıyla irdelenmiştir. Eserin incelenmesinde dönemin toplumsal koşulları ve yazarın biyografisi metni çözümlemede sosyolojik argümanlar olarak kullanılmıştır

    Kültüre duyarlı psikolojik danışman ve kültüre uyumlu psikoterapi

    No full text
    Bu çalışmada çok kültürlü psikolojik danışma veya kültüre duyarlı psikolojik danışmayaklaşımı ile bu yaklaşımı esas alan psikolojik danışmanların sahip olması gereken yeterlikalanları incelenmiştir. Bu amaçla öncelikle kültür kavramı ve bu kavram çerçevesindepsikolojik danışma seanslarında neyin ele alındığı irdelenmiştir. Kültürel kodlar çerçevesindedanışanın kendi kültür kavramının seans içindeki etkisi ile danışanın kültür kodlarınınfarkında olarak onu koşulsuz kabul eden kültüre duyarlı psikolojik danışmanın, danışanıngelişimi üzerindeki etkisi tartışılmıştır. Ayrıca psikoterapi ekolleri, kültüre uyumlulukaçısından ele alınmıştır.Alanyazın taraması sonucunda, danışanların kültürel farklılıklarının yalnızca toplumungenelini yansıtmadığı, her bireyin ve ailenin kendine ait farklı kültür yapısının olabileceğibelirlenmiştir. Toplumsal olarak ırk, etnik köken, din ve sınıf gibi yapılar ön plana çıkarkencinsel yönelim, yaş, aile yapısı gibi bireysel ve ailevi öğelerin de bulunduğu görülmüştür.Bireysel öğrenmelerin ve kimlik oluşumlarının kültür içinde meydana geldiği, mevcut batımerkezli kişilik kuramlarının kültürel farklılıkları tanımlama ve açıklamada yetersiz olduklarıbelirlenmiştir. Bireysel perspektifin aktif olduğu psikolojik danışma ekollerinin toplummerkezli yapıları açıklamadaki yetersizlikleri ile göç ve toplumsal etkileşimden dolayı artançok kültürlü toplumsal yapıların sonucu olarak psikolojik danışmanların farklı kültürlerdekikişilerle çalışmaları, kültüre duyarlı psikolojik danışma hizmetlerinin önemini arttırmıştır. Bukapsamda kültüre duyarlı psikolojik danışmanların sahip olmaları gereken yeterliliklerin en azüç alandan ve bu alanların her birinin içerdiği üç boyuttan oluşması gerektiği görülmüştür. Buyeterlilik alanları; (1) psikolojik danışmanın kendi değerleri, varsayımları ve ön yargılarınınfarkında olması, (2) kültürel olarak farklı olan danışanların dünya görüşlerini anlama ve (3)danışanın kültürüne duyarlı psikolojik danışma hizmeti vermek için uygun teknik vemüdahaleler geliştirme ve bunları uygulama şeklinde ifade edilmiştir. Her bir yeterlik alanıiçinde yer alan boyutlar ise (a) inançlar ve tutumlar, (b) bilgi ve (c) beceri şekildebelirtilmiştir.Kültüre duyarlılık açısından ele alındığında son yıllarda Batı merkezli kişilik kuramlarınındiğer kültürlere uyarlanma çalışmalarının önem kazandığı fark edilmiştir. Özellikle batıya göçeden göçmenlerin kültürel normları dikkate alınarak kültüre uyarlama çalışmaları yapılmıştır.Başta ABD ve İngiltere olmak üzere birçok ülkede Müslüman toplumuna yönelik psikolojikdanışma ve kuram uyarlamalarının yapıldığı ancak bunların yeterli düzeyde olmadığıgörülmüştür. Benzer şekilde Türkiye’deki çok kültürlü yapı göz önünde bulundurulduğundaburadaki kültürel uyarlama çalışmalarının da yetersiz olduğu dikkat çekmiştir. BilişselDavranışçı Terapiler, kültüre duyarlılık açısından uyarlaması yapılan kuramların başındagelmiştir. Bu kuramın farklı kültürlere uyarlanmasının kolay oluşunu sağlayan başlıcaetmenler; (a) danışanın bilişsel çarpıtmaları üzerinde çalışıyor oluşu, ki bu yaklaşım ilekültür içindeki düşünsel çarpıtmaların farkındalığı psikolojik danışman tarafından kolay testedilebilmektedir, ve (b) kullandığı tekniklerin davranışçı yapısının fazla oluşu sayesindepsikolojik danışmanın danışan ile daha fazla işbirliği kurması ve daha fazla yönlendirici oluşu olarak belirtilmiştir. Sonuç olarak, batı merkezli kişilik kuramları ve psikolojik danışmaekollerinin farklı kültür ve toplumlarda kullanılabilmesi için bu kuram ve ekollerin iyianlaşılması gerektiği, kültüre uygunluk ve uyum sağlanmadan yapılan uygulamalara şüphe ilebakılmasının bireylerin ruh sağlığı açısından çok önemli olduğu değerlendirilmiştir

    COLLECTIVE MEMORY BUILT WITH THE VERNACULAR

    No full text
    Gündelik hayatta inşa ettiğimiz toplumsal gerçeklikler bizi yeniden üretir. Kolektif bellek, inşa edilen bu toplumsal gerçekliklerle oluşmaktadır. Bu çalışmada, kolektif bellek ile onu oluşturan toplumsal gerçekliklerden biri olan vernaküler arasındaki ilişki ele alınmakta vekonuya geleneksel konut fotoğrafları ile oluşturulan geçmiş imgesi üzerinden yaklaşılmaktadır. Benjamin'in ifade ettiği gibi; "Geçmişin gerçek imgesi uçucudur". O imgeyi ele geçirmeye çalışmak ise geçici karakterde olması gereken tarihsel gerçekliği sabitlemeye çabalamaktır. Bu ise hatırlama eylemini netleştirmek ya da hatırlananları pasifleştirmek istemek olarak yorumlanabilir. Türkiye'de vernaküler söylemlerin benzer amaçlar için kullanıldığı söylenebilir. Bu söylemlerde genellikle, geleneksel konutlarda geçen yaşama duyulan özlem ifade edilmektedir. Tarihsel olarak bakıldığında söz konusu evlerde yaşamanın, o günün insanları için olumsuz ya da zor denebilecek özellikleri olduğu bilinmektedir. Ancak söylemlerde ya evlerin olumlu yönleri seçilerek ya daevlere sonradan olumlu özellikler atfedilerek bunlar hatırlanmaktadır. Kısaca, nostaljik bir imge olarak görülen bu evlerle birlikte geçmiş idealize edilmektedir. Pratikte değişime açık ve yenilikçi kişiler, vernaküler söylemlerde bunun tam tersini ifade edebilmektedir. Bu durum günümüzde başka biçimlerde devam etmektedir. Örneğin son zamanlarda gündelik hayatımızda çok yer kaplayan sosyal medyada yer alan kimi paylaşımlarda bu durum görülebilmektedir. Mimarlık alanından ya da alan dışından, kurumsal ya da bireysel olabilen bu paylaşımlarda, geleneksel konut fotoğraflarıyla birlikte bu konutlarda bir zamanlar olduğu tahayyül edilen yaşam şekline ya da bu konutları inşa etme bilgisine duyulan hayranlık sıkça ifade edilmektedir. Bunlar, bugünün dünyasından yakınmak için yaygın araçlara dönüşmüştür. Çalışmada bu durum önemsenmekte ve bunun nedenleri üzerine düşünülmektedir. Vernaküler aracılığıyla tahayyül edilen geçmiş üzerine düşünmek için Orhan Cem Çetin'in "Aile" (2016) isimli bir fotoğraf çalışması yol gösterici olabilir. Çetin bu çalışmasında, günümüzde eskicilerde sıklıkla rastlanan siyah-beyaz aile fotoğraflarından birine kimyasal işlem uygulamıştır. Fotoğrafa yapılan bu müdahale, fotoğraftaki aile gibi ailenin fotoğrafının da değişiminin devam ettiğini ve her şeyi olduğu gibi fotoğrafın gerçekliğini de toplumsal olarak inşa ettiğimizi hatırlatmaktadır. Bu hatırlatma, geçmişi idealize etmek amacıyla bir nostalji nesnesi olarak kullanılan vernaküler için de yapılmalıdır

    Yitik Bir Miras: Karizmatik Dini Lider Hanna Dolabani’nin İzinde Hikmet Arayışı

    No full text
    21. yüzyıldaki sosyal etkileşimler her geçen gün yüzeyselleşmeye sürüklenmektedir. Sözün ve sözlü kültürün zayıfladığı, dijital dilin yükselişe geçtiği bu süreçte sosyo-kültürel yaşamın canlılığı, dinamikleri, derinliği ve ruhu aramızdan sıyrılarak yok olurken metal ve makine soğukluğunda bir ayrımlaşma da kendini gösteriyor. Bu süreç, adeta uyuşturucu gibi düşük yaş oranlarına varıncaya kadar yaygınlık kazanmış gibi görünüyor. Yaşamın ve hayatın özünü, daha doğrusu öz sorumluluğunu taşıyabilen insan sayısı her geçen gün azalıyor. Arayış heyecanı bile değerini kaybetmekte. Dijital kültürün yaygınlık kazanmasının yanı sıra hikmet ve irfan ehli örnek insanların yokluğu da bizi gitgide mekanik eylemsellik ve kurgusal konumlanmayla baş başa bırakıyor. Hikmet potansiyeli, git gide tüm dünyada yaygınlaşan mekanikleşme ve dijital arayüz formunun sosyal alanı dönüştürme tehdidiyle mücadele etmek için de önemlidir. Bu açıdan günümüzde hikmet ehlinin örnekliğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Kaldı ki bu coğrafya (genel olarak Osmanlı coğrafyası ve onun mirasçısı olan Türkiye, özelde ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Mardin), farklı din müntesiplerinin hikmet ve irfanıyla yoğrulmuş bir mayaya ve değere sahiptir. Süryani Kadim Ortodoks cemaatinden “Mor Filüksinos Hanna Dolabani” (1885-1969) bunlardan biridir. Çalışmanın konusu da belirtilen zaviyeden Hanna Dolabani’nin işaret ettiği “hikmet” ile ilgilidir. Bu doğrultuda öncelikle Hanna Dolabani’nin hayatı ve öne çıkan özellikleri üzerinde durulmuş, hikmet mefhumuna dikkat çekilmiştir. Çalışmanın sonunda ise ondan kalan mirasın günümüze ve geleceğe taşınabilmesi için örnek niteliğinde bazı sorumluluklara işaret edilmiştir

    Hemşirelik Öğrencilerinin Özyeterlilik Düzeyleri ile Psikomotor Becerileri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi

    Get PDF
    Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinin özyeterlilik düzeyleri ile intravenöz kateter yerleştirme psikomotor becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışmanın verileri Kasım 2017 ve Ocak 2018 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın evrenini bir hemşirelik fakültesinde öğrenim gören 2. sınıf öğrencileri (N=298), örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden öğrenciler oluşturmuştur (n=94). Verilerin toplanmasında “Birey Tanıcı Bilgi Formu”, “Genel Özyeterlilik Ölçeği” ve “İntravenöz Kateter Yerleştirme İşlem Basamakları Kontrol Listesi” kullanılmıştır. Çalışma sonucunda öğrencilerin özyeterlilik düzeylerinin orta düzeyde olduğu ve özyeterlilik düzeyleri ile İntravenöz kateter yerleştirme psikomotor becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Çalışmada sadece bir psikomotor beceri değerlendirilmiştir. Bu nedenle, özyeterlilik ve psikomotor beceriler arasındaki ilişkiye odaklanan ve diğer psikomotor becerilerin de kullanıldığı ileri araştırmalara gereksinim duyulmaktadır

    Corpuses of Kurd (21-22-47) in Alexandre Jaba’s Manuscripts Collection (Nûbar and Eqîdeya Îmanê)

    Get PDF
    Nûbar û Eqîdeya Îmanê du berhemên gelek girîng in di prosesa perwerdeya klasîk de û herwiha piştî xwendina Qur’anê xwendina van herdu berheman di nav Kurdan de weku çandeke berbelav tê dîtin. Lewma piştî telîfê gelek nusxeyên van berheman di nav Kurdan de hatine îstînsaxkirin. Destnivîsên ku di koleksîyona Kurdî ya Alexandre Jaba de bi navên Kurd 21, Kurd 22, Kurd 47 hatine tomarkirin, berhemên Ehmedê Xanî yên bi navê Nûbar û Eqîdeya Îmanê ne. Me di vê xebatê de van destnivîsên navborî nasandin û analîz kirin. Nasandina destnivîsan bi du awayî; ji alîyê teşe û naverokê ve hatiye kirin. Ji hêla teşeyê ve sernav, cins û rengê kaxizê, rengê nivîsê, kesê ku destnivîs îstinsax kirî ango mustensîx, tarîxa destnivîsê, rêzik, sitûn, rengê murekebê, agahîyên li ser bergê berhemê, hecm û xisûsîyetên bi vî rengî hatin ravekirin. Ji hêla naverokê ve jî di nav mecmu’eyan de kîjan berhem cih girtibin, mijarên wan, sernav û beşên wan, jêrenot, pasajên destpêk û dûmahîka wan hatin ravekirin. Berî ku ev danasînên teknîkî bên kirin, weku destpêk me di vê xebatê de qala Alexandre Jaba û serpêhatîya wî ya tomarkirina van destnivîsan kir. Herwiha piştî ku danerê van berheman; Ehmedê Xanî hat nasandin, di bin sernavekî din de me derbarê destnivîs û çapên Nûbara Biçûkan de yên ku ji berê ta niha hatine peydakirin û zêdekirin, hin agahî parve kirin. Herî dawî me van destnivîsên ku bi awayekî teknîkê hatin nasandin, ji hêla şêwaz û tarîxa îstinsaxa wan, ji hêla kêmasî û zêdehîyên wan ve berawird kirin. Me hin manendî û cudahîyên wan di encama vê berawirdkirinê de destnîşan kirin û li gorî vê yekê me destnivîsa tekûztir û ya bêtir nêzî ya resen, li gorî wan encaman dîyar kir

    Arthur Schopenhauer’de Evrim, Etik ve Estetik İlişkisi

    No full text
    Bu çalışmada istemenin kendisini farklı basamaklar halinde nesneleştirdiği, istemenin nesneleşme basamaklarında bir tür evrimsel süreç olduğu, evrimsel sürecin insanda son bulduğu ve bunun nedeninin ise insanın istemeyi susturma kabiliyeti olduğu gösterilecektir. Bunlara ek olarak estetik açıdan dehaların ve etiğe teslim olmuş bireylerin istemeyi durdurma kabiliyetlerinden dolayı evrimin insanda son bulduğu ortaya konacaktır. Ahlak ve sanat sayesinde istemeye “hayır” demenin, aynı zamanda acı çekmeye de “hayır” demek anlamına geldiği gösterilecektir. Schopenhauer açısından isteme; görünümlerin, fenomenlerin ya da tezahürlerin çeşitliliğini oluşturur. Fenomenler dünyasını mümkün kılan ve hem tekilin hem de tümelin özü olan istemenin yadsınması ya da reddedilmesinin ahlak ve sanat aracılığıyla nasıl mümkün olduğunu göstermek bu çalışmanın temel problemidir

    Hydrogen production by using Ru nanoparticle decorated with Fe3O4@SiO2–NH2 core-shell microspheres

    No full text
    Noble metals are commonly used in order to accelerate the NH3BH3 hydrolysis for H2 production as heterogeneous catalysts. The nanoparticles (NPs) of these metals can be applied as active catalysts in fluid reactions. Metal NPs included in the core-shell nanostructures emerged as well-defined heterogeneous catalysts. Additionally, unsupported NPs catalysts can be gathered easily among neighboring NPs and the separation/recovery of these catalysts are not efficient with traditional methods. For this reason, here, silica-shell configuration was designed which was functionalized with a magnetic core and amine groups and Ru NPs were accumulated on Fe3O4@SiO2–NH2 surface for H2 production from NH3BH3. Fe3O4@SiO2–NH2–Ru catalysts demonstrated high catalytic activity as long as it has a hydrogen production rate of 156381.25 mLgcat−1 min−1 and a turnover frequency (TOF) of 617 molH2molcat−1min−1 towards the hydrolysis dehydrogenation of AB at 30 °C. This result is significantly higher than most of the known catalysts

    Ideology in Outbreak Films: A Review of the Movies “Outbreak” and “Contagion”

    No full text
    Salgın hastalıklar insanlık tarihinin en önemli olgularından birisidir. Milyonlarca insan salgın hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmiş, büyük medeniyetler ve imparatorluklar salgın hastalıklar sonrasında çökmüştür. Ortaya çıkma sıklıklarının giderek artması ve 2000’li yıllardan itibaren hemen hemen iki üç yılda bir yenisinin başlaması, salgın hastalıklara yönelik ilgiyi artırmıştır. Dolayısıyla sinemanın da salgın hastalıklara olan ilgisi artmış ve giderek artan sayıda salgın konulu film üretilmeye başlanmıştır. Bu çalışmada Hollywood yapımı Tehdit (Outbreak, 1995) ve Salgın (Contagion, 2011) filmlerinin ideolojik arka planı çözümlenmiştir. Yapılan çözümleme sonucunda her iki filmde de otoriter bir yönetim anlayışının savunulduğu, demokratik hak ve özgürlüklere önem atfetmeyen, birey yerine devleti ve kamu güvenliğine öncelik veren, toplum yararı karşısında bireylerin yaşam hakkını hiçe sayan oldukça muhafazakâr bir ideolojinin hâkim olduğu bulgulanmıştır. Salgının başlaması ve yayılması bireysel kusur ve dikkatsizliğe, durdurulması ise bireysel başarı ve fedakârlığa indirgenmiş, sorunun ekonomik ve siyasal boyutları görmezden gelinmiştir. Ayrıca Amerikalılar dünyanın kurtarıcıları olarak kodlanırken Afrikalılar ve Çinliler hastalığın hayvanlardan insanlara geçmesine neden olan kişiler olarak etiketlenmiştir.Pandemics are one of the most important facts of history. Millions of people lost their lives because of pandemics, great civilizations and empires collapsed after pandemics. The increasing frequency of the occurance and showing up of new pandemics in almost 2-3 years from the 2000s on, has increased the interest in pandemics. Hence, the interest of the cinema industry for pandemics has increased and a growing number of movies on pandemics has been produced. In this study, the ideological backgrounds of two Hollywood films, i.e. Outbreak (1995) and Contagion (2011), are analyzed. As a result of the analysis, it has been found that in both films authoritarian management approach is supported, a rather conservative ideology which does not ascribe importance to democratic rights and freedom, prioritizes state and public security over individuals, disregardes the right of life of individuals against the benefit of society. The start and the spread of the pandemic was reduced to individual fault and carelessness while stopping it was reduced to individual success and altruism. Economic and political aspects were ignored. Besides, while Americans were coded as the saviors of the World, Africans and Chinese people were tagged as the ones who caused the illness to pass from animals to humans

    1,567

    full texts

    5,052

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mardin Artuklu University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇